İçimde Kim Var
Yazarı: Yekta Kopan
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: Mayıs 2004
Sayfa Sayısı: 168
Babasını hiç tanımayan, baba ve koruyucu özlemini, usta-çırak, baba-kız, öğretmen-öğrenci ilişkisi kurduğu bir yabancıda gideren Suna; babasının yerine bir yabancıya hayranlık duyan otelci genç Çiko; oğlunu hiç görmemiş, kendi dünyasında boğulmuş bir kayıp baba, Orson Cezmi; babasını eski bir filmde, İstanbul'un saklı köşelerinde kendi içsel yöntemleriyle arayan Metin; oğlunu yalanla büyüten, bütün hayatını bir yalan üzerine kuran Behice; Orson'un garip dünyasını paylaşan set işçisi Rıza; asla kesişmeyen paralel yaşamlarında mutsuzluklarıyla yoğrulanlar; ve bir insanın, herkesin zihninde farklı oluşan portresi. Yekta Kopan, acımasız bir yalan ve aldatma üzerine kurduğu romanında geç kalmış bir hesaplaşmanın tanıklığını yapıyor. Baştan sona bir film gibi akan, fondaki yağmurla, eski filmlerle, unutulmuş şarkılarla bütünleşen ve içinden akan hüzünle çoğumuzun yaşamına izdüşümler salan İçimde Kim Var, farklı bir baba-oğul hesaplaşması. Roman, kimin daha yalnız olduğu sorusuna yanıt ararken arkasında anlatılmamış hikayeler, sorulmadık sorular ve elbette tamamlanmamış hesaplaşmalar da bırakıyor.
KİTAP VE YAZAR HAKKINDA
1968 doğumlu Yekta Kopan, ilk, orta ve yüksek eğitimini Ankara’da (Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü) tamamladı. Edebiyat hayatı genç yaşta şiirlerle başlayan Kopan’ın şiir, deneme ve öyküleri; Yarın, Yeni Olgu, Milliyet Sanat, Çalıntı ve Kitaplık dergilerinde yayınlandı. “Fildişi Karası”, “Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri”(2002 Sait Faik Hikaye Armağanı) ve “Daha Önce Tanışmamış mıydık?” adlı hikaye kitapları yayımlanan Yekta Kopan, “İçimde Kim Var” ile romanı deniyor.
Camlara vurdukça damlalar
“İçimde Kim Var”ın, evlerin pencerelerini gecenin ilerleyen saatlerinde döven yağmur damlaları eşliğinde ilerleyen bir kurgusu var. Perdenin aralığından sızan cılız ışığın çağrısına uyan yağmur Metin Konur’un çalışma odasını gözlerken başlıyor hikayemiz; çocuk yaşta kaybettiği babasını hiç tanımadan annesi ve anneannesinin ellerinde büyümüştür genç adam. Metin Konur, romanın gövdesini oluşturan bu yağmurlu gece boyunca bir yandan Orson Welles’in “Yurttaş Kane” filmini çözümlemekle uğraşacak diğer yandan kendi hayatının muhasebesini yapacaktır..
Roman farklı zaman, mekan ve olaylara diğer roman kişilerinin kısa ama yoğun, her biri hüzün dolu hayat hikayeleriyle uzanırken hepsinin hayatını kesen ortak bir karakterin varlığını seziyoruz; Orson Welles’e benzerliği nedeniyle arkadaşları arasında “Orson” lakabıyla tanınan Yeşilçam emekçilerinden Cezmi Konur’dur onları birleştiren. Tutunamamışlıkları, hayatı ıskalamışlıkları aşikar olan bu insanları Orson Cezmi’yle ilişkilerini kişisel tarihleriyle birleştiktirdikleri bilinçlerinden yansıtıyor Yekta Kopan; babasının ölümüyle kolu kanadı kırılan, abisinin baskılarına dayanamayıp sinema okumak bahanesiyle İstanbul’a kaçan ve sığındığı Orson Cezmi’nin maddi zorluklarla geçen son günlerini paylaşan Suna’yı; genç kızlığında görüp aşık olduğu afilli delikanlı Cezmi ile evlendiğinde topu topu üç beş güzel ay geçiren, çocuğu Metin’i doğurduktan sonra boşanıp baba evine dönen, anılarını silmek için İstanbul’u terkedip Ankara’ya yerleşen, oğlunu yıllarca “baban öldü” yalanıyla büyüten ve yapayalnız ihtiyarlayan Behice’yi; Yeşilçam’da bir türlü dikiş tutturamamış, figüran kahvelerinde bile olsa esas oğlanlığı hiç tatmamış, bütün hayatını hayranı olduğu en yakın arkadaşı Cezmi’nin silik bir gölgesi gibi geçirmiş, onun ölümüyle düştüğü yalnızlık ve hiçlik duygularını öfkesiyle yoğurmuş Rıza’yı; Orson Cezmi’nin barındığı otelin -yoksulluğu, fiziki görünümü ve eğitimsizliği ile hayatını hep kaybedenler kulübünde tamamlayacağı muhakkak- komisi Çiko’yu kendi anlatımlarıyla tanıyoruz.
Anlatılan hikayeler bittiğinde Metin Konur’un hikayesi de tamamlanmış, Yurttaş Kane ve Orson Cezmi ile birlikte kendi sırrı da çözülen Metin Konur, muhasebesini denkleştirmenin huzuruyla ışıkları kapatmıştır artık. İşte yağmur “gitmesi gerektiğini, bu pencereyi, bu evi terk etmesi gerektiğini o anda anlıyor. Sokak köpeklerinin sesleri ambulans sirenlerine karışırken, bir daha arkasına bakmamak üzere uzaklaşıyor. Tam şehrin meydanlarının birinin üstünden geçerken gece boyunca yüklendiği sözlerin ağırlığını işitiyor. Hızla bırakıyor kendisini boşluğa. Söz dolu damlalar yere düştükçe bir ses yayılıyor sokaklara: Bütün oğullar bir gün hesaplaşmalıdır babalarıyla.”
Figüranlar Rene Girard, “Romantik Yalan, Romanesk Hakikat” incelemesinde pek azı iyi, çoğunluğu piyasa işi olan olan romantik metinlerde kişilerinin duygu, arzu ve düşüncelerinin yalnızca kendilerine ait, içten gelen, doğal ve “hakiki” olgular gibi aktarıldığını, oysa edebiyata gücünü ve güzelliğini veren romanesk söylemde kişilerin en doğal, en kendiliğinden görünen duygulanımlarının arkasında bile toplumsal belirlenmişliğinin varlığının sergilendiğini örnekleriyle vurgulamış, roman sanatının öneminin insan arzularının başka arzuların taklidi olduğunu, insanların hep kendilerine birer model seçtiğini, ama çoğu zaman da bunun farkında olmadıklarını ve kendi içtenliklerine kendilerini inandırdıklarını gösterebilmesinden kaynaklandığını ileri sürmüştü. “İçimde Kim Var”da karşımıza çıkan roman kişileri de işte böyle bir romanesk söylemle canlandırılıyorlar; Metin Konur, annesi Behice, babası Orson Cezmi, Cezmi’nin çevresindeki insanlar hep seçtikleri bir modelin, o modelin kışkırttığı arzuların peşindeler. Mesela Cezmi, hayranlık duyduğu, özdeşleştiği Orson Welles’i dış görünüşüne kadar taklit ederken Rıza, Cezmi’nin rüzgarına sessizce kapılmış, Behice’yi mutlu ev kadını, Suna’yı ise özgür genç kız düşleri yönlendirmiştir. Oysa Metin dışında, hiç biri taklit edilen hayatı dolduracak donanıma sahip değildir; taklit edenle edilen arasındaki bu uyumsuzluk, hayatlarına mutsuzluk kılığında geri dönecek ve onlar her zaman birer figüran olarak tüketeceklerdir ömürlerini.
İnsan, doğa ve eşyanın bütünleştiği zengin tasvirlerle başladığı romanında Yekta Kopan, bizle dünya, bizle başkaları, hatta bizle biz arasında bizim tahayyül ettiğimizden çok farklı ilişki ve gerçeklikler bulunduğunu, eşyanın ve dış olayların nesnel gerçeklikleriyle roman kişilerinin bunları algılama biçimleri arasındaki farklılıkları ortaya koymak için değişik bir yapıda kurgulamış romanını; mutlak bir gerçekliği vermek yerine o gerçeğin –ancak okuyucunun katılımıyla tamamlanabilecek- dağınık parçalarını serpiştirmiş hikayeye. “Parça parça yazmak” demişti Barthes da; “o zaman parçalar halkanın çevresine dizilmiş taşlardır: çepeçevre yayılıyorum: bütün küçük evrenim parça parça; merkezde, ne var?.. Parçaları ard arda getirmekle yetindiğimiz zaman, hiç düzenleme olanağı kalmaz mı diyorsunuz? Kalır: parça bir çevrimin müziksel düşüncesi gibidir: her parça kendi kendine yeter, gene de yanındakilerin aralığından başka bir şey değildir”.
Edebi bir metin kelimeler, cümleler, anlam birlikleri, temalar, kişiler, mekanlar, olaylar, olaylara bakış açısı gibi, aslında bir dolu heterojen tabakadan müteşekkildir ve edebi değer, bu tabakaların birbirleriyle ilişkilendirilmesiyle çıkar ortaya. Bir edebi eserdeki her unsurun ve ilişkinin o eserin değeri için gerekli olması, metinde gereksiz hiç bir unsurun ve ilişkinin bulunmaması ve bunlardan her birinin varlığının yalnız kendi hesabına rol oynamakla kalmayıp diğerlerini de etkilemesi sonucu sağlanan düzene “organik bütünlük” diyoruz. Yekta Kopan, “İçimde Kim Var”da böyle bir bütünlüğe ulaşırken hikayede olduğu kadar romanda da iddialı olduğunu kanıtlıyor.
A. Ömer Türkeş


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla