Sevdalı Tutsak

Yazarı: Jean Genet
Çeviren: Yaşar Avunç
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Basım Tarihi: Nisan 2005
Sayfa Sayısı: 428






KİTAP HAKKINDA
Jean Genet'ye yaklaşık yirmi yıl süren yazınsal sessizliğini bozduran son kitabı Sevdalı Tutsak’ı sunuyoruz bu kez. Yazarın 70'li yıllarda Filistinlilerin ve siyah Amerikalı devrimcilerin arasında yaşadıklarını anlattığı Sevdalı Tutsak,1986 yılında yayımlandığında yolunu şaşırmış, yaşlı bir aşırı solcunun yazdığı 'terörist' bir metin olarak yuhalansa da, Genet'nin edebiyatçı olarak değerinin bir kez daha teyit edilmesini sağlamıştı. Proust ve Celine'le eş tutulan yazarın ilk dönem yapıtlarının 'bütün o kutsal ateşi ve şiiri'nin Sevdalı Tutsak’ta da var olduğuna dikkat çekilmişti. Filistin halkının derin acısında esin bulan, İsrail'in Sabra ve Şatila'daki Filistin kamplarında giriştiği katliamlar karşısında şok geçiren Genet'nin bu yapıtında sanatını, siyasi duruşunu ve insanlığını bir arada buluyoruz. Zira yazar Sevdalı Tutsak’ta 1970-1984 yılları arasında Filistin kamplarında ve Amerika'da Kara Panterler'in yanında yaşadıklarını anlatmakla kalmıyor, edebiyat ve felsefe hakkındaki görüşünü, yaşam anlayışını, gerçek arayışını da büyük bir ironiyle ve bağımsız bir ruhla dile getiriyor. 'Gerçeğin içindeki güzelliği arıyorum, ' diyordu Jean-Paul Sartre'ın azizlik payesi verdiği Genet. Onun için gerçeğin peşinde koşmak belki de tek varoluş nedeniydi. Filistin, politik bir yansımadan çok geçmişi, kendisi ve bir halkla yüzleşme alanıydı. El Fetih'le çıktığı yolculukta gördüğü, hissettiği, yaşadığı her şeyin kendi yaşamında bir karşılığı vardı. İsyan eden halklar çekiyordu Genet'yi. Sevdalı Tutsak, gerçeğe ulaşmak uğruna görünenin altındakini amansızca kurcalayan, Filistin hareketi ve kendisiyle hesaplaşan bir yazarın acıyı, hüznü, ama aynı zamanda umudu da barındıran 'entelektüel' çığlığıdır. Genet uzmanı Albert Dichy'nin 'hastalığın ve ölümün gölgesinde' yazılmış ve yüzyılın son devrimcilerine ithaf edilmiş anıtsal bir yapıt olarak nitelediği bu kitabın, yazarın en önemli yapıtlarını okurla buluşturmak üzere çıktığımız yolculukta görkemli bir durak olacağı inancındayız.





YAZAR HAKKINDA
1910 yılında Camille Gebrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşında geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı, bu kez reşit olana kadar kalmak üzere çocuk cezaevini boyladı. 1930’ların sertliği ile ünlü bu ıslahhanesi Genet’i gerçek bir suçlu haline getirdi.
Islahhaneden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransa’dan firar eden Genet, pek çok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937’de Fransa’ya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942’de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı “Notre-Dome-Des-Flevrs”(Çiçeklerin Meryemi) yayımlandı. Ardından “Mirade de la Rose” (Gülün Mucizesi) geldi. Kitapları sayesinde tanıştığı Jean Coctequ’nun ısrarlı çabası sonucu özgürlüğüne kavuştu. Kaderi 1944’de Sartre ile tanıştığında bir kez daha değişecek ve dünya edebiyatı “underground” türünün en çarpıcı yazarlarından birisine kavuşacaktı.
Ard arda yazdığı roman, makale, tiyatro oyunu ve günlükleriyle savaş sonrası Fransa’sında bir anda yıldızı parlayan Genet, 1948’de çarptırıldığı müebbet hapis cezasından bizzat devlet başkanının çıkardığı özel afla kurtulunca, bu kez yer altı dünyasına dönmedi, kendisini tamamiyle edebiyata verdi. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 68 Mayıs’ında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerika solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterlerin ve İsrail’e karşı da Filistinlilerin yanındaydı. 1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulundu.