Zenciler

Yazarı: Jean Genet
Çeviren: Nami Başer
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Basım Tarihi: 2000
Sayfa Sayısı: 92







ARKA KAPAK
Çağımızın en aykırı yazarlarından olan Genet, şiir ve romanlarında ya kendini ya da kendine yakın bulduğu çevreleri anlatırken; oyunlarında, kendini özdeşleştirdiği, toplumun dışında yaşamayı seçen insan topluluklarını dile getirmiştir. Büyük Gözaltı'nda mahkumları, Balkon'da genelevde yaşayanları, Hizmetçiler'de hanımlarını ortadan kaldırmak isteyen hizmetçileri anlatan Genet, Zenciler'de ise Batı uygarlığının baskı altında tuttuğu siyah derilileri konu edinmiştir.

Amerika'daki Kara Panterler'i, onlarla beraber savaşacak kadar destekleyen Genet için zenci lider Angela Davis, 'O olmasa davamıza bu kadar sahip çıkamazdık' demiştir.

Batı uygarlığında akıl bir kontrol mekanizması, bir deli gömleği olarak kulanılmıştır. Beyaz adamın düzenine karşı çıkan zenciler, bilinçdışını, kontrol edilemeyen süreçlerin, baskı altına alınan bütün duyguların sembolüdür Genet'de. Dans, kendinden geçme, çığırından çıkma ve müzik belirleyici özelliklerdir. Yirminci yüzyılın büyük müzisyenlerinden Piere Boulez'e göre Zenciler, 'opera'ya yaklaşan bir yapıttır. Oyun, her şeyden önce, hızlı bir ritmin oluşturduğu bir ezgi olarak çıkar karşımıza; oyun içinde oyun, yabancılaştırıcı öğelerin çoğaltılması, seyirciyi tedirgin edici özelliklerin vurgulanması, yadırgatıcı konuların seçimi; birbiri ardı sıra gelen sahnelerin içine tadına doyum olmayacak bir ustalıkla yerleştirilmiştir. Her bölüm zamanı geldiğinde, bir darbe, bir vuruş, bir nağme özelliği taşır; sonra yerini bir diğer vuruşa, bir diğer nağmeye bırakır.

Okumalarına müziği de katmak isteyenler için...




YAZAR HAKKINDA
1910 yılında Camille Gebrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşında geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı, bu kez reşit olana kadar kalmak üzere çocuk cezaevini boyladı. 1930’ların sertliği ile ünlü bu ıslahhanesi Genet’i gerçek bir suçlu haline getirdi.
Islahhaneden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransa’dan firar eden Genet, pek çok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937’de Fransa’ya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942’de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı “Notre-Dome-Des-Flevrs”(Çiçeklerin Meryemi) yayımlandı. Ardından “Mirade de la Rose” (Gülün Mucizesi) geldi. Kitapları sayesinde tanıştığı Jean Coctequ’nun ısrarlı çabası sonucu özgürlüğüne kavuştu. Kaderi 1944’de Sartre ile tanıştığında bir kez daha değişecek ve dünya edebiyatı “underground” türünün en çarpıcı yazarlarından birisine kavuşacaktı.
Ard arda yazdığı roman, makale, tiyatro oyunu ve günlükleriyle savaş sonrası Fransa’sında bir anda yıldızı parlayan Genet, 1948’de çarptırıldığı müebbet hapis cezasından bizzat devlet başkanının çıkardığı özel afla kurtulunca, bu kez yer altı dünyasına dönmedi, kendisini tamamiyle edebiyata verdi. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 68 Mayıs’ında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerika solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterlerin ve İsrail’e karşı da Filistinlilerin yanındaydı. 1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulundu.