• Reklam

Anket: Kitabın Değerlendirilmesi

+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Her Nefs Ölümü Tadacaktır
    Kayıt Tarihi
    13-11-2004
    Mesajlar
    2,139
    Karizma Gücü
    8

    Zindankale (Sezgin Kaymaz) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları

    Zindankale

    Yazarı: Sezgin Kaymaz
    Yayınevi: İletişim Yayınları
    Basım Tarihi: Kasım 2004
    Sayfa Sayısı: 527







    KİTAP HAKKINDA
    Sezgin Kaymaz kendini özletmişti. Zindankale, bu özlemi giderecek. Sürükleyici anlatımıyla... canlı (ve 'yerli'!) tipleri, onların lezzetli (ve 'yerli!) diyalogları, zengin gönülleriyle... doğaüstü olayların ürpertisine kattığı sıcaklıkla... bir Sezgin Kaymaz romanı!

    Korkunç bir rüya... Kabus.

    Koca koca insanlara yatak ıslattıran cinsten. Gündüz de zihne yapışan cinsten.

    Üstelik 'dizi-rüya'. Devam ediyor, gelişiyor; gizli kamera gibi geziyor görenin geçmişinde.

    Rüyanın musallat olduğu insanlar:

    Kendini bildi bileli dedesiyle yaşayan, dağınık ve hafif şaşkın bir sigortacı genç adam...

    Annesi ve yatalak dayısıyla birlikte yaşayan, hışım gibi bir genç kız...

    Bir de tuhaf ihtiyarlar meclisi... rüyayı ve rüyanın musallat olduğu çocukları adım adım takip eden: Bir buzdolapçı, bir sağlık kabinci... kocaman upuzun bir adam... sonra yine o: sigortacının dedesi...

    Bütün bunların peşinde, şehir boyu kovalamaca oynayan bir gölge ve haylaz bir ışık topu.

    Yau... Sen bi'dakka... N'oluyor Allahaşkına?





    ELEŞTİRİ
    Gereğinden uzun süren bir bekleme dönemiydi, nihayet sona erdi. Takipçi ve kararlı bir cemaat oluşturan okurları, Sezgin Kaymaz’ın bu ay çıkan yeni kitabını, Zindankale’yi hasret ve şükür duygusuyla karşılamış olmalılar.
    Sezgin Kaymaz, 1997 yılında ilk kitabını (Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir) yayınladığında, anlatacak bir hikâyesi olan, anlatmayı seven ve bilen bir yazarla karşılaştığımız belliydi. Bir “ilk kitap”tan beklenmeyecek olgunlukta, kurgusu ve temposu iyi, okuyucuyu kendi atmosferine çeken bir romandı. Hikâye, ölümle ilgiliydi, ölümle ve hayatın anlamıyla. Biraz “Ötekiler” gibi...

    Hafif Ürperti Üzerine Bol Neşe
    “Ötekiler”le yapılması en kolay şey, korku edebiyatıdır- ama Uzunharmanlar zaman zaman hafif ürpertse de, esas duygusu, neşeydi. Sezgin Kaymaz’ın kitaplarına “takılanların” göreceği gibi, yazarımızın hayata (ve ölüme) yaklaşımının başat notası hep budur: neşe. Hayatı (ve ölümü) ciddiye almadığından mı? Daha çok, ciddi şeyleri pek ciddiye almadığından sanırım.
    Sonra, Geber Anne! çıktı- galiba bu kitaptan itibaren de başladı, “eee, Sezgin Kaymaz’ın yeni kitabı ne zaman çıkıyor” diye sormalar. Türk edebiyatında “fantastik”in iç sıkıcı hayaller ya da bilimkurgu filmlerinin taklidi demek olmadığını gösteren biri çıkmıştı nihayet (pardon, Sadık Yemni’nin Muska’sının hakkını yemeyelim bu arada!)... Gerçi Sezgin Kaymaz’ın kendi yazdıklarını “fantastik” bulduğundan çok da emin olmamalı- farklı bir gerçeklik duygusu olduğunu söylemek daha doğru galiba. Bir de, doğaüstü güçleri sanki “evcilleştirdiğini”, onları gündelik hayatın akışına dahil ettiğini... (Edebiyat tarihinde onun kendine özgü tarzının ipuçlarını arayanlar, esrarlı bir büyük dede misali, Hüseyin Rahmi’nin kimi eserlerine rastlayabilirler gibi geliyor bana!) Ve tabii Sezgin Kaymaz’ın unutulmaması gereken –kimi okurlarına kalırsa asıl!- ustalığı: Çok iyi bir kurgu, sürprizli bir final... “Zaman, insanların uydurduğu bi şey... sesler gibi... ihtiyaç gidermek için uydurulan bi belirteç... bi aletin adı... hepsi o... aslında öyle bi şey yok... bi kandırmaca yalnızca... Dünya dönüp duruyorsa, geçip giden ne?”
    Ardından dünyaya ağzı bozuk üniversiteli bir kızın gözünden baktığımız Kaptanın Teknesi geldi- yani yaşını başını almış koskoca bir adam, yirmisindeki zıpçıktı bir kızı bu kadar mı bilir, bu kadar mı anlar... “Demin bunu çok ultra bi şekilde hissettim üstelik” diye konuşan bir kız, ama katiyen karikatür gibi, kalıp tip değil... nasılsa öyle işte. “Ortama Fransız kalmaya daha fazla tahammül edemezdim. Konuşma, bu minval üzere uzayacak olursa, O belki de o ana kadar farketmediği, olağanüstü güzelliğini farkedip Cavidan’a tav olabilirdi. Ondan sonra da ayıkla pirincin taşını. O, ona ‘ille de al şu parayı’ diyecek, öbürü ‘ay valla olmaz, ölümü gör’ diye işvelenecek, arkasından da bir muhabbet bir muhabbet, kalacağız ortada sibek gibi... yoktu öyle üç köfte beş kuruşa... en baştaki planıma dönüp, Cavidan’ın iğreti tutturulmuş vestinhavz terbiye frenlerini boşaltma faaliyetlerimi başlattım.”

    Buralı Bir Yazar: Sezgin Kaymaz
    Lucky yayınlandığında, kitap arkasında dendiği gibi, artık “yerlisi olduğumuz” bir dünyayla karşılaştık: her şey olabilir, yaşamla ölüm bizim düşünmeyi tercih ettiğimiz kadar ayrı âlemler değildir, zaman göreli bir şeydir... Bu “****, dalavereci, üçkağıtçı, yılan ruhlu, ispiyoncu ve yalancı, ******** ve haysiyetsiz” köpeğin peşinden, Mevlana’dan, Nietzsche’den, Aşık Veysel’den (hatta bazen bizzat Lucky’den!) deyişlerin rehberliğinde Ankara’nın bütün âlemlerini dolaştık, milletvekillerinden ev kadınlarına, taksicilerden orospulara, çeşit çeşit hayata girdik. “La Ender, senin köpek erkek değil mi la? Dona diye erkek ismi olur mu la?” “Olsun, mühüm olan gallekter... hem ben o isme gore beste yapmışsım, bi de onnan mı uğraşacam şimci?” “Bi oku bakalım!” “Bak şimci... DON-DOOON DONA/ GEL BUUU YANA/DON DOOON DONA/GEL BUUU YANA... Nası?” “La Ferruh, hırsız la bu Ender... Lak-Luk Lakinin müziğini çalmış la!”...
    Sezgin Kaymaz’ın dört kitapta yarattığı dünya, bir yandan evet “fantastik”, yani yerlisi olunamayacak bir dünya gibi görünüyor, öte yandan öylesine bildik ki... Yalnızca anlattığı yerler, insanlar değil, asıl kullandığı dil yüzünden. Kullanırken farkına bile varmadığımız deyişler, gündelik dilin tadı tuzu olan argo, yanlış kullanımlar, bozulmuş deyimler... (“var ya...”, “geberme e mi?” “yahu sakın”!).. . Bizi asıl sarıp sarmalayan, evimizde hissettiren, bu dil- yerli bir dil. Sezgin Kaymaz için rahatlıkla en hasından bir “yerli” yazar diyebiliriz bu yüzden. Öyle babaannesinin çeyizini teşhire benzer bir yerlilik değil onunkisi. Kendi arzusunu “gerçek burası” zannetme şaşkınlığına düşmüyor. Buralara bir böcekbilimci ilgisiyle bakıp malzeme etmeyle de alâkası yok. Şimdi, burada yaşayan insanları, onları iyi bilerek, onlarla yaşayarak anlatıyor, öyle olduğu için de insanlığın ezeli ve ebedi meselelerini konu ederken bize uzak düşmüyor.
    Sezgin Kaymaz kitaplarının başat notası neşe demiştim; belki buna bir de merhameti eklemeliyim. Avanakça bir neşe, cehaletle karışık bir aldırmazlık değil onunkisi: kötülük diye bir şeyin var olduğunu biliyor. Tıpkı iyiliğin varolduğunu bildiği gibi. Kötülüğü tanıyor, kabul ediyor. Yaşamla ölüm gibi, iyilik ve kötülüğün de öyle apayrı âlemler olmadığını hatırlatıyor okuruna. İkisini de olduğu gibi görebilmesini, kabul edebilmesini (ve bizim kabul etmemizi sağlamasını) mümkün kılan, neşenin desteğiyle doğallaştırılan o merhamet. En hain, en acımasız insanı anlatırken bile, merhametin ışığını onun üzerine düşürmeyi beceriyor, böylece onu, kötülüğünü, kötülüğüyle birlikte iyiliğini de kabul edebiliyoruz.
    Uzuun bir aradan sonra, artık “e, hadi ama, hadiii” diye eşelenirken, Zindankale geliyor, nihayet. Bir kez daha hayat ve ölüm, iyilik ve kötülük hikâyeleriyle, kadınlarla, erkeklerle, zaaflarla, sırlarla, sürprizlerle, doğaüstü veya “gaip” güçlerle karşılaşacağız, güleceğiz, şaşıracağız, eğleneceğiz, arada hisleneceğiz, gözümüz de yaşaracak iki damla. Daha ne olsun?
    A. Ömer Türkeş




    YAZAR HAKKINDA
    1962'de Sinop'ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi'ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü'nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976'dan bu yana hentbolla uğraşıyor. Kitabın yayımlandığı tarih itibariyle Ankaragücü teknik direktörü; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi.
    Fa-hişe fikirli bencil bir sapık.
    Sinir bozucu derecede sakin ve umarsız.
    Akıllara ziyan derecede yanlışlara sevdalı.
    Herşeyi yaşamışçasına önyargılardan arınmış.
    Yanlış zaman cesaretlerinin sindirdiği bir korkak.
    Oynama özürlü bir oyuncu.
    Hastalık derecesinde iyimser.
    Mükemmellikten uzak bir et yığını.
    BEN
    20 Ağustos 2009 itibariyle foruma döndüğüm sanılıyor...

  2. #2
    afacanerkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-06-2004
    Mesajlar
    1,923
    Karizma Gücü
    0
    Abi bunun e-kitabını bulabilirmiyiz acaba Çok pahalı geldi de

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •