Ne gündüzlere doğmak, ne de gecelerde mahur bir beste olmak. Hiçbirini
istemiyorum. Belki olsa olsa sonbahar yapraklarının hüznüyle kalbine akmak.
Orada yanmak ve tekrar akmak kalbine kalbine.
Hatırlar mısın ‘yoruluyorum’ demiştim. İki kutupta aynı anda güneş aramak
gibi. Yağmurun kokusunda seni kovalamak gibi, ‘yoruluyorum’.
Sen belki sözlerimi içine atmış ve umarsız tavırlarında saklamıştın
hasretini. Onca acıya rağmen nasıl olup ta ‘âh’ etmemiştin, bilen yok.
Artık susuyoruz uzun uzun. ‘konuşurken susma’ nın bu denli marifetli
olduğunu bilmezdim. Ve bilmezdim, seni içimde sakladığım gecenin yanı
başında direncimin bu kadar kolay kırılacağını.
Bu hâli seviyorum. Hâlle birlikte geçmişi ve bütün karartısına/bulanıklığına
rağmen geleceği seviyorum. Çünkü seni seviyorum, vicdansız...
Sen en çok da bu çıkışlarıma sinirleniyorsun belki. Ve ben en çok da bu
öfkende buluyorum kendimi. Hırsında ben kokuyorum, kokumda sen oluyorsun.
Vakit tam da akşamı gösterdiğinde çalıyor kalbimin zili. Akşamları bu kadar
beklemezdim eskiden. En fazla sıcak bir ekmekti derdimin hası. Ama şimdi
senin arayacağını bilmek, seni dinlemek, senin hasretini soluklamak
kablolarda.. İşte bu beni heyecanlandırıyor. İşte bu yüzden gülüm, akşamlar
olmalı. Güneş iyiden iyiye kaybolmalı gökyüzünden. Semâma sen doğmalısın ki
çayımızın demi gelsin.
Şimdi, yürek dolusu gülümsemelerde hasret kokulu sevinçlere doğmak vakti.
“Vakit akşam,
Akşam vakti.”
Dr. Senai Demirci


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla