• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    since1903_32 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-05-2005
    Mesajlar
    808
    Karizma Gücü
    0

    Temel Dini Bilgiler

    ALLAH'IN SIFATLARI
    Allah'in ezeli ve zatiyla kaim sifatlari vardir. Bu sifatlar zatinin ayni olmadigi gibi, zatindan gayri da degildirler. Islama göre bu sifatlara sahip ikinci bir varlik mevcut degildir.

    Allahin zati sifatlari sunlardir:

    Vucüd, Kidem, Beka, Vahdaniyet, Muhalefetün lil Havadis, Kiyam Binefsihi.

    1- Vücud
    Allah'in var olmasi demektir. O, ezeli ve ebedi olarak vardir. Yok olmasi asla düsünülemez.

    2- Kidem
    Allah'in varliginin bir baslangici yoktur. Yani o sonradan var edilmis degildir.

    3- Beka
    Allah'in varliginin bir sonu yoktur. Her varligin bir sonu vardir, ancak AIlah'in varligi sona ermez.

    4- Vahdaniyet
    Allah birdir. Her yönüyle benzersizdir. Esi ve ortagi, yahut bir benzeri yoktur. Onun zati sifatlari bir baskasi için sifat olamaz.

    5- Muhalefetün lil Havadis
    Allah, sonradan yaratiklarinin hiç birine benzemez. Her sey sonradan yaratilmistir. Yani hadis'tir. Allah ise ezeli ve ebedidir.

    6- Kiyam Binefsihi
    Allahu tealanin varligi kendindendir. Var olmak için baska bir varliga ihtiyaci yoktur. Bütün varliklar ona muhtaç, O hiç bir seye muhtaç degildir.


    Allahin subuti sifaflari sunlardir:

    Hayat, ilim, kudret, Basar, Semi, Irade, Kelam, Tekvin.

    1- Hayat
    Allah diridir. Hayat sahibidir. Diger canlilara hayat veren de O'dur.

    2- Ilim
    Allah her seyi bilir. Hiç bir sey ilminin disinda degildir. O, olmusu bildigi gibi olacagi da bilir. Bilgisinde artma, eksilme ve degisme olmaz. Sinirsiz ilim sahibidir.

    3- Kudret
    Allah'in her seye gücü yeter. Ondan daha kudretli hiç bir varlik yoktur. Istedigi her ,seyi yapar.

    4- Basar
    Allah görür. Görmek için göze ve isiga ihtiyaci yoktur. Gecede, gündüzde her yerde ve her zaman, her seyi görür.

    5- Semi‘
    Allah isitir. Isitmek için kulaga ve sese ihtiyaci yoktur. Gizli ve açik her seyi, her yer ve her zamanda isitir.

    6- Irade
    Allah külli irade sahibidir. Istedigini yapar. Bir seyin olmasini isterse ona ol der. O da derhal oluverir. Hiç bir kimse Allah'in diledigi seyin önüne geçemez.

    7- Kelam
    Alah konusur. Konusmak için sese ve agiza ihtiyaci yoktur. Kur'an, Tevrat, Incil, Zebur ve diger suhuflar Allah'in kelamidirlar.

    8- Tekvin
    Allah yaraticidir, var edicidir. O'ndan baska hiç bir kimse hiç bir seyi yaratmaya güç yetiremez.
    «----------------------------------------------------------------------
    İSLAMIN İLK ŞARTI: ŞEHADET

    İslam'ın ilk esası, müslüman olmak için söylenmesi mecburi olan Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadettir.
    Kelime-i Şehadet: "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu" cümlesidir. bu cümle "Ben şehadet ederim ki Allah'dan başka ilah yoktur ve ben şehadet ederim ki Hz. Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür." manasına gelir.
    Şehadet imanın gereği ve ibadetlerin kaynağıdır. Şahadet olmadan itikat, ibadet ve muamelat olmaz.

    Şehadet insanda meydana gelen bilgi ve kesin inanıştır. Kişinin bildiği şeyleri haber vermek için söylediği sözdür. Bu cümleyi söyleyen kimse kalbiyle de tasdik etmişse mümin olur. Islamın diger şartları için müslüman olma keyfiyeti aranır. Şehadet söylemeyen bir kimseden namaz kılması, oruç tutup, zekat vermesi, yahut Hacca gitmesi istenemez. Bu ibadetler şehadeti kalbiyle tasdik etmeyen kimse için sadece yükün çoğalmasına ve azabın artmasına sebep olur.

    «----------------------------------------------------------------------
    İSLAM VE İSLAM'IN ŞARTLARI
    İslam, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Allah'tan aldığı kesin olarak bilinen dini emir ve yasakları kalb ile doğrulayıp, bu emir ve yasakların gereği olan iş ve davranışları yapmaktır.
    İslam'ın şartları beştir:
    1. Allah'tan başka hiç bir ilah olmadığını, Muhammed (s.a.v.)'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu kesin surette bilmek ve bunan inanmak. (Kelime-i Şehadet getirmek. - İman nedir? Nasıl İman Edilir? bölümüne bakınız!- )
    2. Namaz kılmak.
    3. Ramazan orucunu tutmak.
    4. Zekat vermek.
    5. Haccetmek.

    MÜKELLEF
    Mükellef Kime Denir?
    Erginlik çağına gelen akıllı insanlara mükellef denir.
    Mükellef, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmakla sorumludur. Mükellef sayılmak için insanda iki şartın bulunması gerekir;
    1– Akıllı olmak,
    2– Erginlik çağına gelmek.

    Akıllı olmayan deliler ile erginlik çağına gelmemiş çocuklar mükellef değildirler.
    Erginlik (büluğ) çağı, çocukların vücut yapılarına ve iklim şartlarına göre değişir. Erginlik erkek çocuklarında oniki ile onbeş, kız çocuklarında dokuz ile onbeş yaşları arasında olur. Onbeş yaşını bitirdiği halde kendisinde erginlik belirtileri görülmeyen çocuklar erkek olsun, kız olsun erginlik çağına gelmiş sayılır ve dinin emir ve yasaklarına uymakla sorumlu olurlar.

    Mükellefle İlgili Hükümler
    Mükellefle ilgili hükümler sekizdir. Bunlara "Ef'al-i Mükellefin" denir:
    1) Farz:
    Dinimizce, yapılması kesinlikle emredilen şeye farz denir. Namaz kılmak, oruç tutmak ve zekât vermek gibi.
    Farzın Hükmü: Farz olan görevleri yapan, karşılığında sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayan azabı hak etmiş olur. Farzı inkâr eden dinden çıkar.
    Farz İki Çeşittir:
    a) Farz-ı Ayın: Her mükellefin yapması gereken farz demektir. Beş vakit namaz kılmak gibi.
    b) Farz-ı Kifaye: Bazı mükelleflerin yapması ile diğerlerinin yapması gerekmeyen farz demektir. Cenaze namazı kılmak gibi. Bazı müslümanlar bir ölünün cenaze namazını kılarsa farz olan görev yerine getirildiğinden, diğer müslümanların ayrıca o ölü için cenaze namazı kılmaları gerekmez.
    2) Vacib:
    Farz kadar kesin olmamakla beraber kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeye vacib denir. Bayram namazı kılmak, fıtır sadakası vermek ve kurban kesmek gibi.
    Vacibin Hükmü: Vacipleri yapan sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayana azap gerekir.
    3) Sünnet: Farz ve vacipten başka Peygamberimizin ibadet niyetiyle yaptığı şeye sünnet denir.
    Sünnet İkiye Ayrılır:
    a) Sünnet-i Müekkede: Peygamberimizin çoğu zaman yaptığı, pek az terkettiği sünnete Sünnet-i Müekkede denir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi.
    b) Sünnet-i Gayri Müekkede: Peygamberimizin ara sıra yaptığı sünnete Sünnet-i Gayri Müekkede denir. İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünneti gibi.
    Sünnetin Hükmü: Sünnetleri yapan sevab kazanır. Peygamberimizin şefaatine nâil olur. Sünneti bile bile terk edenler azarlanır.
    4) Müstehab:
    Peygamberimizin bazen yapıp, bazen de yapmadığı şeye Müstehab denir. Kuşluk namazı kılmak gibi.
    Müstehabın Hükmü: Müstehab olan şeyleri yapan sevab kazanır, yapmayan azarlanmaz.
    5) Mübah:
    Mükellefin yapıp yapmamakta serbest olduğu şeylere mübah denir. Oturmak, yürümek ve uyumak gibi.
    Mübah'ın Hükmü: Mübah'ı yapan sevap kazanmaz, yapmayan da günah işlemiş olmaz.
    6) Haram:
    Dinimizce yapılması kesin olarak yasaklanan şeye Haram denir. Haksız yere adam öldürmek, hırsızlık yapmak, içki içmek, ***** oynamak, domuz eti yemek, anne ve babaya karşı gelmek gibi.
    Haramın Hükmü: Haramı işleyen kimse ceza ve azabı hak etmiş olur. Allah korkusundan dolayı haramdan kaçınan sevab kazanır. Haramı inkâr eden dinden çıkar.
    7) Mekruh:
    Haram kadar kesin olmamakla beraber, dinimizce yapılmaması istenen şeye mekruh denir.
    Mekruh İkiye Ayrılır:
    a) Kerahet-i Tahrimiyye=Harama Yakın Mekruh: Vacipleri yerine getirmemek gibi.
    Hükmü: Böyle bir mekruhu işlemekten sakınan sevab kazanır. Yapan günah işlemiş olur.
    b) Kerahet-i Tenzihiyye=Helâla Yakın Mekruh: Sünnet ve müstehapları yapmamak gibi.
    Hükmü: Bu gibi mekruhlardan sakınanlar sevab kazanır, işleyenlere ceza gerekmez.
    8) Müfsid:
    Başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylere denir. Namaz kılarken konuşmak, oruçlu iken bilerek yiyip içmek gibi. Konuşmak namazı,yiyip içmek de orucu bozar.
    Hükmü: Özürsüz olarak ve bile bile ibadeti bozmak azabı gerektirir.

    «----------------------------------------------------------------------

    1- MÜMİN:

    Kelime manası itibariyle mümin, inanan demektir. Islam akaidine göre mümin Allah'a, meleklere, kitaplara, Peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere inanan, bu inancında hiç bir şüphe taşımayan, üstelik kalbi bir şüphe taşımadan inandığı bu hususları diliyle de açığa vuran kimsedir. Bu kimseler Allah'ın rahmetine ve cennetine kavuşacaklardır. Bir kimsenin gerçek bir mümin olduğunu ise en iyi Allah bilir. Mümin, son nefeste imansız gitmemek için Rabbine yalvarıp durur, inancının gereklerini yerine getirmeye çalışır. Yeryüzünü islah eden, yeryüzünde huzurun doğmasını sağlayan ve insanlığın kurtuluşu için çalışanlar mümin kimselerdir. Onlar kelime-i şehadeti yahut Kelime-i Tevhidi gönülden tasdik ederek, bunu aleme ilan ederler. Bir kimse kalbiyle tasdik ve kabul ettiği şeyleri diliyle söyleyemiyorsa, Allah katında yine mümin sayılır. Ancak biz onda iman alametlerini duymuyor ve görmüyorsak kendisine müminler gibi muamele edemeyiz.

    2- MÜNAFIK

    İman esaslarını kalbiyle kabul ve tasdik etmediği, Allah'a ve Resulune inanmadığı halde, inandığını söyleyen, yani içi başka dışı başka olan iki yüzlü kimselere münafık adı verilir. İnsanların en kötüsü onlardır. Cehennemde de en büyük azabı onlar tadacaklardır. Müminler onların dış görünüşlerine bakarak kendilerine müslüman muamelesi yaparlar. Ancak bunların fitne ve fesadına karşı da uyanık bulunmaya çalışırlar. Peygamberimiz zamanında da münafıklar vardı. Kıyamete kadar da içimizde münafıklar bulunacakdır. Sevgili Peygamberimiz bizi münafiklara karşı uyarmış, onların alametlerinden bazılarını bildirmiştir. Bir hadis-i şerifte: "Münafıkın üç alameti vardır 1- Konuştuğu zaman yalan söyler, 2- Vadettiğinde sözünde durmaz, 3- Kendisine emanet edilen şeye hiyanet eder, buyurulmuştur.


    3- KAFİR

    Iman esaslarını kalbiyle kabul ve tasdik etmediği gibi, bu inkarını diliyle de açığa vuran, Allah'a ve Peygamberine inanmadığını ilan eden kimselere kafir denilir. Kafir inkar eden, küfreden manasına gelir. Kafirler Allah'ın azabına uğrayacak ve kendilerine verilen akıl nimeti sayesinde mümin olmadıkları için cehenneme atılacaklardır. Kafirler cehennemde ebedi olarak kalacaklardır.


    4-MÜŞRİK

    Müşrik, kelime olarak şirk koşan, yani Allah'ın bir eşi, benzeri yahut ortağı olduğunu söyleyen kimse demektir. Yüce Allah'ın asla bağışlamayacağı günahların başında şirk gelir. Müşrik olarak ölenler ebediyyen cehennemde kalacaklardir. Kelimeler arasındaki küçük farklara rağmen küfür ve şirk aynı şeydir.

    Insanin Apaçik Düsmani
    SEYTAN


    Gerçek su ki, seytan sizin düsmaninizdir, öyleyse siz de onu düsman edinin. O, kendi grubunu, ancak çilginca yanan atesin halkindan olmaya çagirir.

    (Fatir Suresi, 6)


    Insanin En Büyük Düsmani
    Her kim olursaniz olun sizin sonsuz bir azap çekmenizi isteyen, bütün varligini buna adamis son derece tehlikeli bir düsmaniniz var. Ismi, Seytan. Bir baska deyisle, Allah tarafindan lanetlenmis ve O'nun huzurundan kovulmus olan Iblis ve onun takipçileri.
    O en büyük düsmaniniz. Bir efsane ya da bir masal degil, gerçegin ta kendisi. Insanlik tarihinin her asamasinda var oldu. Yasamis ve ölmüs milyarlarca insani atesin içine çekti ve halen çekiyor. Hiçbir zaman ayirim yapmaz. Genç, yasli, kadin, erkek, devlet baskani veya dilenci farketmez. Her insan bu düsmanin hedefidir.

    Bu yaziyi okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapiyor. Tek arzusu var; kendisiyle beraber olabildigi kadar çok insani —siz de dahil— cehenneme sürüklemek.
    Zafer kazanmasi için insanlarin kendisine tapinmasi veya çok uç sapkinliklar yapmalari gerekmiyor. Insanlardan mutlaka Allah'i inkar etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'i kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek istegi düsmanlarini Allah'in dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini saglamak. Hatta kimi zaman dindarlik maskesi altinda, Allah'in adini kullanarak insanlari gerçek dinden uzaklastirip, saptiriyor. Bu da insanlari kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç degismiyor:


    Ona yazilmistir: "Kim onu veli edinirse, süphesiz o (seytan) onu sasirtip-saptirir ve onu çilgin atesin azabina yöneltir." (Hac Suresi, 4)

    «----------------------------------------------------------------------

    DİN
    Din Nedir?
    Din: Allah tarafından peygamberler aracılığı ile insanlara ulaştırılan ilahi bir kanundur. Dinin kurucusu Allah, muhatabı insanlardır.
    Dinin amacı, insanları iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini bildirmektir, onları dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturmaktır.
    İslâm Dini ve Diğer Dinler
    İlk insan olan Hz. Adem (a.s.) aynı zamanda ilk peygamberdir. İnsanlığın ilk dini de Hak din'dir. Hz. Adem'den Peygamberimiz Hz. Muhammed'e kadar gelen bütün peygamberler insanlara Allah'ın birliği inancını tebliğ etmişler ve Allah'a nasıl ibadet edileceğini öğretmişlerdir.
    Ancak son peygamber Hz. Muhammed'den önceki peygamberlerin tebliğ ettiği iman esasları ve dinî hükümler zamanla bozulmuş ve insanlar karanlıklar içinde kalmıştı. İnsanlığı düştüğü bu durumdan aydınlığa çıkaracak bir kurtarıcıya ihtiyaç vardı. Bunun üzerine Yüce Allah, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) aracılığı ile bütün insanlara son ve en mükemmel din olan İslâm'ı göndermiştir.
    Bu gerçek Yüce Allah tarafından Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildirilmiştir: "Allah katında din, şüphesiz İslâmdır." (Al-i İmran Suresi, 19)
    İslam'ın dışındaki dinler, Allah katında makbul değildir. Bunların insanlara bir yararı olmayacaktır. Bu konu Kur'an-ı Kerim'de şöyle açıklanmıştır: "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de zarara uğrayanlardandır." (Al-i İmran Suresi, 85)
    İslâm Dini, Allah tarafından gönderildiği gibi hiçbir değişikliğe uğramadan ve bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Bundan sonra da bu özelliğini koruyacaktır. İslâm, Allah katında makbul olan tek dindir. Bazı insanlar tarafından ortaya konulan dinler de vardır, ancak bu dinler, batıl ve geçersizdir. Çünkü bunlar, Allah tarafından gönderilmemiş, insanlar tarafından uydurulmuştur.


    İslâm Dini'nin Özellikleri
    1) Hz. Muhammed tarafından tebliğ edilen İslâm, son dindir. Ondan başka din gelmeyecek, hükümleri kıyamete kadar devam edecektir.
    2) İslâm evrensel bir dindir. Önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler, belirli milletlere geldiği halde İslâm dini, bütün dünya milletlerine gönderilmiştir.
    3) İslâm dini'nin hükümleri insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde mükemmeldir. Bu sebeple başka bir dine ihtiyaç kalmamıştır.
    4) İslâm dini, kendinden önce Allah tarafından gönderilen peygamberleri ve ilâhi kitapları tasdik eder. Ancak o kitapların hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. Çünkü onlar, belirli milletlere sınırlı zamanlar için gönderilmişti. İslâm Dini ise bütün milletlere gönderilen ve kıyamete kadar değişmeden devam edecek olan Din'dir.

    İslam Dininin Kaynakları
    İslam dininin ilk, en önemli ve birinci kaynağı "Kur'an-ı Kerim"'dir. Dini bir konu öncelikle Kur'an-ı Kerim'de aranır.
    İkinci kaynağımız, Peygamberimizin sünnetini oluşturan sözleri ve davranışlarıdır. Kur'an-ı Kerim'den sonra ikinci önemli dini kaynağımız "sünnet"tir.
    Üçüncü dini kaynağımız Peygamberimizden sonra herhangi bir çağda yaşayan İslam bilginlerinin kendi zamanlarında dini bir konuda görüş birliğine varmış olmalarıdır. Buna "İcma" denir.
    Dördüncü kaynağımız "Kıyas"tır. Kıyas, belirttiğimiz üç kaynakta hüküm bulunmayan bir dini hükmü başka bir dini hükme benzeterek, benzetme yolu ile sonuca varmaktır.
    O halde; dinimizin dört ana kaynağı vardır: KUR'AN, SÜNNET, İCMA ve KIYAS. Bunlardan birine dayanmayan dini görüşlere değer verilmez, güvenilmez ve bu tür dini görüşlere göre hareket edilmez.


    «----------------------------------------------------------------------

    İman Nedir, Nasıl İman Ederiz?
    İman'ın kelime anlamı, herhangi bir şeye inanmak demektir. Dindeki anlamı ise; Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Cebrail adındaki melek aracılığı ile Allah'tan aldığı bilgilerin doğruluğuna kesin bir imanla inanmaktır. İman iki şekilde olur: Birincisi iman edilecek konulara kısaca ve topluca inanmaktır. Böyle bir inanca "Toptan İman" denir. Kelime-i Tevhid sözünü veya Kelime-i Şehadet'i dili ile söyleyip kalbiyle doğrulayan kimse, kısaca ve toptan iman etmiş olur. Bu şekilde bir imana sahip olan kimseye "MÜ'MİN" denir.
    Kelime–i Tevhid
    "Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Rasûlüllah."
    Anlamı: "Allah'tan başka tanrı yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah'ın Peygamberidir."
    Kelime-i Şehadet
    "Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh."
    Anlamı: "Ben şahitlik ederim ki, Allah'tan başka Tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah'ın kulu ve Peygamberidir."

    İkinci şekilde iman, inanılacak şeylere ayrı ayrı, teker teker, her bir iman konusunda geniş bilgi sahibi olarak yapılan imandır. Buna "Tafsili İman = Geniş Bir Şekilde İman" denir.
    Buna göre; Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere ayrı ayrı inanmak gerekir. İmanın bu altı esası "Amentû" cümlesi ile özetlenmiştir.


    «----------------------------------------------------------------------

    HACC'IN TARIFI VE ÖNEMI

    HACC'IN LÛGAT MANASI; "Muazzam bir seye" gitmeyi kasdetmektir. Buradaki "Muazzam bir seye" kaydini Ibn-i Hümam meshûr dil alimi Imam-i Sikkit'ten naklederek beyan etmistir.(1) Islâmî Istilâhta; "Niyyet ederek ihrama girmek, Kâbe-i Muazzama'yi usûlü dairesinde tavaf etmek ve vakti mahsusunda vakfe yapmak gibi fiillere hac denir"(2) seklinde tarif olundugu gibi "Dînî rükünlerden bir rüknü edâ etmek için, Kâbe'ye gitmeyi kasdetmektir"(3) seklinde de tarif edilmistir.

    Kur'an-i Kerim'de: "Süphesiz ki, âlemler için çok feyizli ve ayn-i hidayet olmak üzere konulan ilk ev (Ma'bed) elbette Mekke'de olandir. Orada apaçik alâmetler, Ibrahim'in makami vardir. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. O'na bir yol bulabilenlerin, beyti hacc (ve tavaf) etmeleri, Allah'in insanlar üzerindeki bir hakkidir. Kim küfrederse, süphesiz ki Allah onlardan müstagnidir"(4) hükmü beyan buyurulmustur. Hanefi fûkahasi bu Ayet-i Kerimeyi ve Resûl-i Ekrem (sav)'den gelen mütevatir haberleri esas alarak: "Hacc muhkem bir farzdir. Farziyyeti kat'i delillerle sabittir. Haccin farz oldugunu inkâr eden kâfir olur. Gücü yetenlere (Vücûbunun ve edâsinin sarti üzerinde bulunanlara) hayat boyu, sadece bir defa haccetmek farzdir"(5) hükmünde ittifak edilmistir.

    Imam-i Kasani; Hacc sûresinde yer alan: (Hz. Ibrahim (as)'e hitaben) "Insanlar için hacci ilân et. Gerek yaya, gerek uzak yoldan arik develerin üstünde (süvari) olarak sana gelsinler" seklindeki hükm-i ilâhiyi esas alarak "Buradaki "Insanlar için hacci ilân et!." hükmü, Allahû Teâla (cc)'nin insanlara hacci farz kildigini beyan buyur, manasinadir. Binaenaleyh Resûl-i Ekrem (sav)'den önce de, diger ümmetlere hacc ibadeti farz kilinmistir"(7) buyurmaktadir. Mâlûm oldugu üzere Mekke'de; Kâbe-i Muazzama'yi insâ eden Hz. Ibrahim (as) ve oglu Hz. Ismail (as)'dir. Ibn-i Abidin: "Sahih olan kavle göre hacc, dokuzuncu yilin sonlarinda farz kilinmistir. Onu farz kilan âyet: "Allah için beyti haccetmek insanlar üzerine borçtur" ayet-i kerimesidir. Bu ayet, heyetlerin geldigi dokuzuncu yilin sonunda inmistir"(8) hükmünü zikretmektedir.

    Ibn-i Abbas (ra)'dan rivayet olunan bir hadisde: "Ibrahim (as) Kâbe'yi bina edip tamamladiktan sonra kendisine: "-Hacc için insanlari davet et" emri verildi. Ibrahim (as): "-Benim sesim onlara ulasmaz" dedi. AllahTeâla hazretleri: "-Sen davet et, sesini duyurmak bana aittir" buyurdu. Bunun üzerine Ibrahim (as): "-Ey insanlar!.. Beyt-i Atiki haccetmeniz size farz kilinmistir" diye nida etti. Bu sözü yerle gök arasinda bulunanlarin hepsi isitti. Görmüyor musunuz? Insanlar en uzak yerlerden icabet edip geliyorlar" denilmistir.(9)

    Hanefi fûkahasi; haccin sebebinin "Beytullah" oldugu hususunda ittifak etmistir.(10) Ibn-i Abidin: "Sebebi beytullah'tir. Buna delil, ayette "Beytin hacci" diye izah edilmesidir. Zira esas olan, hükümleri sebeblerine izafe etmektir. Nitekim usûl-i fikih'ta izah edilmistir. Sebebi tekrarlanmayan bir vacip tekrarlanmaz. Bir de Müslim'in sahihinde su Hadis-i Serif vardir: "-Ey insanlar!.. Size hacc farz kilinmistir. Öyle ise haccedin!." Bir adam: "-Her sene mi ya Resûlullâh?" diye sordu, Resûlullâh (sav) sustu. Hatta adam sualini üç defa tekrarladi. Bunun üzerine Peygamber (sav): "-Evet desem size vacib olur. Siz de güç yetiremezsiniz" buyurdular. Nehir sahibi diyor ki: "Ayet tekrar lâzim gelmedigine istidlâl için yetiyorsa da -Zira emrin tekrara ihtimal yoktur- neyf neyfin muktezasi ile isbat etmek daha uygundur"(11) hükmünü zikretmektedir. Sahabe-i Kiram'dan bir zat Resûl-i Ekrem (sav)'e: "Ya Resûlullâh!.. Hacc her sene midir, yoksa bir kere midir?" diye sual tevcih ediyor. Resûl-i Ekrem (sav) cevaben: "-Hayir bir kere!.. Birden fazlasi nafile (Tatavvû)'dir"(12) buyurmuslardir. Malûm oldugu üzere; ibadetlerin bir kismi mâlî, bir kismi da bedenîdir. Hacc ise, hem malî, hem de bedenî bir ibadettir. Dolayisiyle iki nimet bir aradadir. Bir mükellefte hem zenginlik, hem de bedeni kudret gibi iki nimet bir araya gelmistir. Dolayisiyla haccini edâ etmek sûretiyle, bu iki nimete de sükretmis olur.(13) Haccin edâsi için gerekli sartlar, taguti güçler tarafindan ortadan kaldirilirsa; mü'minler hem mallariyla, hem de (sihhatli olduklari için) güçleriyle onlara karsi cihad ederler. Kat'iyyen Taguti güçlere boyun egmezler!..

    Imam-i Azam Ebû Hanife (rh.a) ile Imam-i Yusuf (rh.a) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim hacc etmeyi murad ederse, hemen edâ etmeye gayret etsin"(14) Hadis-i Serifini esas alarak, vücûbunun ve edâsinin sartlari, üzerinde bulunan kimsenin derhal (fevri) bu ibadeti edâ etmesi gerektigini beyan etmislerdir.(15) Hac ibadetinin hayatta bir defa farz oldugunu esas alan Imam-i Muhammed (rh.a) "Hac ibadetinde ömür, namazdaki vakit gibidir. Her ne zaman gidilirse gidilsin "Edâ" denir, kaza denmez. Bu sebeble terahi (genislik) üzere farzdir"(16) buyurmaktadir. Feteva-i Hindiyye'de bu husus su sekilde izah olunmustur: "Imam-i Muhammed (rh.a)'e göre hacc; farz olduktan sonra diledigi zaman edâ etmek (terahi) üzeredir. Hacci farz olur-olmaz acele yapmak ise efdaldir. Hulâsada da böyledir. Buradaki ihtilâf, mükellefin selâmette kalacagina zann-i galibi oldugu zamana aittir. Fakat yaslilik veya hastalik sebebiyle, mükellefin zann-i galibi vefat edecegi noktasinda olursa, fevri olarak edâ etmesi gerektigi hususunda alimlerimiz icma etmislerdir. Cevheretü'n Neyyire'de de böyledir. Bu ihtilâfin günahkârlar için faydali oldugu asikârdir"(17) Imam-i Matûridi (rh.a): "Vakit kaydi bulunmayan her emr-i mutlak; amel noktasindan derhal edâ edilmeye (fevre) hamledilir. Itikad hususunda ise; fevre hamledilmez. Ancak "Fevr veya terahi hususunda muradi ilâhi ne ise, hak o'dur" diye itikad olunur"(18) hükmünü beyan etmektedir. Ölümün ne zaman gelip çatacagi bilinemiyecegi için, haccin vücûbunun ve edâsinin sartlarina haiz olan mükellefin, acele etmesi önemlidir. Esasen bunun efdal oldugu hususunda da ittifak vardir.

    Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her kim hacc yolunda ölürse, onun için her yil makbûl bir hacc yazilir"(19) buyurdugu bilinmektedir. Yine bir Hadis-i Serifte; mesrû hiçbir sebeb olmadan terkedenlerin durumu beyan buyurulmustur. Bu Hadis-i Serif sudur: "Her kim ki, kendisini beytûllah'a ulastiracak kadar binegi ve azigi (mali gücü) bulunur da hacci edâ etmezse, Yahudi ve Hristiyan olarak ölmesinde beis yoktur. Bunun sebebi sudur: Allahû Teâla (cc) kitabinda, beytûllahi ziyarete gücü yetenlerin onu haccetmesi, Allah'in insanlar üzerinde bir hakkidir" buyuruyor.(20)


    «----------------------------------------------------------------------

    Zekâtin Mahiyeti



    Zekât lûgat deyiminde temizlik, bereket, çogalma, güzel övgü manalarini tasir. Din deyiminde ise; "Bir malin belli bir miktarini, belli bir zaman sonra hak sahibi olan bir kisim müslümanlara Yüce Allah'in rizasi için tamamen temlik etmek (mülkiyetine geçirmek)tir."

    Zekât, kullarin kulluk görevindeki sadakatlerine delâlet eder. Bu yöndendir ki, zekâta "sadaka"da denmistir. Bununla beraber "sadaka" sözü, zekâttan daha kapsamli mana tasir. Vacibleri de, nafileleri de içine alir.

    Zekât vermeye, "Tezkiye", zekât verene de "Müzekkî" denilir. Sahidler hakkinda yapilan övgüye de "Tezkiye" dendigi bilinmektedir.

    Zekât vermek farzdir. Peygamberimizin hicretlerinin ikinci yilinda, oruçtan önce farz kilinmistir. Islâm'in sartlarindan birini teskil etmektedir. Belli miktarda bulunan nakid paralarin ve ticaret mallarinin üzerinden bir yil geçince, zekâtlarini geciktirmeden hemen vermek gerekir. Çünkü bu zekât mallarina yoksullarin hakki geçmis oluyor. Artik bu hakki özürsüz olarak geciktirmek caiz olmaz.

    Diger bir görüse göre, zekâtin verilmesi geciktirmeli olarak farzdir. Sene sonunda hemen verilmesi gerekmez. Zekât borcu olan kimse, bunu hayatta bulundugu sürece ödeyebilir. Ödeyemeden ölürse, o zaman günahkâr olur. Fakat dogru olan birinci görüstür.

    Zekâtin asikâre verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bu sekilde verilmesi, baskalarina bir örnek olur ve tesvîk yerine geçer. Kendisi hakkinda, zekât vermiyor diye, kötü bir zanni da kaldirmis olur. Zekât bir farz oldugu için, bunun yerine getirilmesinde gösteris olmaz. Nafile olarak verilen sadakalarda ise, durum böyle degildir. Bunlarin gizli verilmesi ve gösteris yapilmasina engel olunmasi daha faziletlidir.


    «----------------------------------------------------------------------

    İBADET
    İbadet, Allah'a tâzim ve saygı göstermek ve O'nun verdiği nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.
    Niçin İbadet Ediyoruz
    Bizi yoktan var eden ve yaşatan Allah'tır. Yüce Allah; Vücudumuzu, gören gözler, işiten kulaklar ve konuşan dil gibi mükemmel organlarla donattı. Diğer canlılardan farklı olarak bize akıl verdi ve varlıklar arasında seçkin bir duruma yükseltti. Bunlardan başka, yaşayabilmemiz için teneffüs ettiğimiz havadan, içtiğimiz suya kadar sayısız nimetler verdi.
    Ayrıca bizi yalnız bırakmadı, Peygamberler ve kitaplar göndererek dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösterdi. Bütün bu iyiliklere karşılık Allah bizden kendisini tanımamızı ve ona ibadet etmemizi istemektedir. Şöyle bir düşünelim: Çok iyiliğini gördüğümüz bir büyüğümüze karşı saygı gösterir iyiliklerine teşekkür ederiz. Bize bir görev verse seve seve yaparız değil mi?
    Öyle ise, bizi yoktan var eden ve sayılamayacak kadar nimetler veren Yüce Allah'a karşı teşekkür etmek ve emrettiği ibadetleri seve seve yapmak gerekmez mi?
    Elbette gerekir.
    Yaradılışımızın gayesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir. İbadet görevlerini yaptığımız takdirde hem Allah'ın verdiği nimetlere karşı teşekkür borcunu yerine getirmiş oluruz, hem de O'nun sevgisini kazanırız. Eğer biz Allah'a karşı ibadet vazifelerini yerine getirir, O'nun sevgisini kazanırsak, Allah, bize dünyadaki nimetlerinden çok daha fazlasını ahirette verecek ve bizi cennette sonsuz mutluluğa kavuşturacaktır.


    İbadet Çeşitleri
    İbadetler üç çeşittir:

    1– Beden ile Yapılan İbadetler: Namaz kılmak, oruç tutmak gibi.
    Beden ile yapılan ibadetleri her müslümanın kendisi yapması gerekir. Başkasını vekil etmesi caiz değildir. Bir kimse başkasının yerine namaz kılamaz, oruç tutamaz.
    2– Mal İle Yapılan İbadetler: Zekât vermek ve kurban kesmek gibi. Bir kimse mal ile yapılan ibadetlerde başkasını vekil edebilir.
    3– Hem Mal, Hem de Beden İle Yapılan İbadet: Hac vazifesi böyle bir ibadettir. Parası olduğu halde hacca gidemiyecek derecede sakat, hasta ve çok yaşlı kimseler, kendi yerine bir başkasını bedel olarak hacca gönderebilir.

    İbadetin Faydaları
    Bedenimizin gerekli gıdalara ihtiyacı olduğu gibi rûhumuzun da gıdaya ihtiyacı vardır. Rûhun gıdası iman ve ibadetlerdir. İbadet, rûhumuzu yükseltir, bizi kötülüklerden sakındırır, ahlâkımızı olgunlaştırır, en değerli varlığımız olan imanımızı korur.
    Hayatta insanın çeşitli sıkıntılarla karşılaşıp ümitsizliğe ve bunalıma düştüğü zamanlar olur. Böyle durumlarda insan ibadetle bunalımdan kurtulur. Çünkü insan ibadet sayesinde Allah'a yaklaşır. O'nun rahmetine sığınır ve huzura kavuşur. İbadetlerin, rûhumuza olduğu gibi bedenimize de birçok faydası vardır.
    Namaz kılan insan abdest almak zorundadır. Abdest almak, günde birkaç defa temizlenmek demektir. Temizliğin ise sağlığımız için ne kadar yararlı olduğunu hepimiz biliriz.
    Namaz kılarken yapılan belirli hareketlerin, oruçta sindirim sistemi ile bazı organların dinlenmesinin vücut sağlığına önemli faydalar sağladığı bir gerçektir. Zekât ibadetinin sosyal yardımlaşma yönünden topluma kazandırdığı birçok yararları vardır.


    İman İle İbadet Arasındaki İlişki
    Bir müslüman, dinin hükümlerini inkâr etmedikçe ve kalbinde iman bulunduğu sürece ibadet yapmasa bile dinden çıkmaz, kafir olmaz, yine müslümandır. Ancak, Allah'ın emri olan ibadet görevlerini yerine getirmediği için günah işlemiş ve cezayı hak etmiş olur.
    İbadetler, imanın olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlar. Ahirette cezadan kurtulmamıza ve cennet nimetlerine kavuşmamıza vesile olur. Sade bir imanla yetinip ibadetleri terketmek imanın zayıflamasına ve giderek iman nurunun sönmesine sebep olur.
    İbadet yapılmadığı takdirde, iman ışığı açıkta yanan lamba gibi korumasız kalır. Günün birinde sönebilir. İmanın yok olması, müslümanın cennetin anahtarını kaybetmesi demektir. Bu sebeple ibadetlerin, imanımızın korunmasında ve cennette sonsuz hayata kavuşmamızda çok önemli yeri vardır.


    «----------------------------------------------------------------------

    ABDEST
    Abdest, belli organları usulüne uygun olarak yıkamak ve meshetmek suretiyle yapılan bir temizliktir.
    Abdest her şeyden önce her türlü pislik ve kirlilikten kurtulmak, yani maddî ve manevî bütün pislik ve mikroplardan uzak kalmak için İslam'ın emrettiği önemli bir ibadettir. Mikrobun en kolay ürediği yer ağızdır. Ağızdan başlayarak el, yüz ve ayakların günde beş defa temizlenmesi İslam'ın temizliğe verdiği önemi gösterir. Böylelikle İslam yüzyıllar önce temizliğin üzerinde durup insanoğlunu maddî-manevî her türlü pislik ve mikroptan korumayı hedeflemiştir. Bunun yanında abdest alan bir insan, kendini manen temiz ve rahat hisseder ve bu güzel his ve temiz duyguyla Allah'a ibadete durur. Bu da ruhun temizliğini sağlamaktadır. İnsanın yaratılış gayesi olan Allah'a kulluk böyle bir temizleme ameliyesi ile başlayınca insanoğluna vereceği zevk ve rahatlığın değeri sonsuzdur.
    İnsan abdestle bedenen ve manen temizlendikten sonra Allah'ın huzuruna çıkar. Böyle bir temizlenme ile günlük bütün yorgunlukları ve yükleri geride bırakır.
    Abdest almakla, dünyevî ve uhrevî bir çok fazilet ve güzellikler elde edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) abdestle ilgili olarak şöyle buyururlar;
    "Bir müslüman abdest alıp yüzünü yıkadığında, yüzündeki azaların işlediği bütün günahları; el ve ayaklarını yıkadığında el ve ayaklarıyla işlediği bütün hata ve günaları, su damlalarıyla beraber akıp gider ve kendiside tertemiz olur. Hatta kirpik ve tırnak diplerindeki günahlarından eser kalmaz. Adap ve erkanına uymak suretiyle abest alıp kıbleye dönerek: "Eşhedü en la ilahe illallahü vahdehu la şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasülühü" diyen bu kul için cennet kapıları açılmıştır; o, cennet kapılarının dilediğiden içeri girer. "(Müslim Tahare, 32, 33; Tirmi Tahare, 2).

    Abdestsiz Olarak Yapılması Yasak Olan Hususlar:
    1- Namaz kılmak.
    2- Kur'an-ı Kerim'e el sürmek.
    3- Tilavet secdesi yapmak.
    4- Cenaze namazı kılmak.
    5- Kabe'yi tavaf etmek
    .

    Abdestin Farzları
    1 - Yüzü Yıkamak
    Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları, saçın bittiği yerden sakal veya çene altına, kulakların köklerine kadar olan bölümdür. Gözlerin içine suyun ulaştırılması gerekmez. Ancak abdest alırken gözler sıkılmaz, tamamen açık bırakılmaz. Normal bir şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman, dışarda kalan kısımlar yüzün sınırlarıdır. Sakal, bıyık ve kaşın altına suyu ulaştırmak gereklidir.
    2- Kolları Yıkamak
    Parmak uçlarından kol dirseklerine kadar -dirsekler de dahil- olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek (hamur, boya, çamur vb.) bir madde bulunursa, abdest alınmış sayılmaz. Ancak boyacıların tırnaklarındaki boyalardan kaçınmanın mümkün olmamasından dolayı bunlar abdeste zarar vermez. Tırnaklar parmak uçlarından dışarı taşacak kadar uzamış olursa o fazlalığı da yıkamak gerekir. Bir kimse abdest aldıktan sonra bu uzamış tırnağı keserse abdestini yenilemesi gerekmez. Parmakta yüzük var ve bu geniş ise abdest alırken bunu oynatmak sünnet, eğer yüzük dar ve altına su geçirmeyecek kadar parmağa oturmuşsa onu oynatmak farzdır.
    3- Başı Meshetmek
    Mesh, sözlükte eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. İbadet hukukunda ise suyun bir vücut organına isabet etmesidir. Başın meshedilmesindeki farz oranı alın miktarıdır. Bu miktar ise başın dörtte biridir. Meshederken üç veya daha fazla parmağı kullanmak gerekir. İki parmakla yapılan mesh caiz değildir. Başa giyilen sarık veya takke üzerine meshetmek geçerli değildir. Kadınlar da baş örtüleri üzerine meshedemezler.
    4- Ayakları Yıkamak
    Sağlam ve çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Yaralı veya mestle örtülü ayakları yıkamaya gerek olmayıp sadece meshetmek yeterlidir. Maide Süresi 6. ayette geçen topuk topuk= ka'b, ayağın iki tarafından inak kemiğine bitişik kemiktir. Rasulullah (s.a.s.): "Vay ateşten o topukların haline... " (Buhari, İlim 30; Vudü', 27,29; Müslim, Tahare, 25-28,30; Ebû Davud, Tahare, 46) buyurduğu ve ayakların tamamen yıkanmasını emrettiği bilinmektedir. Bir kimsenin ayağında yarık varsa ve o yarığa su sızdırmayan bir ilaç sürülmüşse, o kimse ayağını yıkadığı zaman, su yarığın altına geçmezse bu durumda su, ayağa zarar verecekse abdest yerine getirilmiş sayılır ve bu caizdir. Ancak su zarar vermiyorsa abdest tam olarak alınmış sayılmaz. Dolayısıyla zarar vermediği takdirde yarıklara su ulaşacak şekilde yıkamak gereklidir.

    ABDESTİN SÜNNETLERİ
    1- Abdeste başlarken "Euzu ve Besmele" çekmek.
    2- Abdeste niyet etmek.
    3- Önce bileklere kadar elleri yıkamak.
    4- Misvak kullanmak veya dişleri parmakla ovalamak.
    5- Ağıza ve burna üçer defa su vermek. (mazmaza ve istinşak)
    6- Kulakları, boynu mesh etmek.
    7- Başın tamamını mesh etmek.
    8 - Yıkanması gereken uzuvları üçer defa yıkamak.
    9- Abdeste organları ara vermeden yıkayarak devam etmek.
    10- Sırayı bozmamak.
    11- Abdest almaya sağ taraftan başlamak


    ABDESTİN EDEBLERİ1- Abdest alırken başkasından yardım istememek.
    2- Abdest alırken suyun sıçramaması için dikkatli davranmak.
    3- Kıbleye doğru yönelmek.
    4- Gereksiz yere konuşmamak.
    5- Niyet ederken dil ile niyet etmek.
    6- Her uzvu iyice ovmak.
    7- Abdest dualarını okumak.
    8- Kullanılmış su ile abdest almamaya dikkat etmek.
    9- Her uzvu yıkarken niyeti korumakla birlikte "Bismillah" demek.
    10- Kulağı meshederken serçe parmaklarının uçlarıyla kulak deliklerini meshetmek.
    11- Burna ve ağıza suyu alırken sağ eli kullanmak.
    12- Sol el ile sümkürmek.
    13- Özür sahibi olmayan kimsenin namaz vaktinden önce abdest alması.
    14- Abdest bittikten sonra kıbleye karşı ayakta kelime-i şehadet getirmek ve dua yapmak, biraz su içmek.
    15- Durgun ve akarak yer değiştiren sular ile birikinti halindeki sulara ve Kıble'ye karşı abdest bozulmaz.


    ABDESTİ BOZAN DURUMLAR
    1- İdrar veya dışkı yollarından yani ön ve arkadan herhangi bir şeyin çıkması. (İdrar, dışkı, yel, vedi, mezi, meni, kurt vb.)
    2- Aklın idrak gücünü gideren hususlar; uyumak, bayılmak, delirmek, sarhoş olmak vs.dir. Ancak oturduğu yerde kıpırdamadan uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz.
    3- Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı su çıkması ve etrafına yayılması. Ağızdan akan kana bakılır, şayet bu kan tükrük kadar veya tükrükten fazla ise abdesti bozulur.
    4- Ağız dolusu kusmak.
    5- Cinsi münasebette bulunmak.
    6- Tam olarak cinsi ilişki olmasa bile kadın ve erkeğin çıplak ve ince bir elbise ile vucutlarının veya tenasül uzuvlarının birbirine değmesi.
    7- Teyemmüm yapan kimsenin su bulması.
    8- Namazda sesli gülmek.


    ABDESTİ BOZMAYAN DURUMLAR
    1- Kişinin ön veya arka yollarından başka vücudunun herhangi bir yerinden kan çıkıp, bir damla halinde kalması.
    2- Kabuk bağlamış bir yaranın kan çıkmadan kabuğunun düşmesi.
    3- Yaradan, burundan yahut kulaktan bir vücud kurdunun düşmesi.
    4- Tenasül uzvuna (cinsi organına) el sürmek.
    5- Kadın vücudunun herhangi bir yerine dokunmak.
    6- Ağız dolusu olmayan kusuntu.
    7- Ağızdan çıkan balgam.
    8- Oturduğu yerde veya namazda uyumak.
    9- Ağlamak.


    GUSÜL (BOY ABDESTİ)

    Gusül, tepeden tırnağa kadar vücudun her tarafını hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkamaktır. Erginlik çağına gelmiş her müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması gerekir.
    1- Cünüplük; yani cinsi münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.
    2- Hayız (kadının adet görmesi) ve nifas (lohusalık) hallerinin sona ermesi.
    Bu hallerde gusletmek farzdır. Bazı durumlarda da gusletmek, sünnet veya müstehabdır. Mesela; Hac ve Umre yapmak maksadıyla Mekke ve Medine'ye girmeden önce, hac mevsiminde Mina ve Müzdelife'de bulunmadan önce; yağmur duasından önce; herhangi bir hayırlı iş için müslümanlarla bir araya gelmeden ve mübarek gecelerde gusletmek sünnet ve müstehabdır.
    Namaz için alınan abdest "küçük abdest" kabul edilerek, gusle "büyük abdest" veya "boy abdesti" adı verilmektedir.

    GUSLÜN FARZLARI
    Guslün farzları üçtür.
    1) Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.
    2) Buruna su çekmek ve yıkamak.
    3) Tepeden tırnağa bütün vücudu yıkamak.
    Vücut yıkanırken en ufak bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi taktirde gusül yerine gelmemiş olur. Onun için kulaklar, göbek çukuru, saç, sakal ve bıyıkların dipleri iyice yıkanır.

    GUSLÜN SÜNNETLERİ
    1) Gusle besmele ve niyet ile başlamak.
    2) Avret yerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onu temizlemek.
    3) Gusülden evvel abdest almak.
    4) Abdestten sonra, önce üç defa başa, sonra üç defa sağ, üç defa da sol omuza su dökerek her defasında bedeni iyice oğuşturmak.
    5) Guslederken çok fazla veya çok az su kullanmaktan kaçınmak.
    6) Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak.
    7) Tenha bir yerde yıkanılsa bile, avret yerini açmamak.
    8) Guslederken konuşmamak.
    9) Gusl bitince bedeni bir havlu ile kurutmak
    10) Gusülden sonra çabucak giyinmektir.


    GUSÜL ABDESTİ NASIL ALINIR?
    Guslün adabı aynen abdest adabı gibidir. Gusletmek isteyen kimse önce besmele çekerek gusle niyet eder. Ellerini bileklerine kadar yıkar ve üzerinde yapışıp kurumuş bir şey varsa onları temizler. Sonra herhangi bir pislik olmasa bile avret yerlerini ve uyluklarını yıkar. Sonra sağ avucu ile ağzına bolca su alarak iyice çalkalar; bunu üç defa tekrar eder; oruçlu değilse suyun boğazına ulaşmasını sağlar. Sonra yine sağ eli ile burnuna üç defa su çekerek iyice temizler. Bundan sonra namaz abdesti gibi bir abdest alır. Şayet yıkandığı yere su toplanıyorsa, ayakları, abdest alırken değil gusülden çıkarken yıkar. Abdest aldıktan sonra, önce başına, sonra sırayla sağ ve sol omuzlarına üçer defa su döker. Her defasında vücudun her tarafını iyice oğuşturur. Hiçbir yerinin kuru kalmaması için dikkat eder. Bunun için saçlarının, sakallarının diplerine, göbeğinin içine suyun ulaşmasını sağlar. Eğer vücudunun bir yerinde, herhangi bir yaradan dolayı ilaç veya sargı varsa ve fazla su bunlara zarar verecekse, bunlann üzerinden suyu hafifçe geçirmekle yetinir; bu da zarar verirse sadece eliyle üzerini mesheder.
    GUSÜLSÜZ YAPILMAYAN İŞLER
    Cünüb bir kimsenin veya hayız ve nifas halindeki bir kadının bu durumdayken yapması haram olan hususlar, şunlardır:
    1 - Namaz kılmak
    2 - Kur'an niyetiyle Kur'an'dan bir parça okumak (ancak dua niyetiyle okumak caizdir. Ayrıca Kur'an ayetlerini çocuklara kelime kelime öğretmek, Kelime-i Şehadet getirmek, tesbih ve tekbirde bulunmakta da sakınca yoktur).
    3 - Kur'an-ı Kerîm'e ve onun en ufak bir parçasına dokunmak ya da tutmak (fakat bitişik olmayan bir kılıf veya kutu içerisinde ise tutmak caizdir)
    4 - Kabe-i Muazzamayı tavaf etmek ve zaruret olmadığı halde bir mescide girmek ve içinden geçmek
    5 - Üzerinde ayet yazılı olan bir levhayı veya buna benzer bir şeyi tutmak


    «----------------------------------------------------------------------

    NAMAZ
    NAMAZ NEDİR?
    Namaz dinin direği, ibadetlerin en üstünüdür. Yüce Allah'a karşı en önemli ibadet görevimiz günde beş defa kıldığımız namazlarımızdır. Erginlik çağına gelen, akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak farzdır.
    Namaz, bizi yaratan, yaşatan, sayısız nimetleri veren yüce Allah'a karşı bir kulluk görevimizdir.
    Namaz kılanlar, Allah'ın emrini yerine getirmiş, kulluk borçlarını ödemiş ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmış, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmuş olurlar.

    NAMAZIN ÇEŞİTLERİ
    Namazın Farz, Vacib ve Nafile çeşitleri vardır.
    1. Farz Namazlar: Beş vakit namaz ve cuma namazıdır.
    2. Vacip Namazlar: Vitir ve bayram namazları, adanan na-mazlar, bozulan nafile namazların kazasıdır.3. Nafile Namazlar: Farz ve vacip namazlardan başka kılınan diğer namazlardır. NAMAZ VAKİTLERİ
    Her işin belirli bir zamanı vardır. Günde beş defa kılınan farz namazların kılınması için yüce Allah belli vakitler tesbit etmiştir. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı günde beş defa kılınan namazların vakitleridir.
    Sabah Namazının Vakti: Sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin doğmasına kadar olan zamandır.
    Öğle Namazının vakti : Güneş tam tepemize gelip, gölge, doğu tarafına uzanmaya başladığı vakitten itibaren -güneş tepe noktasında iken var olan gölge müstesna- herşeyin gölgesinin bir veya iki misli oluncaya kadar devam eden zamandır.
    İkindi Namazının Vakti: Öğle namazı vaktinin bitiminden güneş batıncaya kadar olan zamandır.
    Akşam Namazının Vakti: Güneş battıktan sonra başlayıp güneşin battığı yerde meydana gelen kızıllık kayboluncaya kadar olan zamandır.
    Yatsı Namazının Vakti: Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır.
    Vitir Namazının Vakti: Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir. Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır.
    Cuma Namazının Vakti: Öğle namazının vaktidir.
    Teravih Namazının Vakti: Yatsı namazının vaktidir.
    Bayram Namazının Vakti: Bayram günleri sabahleyin güneşin doğuşundan yaklaşık 50 dakika geçtikten sonra başlayıp güneşin tepe noktasına gelmesine kadar devam eden zamandır.

    Her namaz, kendi vakti girdikten sonra kılınır. Vakti girmeyen namaz kılınmaz. Her namazın kılınma vakti, kendi vakti girdikten sonra başlar, bir sonraki namazın giriş vaktine kadar devam eder. En iyisi her namazı vaktin ilk giriş zamanında kılmaktır.
    Güneş doğarken, tepe noktasında iken, batarken hiç bir namaz kılınmaz.
    Beş vakit namazın fazları ile sünnetlerinin kaçar rekat olduğu aşağıda gösterilmiştir.


    NAMAZ REKATLERİ

    NAMAZIN VAKTİ SÜNNET FARZDAN ÖNCE FARZ SÜNNET FARZDAN SONRA VİTİR TOPLAM

    SABAH =2 2 / 4
    ÖĞLE = 4 4 2 / 10
    İKİNDİ = 4 4 / 8
    AKŞAM = 3 2 / 5
    YATSI =4 4 2 3 / 13

    «----------------------------------------------------------------------

    Orucun Mahiyeti

    Oruç, ikinci fecirden başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden nefsi kesmek demektir.

    Oruç kelimesinin Arabçası, siyam ve savm'dır ki, nefsi tutmak ve engellemek manasınadır. "Siyam" sözü, Savm'ın çoğulu olarak da kullanılır Din deyiminde "Müftırat" (oruç bozucu) denilen şeylerden nefsi gerçekten veya hükmen yasaklamak bir imsak (oruç tutmak) tır. Yanılarak ve unutarak bir şey yeyip içildiği takdirde hükmen imsak bulunmuş olacağından oruç bozulmuş olmaz. Bu konu ileride açıklanacaktır.

    İmsak sözünün karşıtı İftar'dır. Şöyle ki: Hiç oruç tutmamak bir iftar olduğu gibi, güneşin batışından sonra orucu açmak da bir iftardır. Oruçlu iken orucu bozacak bir şeyin yapılması da bir iftardır. İftar eden kimseye "Muftır" denildiği gibi, orucu bozan şeylerden her birine de "Muftır" denilir. Bunun çoğulu "Muftırat" dır.

    Ramazan-ı Şerif ayına Şehr-i Sıyam (Oruç ayı) denir. Ramazan bayramına da, imsaka son verileceği için Îd-i Fıtır (İftar bayramı) denilir. Bayram anlamına gelen Îd'in çoğulu, A'yad'dır.

    Ramazan orucu, Peygamberin hicretinden bir buçuk sene sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Bunun farziyeti kitab, sünnet ve icma ile sabittir. "Oruç size farz kılındı." (Bakara:183) âyet-i kerimesi bunu emretmektedir.

    «----------------------------------------------------------------------

    OTUZ İKİ FARZ

    İMANIN ŞARTLARI

    1. Allah Teala'ya inanmak
    2. Allah'ın meleklerine inanmak
    3, Allah'ın kitaplarına inanmak
    4. Allah'ın peygamberlerine inanmak
    5.Ahiret gününe inanmak
    6. Kader ve kazaya inanmak


    NAMAZIN FARZLARI

    Dışındakiler :
    1. Hadesten taharet
    2. Necasetten taharet
    3. Setr-i avret
    4. İstikbal-i kıble
    5. Vakit
    6. Niyet

    İçindekiler :
    1. İftitah tekbiri
    2. Kıyam
    3. Kıraat
    4. Rukü
    5. Sücud
    6. Kade-i ahire


    İSLAMIN ŞARTLARI

    1. Kelime-i şehadet getirmek
    2. Namaz kılmak
    3. Oruç tutmak
    4. Zekat vermek
    5.Hacca gitmek


    ABDESTİN FARZLARI

    1.Yüzü yıkamak
    2. Kolları dirsekleriyle beraber yıkamak
    3. Başının dörtte birini meshetmek
    4. Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak


    GUSLÜN FARZLARI

    1. Ağıza dolu dolu su vermek
    2. Buruna dolu dolu su vermek
    3. Bütün bedeni yıkamak


    TEYEMMÜMÜN FARZLARI

    1. Niyet etmek
    2. Temiz toprağa vurup yüzü ve kolları meshetmek.


    «----------------------------------------------------------------------

    ELLİDÖRT FARZ

    1- Allah'ı daima zikretmek.
    2- Helal kazanılmış elbise giymek
    3- Abdest almak.
    4- Beş vakit namaz kılmak.
    5- Cünüplükten gusletmek.
    6- Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek.
    7- Helalden yeyip içmek.
    8- Allah'ın taksimine kanaat etmek.
    9- Tevekkül etmek.
    10- Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak.
    11- Nimete karşılık şükretmek.
    12- Belaya sabretmek.
    13- Günahlara tevbe etmek.
    14- İbadetleri ihlas ile yapmak.
    15- Şeytanı düşman bilmek.
    16- Kur'an-ı delil tanımak.
    17- Ölüme hazırlıklı olmak.
    18- İyiliği emredip kötülükten alıkoymak.
    19- Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek.
    20- Anaya-babaya iyilik ve itaat etmek.
    21- Akrabayı ziyaret etmek.
    22- Emanete hıyaret etmemek.
    23- Dinin kabul etmiyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek.
    24- Allah ve Rasulüne itaat etmek.
    25- Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak.
    26- Allah için sevmek, Allah için buğz etmek.
    27- Her şeye ibretle bakmak.
    28- Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek)
    29- İlim öğrenmeye çalışmak
    30- Kötü zandan sakınmak
    31- İstihza (alay) etmemek
    32- Harama bakmamak
    33- Daima doğru olmak
    34- Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek
    35- Sihir yapmamak
    36- Ölçü ve terazisini doğru tartmak
    37- Allah'ın azabından korkmak
    38- Bir günlük nafakası (yiyeceği-içeceği) olmayana sadaka vermek
    39- Allah'ın rahmetinden ümid kesmemek
    40- Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak
    41- İçki kullanmamak
    42- Allah'a ve mü'minlere su-i zan etmekten sakınmak
    43- Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak
    44- Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsi mukarenette bulunmamak
    45- Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak
    46- Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek
    47- Kibirlilik etmemek
    48- Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak
    49- Beş vakit namazı muhafaza etmek
    50- Zulm ile halkın malını yememek
    51- Allah'a şirk (ortak) koşmamak
    52- Riyadan (gösterişten) sakınmak
    53- Yalan yere yemin etmemek
    54- Verdiği sadakayı başa kakmamak


    «----------------------------------------------------------------------


    Not : Modlardan ricam konuyu sabitlerlerse iyi olur.. Saygı ve sevgilerimle.....
    Bu Ne Büyük AŞK
    TF - Beşikt
    AŞK

    K O M A N D O L A R :.: B İ R L İ Ğ İ
    TURKFORUM'UN ASLANLARI

    BAZEN GİTTİĞİN YERDEN ÇOK O GİTTİĞİN YERE NASIL VARDIĞIN ÖNEMLİDİR..!!
    ÖLÜM YANI BAŞIMIZDA.......

    GÖZÜ YUMMAKLA GÜNEŞİ YOK EDEMEZSİNİZ..!!
    Tabiki Kurtuluş'a Erecek Olanlar Allah (c.c.) Yolunda Cihad Edenler Olacaktır..!!!

  2. #2
    Mathys adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2005
    Mesajlar
    923
    Karizma Gücü
    8
    SA Candostum cok güzel Temel Bilgiler iletmissin, Temel Bilgiler olmasina ragmen tekrar okuyup hatirlamamiz gereken seylerde var aralarinda, calisman icin cok tsk ler... Allah Razi Olsun...
    BACIMIN ÖRTÜSÜ BATMAKTA SOYSUZUN GÖZÜNE, ACIRIM TÜKÜRÜĞÜME BİLLAH TÜKÜRSEM YÜZÜNE. - Mehmet Akif Ersoy

    KaN KaRDeSLeR BiRLiGi
    Gurbetciler Birligi

    EFELER BiRLiGi
    Paylasim Ve Dostluk Platformu

    K O M A N D O L A R :.: B I R L I G I
    TURKFORUM'UN ASLANLARI


    BEKLENEN GÜN GELECEKSE ÇEKİLEN ACILAR KUTSALDIR..!! VE BEKLENEN GÜN GELDİ...
    KISKANANLAR CATLASIN!!!


    ;S Ebrucuk & Mathys;S

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Web tasarımı (Temel bilgiler)
    2005 Konuları bölümünde hacked_Darknes tarafından açılmış
    Yanıt: 14
    Son Mesaj: 10.12.05, 20:35

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •