Kafamda yüzlerce, milyonlarca düşünce... kafamın içinde "her kafadan bir ses.."
"Akordu Bozuk Çalgılar Orkestrası" nın şefi istifa etmiş. Belki de bütün karışıklığa sebep bu!... Adam orkestranın ritimsiz marşlarına, senfonilerine belli ki daha fazla dayanamamış. Ben bile bu gürültüye nasıl tahammül ediyorum bilmiyorum. Yılların verdiği alışkanlık olmalı. Tek doğru bildikleri ayrılık şarkıları...
* * *
Dönüp dönüp sana ulaşıyorum. Ne kadar uzaklaşırsan o kadar yakına düşmek, ne kadar kaçarsan o kadar geri dönmek... bumerang gibi... Yeni yüzlere sil baştan özgeçmiş anlatmak artık yoruyor beni. Her yeni yüz, hayatıma katmak çabasına girdiğim her yeni kişilik, nasıl oluyor da sonunda yine seni hatırlatıyor bana, anlamış değilim. Oysa 'aşkta mantık aranmaz' düşüncesiyle hareket ettiğim yıllar şimdi çok gerilerde. Sen, çok uzaktasın.
Ana caddelerini, çarşısını, cafelerini bildiğim o uzak kıyı kentin, bilmediğim dar sokaklarından birinde karşılaşsak seninle; meselâ burun buruna gelsek bir kaldırım dönemecinde, ne yaparım? Tepkim nasıl olur, kestirebilmiş değilim. Dudaklarımdan boğazıma kadar kurur mu ağzım? Kalbim tıpkı o zamanlardaki gibi deli çılgın çarpıp döner mi göğüs kafesine? Ya sen? Sen ne yaparsın beni görünce? Gözlerin ışık saçar mı yine? Sarılır mısın sımsıkı? Yüzünü gizleyeceğin, nefessiz kokladığın saçlarım da yok artık... Yoksa ilk aklımıza gelen kırgınlıklarımız mı olur? Hele ben... hele ben... Gene de, ne dersen de; seni özledim.
Bıraktığın art alanı hiçbir renkle dolduramıyorum. Her yer çok çok siyah ve beyaz, en fazla da gri... Hangi rengi tutsam soluyor avuçlarımda. Baş edemiyorum bu kandırılmışlık duygusuyla. Senin önce sakıncasız verdiğin sonra da utanmadan söküp aldığın güveni barındıramıyorum ruhumda. Herkese ve herşeye karşı nasıl kuşkuluyum, bilmek istemezsin.
Geceler boyu yaptığımız onca konuşmadan hafızamda tutabildiklerim, anımsadıklarım o kadar az ki...
"-Zıt karakterli insanlar, birbirlerine benzeyenlerden daha iyi anlaşır. Uyum, karakterlerin aykırılıklarından doğar..., diye bir söyleve girişmiştim ve tatlı bir tartışma başlamıştı aramızda.
-Eğer kişilikler farklıysa, aralarında bir renk cümbüşü oluşur. Ve kendi kişilik özelliklerinden ödün vermeden, art alanlar bu renklerle dolmaya başlar. İşte o zaman yarım kalan yanlarının pekiştiğini fark eder bu iki ruh eşi...
O alaycı, çarpık gülüşünle umursamaz bakıp;
-İyi ama, biz birbirimize fazla benziyoruz. Zevklerimiz ve hoşlandığımız tadlar aynı. Ben senin daha konuşmadan ne söyleyeceğini biliyorum. Bakışından, duruşundan bunu anlamak hiç zor değil. Hayatım, bizim alaşımlarımız eriyik halinde birbirine karışmış. Bu yüzden alanların tamamına yeryüzünün tüm renkleri hakim. O güzel aklını yorma sen. Meselâ, biliyorum ki ben susunca sen kalkıp dolaptan bize iki soğuk bira kapıp getireceksin... "
Geçen gece hiç alışık olmadığım halde, daldığım ilk uykudan aniden uyandım. Ne kâbustu gördüğüm ne de beni uyandırabilecek kadar güçlü bir ses... ki ağırdır uykum bilirsin, sabahları ise hiç çekilmem. Oysa o gece saatlerce uyumuş ve uykusunu almış bir insanın dinginliğiyle doğruldum. Kalktım, bir sigara yaktım geceye... Tam o sırada beklemediğim bir şey oldu. Hazırlıksız yakalanmıştım. Seni düşünmemek, seni unutmak, seni yaşamamış saymak için kendime ördüğüm ne kadar duvar varsa, iskambil kağıtları gibi ama koca bir gümbürtüyle yerle bir oldu içimde.
Aramak istedim, yapamadım. Ne söylenebilirdi ki; zamanın, mesafelerin ve bitmiş bir hikâyenin noktası konmuş gerçekliğinin peşinden. Ne yapılabilirdi ki bu saatten sonra, aşk mantığa yenik düşmüşken... Hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Ki bilmezsin, artık kolay ağlayamıyorum ben. Bulutlu gecede, bana buğulu yüzünü çağrıştıran ay'ı aradım... Ne ay vardı ortalıkta ne de yıldızlar... sağanak halinde gözlerim ve bir de bulutlar... O son gün, telefonda söylediklerim döküldü geceye... "Git, Gidebildiğin Kadar Uzağa..."
Gece isyanıma karşılık verdi. Yaşadığımız ne varsa ayrıntılara inerek resmetti; yaşanmış, paylaşılmış, dağılmış, savrulmuş koca bir aşkın güncesi... görüntüler resmi geçidi... "Nefesimden yakın, yıldız kadar uzaksın..." derdin. Ben o gece uykundaki soluk alışlarını duyumsadım ama çok istesem de dokunamadım sana.
Dönüp dönüp sana çıkıyor yollarım. "Dünyanın öbür ucuna da gitsen; beni düşündüğünü, düşündüğün an hissedeceğim. Hayatına benden sonra kim girerse girsin, her yeni insanda beni arayacak, beni özleyeceksin..." Büyük yemin etmişiz sevgilim... durup durup sana kanıyor yüreğim...
Yine de git... gidebildiğin kadar uzağa...
* * *
Akordu Bozuk Çalgılar Orkestrası sustu! Çünkü en iyi bildikleri ayrılık şarkısı buydu


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

