Yılanların Öcü
Yazarı :Fakir BAYKURT
Yayınevi : Adam Yayınları
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2000 - Ocak
Sayfa Sayısı : 270
KİTAP HAKKINDA
Kara Bayram’ın babası Kara Şali, bir gün çayırda yürürken o zamanlar –sözde- yılanların başı diye anılan “şahmaran” denilen yılanı görür, “bumuymuş herkesin korktuğu illet hayvan? ” deyip şahmaranı orada öldürür...ve anlatılana göre o gün bugün bütün yılanlar Kara Bayram ailesi ve sülalesine düşmandır. Her sene belli zamanlarda evlerini basarlar ve bir şekilde zarar verip dönerlermiş.
İlk romanı olan “Yılanların Öcü” adlı başarılı çalışmasında küçük toprak sahibi köylünün trajedyasını işlemiştir.
Fakir Baykurt “Yılanların Öcü”nde derebey artıklarından birinin topraklarını satın alarak küçük ve orta üretici durumuna gelen Karataş köylülerini sergiler.
Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu dönemdir. Roman, Irazca ile oğlu Kara Bayram ailesinin; evlerini körletecek bir arsa üzerinde konut yapmak isteyen Köykurulu ikinci üyesi Deli Haceli ile çatışmalarıyla başlar.
Deli Haceli’ye yeni ev için arsayı hükümetten izinsiz olarak ve yasal yollara başvurmadan, köyün muhtarı satar. Muhtarın bu olaya girmesiyle olay yoksul – varsıl savaşına dönüşür. Kara Bayram ailesi evlerinin önünü kapatacağı için Haceli’nin buraya ev yapmasına razı olmaz; Irazca isyan eder, Haceli ısrar eder ve olaylar bir kısırdöngüne dönüşür.
İç ve dış sermayenin köydeki en düşük bağdaşıkları siyasal iktidarla bütünleşmenin bilincindedir. Muhtar ve Köykurulu üyesi Haceli parasal güçlerine güvenen kişilerdir. Bayram’ın, anası Irazca’nın ve karısı Haçça’nın başkaldırmalarını kaale almazlar, çünkü para ve mevki onlarda olduğu için güç onlardadır; Bayram gibi yoksul insanların bu durumlara tepki vermeye hakkı yoktur.
Yoksul için ancak “hasmın karıncaysa da horsunma” mantığına bağlı bireysel direnç söz konusudur.
Roman geliştikçe, devlet, yasa, kamusal, ahlak gibi kavramlar geçerliliğini yitirirler. Bürokrasinin halkçı kanadını simgeleyen kaymakamla Irazca Ana’nın bağdaşıklığı, kapitalist ilişkilere geçiş döneminin vazgeçilmez öğesi orta üreticiyi simgeleyen muhtarla siyasal iktidar bağdaşıklığı karşısında yenik düşer.
İsyan eden Bayram, muhtarın adamları tarafından dövülür; yeni doğmuş olan kuzusu Haceli tarafından kaçırılıp Kaymakam’ın gelişi şerefine kesilir; karısı Haçça Haceli’nin ani tepkisiyle evlerini basıp taşlaması sonucu yaralanır ve üç aylık hamile olduğu çocuğunu düşürür.
Bütün bunlar olduktan sonra Bayram, anası Irazca’nın da etkisiyle olaylarda parmağı bulunan herkesi mahkemeye vermeye karar verir. Fakat, muhtar ve yanlıları tarafından “uygun bir dille” tehdit edilip, bu kararından vazcaydırılmaya çalışılır. Ve en sonunda vazgeçer, ve hikaye anası Irazca’nın bu haksızlığa ve eşitsizliğe karşı isyan etmesi ve acı feryatlarıyla biter.
Bir bakıma “Yılanların Öcü”dür bu. Gerçekte söz konusu olan genel bir yenilgi ve çözülüştür. Küçük üretici ya da ortakçının proleterleştirilmesi olayıdır. Günümüzde de hala devam etmekte olan, güçlü ve zengin olan her şey yapabilir buna hakkı vardır ama fakir olan daima ezilmeye ve susmaya mahkumdur.
Baykurt, bu acı gerçeği bu uzun hikaye sonucunda okuyucuya sindire sindire vermiş ve büyük etki yaratmıştır.
Romanın içeriğinden de anlaşılabileceği gibi, Baykurt hayalgücünden uzak, tamamen realist bir şekilde gerçekleri yazmış ve fantastik yazılar yerine toplumsal ve sosyal ilişkileri gerçek ve doğru değerler kavramları doğrultusunda, değişik ve yalın bir dil kullanarak yazmıştır.
Baykurt bu romanının ana temasında doğanın canlılara değil, canlıların doğaya ait olduklarını kabul etmiş gibidir adeta.
Ve bu inkar edilmez gerçeği, olayları ve gidişatların boyutları doğrultusunda okuyucuya aşılamaya çalışmaktadır.
Baykurt, “Yılanların Öcü”nde, yılanları doğa unsuru olarak kabul etmiş ve hikayenin sonunda doğayı sembol eden bu canlıların insanlardan öc aldığını ince çizgili bir sembol içinde anlatmıştır.
Baykurt, genelde kırsal kesim konularını işleyip köylüleri ve taşralıları olayların kahramanları olarak seçtiği için, konuşma dili genelde köylü, kasabalı dili olarak kabul edilen kaba ve alışılmadık bir dildir.
“Yılanların Öcü” nde, olay Karataş köyünde geçer ve bu köylülerin günlük yaşamda kullandıkları kendi dilleri ve deyişleri kaleme direk olarak alınmıştır.
Kitabı okurken, çok değişik ve anlamını bilmediğimiz kelimelerle karşılaştım.
Örneğin; “bıdırtı” (alçak sesle konuşma) , “engücü” (nasıl olsa, eninde sonunda) , “haney” (iki katlı köy evi) , “subasar” (sulanabilir tarla) , “taktuk” (tarım ve ev araçları) , “terslik” (gübrelik) , “yaylım” (otlak) ve “yunmak” (çamaşırlık) vb.
Bunun yanı sıra, köy halkının kullandığı kaba saba ve başında ya da sonunda mutlaka bir küfür ya da beddua bulunan (“boynun altında kala emi…”, “adı batsın..” vs) konuşmaları da hikayeyi okurken okuyucuyu eğlendiriyor ve sıkılmasına mani oluyor.
Baykurt, anlaşılması kolay ama ağır okunması gereken pekte yalın olmayan bir dil kullanmış. Uslüp olarak düşünürsek, olayları klasik gidişatına göre verirken, diğer bir yandan hikayeye başka hikayeler ve tasvirler eklemeyi ihmal etmemiş.
Kara Bayram ailesinin evine yılan girmesini anlatırken, bir anda yıllar öncesine gidip, aynı ailenin ölmüş olan bir ferdinin yılan gördüğü zaman yaşadığı olayı anlatmaya başlar.
Romanın önemli kahramanlarından biri olan Kara Bayram’ın annesi Irazca’yı anlatırken, bir anda Karataş köyünün tasvirine ve çevrenin anlatımına geçer.
Yine de, dikkatli ve ağır okunduğu takdirde, gayet güzel, anlaşılır, akıcı ve okuyucuyu sıkmayan bir yazım tarzı kullanmıştır.
Bunlar dışında, Fakir Baykurt bu romanında olayları ilginç ve dikkat çekici başlıklar altında bölüm bölüm anlatmıştır –ki bu da okuyucuyu başka bir şekilde, sıkmadan ve yormadan olayları ve gidişatı sindire sindire anlamalarını sağlar.
Örnek vermek gerekirse; Baykurt “Yılanın Başı”, “Dengi Dengine”, “Uzun Abdest” gibi... Ayrıca, “Yılanların Öcü”nde bir çok benzetmeye rastlıyoruz; “duru sular gibi yeşil gözler, inilmez denizlerin dipleri gibiydi…”
YAZAR HAKKINDA
Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Fakir Baykurt 11 Ekim’de Almanya’nın Essen kentinde öldü. Cenazesi, 1977’den beri yaşadığı Duisburg’da düzenlenen bir törenden sonra İstanbul’a getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Edebiyatta gerçekçi yaklaşımı benimseyen Fakir Baykurt 1929’da Burdur'da doğdu. 1943’te Akçaköy İlkokulu’nuı, 1948’de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra köy öğretnmenliği yaptı. 1955’te Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi; Sivas, Hafik ve Şafşat’ta Türkçe öğrtemeni olarak çalıştı. Demokrat Parti döneminde öğretmenlikten alınarak pasif bir göreve getirildi. 1958’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ilk romanı Yılanların Öcü nedeniyle hakkında kovuşturma açıldıysa da takipsizlik kararı verildi. 1960 İhtilali’nden sonrailköğretim müfettişliğine getirildi. 1962-63 yıllarında ABD Bloomington ındiana Üniversitesi’nde ders araçları konusunda uzmanlık eğitimi gördü. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı ve başkanlığını yürüttü. Türkiye Öğretmenler Dernekleri Milli Federasyunu (TÖDMF) genel başkanlığına seçildi. Türkiye çapındaki ilk öğretmenler boykotunda (1969) bir kez daha açığa alındı. 1971’deki askeri müdahaleden sonran uzun süre tutuklu kaldı. Milli Folklor Enstitüsü uzmanlığı, ODTÜ halkla ilişkiler ve yayın müdürlüğü, Kültür Bakanlığı danuşmanlığı (1978) görevlerinde buluındu. 1979’da Duisburg’a gönderilerek Yabancı Çocuk ve Gençlerin Teşviki ve Bölgesel Çalışma Kurumu’nda eğitim uzmanı olarak çalıştı. 1996’da emekli oldu. Fakir bAykurt edebiyat yaşamına şiirle başladı (1945). Şiirlerini, toplumcu gerçekçibir yaklaşımla yazdığı kısa öyküler ve köy notları izledi. Yeditepe, Yücel, Varlık, Fikirler, Kaynak, İmece, Yazın, Sanat Olayı, Cumhuriyet, Evrensel, Yön yazılarını yayınladığı dergi ve gazatelerden bazılarıdır. Baykurt, 1955’te çıkan ilk kitabı Ç’de, Seçilmiş Hikâyeler ve Beraber dergilerinde yayınladığı öykülerini topladı. Sonraki öykü kitapları Efendilik Savaşı (1959), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garajı (1970), İçerdeki Oğul (1974), ile Yılanların Öcü (1959), Irazcanın Dirliği (1961), Tırpan (1970) gibi romanlarında köy yaşamını, köylünün bilincinde ve bilinçaltındaki isteklerini, tepkilerini ve çelişkilerini yansıttı. Bunu yaparken halka mal olmuş deyiş özelliklerine ve deyimlere de yer verdi. Bir dönem göç sorunun ele alarak Almanya’daki Anadolu insanının değişim süreci içinde yeniden biçimlenmesinin getirdiği sıkıntıları, farklı bir kültüre uyum sağlamak için gösterilen çabaları çok boyutlu bir şekilde Aktardı. Yapıtları edebi değerinin yanı sıra toplumbilim ve halkbilim yönünden zengin bir kaynak olarak da görülen Baykurt’un kuiandığı dil doğal, yalın, şiirsel bir halk Türkçesi olarak değerlendirildi. Tırpan’la 1970 TRT ve 1971 TDK ödüierini, Can Parası (1973) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Kara Ahmet Destanı’yla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan yazarın Yılanların Öcü adlı yapıtı 1961’de Metin Erksan, 1985’te Şerif Gören tarafından filme çekildi.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
eşat Nuri, Halit Ziya Uşaklıgil tarzı romanlar..
