Yıldız Cinayetleri
Yazarı: Armağan Tunaboylu
Yayınevi: Oğlak Yayınları
Basım Tarihi: Kasım 2004
Sayfa Sayısı: 238
ARKA KAPAK
Asım Ağbi, 'hadi oradan' der gibi bakıyordu. Asım Ağbi her zaman aynı biçimde bakardı. Tek kas oynamazdı yüzünde ama siz ondan çok farklı anlamlar çıkarırdınız. Anlam çıkarmaya devam ettim. Bakışlarda acıma vardı, iğneleme vardı. Aldırmadım, ne de olsa kusmukların içinde oturan o değil, bendim. Sigara bitene kadar sesimi çıkarmadım. Aynur'u düşündüm. Hangi hayvan yapmıştı bunu? Sonra neden yapmıştı? Muameleden hoşnut kalmayan müşteriler en fazla döverlerdi. Bu kadar ileri gidebilecek kimse olamazdı. Sonra ilk aklıma gelen Kürdo oldu. Acaba Aynur ona diklenmiş miydi? Ama o 'ensesine vur ağzından lokmasını al' bir insandı. Dediğim gibi ahlaklı bir kızdı o. Asla menajerine karşı gelmezdi. Hem Kürdo daha ilk günden sermayesini neden parçalasın ki?
Mesleği: Kadın satıcısı. Çeşitli düşmanları var, başına çok sayıda cinayet sarılıyor... Ve en çok korktuğu ama gizliden gizliye hayranlık duyduğu komiser Asım Ağbi'si de var muhitte.
İNCELEME
“Yıldız Cinayetleri” ile 2004 yılında ilk romanı yayımlanan yazarlar arasına katılan Armağan Tunaboylu, 1962 yılında Eskişehir’de doğmuş. Orta öğrenimini İstanbul’da, Galatasaray Lisesi’nde tamamlamış, sonra yüksek öğrenimi için İzmir’e düşmüş yolu, 9 Eylül Üniversitesi’nde sinema-TV eğitimi almış ve yeniden dönmüş İstanbul’a. Şu sıralar “Yıldız Cinayetleri”nin kahramanı Metin Çakır’ın yeni bir macerasını yazmakla uğraşıyor.
Yerli ve yabancı roman açısından çok verimkar geçen 2004, polisiye okuyucularını da fazlasıyla memnun etti. Otuzdan fazla yeni yerli polisiye yayımlandı, pek çok yeni yabancı yazar çevirisi yapıldı. Kuşkusuz genellemelerle konuşmanın yanılgıya düşmek, kimi özgün örnekleri gözden kaçırmak gibi bir tehlikesi var, ama yine de pek çoğunu okuma fırsatı bulduğum polisiye külliyatı için 80’lerde sarf edilmiş şu sözleri tekrarlamak istiyorum; “Polisiye roman öldü, ama kendisi bilmiyor, ya da bilmiyor gibi yapıyor. Hâlâ kımıldıyor, bu kesin, ve kimi zaman da pek güzel dikelmeleri oluyor, sendeliyor, bir yere çarpıyor; bu, uzun süreli yapay solunumla yaratılan ve bilimin onunla ilgili olarak henüz son sözünü söylemediği bir zombi”!...
Eski Kalıplar, Yeni Polisiyeler
Bu karamsar iddiaya göre, Agatha Christie’nin Hercules Poirot, Raymond Chandler’in Phillip Marlowe ve George Simenon’un Komiser Maigret tiplemeleri, kendilerinden sonraki tüm polisiye roman kahramanlarını etkileyecek bir detektif üçlemesiydi ki, polisiye tür, artık yeni türler dünyaya getirmek yeteneğinden yoksundu. Bundan böyle kendini bir yandan yeni basımlar, bir yandan da iç düzenlemeler yoluyla ortaya koymakla yetinecekti.
Doğrusunu söylemek gerekirse her romanın alana bir yenilik getirmesini ya da gelenekle hesaplaşmasını beklemenin anlamlı olduğunu düşünmüyor ve yukarıdaki tespitleri de polisiye romanın sonunun geldiği biçiminde yorumlamıyorum. Romanın diğer türlerinde olduğu gibi, polisiyelerde de tekbiçimli bir roman şemasının yayılması, bu şemadan yüksek nitelikli yapıtlar türemesine engel olmadı ve olmayacak elbette. Tersine, polisiye yazarları söz konusu tekdüzeliği kırmak için şimdi hayali güçlerini daha fazla zorluyor, farklı zaman, mekan ve detektif tipleriyle farklı temalar arıyor, daha incelikli daha karmaşık kurgular peşinde koşuyorlar. Söz konusu arayışlara Türkiye’de bu yıl içerisinde yayımlanan yerli/yabancı polisiye dizilerle bizler de tanık oluyoruz. Mesela Kitap Yayınevinin Tarihi Polisiyeleri, Çitlembik Yayınlarının Botswanalı kadın detektifi, İnkılap Yayınevinin Komiser Adamsberg’i ve Oğlak Yayınevinin Metin Çakır’ı tam da bu türden arayışların ürünleri…
İlk romanı “Yıldız Cinayetleri”nde Armağan Tunaboylu, geleneksel kalıpların ciddiyetinden ve –artık çok eskilerde kalan kahraman mitinden- hem mizaha ağırlıklı bir yer vererek hem de ne yaptığının farkında olmayan bir anti-kahraman yaratarak sıyrılmış. Üstelik o, ne bir özel detektif ne de resmi bir görevli. Tersine, “kahramanımız”, yani Metin Çakır, kendi başını kurtarmak için katilin peşine düşen –ayıptır söylemesi- emekli bir ********!.. Yakışıklı değil, güçlü kuvvetli hiç değil, cesaret derseniz yanından bile geçmemiş Metin’in. Hani gece vakti İstiklal Caddesinde ortaya çıkan, yanınıza gelip “bir emrin var mı abi?” deyişinden sunacağı hizmeti belli eden, tiksintiyle baktığınız karanlık ve kriminal tiplerden biri o. Serbest rekabetçi düzende bireysel teşebbüsün büyük tekeller karşısında yenik düşmesine benziyor onun emekliliği; bölgeye giren daha örgütlü –mafyöz- bir ********, Kürdo, eline üç beş kuruş sıkıştırıp “kızlarını” alıvermiş elinden. Kahramanımızın işte o üç beş kuruşla İstanbul’un karanlık ve izbe sokaklarından birinde aldığı salaş evinde pembe gelecek hayalleri kurarken başlıyor hikaye. Hemen bir hatırlatma yapalım; bu sevimli pezevengin en kötü anlarda bile kendisini terk etmeyen bir hayal gücü, olup bitenleri anlamamakta gösterdiği özel bir mahareti var ki, hikayeyi tam bir durum komedisine dönüştürüyor.
Kahramandan Anti-Kahramana
Metin Çakır, eski sermayelerinden birinin -yıldız şeklinde bir kesimle- parçalanarak öldürülmesi haberini alınca bir ev sahibi olmanın etkisiyle kurduğu evlenip çoluk çocuğa karışma hayallerini ertelemek zorunda kalacaktır. Çünkü, defalarca karşısına çıktığı ve tarafından çeşitli şiddetlerde hırpalandığı ama yine de sevip saymakta, aslında yaltaklanmakta hiç kusur etmediği Komiser Asım’ın bir numaralı katil zanlısıdır Metin. İlk cinayetten yakasını sıyırmak üzereyken bir başka eski kızı, sonra bir diğeri, bir diğeri daha öldürülüp her seferinde de olay mahalli ile bir yakınlığı olduğundan şimdi boğazına kadar belaya batmış durumdadır. Dahası, bu cinayetler nedeni ile işleri bozulan Kürdo’nun öfkesini de uyandırmış, işin içine medya psikiyatristleri, bilgisayar uzmanları, zenginler dünyasından tuhaf şahıslar da katılmış ve muamma çözümsüz bir hal almıştır. Metin Çakır, bir yandan kendisini kovalayanlardan kaçmak, öte yandan suçsuzluğunu kanıtlamak için deliller aramaktadır...
Klasik polisiyelerin bir sonraki evresi sayılan “Private Eyes”ın kalıplarını kullanmış Armağan Tunaboylu, ama bu kalıpları yerli yabancı pek çok yazarın yaptığı gibi –kırmaya değilse bile- esnetmeye çalışıyor. Esnemenin yön tayini için “Private Eyes”/Özel detektif” türünü bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu tür, temellerini Dashiel Hammet’in attığı, kalıplarını Raymond Chandler’ın oturttuğu hayata karşı biraz umursamaz, bugünkü deyimle biraz "cool", genellikle maddi sıkıntısı olan ama paraya da pek önem vermeyen, yeri geldiğinde silahına davranmaktan çekinmeyen, kendi adaletini ve kurallarını kendisi koyan, biraz maço biraz romantik insan tipiydi. Sorunların zeka oyunları ile değil silahların ve bileğin gücüyle çözümlendiği bu dünya, duygulardan uzak, sokağın ağzını/argoyu kullanan bir üslupla ve hem şiddete hem cinselliğe ağırlık verilerek anlatılmıştı. Armağan Tunaboylu, falçatadan başka silah bilmeyen, korkak, korktuğunda altına kaçırıp duygulandığında göz yaşlarını tutamayan, katili paçasını kurtarmak için kovalayan ve ne ahlaki değerleri ne de adalet duygusu olan Metin Çakır tiplemesiyle özel detektif romanlarının parodisini yapıyor sanki. Bol mizah var, ama polisiye severlerin heyecan taleplerine cevap verebiliyor.
Metin Çakır’ın yeni macerasını merakla beklediğimi söyleyebilirim.
A. Ömer Türkeş


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla