Yağmurun Yedi Yüzü
Yazarı: Süheyla Acar
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: Haziran 2004
Sayfa Sayısı: 424
KİTAP HAKKINDA
İlk öyküleriyle 'Yunus Nadi Öykü Ödülü' ve ilk senaryosuyla Ankara ve Antalya film festivallerinde 'En İyi Senaryo! ! ödüllerini alan Süheyla Acar, bu kez bir romanla çıkıyor okurun karşısına. Yağmurun Yedi Yüzü, Burgazada’da, bir ölünün başucunda toplanmış yedi kişi çevresinde gelişiyor. Başarı merdivenlerini hızla çıkarken bir türlü yenilmişlik duygusundan kurtulamayan Barış, ıssız kalan gönlünü İstanbul’la doldurmuş Sinan, ekonomik krizin tam ortasında işsizler ordusuna katılan Lale, ömrünü sevdiği adamın hüznü ve yokluğuyla tüketen Sedef, hep daha uzağa gitmeyi düşleyen Bulut, 'Kelimelerin de bir gururu var, ' diyerek yitirdiği sözlerin ardına düşen Nisan, hayatın ışığından ve renginden başka hiçbir şeye aldırmayan Güney... Süheyla Acar, yedi ayrı kişinin gözünden bir karakter yaratırken her birinde bir başka yüzün ortaya çıktığı, yedi parçaya bölünmüş bir ayna kullanıyor. Parçalar yan yana geldiğinde yalnızca sevdiklerini değil kendini de hor kullanmış, ardına düştüğü hayallerin altında ezilmiş bir insanın yanı sıra Türkiye’nin son kırk yıllık çalkantılı dönemi de nesnel bir biçimde çiziliyor. Süheyla Acar, bu süreçte yaşanan düş kırıklıklarını, politik göçmenliği, hapisliği, evliliklerin yıpranıp dağılmasını ve yenik bir kuşağın yetiştirdiği çocukların dramını sinema tekniğinden de yararlanarak şiirsel bir dille anlatıyor. Yağmurun Yedi Yüzü, bir döneme tanıklık etmenin yanı sıra tarih, aşk, ihanet ve dostluk kavramlarına bir başka açıdan bakıyor.
İNCELEME
Liseyi bitirinceye kadar İstanbul’da yaşayan Süheyla Acar, 1978-83 yıllarında ODTÜ’DE ekonomi öğrenimi gördü. Bu arada ‘81’de oğlu Güneş dünyaya geldi. İstanbul’a dönüp Boğaziçi Üniversitesi’nde master derslerini tamamlarken, ‘80’li yıllarda, içinde söylenmemiş çok söz biriktiği için yazmaya başladı. ‘88 yılında “Yıldönümü” adlı senaryosu Yunus Nadi, ‘89’da “Saçları Öyle Güzeldi ki adlı film öyküsü Abdi İpekçi mansiyon ödüllerine değer bulundu. Yine ‘89’da “Bir Çocuğa Masal” öyküsüyle aldığı Yunus Nadi ödülünün ardından “Dostluk Hüznü Paylaşmaktır” adlı öykü kitabı yayınlandı. Çeşitli sinema ve televizyon filmlerinin senaryolarını da yazan Süheyla Acar’ın, “Bütün Kapılar Kapalıydı” adlı çalışmasıyla Ankara ve Antalya film festivallerinden aldığı En İyi Senaryo ödülleri var. ‘93’te ‘Ayrılıklardan Biri” adlı öyküsü İtalya’da Panta Politica adlı dergide yayınlandı. Senaryosunu yazdığı filmlerde yardımcı yönetmenlik de yapan Süheyla Acar, ‘94’te New York’a gitti ve orada kaldığı bir yıl boyunca NYU’da sinema dersleri aldı. On yılı aşkın bir sessizliğin ardından yine, içinde çok söz biriktiği için “Yağmurun Yedi Yüzü”nü yazdı.
Hatırlamak İçin Öldürmek
Siyasi polisiyenin önemli isimlerinden Fransız yazar Didier Daeninckx’in bir romanına verdiği isimdi “Hatırlamak İçin Öldürmek”. Bu romanında “Cezayir savaşına karşı gösteri yapan yüzlerce işçinin 17 Ekim 1961’de Paris’te polis tarafından katlini hatırlatmayı” önüne koyan Daeninckx, bir cinayet vakası etrafında -Ernest Mandel’in ifadesiyle- “tarihin mağluplarını su yüzüne çıkarma arzusundadır”. Süheyla Acar’ın ilk romanı “Yağmurun Yedi Yüzü” de, bir ölüm haberi ile başlıyor ve roman kişileri çok sevdikleri arkadaşları Yağmur’un ardından unuttukları, ya da unutmaya çalıştıkları bir tarihi hatırlıyor, tarihleri ve kendileriyle yüzleşiyorlar.
Yıkıntı ve acılarla dolu bir tarihin unutulmaya yüz tutmuş ayrıntılarını canlandırmak için - roman kişilerinden Nisan’ın bilincinden yansıyan- bir şok gerekir çoğu zaman. “Uzun süreli evlilikler gibi, dip dibe, birbirine sürtüne sürtüne eskitilmiş dostluklar da bir sevgi yorgunluğu yükler insanın omuzlarına. Hiç farkında olmadan kayıtsızlaşır, duyarsızlaşır, tembelleşirsin. İrili ufaklı öfkeler, kızgınlıklar, kıskançlıklar her gün biraz daha yayılır zamana, beklentiler büyütülür; sevgi ve şefkat ise kıtlık görmüş yaşlıların bir kenara koyup unuttukları akide şekerleri gibi zaruret anlarında ortaya çıkarılmak üzere köşe bucak saklanır. Her nedense çoğu zaman tam da böylesi anlara denk düşer ölümler. Hayat kendini hatırlatır belki de...“
Yağmur’un Burgazada’daki evinde çürümüş bir halde bulunan cesedi, geride bıraktıklarına hayatı hatırlatacaktır gerçekten de. Roman işte bu hatırlama anları üzerinden kurgulanmış. Ölüm haberinin kulaktan kulağa yayıldığı ilk bölümün ardından Yağmur’un çocukluk arkadaşı Barış, karısı Sedef, parti arkadaşı sendikacı Sinan, Barış’ın karısı Nisan, Yağmur’un oğlu Bulut, Sinan’ın eski karısı Lale, sinemacı Güney sahne alıyor ve Yağmur’un çocukluğundan ölümüne kadar geçen yaklaşık otuzyıllık bir zaman dilimini farklı bakış açıları ve farklı yaşanmışlıklarıyla yeniden canlandırıyorlar. Sadece Yağmur değildir canlandırılan; her birinin bakış açısından birinci tekil kişi ağzından yer yer çağrışımlarla dile getirilen bu yedi parçalı anlatı, Türkiye’nin 12 Mart öncesinden günümüze kadar uzanan siyasi, ekonomik ve toplumsal tablosunu da tamamlıyor.
Kimler ve neler yok ki bu -dörtyüz on sekiz sayfada çizilen- hüzünlü renklerle boyalı dev tabloda? Çocukluklarının en güzel günlerini 60’lar Türkiye’sinin coşkulu atmosferinde geçiren çocuklar, çocuklarına güzel bir gelecek kurmak için çabalayan dar gelirli insanlar, 68’in isyancı gençleri, 12 Mart darbesinin hayatın her alanına nüfuz eden şiddeti, 70’lerdeki öğrenci ve işçi örgütlenmeleri, o örgütlenmeler etrafında toplana kadınlı erkekli coşkulu kalabalıklar, gençlik aşkları, evlilikler... Sonrasında 12 Eylül darbesinin savurduğu insanlar; ölümler, emniyetteki işkenceler, cezaevlerinde geçen yıllar, yurtdışına kaçanlar, tüketim toplumuna yenik düşen değerler, hayata tutunamayanlar, sönen aşklar, sürdürülemeyen evlilikler... Ve bir de yenilginin üzüntüsüyle hayata küsmüş, coşkusunu ve hayallerini yitirmiş, kendisine ve sevdiklerine artık sadece zarar veren bir babayla ancak on yaşındayken tanışan Bulut var.
Süheyla Acar, senaryo ve hikaye yazarlığının verdiği deneyimle, bu ilk romanında ele aldığı dönemi, dönemin olaylarını ve siyasi atmosferini yansıtmayı, 12 Eylül sonrasının yükselen değerleri karşısında tutunma şansı olmayan küçük burjuva aydınların ve yakınlarının trajedisini, bireysel kaderlerle toplumsal devinim arasındaki karmaşık ilişkileri ve kuşak faklılıklarını tarihsel ve toplumsal gerçekliği içinde ele almayı başarıyor.
Mağluplar resmi geçidi
Romanın eleştirilmesi gereken yeri ise tam da bu “küçük burjuva aydınların trajedisi” ile sınırlanmışlık halidir. “12 Eylül Edebiyatı” başlığı altında toplanacak yirmibeş yıla yayılan roman külliyatının ortak paydası olan bir tek insan tipine –küçük burjuva aydına- kapanmışlık ne yazık ki “Yağmur’un Yedi Yüzü”nde de çıkıyor karşımıza. Hatta sendikacı Sinan bile “elitist kompleksler”e yaptığı vurguyla sınıfın çok uzağında kalmış. Bu uzaklık anlatılan partinin örgüt yapısına bir eleştiridir belki de, ama öyle de olsa –böylesine geniş tutulmuş bir romanda- işçi sınıfının içinden gelen, elitizmle hiç tanışmamış yüzlerce sosyalistin ve sendikacının varlığını unutmamak ve hakkını teslim etmek dönemin karakteristiğine daha uygun düşerdi.
Hayal kırıklığına uğramış ve politikaya küsmüş küçük burjuva aydının çıkmazı ve içine düştüğü bunalım 80 sonrası romanların en sevilen ve tekrarlanan temasıdır. Bu küskünlük ve bunalım “Yağmur’un Yedi Yüzü”ndeki an açık ifadesini Lale’nin ağzından buluyor. Lale, Sinan’la evlenirken “Ben kendi devrimimi yaptım, sıra sosyalizmde”, diye geçirmiştir aklından. Ama olmamış, “sosyalizm havlusunu ortada bırakıp ringi terk etmiş, tribünler birer birer boşalmış ve herkes sessizce evine dönmüştür; zaferden çoktan vazgeçmiş yüreklerinde tarihe geçecek anlı şanlı bir yenilgiye bile tanıklık etmemiş olmanın hayal kırıklığıyla...” Benzer hayal kırıklıkları benzer insan tipleri özelinden pek çok romanda işlenmiş, edebiyatın üzerine sürüp giden yaşama ve geleceğe dair umutsuz bir bakış çökmüştür. Açıkça telaffuz edilmese bile, romanlarda yenilmişlik duygusu hep var. Aslında genel anlamda bir yenilgi; kişinin hayat karşısındaki yenilgisidir sergilenen; zamana, mekana ve insan ilişkilerine dair düşkırıklıklarıyla siyasi yenilginin düşkırıklıkları örtüşmüş, geriye marazi bir yazıklanma hali kalmıştır. “Yağmur’un Yedi Yüzü”nde, “geriye dönüp baktığımda, başımın üzerinde ferah bir gökyüzü aradığım uzun yıllar boyunca boş yere yanlış bahçelerde oyalandığımı düşünüyordum” diyen Lale, tam da bu ruh halini yansıtıyor; “on sekiz yaşımdan başlayarak o güne dek ardına düştüğüm gelecek yoktu artık; yıllardır dolanıp durduğum o bahçelerin birinde ipini çoktan elimden kaçırdığım rengarenk bir uçurtma gibi gökyüzünde, uzaklarda bir yerde gözden yitip gitmişti” diyecektir Lale; ardına düştüğü gelecek onu terk etmişse o da gidip önünde duracak yeni bir gelecek bulacaktır kendisine, ne yapıp edip bu yeni hayatı bir ucundan yakalayacaktır…
Yine de hakkaniyetli olmak gerekir. Süheyla Acar, küçük burjuva bireyin cinsel çeşitlemelerine ve kimlik sorunlarına saplanıp kalmamış; 70’ler atmosferini, üniversiteli gençliğin eylemliliğini, sosyalist hareketin eksikliklerini karikatürleştirmemiş. Roman kişilerini mahkum etmediği gibi onları idealize etmiyor da; nesnelliğini ve mesafesini korumayı biliyor. Karakterlerden ve onların eylemlerinden yansıyan geçmiş değerlendirmesi ise, siyasi değil edebi söylem sınırları içerisinde. “Yağmur’un Yedi Yüzü”, hem “Eylül Edebiyatı” hem de bu yılın romanları arasında en iyilerden birisi.
A. Ömer Türkeş
YAZAR HAKKINDA
Liseyi bitirinceye kadar İstanbul'da yaşayan Süheyla Acar, 1978-83 yıllarında ODTÜ'de ekonomi öğrenimi gördü. Bu arada 81'de oğlu Güneş dünyaya geldi. İstanbul'a dönüp Boğaziçi Üniversitesi'nde master derslerini tamamlarken, 80'li yıllarda, içinde söylenmemiş çok söz biriktiği için yazmaya başladı. '88 yılında "Yıldönümü" adlı senaryosu Yunus Nadi, '89'da "Saçları Öyle Güzeldi ki..." adlı film öyküsü Abdi İpekçi mansiyon ödüllerine değer bulundu. Yine '89'da "Bir Çocuğa Masal" öyküsüyle aldığı Yunus Nadi ödülünün ardından Dostluk Hüznü Paylaşmaktır adlı öykü kitabı yayınlandı. Çeşitli sinema ve televizyon filmlerinin senaryolarını da yazan Süheyla Acar'ın, "Bütün Kapılar Kapalıydı" adlı çalışmasıyla Ankara ve Antalya film festivallerinden aldığı En İyi Senaryo ödülleri vardır. Bu arada '93'te "Ayrılıklardan Biri" adlı öyküsü İtalya'da Panta Politica adlı dergide yayınlandı. Senaryosunu yazdığı filmlerde yardımcı yönetmenlik de yapan Süheyla Acar, 94'te New York'a gitti ve orada kaldığı bir yıl boyunca NYU'da sinema dersleri aldı. On yılı aşkın bir sessizliğin ardından yine, içinde çok söz biriktiği için Yağmurun Yedi Yüzü'nü yazdı.


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla