• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Detlev Von Liliencron (1844 - 1909)


    Hayatı
    Asıl adı , Friedrich Adolf Axel olan Liliencron ; 3 haziran 1844'te , o zamanlar Danimarka'ya ait olan , Kiel'in , Schleswig-Holstein bölgesinde doğar.Büyük babası , Amerika'da bir general ve George Washington'ın dostuydu.Babası , Danimarkalı bir gümrük memurudur ve bir general kızıyla evlenmiştir.Asker bir aileden gelen Liliencron , bu yüzden , askeri bir yaşama özlem duymuştur.1863 yılında , Mainz şehrine gelerek , Prusya ordusuna girer ve teğmen olarak göreve başlar.Bu görevdeyken , 17 garnizonu dolaşır.1866'da , Avusturya-Prusya ve 1870-71'de de , Alman-Fransız savaşlarına katılır ve her iki savaşta da yaralanır.

    Aldığı yaralar ve biriken borçları yüzünden , 1875'te , askerdeki görevinden yüzbaşı rütbesiyle ayrılır.Şansını Amerika'da denemeye karar verir.Amerikan ordusuna katılmak için başvurur.Ancak , kabul edilmez.Bunun üzerine , her türlü işte çalışır ve birçok mesleği dener.Ahır bakıcısı , badanacı , piyanist ve dil öğretmeni olarak çalışır.Ancak , bu , işlerde tutunamaz ve geri dönecek parayı bile zor bulur.Dönüşünde , önce Hamburg'da şan öğretmeni olarak çalışır.Kendine ait bir kasayı açtığında , yazdığı ilk dizelerin bulunduğu bir defter bulur ve yazarlık yeteneğini keşfetmiş olur.

    1878'de , Helene Von Bodenhausen ile evlenir.1882'de , Kuzey Frizya adası Pellworm'da , su bendi müfettişi olarak görev alır.Ancak , borçları yüzünden , bu görevi de bırakmak zorunda kalır.Daha sonra , Schleswig'in bir köyünde , bir memuriyete gelir.1885'te eşinden ayrılır ve serbest yazar olarak ; Berlin , Münih ve Altona'da çalışır.

    Münih'in sanat çevresinde , belli başlı edebiyatçılarla , özellikle de naturalist akımın üyeleriyle tanışır.Bu yazarlardan biri de Bierbaum'dur.Bu çevrede , adı yavaş yavaş duyulmaya başlayınca ; 30 yıl boyunca , başına dert olan borçlarından da kurtulmaya başlar.Bir süre sonra Holstein'daki Kellinghusen'in yönetimine getirilir.Bu görevde , 1887'ye kadar kalır.1889'da , Hamburg Ottersen'e gelir.Burada ; Dehmel , Falke ve Spiero ile tanışır.1890'da , ikinci kez evlenir.Aynı yıl , "Modern Yaşam Derneği" 'ni kurar.

    1899'da 3. kez evlenir ve Hamburg yakınlarında bir yere taşınır.1901'de , imparator 2.Wilhelm , kendisine onur maaşı bağlar.Yazar , bu maaşı hayatı boyunca alacaktır.1909'da , Kiel Üniversitesi ona ; "Honoris Causa" , yani "Onurlu Görev" doktoru ünvanı verir.Bir süre sonra , ailesi ile birlikte , Fransa'ya gider.40 yıl sonra , yine savaş ortamına girmiştir.Aynı yıl , ülkesine geri döner ve Hamburg yakınlarındaki , Alt-Rahl-Stedt'e yerleşir.Yazar , burada , 22 temmuz 1909'da ölür.



    Eserleri

    Liliencron'un ilk eseri , 1883 yılında yazdığı , "Bir Yaverin At Gezintileri ve Diğer Şiirler" adlı kitabıdır.Birkaç dizelik kıtalardan oluşan bu kısa şiirler , savaşın trajik güzelliğini ve dramatik karakterini anlatır.Empresyonist bir yapıya sahip olan şair , gelenekçiliğin her türüne karşı gelir.Savaşı , vatan ve yurttaşlık sevgisinin temeli olarak görür.Her dört dizenin ya da her dört kıtanın içinde , şair ; savaş alanını betimler.Ağaç gölgesinde yatan yaralılar , can çekişenlerin çığlıkları , uzaktan duyulan borazan sesleri , gökyüzünde bir karga sürüsünün uçuşu , bu savaş alanı betimlemelerinde yer alır.

    Kitapta yer alan , "Buğdaylar Arasında Ölüm" adlı şiir , hasat zamanı olgunlaşmış başaklar arasında , 2 gündür yaralı yatan bir askeri anlatır.Asker can çekişmektedir.Ancak , hasat zamanının neşesine sahiptir ve kendini bir şenlikteymiş gibi görür."Uzakta Borazan Sesleri" adlı şiirde; süvari alayı , borazan sesine göre , uygun adımlarla ilerlemektedir.Sesler yavaş yavaş yok olur ve ıssız yolda , sadece bir kelebeğin sesi duyulur."Mezarlıkta" adlı şiir ise , aynı motifle başlayıp biten iki dizeden oluşur.Yağmurlu bir günde ; unutulmuş mezarlar , ıslanmış haçlar , silinmeye yüz tutmuş mezar taşları betimlenmektedir.Kitapta , ayrıca , denizi ve doğayı betimleyen bir dizi lirik şiir vardır.

    Liliencron , daha sonra , sırasıyla şu eserleri yazmıştır : 1885'te " Efendi Knut" , adlı bir dram , 1886'da "Randzowlar vePogwischler" adlı bir dram , "Triefel ve Palermo" adlı bir trajedi ve "Bir Yaz Savaşı" adlı bir roman yazar.1887'de "Çalışmak İnsanı Soylu Yapar" adlı bir dram ile "Bleide Hümmelsbüttel" adlı bir roman yazar."Bleide Hümmelsbüttel" , dekoratif ve canlı bir eserdir.Eser , bir konunun sınırlarına sığmaz.Ancak , yine de , bir destan havası verir.1888'de "Merowingeler" adlı bir trajedi ve "Dalgalanan Bayraklar Altında" adlı bir öykü kitabı yazar.Liliencron'un tiyatro eserleri , özgün bir karaktere ve dramatik gelişime sahip değildir.Tek tek sahneler , güçlü ve dolgun bir anlatıma sahiptir.

    Liliencron , 1889'da , "Şiirler" adlı kitabını yazar.Aynı yıl , bir öykü kitabı olan , "Mesen" 'de çıkar.1890'da "Düzlüğü Aşanlar" ve "Yaprak Tacı ve Diğer Şiirler" adlı şiir kitaplarını , 1891'de ise "Savaş ve Barış" adlı öykü kitabını yazar.1893'te "Yeni Şiirler" 'i , 1895'te ise "Savaş Öyküleri" 'ni yazar.

    Liliencron , 1896'da , "Poggfred (Kurbağa Barışı) : Baş Aşağı Bir Destan" adlı bir eser yazar.Bu şiirsel destanın yazım tarihi , 1879'lara kadar uzanır.Eserde , stil ve formların kesintisiz oluşu , Liliencron'un başarısı sayılır.12 şarkılık destan ; ne esas bir kahramana , ne de kesintisiz devam eden bir konuya sahiptir.Eserin başı ve sonu belirsizdir.Yazar , eserin girişinde ; "Hem baştan , hem de sondan okuyabilirsiniz.İsterseniz eserin ortasından da başlayabilirsiniz." demiştir.Yazar , Richard Dehmel'e adanan bu 12 şarkılık destanı ; 1904'te , 24 ve 1908'de de , 29 şarkıya genişletmiştir.

    Poggfred , doğanın ortasında yapayalnız duran küçük ve masalsı bir saray-ev'dir.Burada , fantezi ; gerçeğin izin vermediği her şeyi , düş dünyasında yaşatmaktadır.Bireysel olarak yaşanmışlıklar , genel insani şeylerin yanında yer alır.Kozmik olan , dünyeviliğin ; fanteziler de , nesnelliğin yanında yer alır.Ağırbaşlılık , ironi ile ; coşku , grotesk ile ; derin düşünce de , banallikle karışır.İsa ; Sezar ve Hannibal ile karşılaşır.Dante ve Byron gibi ünlü şairlerden , alıntılar yapılır.Savaş ve ölüm , sevgi ve evlilik , nefret ve öç , bir arada bulunur.Doğa , baş tacı edilir.Din ; Tanrı ve ölümden korku , olarak kabul edilir.Yaşam ise ; acı , korku ve kavgayla dolu olarak betimlenir.Liliencron , destanına , mizahi bir görünüm vermiştir.Kendini , dönemini , eserlerini ve şiir formunu , satirik bir şekilde yorumlar.

    Liliencron'un , "Poggfred" 'den sonra yazdığı eserler şunlardır : 1897'de "Savaş ve Oyunlar" , 1899'da "Sol Dirsekle" adlı bir roman , 1900'de "Krallar ve Çiftçiler" ile "Çavdar ve Buğday" adlı öykü kitaplarını ve "Otobiyografik Taslak" ile "Sis ve Güneş" adlı kitaplarını yazar.1901'de "Bataklardan ve Kumullardan" adlı öykü kitabını , 1903'te "Renkli Ganimet" adlı şiir kitabını yazar.1904'te "Binbaşının Çıngırağının Maceraları" adlı öykü kitabını , 1906'da " Baladlar Kroniği" 'ni , 1908'de "Yaşam ve Yalan" adlı otobiyografisini , 1909'da ise "İyi Geceler" adlı şiir kitabıyla , "Son Hasat" adlı öykü kitabını yazar.Liliencron'un ayrıca , 200'den fazla mektubu vardır.



    Sanatı

    Liliencron , romantik gelenekten ayrılan ilk Alman şairlerden biridir.Mizah duygusuyla beslenen şiirleri , doğalcı olmaktan çok , empresyonist (İzlenimci)'tir.Hareketli ve zaman zaman güç bir yaşamı olan Liliencron ; doğalcılıkla empresyonizm akımlarını belli yönleriyle şiirinde birleştirmiştir.Onun empresyonizmi , saf ve doğal bir yaradılıştadır.Karşısına çıkanı , olduğu gibi kabul eder ; onu duygularla çözümlemez.Gündelik yaşamdan , canlı , küçük olayları şiirine katarken , doğalcılığın ayrıntılara inme yönetimine kapılmamış ; tutumlu bir dil anlayışı ve birkaç çizgi ile anı yakalayıp şiir dolu resimler oluşturmuştur.Dildeki tutumu ; şiirinde yakaladığı anı , büyük bir yoğunlukla , yer yer çarpıcı bir etkiyle yansıtmasını sağlamıştır.Ölçülü bir duygusallık , dilindeki sürükleyicilik , ses oyunları , nesneye ve olaylara yapaylıktan uzak yaklaşımı , onu ; döneminin , en önemli şairlerinden biri yapmıştır.Onun şiirleri , natüralizm ve yeni romantizm arasındaki dönemi kapsar.Modern hayatın tematize edildiği şiirleri , erken dönem empresyonistleri de etkilemiştir.

    Liliencron'un erken dönem eserleri , daha duygusaldır.Modern yaşama ; farklı duyu etkilerini karıştırıp , edebi duruma getiren bir Sinestezi (Duyum İkiliği) ile tepki vermektedir.İlk yayınlanmış şiirlerinde bile görülen ve Liliencron'un her zaman denediği form zenginliği ; farklı ve zor dizelerle , şiir formlarını ustalıkla kullandığını göstermektedir.O , şiirlerinde , genç kuşağın yaptığı gibi , sadece hayatın kötülüklerini yansıtmamış ; tam tersine , doğayı , duyduğu ve gördüğü şekilde betimlemiştir.İlk eserlerini yayınlamaya başladığı yıllarda, diğer şairlerin düştüğü yanlışlardan kaçınmış ; katıldığı savaşların ve yaşadığı serüvenlerin verdiği olgunlukla , insanın en kutsal duygularını , yetkin bir şekilde anlatmıştır.

    Şair , bütün derinliğine rağmen , materyalist bir insandır.Kişiliğinin tinsel yönü , fazla gelişmemiştir.Bu bakımdan , natüralist akım , gerek duygusu gerekse hayat görüşü açısından , kendisi için en uygun sanat anlatımı olmuş ; gerçekliği , tam bir bağlılıkla yansıtma olanağını kendisine vermiştir.Avcı ve subay olduğu için , doğal hayatı çok iyi tanıyor ve eserlerinde , yetkin bir üslup ve şekil içinde canlandırabiliyordu.Ayrıca , tinsel sorunları , felsefi yoldan çözmek yerine ; hayatı olduğu gibi yansıtmayı yeğliyordu.

    Liliencron'un özelliği ; Münih şair çevresinin , cılız idealizmini bozguna uğratmış olmasıdır.Onların , kuşaktan kuşağa geçen ve artık yürürlükten kalkmış olan sanatlarını , Liliencron ; güçlü bir empresyonizmle yenilemiştir.Onun , Münih şair çevresinin öykünmeci , duygusal soğukluğunu Mörike , Lenau , Eichendorff ve Platen'den aldığı açıktır.

    Onun şiirinde , iki özellik öncelik gösterir : Doğa sevgisi ve tonlamasındaki erotik unsurları , günlük yaşamda ön plana çıkarması.Lirik stil , onda ; kendi ruh durumunun , bir imitatio (Kopya)'sudur. ve katı form kurallarına bağlı kalmayı gerektirmez.Liliencron , "Naturalistler" adlı şiirinde , naturalist lirikten uzaklaşmasını ve şiir sanatının koşullarını ; mizah ve en zarif sanatçı eli olarak açıklar.Mizah ve Heine geleneğinde ironik bir ton , onu ; hem naturalistlerden , hem de " Sanat , sanat içindir." düşüncesindeki estetikçilerden ayırır.

    Liliencron'nun şiiri , olup biten her ana ışık tutar ve ardı ardına akan , renkli imgeler ve görüntülerle yüklüdür.Dizeler , canlı ve ölçülü bir sağlamlık içerir.Yaşanan zamanın canlılığına yönelen Liliencron , yaşama aşkının şarkısını söyler ve yeryüzü neşesini muştular.Ölüm takıntısı olarak , yer yer göze çarpan melankolinin izini sürmekten uzaktır o.Uyakların ya da dizelerin gevşekliğine el atmayı düşünmez."Sicilya Kıtaları" diye adlandırılan , en zor kıtalara yönelir.Ancak , sözcüklerin seçimindeki ince ve özenli hesaplama , argo kullanımının belirgin olduğu yerlerde ya da belirsiz terimlerle yansıtılan ironik kullanımlar karşısında gerilemez.Bu serbest davranış , bohem görünüş , yer yer göze çarpan lirizm ve imgelerinin kabul edilemez özgünlüğü yüzünden ; Liliencron'a , pek çok kez sitem edilebilir.Şair anılarının , deneyimlerinin ve çağrışımlarının gücüyle yazmaktadır.Doğanın gösterileri de , Liliencron'un esinlendiği bir alandır.Ve özellikle de , doğum yeri olan Holstein'ın buruk görünümü , alçakgönüllü ve yoksul insanlarının kaba saba duyarlıkları , onun şiirinin temelini oluşturur.Ancak , tüm bu ögeler şairin yazımında ; derinlikli ve insancıl tablolara ve betimlemelere dönüşür.

    Liliencron'un , varolma sorunları sonucu oluşan kırgınlığı , "Açlık" şiirinde betimlenir.Modern hayatın eleştirisi , birçok şiirinde ; örneğin "İstasyonda" şiirinde görülür."New York'da Broadway" adlı şiirinde ; kendini , çaresizlik ve korku içerisinde hissettiği bu dev şehri betimler.Tüm çığlıklar , itişmeler ve küfürlerden kurtulmak için , düşsel bir idil'e kaçar.Bu , onun tutuna bildiği tek şeydir.Büyük caddelerden uzakta , romantik bir doğanın ortasında , kırılmış olan ben duygusunu ve toplum birliğini yeniden kazanmaya çalışır.Liliencron , modern hayatın rahatsız ediciliğini yaşamış olduğundan ; sanatın başarabilecekleri konusundaki kuşkuları da , bu noktada başlar.Liliencron'un doğa liriğinde , doğa ve görünüm ; devamlı bir kaçış ortamı işlevi görür.Ancak , umut edilen uyum , hiçbir zaman sürekli olmaz."Bir Yaz Boyunca" ve "Mart Günü" şiirlerinde olduğu gibi , kısa süren bir mutluluk olarak kalır.

    Liliencron , sanatla , kendisine ait sanatsal bir karşı-dünya yaratmaya çalışmış olsa bile ; tarzının , hayatını estetik kılmakla ilgisi yoktu.Şiirlerinden bazıları , Brahms ve Richard Strauss tarafından bestelenmiştir.



    Kaynakça
    -Alman Edebiyatı Burhanettin Batıman
    Remzi Kitabevi-1945

    -Dictionnaire des Litteratures Philippe van Tieghem/1984

    -Dictionnaire Biographique des Auteurs Laffont-Bompiani /1964

    -Le Nouveau Dictionnaire des Oeuvres Laffont-Bompiani /1994

    -Kindler Neues Literatur Lexikon 1990

    -Encyclopedia Britannica 1911 Baskısı

    -The Columbia Encyclopedia 2001 Baskısı

    -Ana Britannica Ana Yayıncılık / 1986

    -Büyük Larousse Gelişim Yayınları / 1986

    -Türk Ansiklopedisi Milli Eğitim Yayınları / 1946

    -Sosyalist Kültür Ansiklopedisi May Yayınları/1979
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0
    Buğdaylar Arasında Ölüm

    Buğday tarlasında yaralı bir asker yatıyor ;
    Buğday başakları ve gelincikler arasında.
    Kimsenin haberi yok ondan , yaraları ağır ;
    İki gün iki gecedir bir başına burada.

    Susuzluktan kurumuş içi , kavrulmuş ateşle ;
    Gözlerini kaldırıyor , ölüm sancıları içinde.
    Son bir düş , son bir imge ,
    Belirip kayboluyor çatlamış gözbebeklerinde.

    Tırpanların hışırtısı duyuluyor tarlada ;
    Köyüne bakıyor huzurlu bir yorgunlukla.
    Sonra , önüne düşüyor başı ve ölüyor.
    Elveda yurdum ; yuvam elveda!




    Özlem

    Ormandaki o tenha patikada , yürüdüm yine ;
    Her gün yürüyorum orada , hep yalnız başıma.
    Fundalık yine sessiz , tarlalar ıssız hala ;
    Sadece , çalılıklardan esen rüzgar oluyor yanımda.

    Anayol görünüyor ta uzakta ;
    Senin , yalnızca senin özlemin var kalbimde.
    Geliversen ah , bu benim için bir mucize ;
    Kapanırdım dizlerine , seni seviyorum diye !

    Bu buluşmada tek bir bakışın ,
    Anlamı olurdu bütün yaşamımın.
    Soğuk da olsa bakışların , dayanırdım ;
    Sevgilim , sana tapınırdım!

    Ancak , güzel gözlerin gülümserse ,
    Bir güneş gibi karanlık gecemde ;
    Hemen alıp kollarıma ,
    "Seni seviyorum" diye fısıldardım.

    Yumuşacık Uyuduğunda Kollarımda

    Yumuşacık uyuduğunda kollarımda ,
    Duyabiliyordum soluğunu.
    Düşünde adımı mırıldanmıştın ,
    Bir gülümseme belirmişti dudaklarında ;
    Bu mutluluk yeterdi bana.

    Sıcak , yorucu bir günün ardından ,
    Dertlerimi bir bir silmiştin kafamdan.
    Uzanıp başımı , dayamıştım göğsüne ;
    Yarını düşünmüyordum , ne gam !
    Bu mutluluk yeterdi bana.




    Seni Seviyorum

    Dört soylu at koşulmuş ,
    Kupa arabamıza.
    Gururlu ve rahat ,
    Yaşayıp gidiyoruz şatomuzda.

    Sabahın aydınlığı
    Ve geceleyin çakan şimşek ;
    Varlığımızı aydınlatan ne varsa ,
    Hepsi bize ait.

    Dünyanın her yerini ,
    Dolaşsan da sen sürgünde ;
    Ben de seninleyim caddelerde ,
    Yoksulluk ve utanç içinde.

    Kanayacak ellerimiz ,
    Ayaklarımız ağrıyacak ;
    Huzur bulamayacağız odalarda
    Ve hiçbir köpek bizi tanımayacak.

    Kefenlerimiz gümüş bir iğneyle
    Sunağa tutturulacak ;
    Senin tabutunun içinde ,
    Benim de cenazem olacak.

    Eğer yurdundan uzakta ,
    Acılar içinde ölürsen ;
    Çekerim hançerimi kınından ,
    Ben de gelirim peşinden.




    Sabah Erkenden

    Sabah erkenden ,
    İki ya da üç gibi ;
    Çıktım evden ,
    Ortalık dingindi.

    Yol sessizce uzar gider ,
    Suskundur ağaçlar ;
    Ötücü kuşlar ,
    Dallarında uyurlar.

    Bir pencere mi bu ,
    Usulca kapanan ardımdan?
    Coşkulu yüreğim mi bu ,
    Göğsümde delicesine çarpan?

    Nasıl oluyor da sadece ,
    Solgun bir mavi görüyorum her yerde
    Kırmızlar , yeşiller ,
    Ya diğer renkler nerede?

    Onun mavi gözler ,
    Öpüyor küçük mavi bulutları.
    Ve sapsarı saçları ,
    Sarıp sarmalıyor bütün dünyayı

    Gece bana verdiklerini ,
    Uzun süre unutmayacağım ;
    Açıp kollarımı neşeyle ,
    Yaşamı kucaklayacağım!

    Ağaçta bir ardıç kuşu ,
    Uyanıyor ansızın ;
    Gün sessizce doğuyor
    Düşlerinden aşkın.




    Kilise Avlusu

    Yağmurlu ve fırtınalı bir gündü ;
    Yürüyordum , unutulmuş mezarların arasında.
    Aşınmıştı taşlar ve haçlar , çelenkler çürümüş ;
    Silinip gitmişti adlar , okuması güç.

    Yağmurlu ve fırtınalı bir gündü ;
    Her mezar taşında donmuştu sözcükler : "Bizler..."
    Fırtınanın gözü gibi dingindi tabutlar ;
    Mezar taşlarında yavaş yavaş eridi özcükler : "Bizler
    Şifa bulmuştuk."




    Davullar ve Düdükler

    Davullar ve düdüklerle , çok kereler yürüdüm uygun adım ;
    Davullar ve düdüklerin yanı sıra ,
    Çok kereler silah taşıdım.
    Davulların ve düdüklerin önünde çok kereler ;
    Hurra! Düşmana saldırdım.

    Ne davulları , ne düdükleri ; duymuyorum artık hiçbirini !
    Biraz daha yakınıma gelse davullar ve düdükler ;
    Tahta bacağım da onların ardından ,
    Aksayarak ilerler , vay başıma gelenler!

    Ne zaman davulları ve düdükleri görsem ,
    Kapatırım kulaklarımı hepsine.
    Çünkü , dayanamıyorum o seslere ;
    Kırılır kalbim , yıkılırım yine!

    Davullar ve düdükler benim seslerimdi ;
    Davullar ve düdükler , her askerin şarkısı.
    Ey , davullar ve düdükler ; İmparatorum
    Ve ordum için çalın ,ömrüm boyunca şarkılarınızı!




    Söğüt Çiçekleri

    Ey söğüt çiçekleri , görür görmez sizi ;
    Kopardım ve eski şapkama
    İliştirdim.

    Ey söğüt çiçekleri , bir zamanlar
    Görür görmez sizi ; koparır ,
    Sevgilimin şapkasına iliştirirdim.

    Çeviren: Murat acar
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •