• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Johann Ludwig Uhland (1787 - 1862)


    Hayatı

    Uhland, 26 nisan 1787’de, Tübingen’de doğar.Ailesi, Württemberg’in önemli kişiler yetiştirmiş bir ailesidir.Babası Johann Friedrich Uhland, hukukçudur.Annesi Elisabeth Uhland ise, üniversitede sekreterdir.Uhland, ailenin 3. çocuğudur.İlk çocuk, doğumdan hemen sonra; ikincisi ise, 10 yaşından önce ölmüştür.4. çocuk ise, 1795’te doğan Uhland’ın kızkardeşidir.

    Uhland, önce, Tübingen’deki Latin okulunda okumaya başlar.Burada, dersler ona kolay gelmiştir.Tübingen’deki gezileri ve Alb’e düzenlenen okul gezileri, ondaki zaten var olan fantezi dünyasını iyice zenginleştirmiştir.Yazar, fantezi dünyasını; şövalye öyküleri, halk efsaneleri ve sonraları da, Ossian ve Hölty ile renklendirmiştir.

    Uhland, 14 yaşında üniversiteye başlar.Hangi bölüme gideceğine karar vermemişken, aldığı bir burs nedeniyle, hukuk bölümüne gitmeye karar verir.Bu arada, öğretmeni Johann Christian Seybold’un önerisiyle, klasik ve ortaçağ Alman edebiyatı dersleri alır.Ayrıca, yabancı dil derslerine de girmektedir.Üniversitede; büyük ülküleri olan ve şiirdeki klasisizme karşı çıkan, bir öğrenci grubuna katılır.Uhland ve Justinus Kerner, bu gruba yeni bir soluk getirirler.Gruba, daha sonra; Karl Mayer, Heinrich Köstlin, Georg Jager, Karl Roser, Friedrich Kölle ve Varnhagen von Ense katılır.Bu grup, ormanda yürüyüşe çıkıyor ve burada; şiir okuyor, şiir teorileri üretiyor, halkın ağzından şarkılar dinliyor ve bunları, Joachim von Arnim ile Clemens Brentano gibi derliyorlardı.Uhland’ın; “Küçük Kilise”, “Çobanın Pazar Şarkısı”, “Genç Bir Erkeğin Dağ Şarkısı” ve “İyi Dost” gibi şiirleri, bu dönemin ürünüdür.Yazar, 1807 ve 1808’de; L. von Seckendorff’un, “Esin Perileri Almanağı”’nda ve “Bayanlar İçin Cep Kitabı”’nda, baladlar ve lirikler yayınlar.Grup, ayrıca, peruka takmış gelenekçi öğrencilerin çıkarmış olduğu, “Okumuşlara Pazar Sayfası” adlı bültene karşılık; asiliklerini yansıtan, “Okumamışlara Pazar Sayfası” adlı elyazması bülteni dağıtmaktadır.

    Uhland, yine bu dönemde, politik konularla da ilgilenmektedir.Arkadaşlarıyla gizli bir topluluk kurar.Topluluğun amacı; bir Pasifik adası olan Otaheiti’ye gidip, orada bir devlet kurmaktı.Ancak, bu çocukça düşünce, polis tarafından önemsenince; Uhland, sorguya çekilir.

    Üniversite bitirme sınavlarından sonra, Uhland’ın arkadaşları, birer birer Tübingen’i terk ederler.En son, 1809 yılında, Kerner gider.Uhland da, 1810 yılında mezun olur.Mayıs 1810’da, Paris’e gider.Orada, ulusal kütüphanede; geç saatlere kadar, ortaçağ efsane ve şarkılarına ait elyazmalarından kopyalar çıkarır.Uhland, Paris’te, Tübingen’deki arkadaşlarına da rastlar.Bunlar arasında; Adalbert von Chamisso, Varnhagen von Ense ve İmmanuel Bekker vardır.Yazar, 1811’de bu şehirden ayrılır.

    Önce Tübingen’e giderek, kısa bir süre avukatlık yapar.Daha sonra, 1812’de; Stuttgart’a giderek, adalet bakanlığında sekreter olarak çalışmaya başlar.Aynı yıl, “Antik Fransız Destanları” adlı denemesini yazar.1812 ve 1813’te; Kerner’in, “Şiir Almanağı”’nda ve “Alman Orman Şairleri”’nde şiirleri yer alır.Uhland, adalet bakanlığındaki işinden, 1814’te ayrılır.Sonra, yine avukatlık yapmaya başlar.Aynı yıl, “Rauschbart Baladları” ortaya çıkar.1815 yılında, meclisi kapattığı için krala kızgınlık duyar ve ona bağlılık yemini etmek zorunda kalmamak için, bir devlet dairesinde memur olma önerisini kabul etmez ve yeni başlayan anayasa tartışmalarına katılır.Aynı yıl, çeşitli şiirlerini, “Şiirler ve Baladlar” adı altında yayınlar.Bu kitap, ilerde 50’ye yakın baskı yapacaktır.1816’da ise, “Anayurt Şiirleri” yayınlanır.

    Aynı yıl, kral Friedrich ölünce, ülkede siyasi hava değişir.Uhland, bunun üzerine; 1819’da, Tübingen milletvekili olarak, zümreler meclisine girer.Bu mecliste, 1819-27 arası Tübingen’i; 1826-29 arası ise, Stuttgart’ı temsil eder.1817’de, “Schwaben Dükü Ernst” ve 1819’da, “Bavyeralı Ludwig” adlı tiyatro oyunlarını yazar.Mayıs 1820’de, Emilie Vischer ile evlenir.1822’de, “Walter von der Vogelweide” adlı bir biyografi yazar.1829’da, Tübingen üniversitesi senatosu; onu, eski Alman edebiyatı bölümüne profesör seçer.Uhland, üniversitede; ortaçağ Alman şiiri, Germen efsane tarihi ve Nibelungen destanı üzerine dersler verir.Bu arada, Paul ve Gustav Schwab ve Nikolaus Lenau gibi çeşitli politikacılar ve şairlerle tanışır.

    1832’de, Stuttgart eyalet meclisine girer.Ancak, Uhland’ın katılımından birkaç hafta sonra, meclis dağılır.Yeniden seçimler yapılır.Ancak, üniversite yönetimi; onun, liberallerin temsilcisi olarak, seçimlerde aday olmasına karşı çıkar.Uhland, bunun üzerine, adaylıktan vazgeçer ve üniversitedeki görevinden de ayrılır.1836’da, “Nordik Kaynaklara Göre Thor Mitosu” adlı eserini yazar.

    Uhland, 1838’de, eyalet meclisinden kesin olarak ayrılır.Evinde çalışmaya başlar.Bu şekilde, 10 yıl boyunca çalışır.1844-45’te yazdığı, “Eski Yüksek ve Aşağı Alman Halk Şarkıları”, bu dönemin ürünüdür.1848’de, Tübingen-Rottenburg seçim bölgesinden, bağımsız milletvekili seçilir ve Frankfurt’taki Alman ulusal meclisine girer.Yazar, Avusturya’nın koruması altındaki bir Almanya düşüncesini savunuyordu.İmparatorluğun, babadan oğula geçmesine de karşıydı.Bir süre sonra, askeriye, meclisi dağıtır.Uhland, kendini çalışmalarına verir.Kütüphanelerde, arşiv araştırmalarına yeniden başlar.Eski arkadaşlarını ziyaret eder.Bir ara, İsviçre’ye gider ve burada bir arkadaşını bulur.Ancak, hastalanır.Daha sonra, en eski arkadaşı olan Justinius Kerner’in mezarını, soğuk bir şubat günü ziyaret eder.Zaten hasta olan yazarın hastalığı artar.Bütün yıl hasta kalır.Sonunda, 13 kasım 1862’de, Tübingen Württemberg’de ölür.




    Eserleri

    Antik Fransız Destanları (1812)
    Uhland’ın, Paris ulusal kütüphanesindeki araştırmalarının sonucu olan bir eser.

    Rauschbart Baladları (1814)

    Şiirler ve Baladlar (1815)

    “Şiirler ve Baladlar”, Uhland’ın, daha hayattayken bile 50’ye yakın basımı yapılmış olan ve İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolcaya da çevrilmiş olan en önemli eseridir.Uhland’ın; 1807 ve 1808’de, Seckendorff’un kitaplarında ve 1812 ve 1813’te de, Kerner’in eserlerinde çıkan şiir ve baladlarının çoğu, bu derlemede yer almaktadır.Şiirlerin en önemli özelliği, aşk ve doğa liriğinin romantik konularının işlenmiş olmasıdır.

    “Küçük Kilise”’de; insana, özellikle, mutlu insana yakın olan bir doğa betimlenir.Ancak, bu betimleme, ölümü anımsatan temel bir dini sembolizmle bağlantılıdır.Böylelikle, yazar, sanayileşme öncesinde din temelli bir dünya yaratmaktadır.”Doğa Özgürlüğü”’nde, özgürlük ve eşitlik, doğa metaforu olarak kabul edilir.”Hancı Kadının Kızı”, gerçek bir halk şarkısıdır.Ren nehrini geçen 3 genç delikanlı, bir hana ulaşırlar.Orada, hancının kızını görürler.Üçü de kıza hayranlıkla bakar.Ancak, içlerinden biri, kıza ölümsüz bir aşk duyar.”Denizdeki Şato”, soru-yanıt şeklinde bir baladdır.Goethe’nin, “Thule Kralı” adlı şiirine benzer.”Küçük Roland” ve “Kral Charles’ın Geçişi”, Şarlman’ın hizmetinde çalışan soylularla, inceden inceye alay eder.”Şarkıcının Aşkı” ve “Rudel”’de, uzaktaki prensese aşık olan şairlerin efsaneleri anlatılır.

    “Coucy Şatosunun Sahibi”’nde, kıskanç bir kocanın, kutsal topraklarda ölümü anlatılır.Kıskanç koca, çok sevdiği karısına aşkını kanıtlayabilmek için; kalkanını, bir genç aracılığıyla ona yollar.Ayrıca, kalbini de çıkararak, yine ona götürmesini ister.Ancak, ondan istediği, kadının bu kalbi yemesidir.”Şarkıcının Laneti”’nde, bir yaşlı ve bir genç şair, korkunç bir kralın şatosuna davet edilirler.Bahçede dolaşarak; aşk, özgürlük ve ilkbahardan söz eden şiirler söylerler.Bunları dinleyen kraliçe, onlara bir demet gül yollar.Kral, bu ilgiye kızar ve genç şairden kuşkulanır.Şair ve kraliçe şatodan kaçar.Ancak, şato lanetlenmiştir.

    “Korkusuz Kont Richard”’da; Normandiya kontu Richard, bir gece, içinde cenaze olan bir tabutun bulunduğu bir kiliseye tek başına gider.Richard dua ederken, cenaze kalkar ve ona gizlice bakar.Richard dua sonrasında kiliseden çıkarken, eldivenlerini unuttuğunu fark eder ve kiliseye geri döner.”Edenhall’ın Serveti”’nde, Edenhall şatosuyla ilgili bir efsane anlatılır.Efsaneye göre, şatoda bir kadeh saklıdır ve bu kadeh parlatılırsa, kötülükler şato üzerinde kol gezecektir.Şato sahibi genç lord, içki sunan yaşlı uşağın karşı çıkmasına rağmen, bir yemekte bu kadehi doldurur ve onu şerefe kaldırarak kaderini çizmiş olur.Gizemli güçlerle kadeh parlar.Tüm misafirler korku içindedir.Düşmanlar şatoyu kuşatır ve yerle bir eder.Bu olaydan kurtulan tek kişi, içkiyi sunan yaşlı uşaktır.

    6 aralık 1814 tarihinde yayınlanan “Schwab Darbesi” adlı şiir, Uhland’ın; ortaçağ şiiri araştırmaları sonucunda, bundan etkilenerek yazdığı en iyi şiirdir.Şair, Paris ulusal kütüphanesindeyken, filolog İmmanuel Bekker ile tanışır.Bekker, ona; Niketas Akaminetos’un, 1180-1206 yılları arasını içeren elyazmalarını gösterir.Bu yıllar, 3. haçlı seferlerinin yapıldığı yıllardır ve Uhland’ın şiiri, bu elyazmalarından esinlenmiştir.

    “Schwab Darbesi”, 1189-91 yılları arasında olan ve 8 haçlı seferinden en önemlisi olan, 3. haçlı seferini konu alır.Bu sefere, İtalyanların “Kızıl Sakal” dedikleri Friedrich Barbarossa ve İngiliz kralı Philippe Auguste katılmaktadır.Seferin amacı, diğer haçlı seferlerinde olduğu gibi, Kudüs’ü Müslümanların elinden almaktır.

    İngiliz ve Fransız kralları, deniz yolunu seçerken; Alman kralı, Balkanlardan Edirne’ye gelir.Selçuklu sultanı 2. Kılıç Arslan, Barbarossa’yı, Türk topraklarına girmemesi için uyarır.Barbarossa da, sadece Batı Anadolu’dan geçeceğini söyler.Ancak, sözünü tutmaz ve Konya’ya gider.Bunun üzerine savaş başlamış olur.Türkler sayıca az olduklarından, çete savaşı yapmaktadır.Barbarossa, Konya’da 5 gün kaldıktan sonra ayrılır.Kudüs’e doğru giderken, bir nehirde boğulur.

    Uhland’ın bu baladında, Schwab insanı gerçek yerini alır.Zaten, yazar da, katıksız bir Schwab’tır.Bünyesinde, bir Schwab’lının bütün özellikleri bulunur.Schwab insanı; içine kapalı, az konuşan, geç öfkelenen, güçlü yapıda ve davranışlarında, kabalığa varan serbestlikte olan insanlardır.Bu insan tipinde, sertlik ve dinginlik bir aradadır.İçinde, gizli mizah unsuru vardır.

    Uhland’ın, bu baladında Schwab insanını seçmesi; bir yandan, onun Schwab olmasıyla, diğer yandan da, bölge insanının karakterini, şiirinde yansıtmak istemesiyle açıklanabilir.Ancak, gerçek neden, haçlı Almanların büyük bir bölümünün Schwab olması ve ilerde, imparatorluk hanedanını oluşturacak olan Schwab dukasının savaşta yer alıyor olmasıdır.


    Anayurt Şiirleri (1816)

    Bu eser, Uhland’ın 6 adet yurtsever şiirini içerir.Şiirler, 1814-16 arası yazılmış, politik şiirlerdir.Uhland’ın, Almanya’nın o dönemki politik ortamından etkilenerek yazdığı bu şiirler; onun, halk kültürü alanındaki titiz araştırmalarını ve halk şiiri üslubuyla, balad yazma yeteneğini yansıtır.


    Schwaben Dükü Ernst (1817)

    Uhland’ın bu 5 perdelik trajedisi, ilk kez, 5 mayıs 1817’de, Hamburg’da sahneye konmuştur.29 ekim 1819’da, Stuttgart’ta, şenlik oyunu olarak oynanan bu trajedinin konusu, geleneksel bir öyküdür.Tarihi olaylar, çok titiz bir şekilde ele alınmıştır.Oyundaki kişiler; sürekli, dramatik hareketlere dönüşen diyaloglar ve tartışmalarla tanıtılırlar.Bu, öylesine yoğundur ki; trajedi, çoğu zaman anlaşılmaz olur.

    Konu, 12. yüzyıldan beri, birçok kez ele alınmıştır.15. yüzyılda, “Dük Ernst” adlı bir halk kitabında, aynı konu işlenmiştir.İmparator 2.Konrad karısı, Gisela’nın ilk evliliğinden olan oğlu dük Ernst ile barışmaya hazırdır.Bu barış önerisini, oğlu Heinrich’in, Alman krallık tacını giyme töreni onuruna kabul etmiştir.İmparator, dük Ernst’in, Burgund krallığındaki toprakları üzerinde hak talep ettiği için dük, Ernst, ona 2 kez başkaldırmıştır.Dük hapse atılmış, miras tartışması da, imparatorun lehine sonuçlanmıştır.

    Bu barış görüşmesinde; imparator, Ernst’e, dükalığını geri vermek istediğini söyler.Ancak, bir koşul öne sürer.Ernst, krallığın baş düşmanı kont Werner von Kiburg’u, krallık adına tutuklayacaktır.Dük Ernst, bu öneriyi kabul etmez ve aforoz edilir.Adalbert von Falkenstein adlı bir soylu, şatosunun kapılarını, Ernst ve Kiburg’a açar.Ancak, asiler, imparatorluk ordularına yenilirler.Ernst ve Kiburg ölür.Böylelikle, aforozluk durumları ortadan kalkar ve Hıristiyan geleneklerine göre gömülürler.

    Oyun, ahlaki kurallar ve devlet gücü arasındaki karşıtlıkları içerir.Werner von Kiburg, imparator için bir asi; dük Ernst için ise, bir arkadaştır.Tartışmalardaki bu dramatik yapı, karşıtlıklara o denli bağlı kalır ki; karakterler, herhangi bir şekilde gelişemez.


    Bavyeralı Ludwig (1819)

    Uhland’ın, 1819’da yazdığı, tarihi kahramanlık oyunu.

    Walter von der Vogelweide (1822)

    Uhland’ın, 1822’de yazdığı ve 12. yüzyıl Alman şairi olan Vogelweide’ı anlattığı biyografisi.

    Nordik Kaynaklara Göre Thor Mitosu (1836)

    1836 tarihli bu eser, aslında, Uhland’ın yayınlamayı tasarladığı, “Efsane araştırmaları” adlı serinin ilk cildidir.2. cilt olan “Odin”, şairin ölümünden sonra; 1865-73 arası çıkan, “Şiir ve Efsane Tarihi Üzerine Yazılar” adlı eserin 6. cildi olarak yayınlanır.

    Uhland, antik Alman ve Fransız şiiri dışında, Schwab efsaneleri ve Nordik mitoloji konusunda da araştırmalar yapmıştır.Bu araştırmaları; hem şiirsel, hem de bilimsel yönden yürütmüştür.Herder ve Alman romantikleri, Nordik mitlerde, anlatımın temel noktasını oluşturan Tanrı Thor’u, sembolik olarak; doğanın, şiirde somutlaşmış, kişileşmiş hali olarak görürler.Uhland, buna açıklık kazandırmak için, eski ve yeni Edda’dan, Saxo Grammaticus’un “Danimarka Tarihi”’nden, çeşitli Tanrı ve kahramanlık şarkılarından yararlanmıştır.

    Yazar, bu mitik bulmacayı çözerken, altındaki bilimsel tabanı asla unutmaz.Mitosların, bir bütün olarak, şiirin ruhunda yaratıldığı inancıyla; mitolojik sembolizmi, şiirsel çekirdeğinde çözer.Böylece, Thor’un görünümü altında; mevsimlerin değişimiyle, ışık ve karanlıkla, var eden ve yok eden doğa güçleriyle ilgili birçok mit toplanır ve bunlar, doğanın gücü ve görünümü olarak ortaya çıkar.Uhland’a göre, doğa yaşamı, Thor mitosunda nasıl canlandırılıyorsa; Odin mitosunda da, ruhsal yaşam, o şekilde, duru bir görünüm kazanır.Tanrı mitlerinin uzantısı, kahramanlık mitlerini oluşturur.Buradan da, masalların efsanevi başlangıcına ulaşılır.

    Eski Yüksek ve Aşağı Almanca Halk Şarkıları (1844-45)
    Uhland’ın, 1844-45 yıllarında kaleme aldığı, yüksek ve aşağı Almanca şiveleriyle yazılmış olan, antik halk şarkıları üzerine bir incelemesi.


    Şiir ve Efsane Tarihi Üzerine Yazılar (1865-73)
    Uhland’ın ölümünden sonra, 1865-73 yılları arasında yayınlanmış olan bu eser; şairin, daha önce yayınlanmamış olan yazılarının bir toplamıdır.



    Sanatı

    Uhland’ın da içinde yer aldığı, Schwab romantik şairleri; eserlerinde, ortaçağ şövalyelik dünyasının dindarlık ve kahramanlığına öykünmüşlerdir.Bu şairlerin başlıca gayesi; geçmişte kalmış tarihi eserleri, halk arasında hala yaşayan şarkıları ve efsaneleri ortaya çıkarmaktı.Uhland da, geçmişin değerlerini ortaya çıkarırken; halkın sesine kulak vermiş, böylelikle, şiirlerinde gerçek tonu bulmuştur.Heinrich Heine, Uhland’ın şiirlerini okuyunca; eski zamanlardaki, şövalyeleri geleneklerine bağlı soylu kadınları, kuzeyin kahramanlarını anımsayıp, o günlere özlem duyduğundan söz eder.

    Uhland’ın asıl şiir yazma dönemi, 1805-16 arasıdır.Ancak, o tarihten 1829’a kadar, fazla eser vermemiştir.1814-16 arası ise, politik şiir yazdığı yazdığı dönemdir.Alman romantizmi ve yurtseverliği, Uhland’ın; yalnızca politik çalışmalarına değil, şiirlerine de esin kaynağı olmuştur.

    Uhland’ın liriği; önemli olanın, şairin özelliklerinin fazla olması değil, yaşanan yoğun duygunun ve onu anlatırken kullanılan sözcüklerin uygun olması gerektiğini kanıtlamıştır.Onun şiirleri, karakterine o kadar uygundur ki; bundan sadece, gerçekten hissettiklerini ve ruhen yaşadıklarını kaleme aldığı sonucunu çıkarabiliriz.Uhland, şiiri hiçbir zaman yönetmemiştir.Çünkü, eğer gerçekten isterse, esin perisinin hep geleceğini biliyordu.

    Uhland, şiirlerinde, Goethe ve Schiller’in geliştirdiği klasik biçimleri kullanmakla birlikte; kendine özgü, naif ve ince bir üslup benimsemiştir.Friedrich Schlegel’in sapkınlıkları ve ironik tarzı; ona, Novalis’in mistisizmi gibi yabancıdır.Ancak, A.W.Schlegel’in edebiyat tarihi araştırmaları ve konferansları onu çok etkilemiştir.

    Goethe, Uhland’ın şiirlerini okuduğunda; bu şiirlerin ona çok hüzünlü geldiğini, bu yüzden de, onun baladlarını yeğlediğini söylemiştir Eckermann’a.Şairin kendisi de, yeteneğinin balad türünde olduğunu biliyordu.Düzyazıya yakın bir şiiri olduğu için, balad ve romans türünde başarılıdır.Şair, ortaçağ türü baladları yeğlemiştir.Çünkü, bunlar; anonim romantik baladdan, tarihi balada bir geçiştir.



    Şiirlerinde hep objektifliği aramıştır.Bu yüzden, bir çeşit objektifleştirme formu olan halk şarkılar; Uhland’ın, insani ve şair tarzına uyuyordu.Şarkıları, bugün hala söylenmektedir.Uhland, halkın anlayamayacağı şiirler yazmayı hiçbir zaman düşünmemiştir.Ona göre, şiir ve şarkılar halk içindir.Formun kusursuz yalınlığı, şairliğin en tatlı meyvasıdır.Gündelik bir sözcüğe şiirsel bir büyü kazandırmak, söylenmeyenin anlaşılmasını sağlamak, birkaç yalın sözcükle bir ruh hali yakalamak, onun yaşadığı yüzyılda pek rastlanan bir şey değildi.


    Kaynakça

    -Die Grossen Deutschen Josef Eberle/1960

    -Dictionnaire des litteratures Philippe Van Tieghem/1984

    -Dictionnaire biographique des Auteurs Laffont-Bompiani/1964

    -Le Nouveau Dictionnaire des Oeuvres Laffont-Bompiani/1994

    -Encyclopedia Britannica 1911 Edition

    -Kindler Neues Literatur Lexikon 1991

    -Alman Edebiyatı Burhanettin Batıman
    Remzi Kitabevi/1945

    -Türk ve Dünya Edebiyatçıları Aziz Çalışlar
    Remzi Kitabevi/1987

    -Suab Darbesi Selçuk Ünlü
    Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi
    Sayı:21 Aralık 1982

    -Ana Britannica Ana Yayıncılık/1986

    Büyük Larousse Gelişim Yayınları/1986

    -Türk Ansiklopedisi Milli Eğitim Yayınları/1946
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0
    Avcının Şarkısı

    Kimse benim gibi çıkaramaz tadını,
    Ormanda gezip dolaşmanın;
    Ardıçkuşunun şarkısı, atmacanın ıslığı,
    Geyikler ve tavşanlarla olmanın.

    Ah, ne kadar güzeldir; yemyeşil ağacın tepesinde oturup,
    Ardıçkuşu gibi şakımak.
    Koşabilseydim bir geyik gibi seke seke,
    Avlayabilirdim onu böylece.



    Ardıçkuşu

    Çıkmak istemiyorum bahçeye;
    Burada uzanıp yaz boyunca,
    Çalılıkta öten ardıçkuşunu,
    Dinlemek istiyorum sadece.
    Ardıçkuşunun yavrusunu yakalamış biri,
    Şuradaki kafeste duruyor, işte!
    Şakımak gelmiyor içinden belli ki;
    Küçük başını öne eğmiş,
    Suskun duruyor öylece.
    Bir kez daha bakıyor çalılıktakine,
    Yavru kuş yalvaran gözlerle.
    Güzel ardıçkuşunu vuruyor bu bakış,
    Bir an için parlayan gözleri,
    Sönüveriyor üzüntüyle.



    Bahar İnancı

    Uyandı ılık rüzgarlar,
    Gece gündüz fısıldaşarak esiyorlar;
    Sürekli yaratıcı onlar.
    Ey güzel koku, ey yeni ses!
    Artık korkma, zavallı yürek;
    Artık her şey değişecek!

    Her gün daha da güzelleşiyor dünya,
    Kimse bilemiyor ne olacağını az sonra.
    Çiçekler durmuyor, açıyor hala;
    En uzak en derin vadiler bile çiçeklendi.
    Unut artık, çektiğin acıları zavallı yürek;
    Artık her şey değişecek.



    Huzur Vadisi

    Günün son ışıklarıyla,
    Bulutların altın rengi tepeleri,
    Alpler gibi yükseldiğinde;
    Gözyaşları içinde sorarım,
    Acaba, özlediğim huzur vadisi,
    Onların arasında mı diye.



    Eve Yolculuk

    Kopma sakın, asma köprü fazla sallanıyorsun;
    Düşme sakın, uçurumdaki kaya,
    Ağır görünüyorsun.
    Durma dünya, düşme gökyüzü düşme;
    Kavuşana dek, ta ki ben sevgilime!



    Geçiş

    Çok yıllar önce,
    Geçmiştim bu sulardan;
    İşte, günbatımında parıldayan o kale,
    İşte, su bendi, her şey yerli yerinde.

    O zaman sandalda benimle,
    İki arkadaşım daha vardı;
    Birini severdim babam gibi,
    Umut dolu ve gencecikti diğeri.

    İlkinin dingin bir yaşamı vardı,
    Öylece de ölüp gitti sonra.Diğeri,
    Yerinde duramaz, hep öne atılırdı;
    O da, bir savaşta yitirdi canını.

    Böyle özlerim hep işte,
    Geçmiş günleri düşündükçe;
    Ölümün elimden aldığı,
    Sevgili dostlarımı.

    Dostları bir araya getiren ve
    Dostlukları yaşatan,
    Ortak coşkulardır aslında; ben de hala,
    Aynı coşkuyla bağlıyım dostlarıma.

    Al öyleyse kaptan, al geçiş ücretini,
    Üç kişilik olsun, ödüyorum mutlulukla;
    Say diğer ikisini,
    Ölmüş dostlarının ruhlarına.



    Gidiş

    Nedir bu uğultu, şarkılarla çınlıyor sokak;
    Ey, siz genç bayanlar, açın pencerelerinizi!
    Bir delikanlı dünyayı görmeye gidiyor
    Ve herkes ona eşlik ediyor.

    Sevinebilir diğerleri ve fırlatabilirler pekala,
    Kurdeleli, çiçekli şapkalarını havalara.
    Ama, delikanlılar sevmiyorlar bu adeti,
    Suskun ve solgunca yürüyorlar aralarında.

    Çınlayacak maşrapalar ve şaraplar,
    İçilecek elbette.
    “İç, daha iç, kana kana iç kardeşim!”
    Şerefine içtiğimiz bu uğurlama töreniyle,
    Yanıp tutuşan alevdir içimde.

    Ve işte, orada, evlerin sonuncusunda,
    Bir genç kız bakıyor penceresinden, bakıyor merakla;
    Saklamaya çalışıyor gözyaşlarını,
    Sarı menekşeler ve gül yapraklarıyla.

    En son evin önünde,
    Gözlerini açıyor delikanlı
    Ve kapıyor sonra hüzünle,
    Elini koyuyor kalbinin üzerine.

    Kardeşim, hala bir çelengin ya da tacın yoksa,
    Bir sürü çiçek var, işte şurada; ellerde sallanan ve
    Uçuşan havalarda.
    Şerefe, ey kızların en güzeli;
    Küçük bir buket de, sen atsana buraya!

    “Kardeşlerim, neyleyim ben çelengi,
    Bir sevgilim yok ki sizinki gibi,
    Zaten güneş soldurup, rüzgar savurur
    Benim çiçeklerimi.”

    Şamata ve şarkılarla uzaklaştılar sonra,
    Genç kız, durup dinledi uzun süre sesleri;
    Arkalarından:
    “Ah, o gidiyor işte” dedi;
    “Sessizce sevdiğim genç adam.”

    Bense, kalıyorum güller ve
    Sarı menekşelerle burada.
    Nasıl da isterdim, bunları vermeyi oysa;
    Artık, çok uzaklarda olan o delikanlıya.



    Mutlu Olanlar

    Oturdum, o ıhlamur ağacının yanına,
    O sevdiğim kızla;
    Oturdum, el ele onunla.
    Tek yaprak kımıldamadı rüzgarda;
    Tatlılıkla parıldıyordu güneş,
    Dingin kırsalda.

    Sessizce oturduk,
    İçten ve özel bir hazla;
    Kalp atışlarını duyabiliyordu rahatlıkla.
    Ne gerek var sözlere,
    Ne gerek var sorulara;
    Bildiklerimiz yetiyordu bize,
    Birbirimiz hakkında.

    Her şeyimiz vardı,
    Sarsamazdı bizi hiçbir özlem;
    Aşk, yanıbaşımızda olduktan sonra.
    Sevgi dolu gözlerden bir selam,
    O güzelim ağızdan bir öpücük;
    Seve seve veriyorduk birbirimize.



    Uzaklarda

    Burada dinleneceğim, ağaçların altında!
    Bayılıyorum küçük kuşları dinlemeye,
    Nasıl dokunuyor kalbime şarkılarınız böyle;
    Ne biliyorsunuz aşkımızla ilgili,
    Bunca uzak bir yerde.

    Burada dinleneceğim, derenin kıyısında!
    Hoş kokulu çiçekler açmış dört yanımda;
    Küçük çiçekler, kim gönderdi sizi buraya?
    Çok uzaklardaki sevgilimin;
    Aşkının, içten bir kanıtı mısınız yoksa?



    Elveda

    Elveda, elveda aşkım;
    Gitmeliyim bugün!
    Bir öpücük, tek bir öpücük ver bana;
    Çünkü, sonsuza dek ayrılıyorum senden.
    Elveda, elveda aşkım sana!

    Bir çiçek, tek bir çiçek kopar bana;
    Bahçedeki ağaçtan!
    Meyva mı, hayır istemem meyva;
    Bekleyemem senden bu kadarını da.
    Elveda, elveda aşkım sana!



    Gidiş ve Ayrılık

    Öyleyse, artık sakınmalıyım senden;
    Senden, kalbimin zevkinden, neşesinden.
    Seni göğsüme bastırmıştım ya,
    Öpmüştün sen de beni, ayrılırken.

    Ah aşkım, sakınmak mı denir buna;
    Böyle sarılarak, öpüşerek ayrılmaya?
    Ah aşkım, ayrılık mı denir buna;
    Tutunmuşken birbirimize, böyle sıkı sıkıya?



    Dünyanın Hali

    Ne zaman dışarı çıksam,
    O çayır yoluna;
    Yolun kıyısındaki kameriyeden,
    Bakıyor o kız bana.
    Sormadık hiç neden diye,
    Öylesine gelişiyor her şey işte.

    Nasıl oldu bilmiyorum ama,
    Uzun süredir öpüşüyoruz.
    Sormuyorum hiç ona; o da,
    Evet de demiyor, hayır da.
    Dudaklar hoşlanmışsa birbirinden,
    Engel olmuyoruz onlara;
    Hem, hoşumuza da gidiyor sonra.

    Gülle oynaşırken meltem,
    “Seviyor musun beni?” diye sormaz ona.
    Şebnem ürpertir çimenleri,
    “Yapma!” demezler ona.
    Seviyorum onu, o da beni ama;
    “Seni seviyorum” demiyoruz, birbirimize asla.



    Pazar

    Bütün hafta boyunca görmedim,
    Bir kez olsun narin sevgilimi.
    Pazar günü gördüm onu,
    Kapının önünde duruyordu.
    O bin kez güzel kız,
    O bin kez güzel yürek;
    Tanrım, keşke olabilseydim onunla bugün de!

    Bütün hafta boyunca,
    Dinmedi gülüşlerim.
    Pazar günü gördüm onu,
    Kiliseye gidiyordu.
    O bin kez güzel kız,
    O bin kez güzel yürek;
    Tanrım, keşke olabilseydim onunla bugün de!



    Duyuyorum Sevgilimi

    Duyuyorum sevgilimi,
    Salladığı çekicin sesini;
    Çınlamalar ve çabanın sesi,
    Aynı çanlarınki gibi.
    Ta uzaklardan,
    Sokaklardan ve meydanlardan geçerek,
    Bana kadar geliyor.

    Orada, o kapkara ocağın başında,
    Oturuyor aşkım.
    Ne zaman geçsem oradan,
    Körüklerin ıslığını duyuyorum
    Ve kükrüyor alevler,
    Işıtıyor çevresini onun.

    Çeviren: Murat Acar



    Doğa Özgürlüğü

    Havalarla kavga etmek istiyorum,
    Yemyeşil kırlarda koşturmak!
    Akıntıya kapılıp gitmek istiyorum,
    Gökyüzünün yansımasına uzanmak!

    Kuşların sabah şarkılarına,
    Neşeyle ve özgürce katılmak istiyorum!
    Tüm varlıklar kardeşçe el ele;
    Ey doğa, sen de ol bize anne!

    Çeviren: Ayla Sevim Uhri
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •