• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    royal23 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-10-2005
    Mesajlar
    27
    Karizma Gücü
    0

    Onay Ateistlerin soruları

    Sual: 1- Allah neden önceki ilahi dinlerin bozulmasını önlemedi de yeni bir ilahi din getirme ihtiyacı hissetti?
    CEVAP
    Allah sorguya çekilecek makam değildir. Niye bunu böyle yaptın diye kimsenin soru sormaya hakkı yoktur. Nasıl isterse öyle yapar. Niye melek yarattı? Niye insanları imtihan ediyor? Niye çeşitli dinler gönderdi? Bunları kimse soramaz, öyle istemiş öyle yaratmıştır. Önceki dinler bozulduğu için yenisini göndermemiştir. Mesela daha önce iç yağı yemek helal idi, Hz. Musanın kavmine haram etti. Daha sonra İsa aleyhisselamın ve Muhammed aleyhisselamın dininde ise helal etti. Bozulduğundan dolayı değil, öyle istedi. İçki de daha önceki dinlerde haram değildi. Muhammed aleyhisselama gönderdiği dinde bunu haram etti. Hem de bir anda değil, yavaş yavaş, toplumu alıştıra alıştıra haram etti. Bu onun bileceği iş, niye diğer dinlerde haram etmedi de son dinde haram etti? Hiç de haram etmeyebilirdi. Öteki dinlerde haram olmadığı gibi bizim dinimizde de haram olmazdı. Kıble de farklı idi. Mülk onundur dilediği gibi kullanır. Niye böyle demeye kimsenin hakkı yoktur. 2-Madem Kur’anı muhafaza etmeyi başardı onları da koruyabilirdi...

    CEVAP
    Başardı tabiri çok çirkindir. Çünkü başarmak yorularak bir iş yapmaktır. Allah (Ol) der demez olur. Bir karınca, bir buğday danesi yaratamayan insanın, Allahü teâlânın, bu muazzam kâinatı yaratmasına (başardı) gibi bir tabir kullanması çok çirkindir. Ol der demez hemen olur. İnciller bozulup değiştirildiği için yeni bir din gelmedi, Allah öyle istedi. Ama İnciller de değişti. Onun yeni bir din gelmesiyle ilgisi yoktur. 3-Ve Kur’anın bozulmadığının delili nedir?

    CEVAP
    İlkokul talebesine, yüksek matematikten bahsedilince anlamaz. Kur'andaki nazmı bilmeyene bunu anlatmak imkansız. Kur'andaki ölçüleri bilen kimse böyle bir iddiada bulanamaz. Belli bir kalıpla aruz vezni ile yazılan bir şiirin benzerini yazmak mümkün, fakat Kur'anınki mümkün değil. Bu bir mucizedir, kimse yapamaz. Bunu iddia eden ateistlere soralım: (Haydi bir benzeri meydana getirin!) Getiremezler, getirmeleri de mümkün değildir. Ölçüler bozulur, insan sözü olduğu hemen meydana çıkar, bunu da ancak ehli bilir. Allahü teâlâ da; her milletin kıymet verdiği şeylerde mucizeler gönderdiği için, Muhammed aleyhisselama da benzeri yazılamayacak olan bir kitap gönderdi. İnatçı kâfirler hariç, bir çok edip, bunun insan sözü olmadığını, Allahın kelamı olduğunu anlayıp iman etti. Bir benzerini hiç kimse söyleyemedi. Kur'an-ı kerimde mealen, (Bu Kur'anın Allahın gönderdiğinde şüpheniz varsa, haydi onun benzeri bir sure meydana getirin. Yardımcılar da bulsanız, bunu yapamazsınız) buyuruluyor. (Bekara 23)

    Bir başka âyette de, buyuruluyor ki:
    (De ki: “İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kur’anın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [isra 88]

    Düşmanlar, yıllarca uğraştıkları hâlde onun benzerini bugüne kadar meydana getiremediler.

    Peygamber efendimiz ümmi idi, okur yazar değildi, kimseden birşey okumamış, öğrenmemiş, hiçbir şey yazmamıştı. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize buyuruyor ki:

    (Sen [Kur'an gelmeden] önce bir kitap okumuş ve elinle onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı müşrikler [Kur'an-ı kerimi, başkasından öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış] derlerdi.) [Ankebut 48]

    Evet, ateistlere söylüyoruz, bir sure meydana getirsinler, Kur'andaki nazma uydurmaya çalışsınlar. Bu yapılamadı, yapılamaz da, yapılamayacaktır da. Bu da Kur'anın insan sözü olmadığının bir isbatıdır.

    4- Muhammedin [aleyhisselam] Kur'anı uydurmadığının delili nedir?

    CEVAP
    Yukarıdaki âyetlerde de yazılı. Okur yazar olmayan birinin dünyaya meydan okuması kendi yazmadığına delil değil midir? Ayrıca çeşitli mucizeler göstermesi de onun peygamber olduğunu gösterir. Miraca gittiğinde bütün kâfirler onu imtihan etti, o da başka zaman görmediği Mescidi Aksa’yı kaç penceresi olduğuna kadar tarif etti. Bin kadar mucizesi görülmüştür. 5-Madem her şeyin bir yaratıcısı var nasıl olur da Allahın bir yaratıcısı olmaz, durup dururken nasıl olur da bir şey var olur. Bir şekilde sebep sonuç ilişkisi olması gerekmez mi?

    CEVAP
    Aynı soruyu size soruyoruz. Ortada bir gerçek, bir kâinat, bir dünya var. Madem sebep sonuç ilişkisi var. Bu kâinatı kim yarattı? Tabiat derseniz, tabiatı kim yarattı? Madem kendiliğinden bir şey olmuyor, öyle ise bunları kim yarattı, ne derseniz tekrar sorarım, onu kim yarattı? Gördünüz mü cevap vermeniz imkansız.

    Eğer aşağıdaki yazıyı anlayabilirseniz mesele kalmaz. Meselenin aslı ise şöyledir:
    Allahın yaratma gücünü anlamak için Allahü teâlâyı ve bütün sıfatlarını iyi bilmek gerekir. Allahü teâlânın kıdem sıfatı da vardır. Yani evveli yoktur, yaratık, yani mahlûk değildir. Allahın yarattığı her şey mahlûk olur. (Allah, evveli olmayan, yani kıdem sıfatlı bir varlık, yani bir ilah yaratabilir mi?) demek tenakuz [çelişki] olur. Yaratılan şey yaratıktır, mahlûktur. (Bir şey yarat ki, mahlûk olmasın!) denmez. Çünkü yaratılan şey mahlûk olur. Mahlûk olan şey de yaratıcı olmaz. Onun için, (Allah kendisi gibi yaratıcı olan bir ilâh yaratabilir mi?) sözü, mantıksız, çelişkili bir sözdür.

    Her yaratık, bir yaratıcı tarafından yaratıldı gerçeği kabul edilmezse, inanmayan da bu işe cevap veremez. Mesela bir kimse, ben nereden geldim dese, bu sırası ile Hz. Adem’e kadar gider. Ondan sonra, Onun topraktan yaratıldığı, toprağı da Allah’ın yarattığı anlaşılır. İnanmayanların dediği gibi, Allah’ı da başka bir ilah yarattı denirse, bu çok yanlış olur, çünkü, bu sefer de onu kim yarattı denir. Onu da bir başkası yarattı denirse, bu sefer peki onu kim yarattı denir. Bu sonsuza kadar böyle sürüp gider, bir netice alınamaz. Her şeyin bir sebebi vardır. Bu sebepleri kendisinin sebebi ve başlangıcı olmayan biri yaratabilir o da Allah’tır.

    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, zamanlı, mekânlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, cihetleri O yaratmıştır. Bir şey bilmeyen, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arş da, yukarısı da, aşağısı da Onun mahlûkudur. Sonradan yaratılan bir şey, kadim [ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim, araz, yani hâl değildir. Benzeri, ortağı, zıttı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. Allahü teâlâ, kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür. Hâlbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin devamlı var görünmesi, Allahü teâlânın kudreti ile oluyor.

    Bir filmdeki cansız resimler, aynen canlı gibi hareket etmektedir. Bir kimse hayal kursa, hayalinde çeşitli işler yapsa, (Bu kimse, hayalinin içindedir, dışındadır.) denemez. Çünkü hayal gerçek değildir. Rüya da hayale benzer. Rüya gören kimse, rüyasının ne sağındadır, ne solundadır. Rüyasında yer, içer. Hatta rüyasında rüya bile görür. Allahü teâlânın kudreti ile hep devam etse, insan rüyayı gerçek bilir, rüyadan başka hayat yok zanneder. İçinde bulunduğumuz dünya hayatı da bir rüyadan ibarettir. Demek ki; kâinat hayal mertebesinde yaratıldığı için bize var gibi görünmektedir. Ezelî ve ebedî var olan yalnız Allahü teâlâdır
    __________________

  2. #2
    SEKOMAN.1 SEKOMAN.1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-02-2005
    Mesajlar
    152
    Karizma Gücü
    0
    Allah Razı olsun..açıklayıcı olmuş.çok teşekkürler..

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    10-10-2005
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0
    sultan-ı kainat birdir.........

  4. #4
    dervish adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2004
    Mesajlar
    2,283
    Karizma Gücü
    0
    Osmanlı döneminde müslümanlık propagandası için giden Japonya'ya giden elli kişilik bir kurula Japonlar'ın sorduğu bir soruyu iletiyorum (Dünya Gazetesi, 2.5.1963).

    "Bize bir Müslüman millet gösteriniz ki, bu dini kabul etmeden önce sefil ve peri?an iken kabul ettikten sonra ilerlemiş, gelişmiş, mesut ve müreffeh olmuştur. Bir tek örnek verin, kâfi."

    bu soru kafamı çok kurcaladı benim açıkcası. cevap verebilecek olan var mı?
    yardım istiyorum...
    ATAM İzindeyiz



    “Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
    Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
    Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,
    Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.”

  5. #5
    Her Nefs Ölümü Tadacaktır
    Kayıt Tarihi
    13-11-2004
    Mesajlar
    2,139
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı dervish tarafından gönderildi.
    Osmanlı döneminde müslümanlık propagandası için giden Japonya'ya giden elli kişilik bir kurula Japonlar'ın sorduğu bir soruyu iletiyorum (Dünya Gazetesi, 2.5.1963).

    "Bize bir Müslüman millet gösteriniz ki, bu dini kabul etmeden önce sefil ve peri?an iken kabul ettikten sonra ilerlemiş, gelişmiş, mesut ve müreffeh olmuştur. Bir tek örnek verin, kâfi."

    bu soru kafamı çok kurcaladı benim açıkcası. cevap verebilecek olan var mı?
    yardım istiyorum...
    Araplar:
    Zenginlerin her türlü hakka sahip olup kölelerine istediklerini yapmakta özgür olduğu,
    Fakirlerin elinden istedikleri şeyi istedikleri zamanda alabildikleri,
    Küçük bir kabileden birisini öldürmekten çekinilmediği,
    Kız çocuklarının utanç kaynağı olduğu düşünülüp diri diri toprağa gömüldüğü bir zamandaymış Araplar. O dönemin en pis milletiymiş belki de. Ama 23 yıl içinde meydana gelen değişikliğin, ilerlemenin Dünya üzerinde başka bir örneği gösterilemez.


    İslam'dan önceki Türk Tarihi ile İslamiyet dönemi Türk Tarihi arasındaki farkı bilmeyen yoktur sanırsam.

    Başka örnekler de var ama siyasete kayar konu.

    Bizim sorunumuz İslamla değil, bizim sorunumuz İslam'ı yaşamamakla. İslam'ın tam olarak özgür ve bilinçli bir şekilde yaşandığı zamanlarda bi gerilemenin olması söz konusu değildir. Ama ne zamanki İslam'dan bi uzaklaşma olmuştur, o zaman alçalmıştır milletler.

    İslam'ın doğuşundan sonra ilk defa son 200 yıldır Dünya'da söz sahibi değiliz. Bu son 200 yıla baktığımızda da Dünya üzerinde İslam'ı tam manasıyla yaşayan ve uygulayan bir devlet yoktur.
    Pakistan, Suriye, Mısır, Irak, Suudi Arabistan, Afganistan, Libya ve hatta belli dönemlerde Türkiye'yi yönetenlere baktığınızda İslami açıdan zayıf insanları görüyoruz. Yani dinini yaşamaktan uzak insanları. Yukarıda saydıklarımın büyük kısmı diktatörlük yönetimi ile başta bulundular. Yani zulümle yönetilen bir İslam toplumu ile karşı karşıyayız uzun yıllardır.

    "Nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz" ayetini de dikkate aldığımız zaman görüyoruz ki yaşayışımız iyi yönetilmemiz için yeterli değil. Yani biz İslam'ı yaşayamıyoruz, dolayısıyla da iyi bir şekilde yönetilemiyoruz. Sorunda bahsettiğin problem de İslam'dan değil İslamı yaşayamayan müslümanlardan kaynaklanan bir problemdir.
    Fa-hişe fikirli bencil bir sapık.
    Sinir bozucu derecede sakin ve umarsız.
    Akıllara ziyan derecede yanlışlara sevdalı.
    Herşeyi yaşamışçasına önyargılardan arınmış.
    Yanlış zaman cesaretlerinin sindirdiği bir korkak.
    Oynama özürlü bir oyuncu.
    Hastalık derecesinde iyimser.
    Mükemmellikten uzak bir et yığını.
    BEN
    20 Ağustos 2009 itibariyle foruma döndüğüm sanılıyor...

  6. #6
    UltrAslan Murat adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-02-2005
    Mesajlar
    4,807
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı dundik tarafından gönderildi.
    Araplar:
    Zenginlerin her türlü hakka sahip olup kölelerine istediklerini yapmakta özgür olduğu,
    Fakirlerin elinden istedikleri şeyi istedikleri zamanda alabildikleri,
    Küçük bir kabileden birisini öldürmekten çekinilmediği,
    Kız çocuklarının utanç kaynağı olduğu düşünülüp diri diri toprağa gömüldüğü bir zamandaymış Araplar. O dönemin en pis milletiymiş belki de. Ama 23 yıl içinde meydana gelen değişikliğin, ilerlemenin Dünya üzerinde başka bir örneği gösterilemez.


    İslam'dan önceki Türk Tarihi ile İslamiyet dönemi Türk Tarihi arasındaki farkı bilmeyen yoktur sanırsam.

    Başka örnekler de var ama siyasete kayar konu.

    Bizim sorunumuz İslamla değil, bizim sorunumuz İslam'ı yaşamamakla. İslam'ın tam olarak özgür ve bilinçli bir şekilde yaşandığı zamanlarda bi gerilemenin olması söz konusu değildir. Ama ne zamanki İslam'dan bi uzaklaşma olmuştur, o zaman alçalmıştır milletler.

    İslam'ın doğuşundan sonra ilk defa son 200 yıldır Dünya'da söz sahibi değiliz. Bu son 200 yıla baktığımızda da Dünya üzerinde İslam'ı tam manasıyla yaşayan ve uygulayan bir devlet yoktur.
    Pakistan, Suriye, Mısır, Irak, Suudi Arabistan, Afganistan, Libya ve hatta belli dönemlerde Türkiye'yi yönetenlere baktığınızda İslami açıdan zayıf insanları görüyoruz. Yani dinini yaşamaktan uzak insanları. Yukarıda saydıklarımın büyük kısmı diktatörlük yönetimi ile başta bulundular. Yani zulümle yönetilen bir İslam toplumu ile karşı karşıyayız uzun yıllardır.

    "Nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz" ayetini de dikkate aldığımız zaman görüyoruz ki yaşayışımız iyi yönetilmemiz için yeterli değil. Yani biz İslam'ı yaşayamıyoruz, dolayısıyla da iyi bir şekilde yönetilemiyoruz. Sorunda bahsettiğin problem de İslam'dan değil İslamı yaşayamayan müslümanlardan kaynaklanan bir problemdir.

    Senin düşüncene göre ülkemizde islamın nasıl yaşanması gerektiğini yazarmısın.

  7. #7
    Her Nefs Ölümü Tadacaktır
    Kayıt Tarihi
    13-11-2004
    Mesajlar
    2,139
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı UltrAslan Murat tarafından gönderildi.
    Senin düşüncene göre ülkemizde islamın nasıl yaşanması gerektiğini yazarmısın.
    Ülkemizdeki müslümanların;
    Yüzde kaçı namaz kılıyor?
    Namaz kılanların ne kadarı bilinçli bu konuda?
    Yüzde kaçı bilinçli bir şekilde oruç tutuyor?
    Yüzde kaçı zekatını veriyor?
    "Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir" düsturuna kaç kişi uyuyor?
    Şehitlerin bile bütün günahları affedildiği halde kul hakkının affedilmediğini kaç kişi biliyor? Kul hakkı yemekten kaçınan kaç kişi var?
    Aman boğazımdan bir kuruşluk haram geçmesin diye kendini paralayan kaç kişi var?
    Zinadan uzak durabilen kaç kişi var?
    İçkiden uzak durabilen kaç kişi var?
    Kaç kişi yalansız yaşayabiliyor?
    .
    .
    .


    Bu liste böyle uzayıp gider. Yukarıda sayılanlar nasıl yaşanması gerektiğini ve nasıl yaşadığımızı değerlendirmek için yeterlidir sanırsam.
    Fa-hişe fikirli bencil bir sapık.
    Sinir bozucu derecede sakin ve umarsız.
    Akıllara ziyan derecede yanlışlara sevdalı.
    Herşeyi yaşamışçasına önyargılardan arınmış.
    Yanlış zaman cesaretlerinin sindirdiği bir korkak.
    Oynama özürlü bir oyuncu.
    Hastalık derecesinde iyimser.
    Mükemmellikten uzak bir et yığını.
    BEN
    20 Ağustos 2009 itibariyle foruma döndüğüm sanılıyor...

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    02-02-2005
    Mesajlar
    909
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı dundik tarafından gönderildi.
    Araplar:
    Zenginlerin her türlü hakka sahip olup kölelerine istediklerini yapmakta özgür olduğu,
    Fakirlerin elinden istedikleri şeyi istedikleri zamanda alabildikleri,
    Küçük bir kabileden birisini öldürmekten çekinilmediği,
    Kız çocuklarının utanç kaynağı olduğu düşünülüp diri diri toprağa gömüldüğü bir zamandaymış Araplar. O dönemin en pis milletiymiş belki de. Ama 23 yıl içinde meydana gelen değişikliğin, ilerlemenin Dünya üzerinde başka bir örneği gösterilemez.


    İslam'dan önceki Türk Tarihi ile İslamiyet dönemi Türk Tarihi arasındaki farkı bilmeyen yoktur sanırsam.

    Başka örnekler de var ama siyasete kayar konu.

    Bizim sorunumuz İslamla değil, bizim sorunumuz İslam'ı yaşamamakla. İslam'ın tam olarak özgür ve bilinçli bir şekilde yaşandığı zamanlarda bi gerilemenin olması söz konusu değildir. Ama ne zamanki İslam'dan bi uzaklaşma olmuştur, o zaman alçalmıştır milletler.

    İslam'ın doğuşundan sonra ilk defa son 200 yıldır Dünya'da söz sahibi değiliz. Bu son 200 yıla baktığımızda da Dünya üzerinde İslam'ı tam manasıyla yaşayan ve uygulayan bir devlet yoktur.
    Pakistan, Suriye, Mısır, Irak, Suudi Arabistan, Afganistan, Libya ve hatta belli dönemlerde Türkiye'yi yönetenlere baktığınızda İslami açıdan zayıf insanları görüyoruz. Yani dinini yaşamaktan uzak insanları. Yukarıda saydıklarımın büyük kısmı diktatörlük yönetimi ile başta bulundular. Yani zulümle yönetilen bir İslam toplumu ile karşı karşıyayız uzun yıllardır.

    "Nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz" ayetini de dikkate aldığımız zaman görüyoruz ki yaşayışımız iyi yönetilmemiz için yeterli değil. Yani biz İslam'ı yaşayamıyoruz, dolayısıyla da iyi bir şekilde yönetilemiyoruz. Sorunda bahsettiğin problem de İslam'dan değil İslamı yaşayamayan müslümanlardan kaynaklanan bir problemdir.
    İşte cevap budur
    Bugün peygamber efendimizin hayatını iyice bi okuyun. Ve kendi hayatınızla bir karşılaştırın.
    Ben neleri yapıyorum, neleri yapmıyorum diye...
    Ve ne kadar müslüman olduğumuzu da görün o zaman.
    Örnek odur; onu önderimiz kabul edip onun yaptıklarını yapmalı, yapmadıklarından da sakınmalıyız.
    Bunu yapalım, ondan sonra ne noktaya geleceğimizi görün.
    Ve ondan sonra bunu tartışalım.

  9. #9
    herdemraf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-07-2005
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    dundiğin yazılarından alıntı yapıp yazmayacağım düşüncesine katılıyorum fakat dundik sende onlardan örnek alıp bu maveraya (macera değil) dalmayasın bunları düşünme müslüman bir ülkede yaşıyoruz fakat ilk önce engellenen ve yasalara takılan özgürlükleri bir düşünelim bunun nereye dayandığını düşünelim bu belli herkez ibadetini özgürce yapıyor ve kimsede benim seccademi önümden almaya cesarette edemez sen namaza gidiyorsun gitmeyeceksin de diyemez sen merak etme burası türkiye müslüman bir ülke eninde sonunda gerçek bir türkiye olacak
    Kendini Okyanusun ortasında kalmış bir gemi olarak düşün o gemide yoksa bir kaptan hadi bakalım bul karayı kurtul bu okyanustan------- Herdemraf

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •