"Sevdiğiniz insanları düşünüyorsunuz, ama daha derine inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz, siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz..!"
FRIEDRICH NIETZSCHE
Nietzsce böyle açıklamış.
Siz nasıl açıklarsınız?
"Sevdiğiniz insanları düşünüyorsunuz, ama daha derine inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz, siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz..!"
FRIEDRICH NIETZSCHE
Nietzsce böyle açıklamış.
Siz nasıl açıklarsınız?
"Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
Pis moruk
Vay be!!! Kalplerimiz birmiş... Bende başlıktaki 'niçin seviyoruz' yazısını görünce Nietzsche nin bu lafını kendime dayanak yapıp çeşitli açıklamalar getirecektim. Ama zaten konu Nietzsche nin bu sözü üzerine kurulmuş
(bak şimdi konsantrasyonumda bozuldu!!!)
Aşkımı sonsuza dek yaşama taraftarıyım. Fakat benim aşkım karşı cinse duyulan bir ilginin neticesinde değil de; olmasını istediğim, hayalini kurduğum, içimde yaşatıp büyüttüğüm bir varlığa duyulan ilginin sonucunda ortaya çıkan bir aşk... Aşık olmak bana göre basit insanların kendilerini avutması, kendilerini tatmin etmesidir. Aşkı için ölümü göze alan insanlarda tanıdım. Fakat aynı insanlar aradan belli bir süre geçtikten sonra daha başka insanlar için ölümü göze aldıklarını söylüyorlardı... Yani insanların içindeki bu aşık olma duygusu ebediyen vardı fakat bu bir kişiye has değil zamanın değişkenliği içerisinde çeşitli kişilerde de aynı duyguları hissediyorlardı... Bu insanlar için karşı cins, içlerindeki duyguları tatmin etmek için kurulan bir köprüydü.. Kullanıyorlardı o insanları büyük bir bencillikle... Kendi egolarının köleleri yapıyorlardı, hem kendilerini, hem karşıdakileri... Sonuçta aslolan ise aşık olmanın içlerinde yarattığı duygulardı... bunu hep reddettiler, hep kendilerini avuttular...
Aşk duygusunu somuta indirgediğim zaman kendime hep şu soruyu sordum.. Ben onu mu seviyorum yoksa herhangi birisini sevdiğimi mi??? Doğru cevabı bilip bunu kendime kabullendirmek zor olsada başardım... Artık aşık olmuyorum... Çünkü kendime egemen olan benim, egolarım ve arzularım değil!!! Karşı cinsi ise sıradan insanların yaşamak istedikleri arzularla kandırıp kırmak istemiyorum...
Arzular ise zaten yaratıcılığımızı engelleyen en büyük kötülüktür...
Saygılar...
:x BYE BYE TÜRKÇE BİRLİĞİ :x
EFE ADAYI<<<Paylasim Ve Dostluk Platformu>>>
Tabiki acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu!!!
Başkalarının kurallarını uygulamak, insanın kendisini yönetmesinden çok daha kolaydır!!!
Nietzsche...
Ben belki Nietsche gibi derin düsünemem, belki biraz basit düsünürüm,ama nicin severiz sorusuna benden basit cevap sevilmek icin severiz diyorum..
Maslow un ihtiyaçlar hiyerarşisi
Fizyolojik(açlık,sususzluk,cinsellik
Güvenlik
Ait Olma ve Sevgi
Saygı
Kendini Gerçekleştirme
Şu halde bir gruba ait olma, sevilme ve sevme insanların ihtiyaçları arasında zikrediliyor. Ve bu ihityaç fizyolojik ihtiyaçlardan ve güvenlik ihtiyacından sonra geliyor.
Bir yanımız bu sevgiye muhtaç, bunu karşılamak için de bir "leyla"ya ihtiyaç duyuyoruz. Ancak asıl Leyla o fiziki leyladan da öte. Zihnimizde o kişiye paralel bir leyla beliriyor sonra onun da ötesi.
1. Leyla mecnunu arayışlardan sonra bulur ve karşısına çıkar. Mecnun leylayı tanımaz "sen de kimsin?" der.
2. Adamın biri mecnunu çöllere düşüren leyla'yı merak eder ve nihayetinde leylayı görür. Ancak o kadar güzel olmadığını düşünerek Mecnuna gider, bu mudur yani Mecnun, öyle ahım şahım bir kız değil leyla. ne deyu kendini harab ettin birader. Gel sana başka kız bulalım derMecnunun adama cevabı; Sus ulen, asabımı bozma. sen benim gözümle bakamazsın. olur
bir de ben leyla ya gidiyorum çekil önümden leyla var ki o da başka bir boyut.
Fazla söze gerek yok, siz mesajı aldınız![]()
Bende, hissedilen duygunun karşı taraf için olmadığını düşünüyorum.Aşk konusunu örnek göstermek gerekirse bu duygunun ayrılmaz parçası olan 'acı' hissine karşı insanın duyduğu enteresan tutkununun bilinçaltı yansımalarında insanda aşık olma fikrinin çok cazip hale geldiğini düşünüyorum.Sonuçta acı çekmekte zevk denizine uzanan nehirlerden biriyse(yada tam tersi her türlü zevkin zirvesinde acı varsa)evet insan kendi zevki için aşık oluyor.En çok sevdiğimiz şeyler bize en çok acı hissettiren şeyler değilmidir aslında![]()
Dünyada en zor şey, insanın kendini bilmesidir. THALES
:A
doğru söylemiş adam.. birde sevmekten nasıl kendimizi kurtarabileceğimizi söyleseymiş, hak etmeyen insanlara aşık olmaktan kendimizi alıkoyabilirdik..
E.A.P. müdavimi...
Olayın bi de biyolojik tarafı var ama felsefe bölümünde bu işin felsefi yönü daha önemli![]()
Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron, aşkı davet eder. Haz hormonu olarak adlandırılan endorfin ve birtakım biyokimyasal salgılanmalar da vücudun sinir sistemini harekete geçirir. Aşkla birlikte bunların salgılanmaları da artacağı için aşk, her zaman vücudun fiziksel ihtiyacı olarak varlığını korur.
Psikiyatristlere göre insanlar aşık olduğunu sanır. Aslında o anda aşk sandığımız şeyin sadece fiziksel bir beğeni ve çekicilikten ibaret olduğunu anlayamayız bile. Çünkü hoşlanmanın dozu arttıkça, mantık da o oranda geri plana düşer. Bir kişiyi aşık olmak için seçip, onu kafamızda yücelttikçe yüceltiriz. Bu aşk bizi yıpratıyor ve zarar veriyor bile olsa, aşkı yaşadığımız o an için gözlerimiz görmez, kulaklarımız duymaz olur. Kendimizi, gittikçe daha fazla bunalıma ve çıkmaza sürükleriz.
Aşk, yaşanırken sanki tüm fizyolojik durumumuzda değişiklikler olur, hormonlarımız ise bir başka çalışır. Adeta bir yarışın içinde hissederiz kendimizi. Sanki bitmemesi gereken bir yarış. Bu tempo kimimizi yorar, güçsüz kılar ama öte yandan onun bir anı için dünyaya gelmeye değer. Aşk eğer karşılıklıysa, her iki taraf da aşkına karşılık bulduğu için hem mutlu olur, hem de kendilerine olan özgüvenleri artar. Kişi, aşık olmadığı zamanlara göre daha mutlu olduğundan daha sağlıklıdır da. Etrafındaki insanlara pozitif enerji yayar okulunda veya işinde de daha başarılıdır. Ama eğer aşk, hastalıklı olarak tanımlanan patalojik aşk kategorisine giriyorsa, o zaman tıbbi bir hastalıktan söz etmek gerekir. Patalojik aşk denince kendi kendine acı çektirmek olarak tanımlanan mazoşizm devreye giriyor. Bazılarının mazoşistik bir kişiliği olabiliyor. Bu kişiler, aşklarına karşılık bulamamalarına rağmen ısrarcı bir şekilde kara sevdaya tutulup, karşılık alamayacakları kişilere karşı aşırı bir çekim duyarlar. Bu duruma tıpta, patalojik kara sevda sendromu deniyor.
Psikiyatristler "kendini feda etme eylemi" olarak tanımlanan patalojik ümitsiz aşk durumunda, kişinin aşık olduğu kişiyi yüceltip, erişilmeyen aşk nesnesi mertebesine yükselttiğini söylüyorlar. Aslında kendisiyle ilgili yoğun yetersizlik duyguları yaşayan kişi, bunu aşık olduğu kişiye yansıtır. Onun kendisinden her konuda daha üstün olduğuna yavaş yavaş kendisini inandırır. Bu durumun sonucu olarak da, olmayacak fedakarlıklarda bulunur. Sonuç genellikle hüsrandır. Karşısındakini her konuda kısıtlayıp, kıskançlık krizlerine giren kişi, sonunda partnerinin kaçmasına sebep olur.
Karşılıksız aşkı uğruna her şeyi yapma durumuna, histerik kişilik yapısına sahip bireylerde daha çok rastlanır. Yalnızca, kendilerine kötü davrananlara aşık olan kadın ve erkekler böyledir.
Alıntıdır...
Başta felsefi açıdan inceleyelim dediğiniz 'alıntı' makalenin felsefeyle bir ilgisi olmadığı kanaatindeyim.Aşkın fizyolojisinden bahsedilmiş burada.
Benim yukarıda bahsettiğim acı yüzeysel ve somut olaylar neticesinde oluşan bir kavram değil.Böyle bir makaleyle açıklanabilecek bir kavram hiç değil !
Dünyada en zor şey, insanın kendini bilmesidir. THALES
:A
Nicin mi Seviyoruz?
Tabiki ACI Cekmek icin
Kolay Gelsin,
Ekonomi & Finans Hakkinda Aradiginiz Bir Konu Mu Var?
Ödevler & Sunumlar & Tezler & Makaleler
Ezelden evveli bir Hakk'ı bildik
Hak'dan nida geldi Hakk'a Hak dedik
Kırklar meydaninda yunduk pak olduk
İstemem taharet yundum de geldim
(Şah Hatayi)
Her nereye gitsem yolum dumandır
Bizi böyle kılan and u amandır
Zencir boynum sıktı halim yamandır
Açılın kapılar Şah'a gidelim
(Pir Sultan Abdal)
๘۩ TürkYaşamAslanları ๘۩
Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...
ceteris paribusturkyaşamdaki ekonomi, işletme ve finans çevreleri burada herkesi bekliyoruz
Nietzsche gibi düşünüyorum aslında.
Bence insanların bütün duygularının altında bencillik yatar.Birisini kaybetmenin üzüntüsü aslında onu bir daha göremeyecek olmanın üzüntüsüdür.Birisini sevmek de böyle.
En gerçek aşk da platonik aşktır.Belki hiçbir zaman tanıyamayacağınız bir kimseye kendi içinizde olağanüstü anlamlar yüklersiniz.Siz aslında onu değil de içinizde yaşattığınız kişiyi seviyorsunuzdur.O da sizsinizdir zaten.
........