Baudolino
Yazarı : Umberto ECO
Yayınevi : Doğan Kitapçılık
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2003 - Şubat
Çevirmen : Şemsa GEZGİN
Sayfa Sayısı : 538
KİTAP HAKKINDA
Kitap okurken, kitap kahramanlarıyla aranızda duygusal bir bağ oluşuyorsa ve onları –sanki gerçek kişiler gibi- seviyor yada nefret ediyorsanız, önce Baudolino’yu tanımalısınız. Baudolino öncelikle usta bir yalancı. Yalanlarının asıl kaynağı ve en büyük destekçisi ise insanların hurafe inançları. Baudolino insanların bu zayıf yönünü çok iyi kullanıyor. Yalanlarına çevresindekileri inandırmayı başarıyor. Yalanlarının hemen hemen hiçbirisi kötülük amacı taşımıyor. Üstelik kötü bir insan değil. Sevdiklerine karşı vefalı ve dürüst bir insan. (Gerçi gençlik döneminde, Psikopoz Otto’nun büyük emekler ve yıllarını vererek, perşomenlere hazırladığı tarih bilgilerini kazıyıp, kendi kafasına göre doldurması affedilir şey değil. Buna rağmen babasının içki çanağını –kutsal Gradal- diye, yutturmasına bir itirazım yok.)
Elinize 540 sayfalık bir kitap aldığınızda, ve bu kitabı Umberto Eco’nun yazdığını düşündüğünüzde çok fazla şey bekleyeceksiniz. Ama kitabın ilk yarısında, ne Baudolino da nede Umberto Eco’da hayat yok. Ama derin tarih bilgisi, tarih severleri etkileyecektir.
KİTABIN YAZILIŞ TARZI;
Kitap Baudolino’nun, hayat hikayesini tarih yazarı Niketas’a anlatmasıyla oluşuyor.Baudolino ile Niketas’ın karşılaşması Konstantinopolis’te, Latinlerin Konstantinopolis’i işgali sırasında olur. Baudolino kendi yazdıklarını kaybetmiştir. Ve Niketas’ın kendisini dinleyerek tarihi yeniden yazmasını istemektedir. Niketas’ın sorularıyla, geçmiş değerlendirilir. Ayrıca olayların olduğu gibi anlatılmayıp, Baudolino’nun ağzından, bir tarih yazarına anlatılması, bu kadar abartının aslında Baudolino’nun yalanları olabileceği fikrini doğuruyor.Aynı tereddütü Niketas’da duyuyor çünkü, Baudolino, bir yalancı olduğunu Niketas’tan saklamıyor. Ve malisef gerçeği asla öğrenemiyorsunuz.
“Sevgili Hipatia gerçek misin? Baudolino’nun hayali mi? ”
Kitap bölümlere ayrılmış. Toplam 40 bölümden oluşuyor. Bu da; okumayı bir nebzede olsa rahatlatıyor.
KİTABIN HİKAYESİ;
Baudoline fakir bir köylü çocuğu iken (ve Aziz Baudolino’yu gördüğü gibi yalanlar uydururken) köye gelen bir yabancının dikkatini çeker. Bu yabancı tarafından evlat edinilir. Baudolino sonradan bu kişinin İmparator Friedrich Barbarossa olduğunu öğrenir.Baudolino hayatı boyunca Friedrich’in güvenine asla ihanet etmez. Manevi babasının eşine duyduğu büyük aşkı bağrına basar. Bu aşktan suçluluk duyar.Yeri geldiğinde Friedrich’e de yalanlar söylemekten geri kalmaz ama, bu yalanlar daima imparator’un lehinedir.
Baudolino’nun ana misyonu Rahip Johannesi bulmaktır.Yıllarını bu hayale adar. Rahip Johannes’den gelen mektup, rahip Johannes’e hediye edilecek Gradal kadar sahtedir. (Mektubu kendisi yazar, babasının içki çanağını Kutsal Gradal olarak tanıtır.) Ama ana misyona başlayabilmek için ne yazık ki kitabın yarısının bitmesi, ve Baudolino’un orta yaşı geçmesi gerekiyor. Baudolino’dan ve Umberto Eco’dan umudu kestiğiniz bir anda, sanki sihirli bir değnek kitaba dokunuyor ve bir sonraki sayfayı merakla bekler oluyorsunuz. Kitabın en okunur ve en heyecanlı, en fantastik yanları, İmparator Friedrich’in ölüp(yada öldürülüp) , Baudolino’nun Rahip Johannes’e gitmeye karar vermesinden itibaren başlıyor.Nihayet sabrınızın ürününü, bundan sonra almaya başlıyordunuz.
KİTABA DAİR:
Umberto Eco, bu kitabı yazmaya karar verdiğinde İstanbul’a gelmiş ve gezmişti. Yaptığı ayrıntılı tasvirlerden,11.12. yüzyıla dair eserleri özellikle incelemiş olduğu anlaşılıyor. (Örneğin bir Yerebatan Sarnıcı.) Ve bunun yanında İstanbul’un coğrafi yapısını da gayet güzel incelemiş, incelemelerini başarılı bir şekilde kitaba aksettirmiş.
Romandaki kişilerin psikolojik yapılarını gayet güzel oturtmuş. Okuduğunuzda, kimi sevip kimden nefret edeceğinize, kime gıcık olacağınıza, kolayca karar verebilirsiniz. Ayrıca yağmalar, savaşlar, inançlar konusunda, toplum psikolojinin genel yapısını da gayet güzel ifade etmiş. (yağma, savaş, kör inanış; hiçbir tarihte, hiçbir millette değişiklik göstermiyor sanırım)
YAZAR HAKKINDA
Bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen Umberto Eco, 20 yüzyılın en önemli düşünce adamlarından biridir. Dünya kamuoyunun gündemine, Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi büyük yankı uyandıran romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Ortaçağ estetiği ve göstergebilim dalının yaşayan efsanelerindendir. 1932 yılında doğmuş olan Eco, 1971'den bu yana Bologna Üniversitesi'nde profesör olarak çalışıyor ve yapısalcılık sonrası göstergebilim gelişmelerine önemli katkılarıyla tanınıyor. Eco yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Thomasçılık akımı ve bu akımın estetik anlayışı üzerine yaptı. Ortaçağa olan ilgisi daha sonra Gülün Adı romanıyla edebiyat çalışmalarına da yansıdı. 1962'de Torino Üniversitesi'nde doçent, 1969'da ise Floransa Üniversitesi'nde görsel iletişim dalında profesör oldu. 1971'de Bologna Üniversitesi'ne geçti ve 1975 yılında bu üniversitenin Gösteri ve İletişim Bilimleri Enstitüsü'nün başına getirildi. Eco'nun çalışmaları 1960'ların ortasından itibaren avantgarde yapıtlara, kitle kültürüne yönelmiştir. Son dönemlerde ise, güncel olay ve olguları da ele alan çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar arasında edebiyat eleştirileri, tarih ve iletişim yazıları önemli bir yer tutmaktadır. Roland Barthes'dan sonra “ayrıntıların anlamı” ya da “ayrıntıların sosyolojisi” adı verilen bir anlayışın en önemli isimlerinden birisidir.
ESERLERİ
Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Foucault Sarkacı, Gülün Adı, Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik, Ortaçağı Düşlemek, Önceki Günün Adası, Somon Balığıyla Yolculuk, Yanlış Okumalar, Yorum ve Aşırı Yorum, Beş Ahlâk Yazısı


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
