Unomastica Alla Turca: Hazarların ve Tengerelilerin Yazılmamış Tarihi
Yazarı: Hakan Erdem
Yayınevi: Kanat Kitap
Basım Tarihi: Ekim 2004
Sayfa Sayısı: 336
KİTAP HAKKINDA
"Tengere Tardu Tigin ben, Doğu'dan hem gelen, hem Doğu'ya giden. Hem gizli yol yolcusu hem açık han hancısı. Biraz Şaman, biraz Musevi, şimdilerde Müslüman. Hem Köktürk, hem Hazar, hem Aktürk, önce tigin, bir aralık mezar uğrusu, sonra tutsak, biraz savaşçı, belki Maşiah, sonra kesin Kağan, budun kuran, ev kurmayan, az deli, çok bunak, şimdi yeniden delikanlı, şimdi sil baştan tigin, şimdi tepeden tırnağa ölümeri. Tüm kimlikleriyle kuş gibi kanatlı çeri, zamanın dönemeçleri içine akan yorgun atlı, tüm benlikleriyle el ele akıp çağlayana karışan su, kat kat göklere uçtum, yükseldim o gün, genzimde bozkırın başsız ve sonsuz kokusu..."
***
Kitab-ı Duvduvani'nin yazarı Y. Hakan Erdem, Unomastica alla Turca'da sadece Beyaz Türklerin değil, Aktürklerin, Köktürklerin, Kalın Oğuz elinin, Tengerelilerin, Selçuklular'ın büyük sırrını kaleme aldı�
'İçimizdeki düşmanlar'ı ve 'bizi yönetenler'i deşifre etmeye kendilerini adamış olan Unomastik Holding'in iki yöneticisine, Tengere Tardu Tigin'in serüvenlerini anlatır babacan bir albız: Dede Korkut'un kurmaya çalıştığı 'bozkır dengesi' bozulmaya yüz tutmuşken, Hangay Dağları'ndan gelen bu yiğit, Hazar İmparatorluğu'nun yazgısını nasıl olup da değiştirebilmiştir?
Tengere Tardu, gerçekten de bir Köktürk tigini midir, yoksa gündüz düşleri gören bir mezar uğrusu mu? Beklenen Maşiah mıdır, yoksa yalnızca sıradan bir kağan mı? Din değiştirmek, Tengere�nin düşündüğü kadar kolay mıdır? Tengerelilerin tarih sahnesine çıkamayışı Selcük yüzünden midir?
Hem günümüzde hem de onuncu yüzyılın uçsuz bucaksız bozkırlarında gezinen roman, tarihsel olaylarla iç içe geçen eğlenceli bir kurmaca: Hicvettiği araştırma ve tezlerden bile daha kurmaca!
***
Y. Hakan Erdem'in ilk kitabı Kitab-ı Duvduvani, meslekten bir tarihçinin elinden çıkma bir hiciv romanı olarak büyük yankı uyandırmış ve dört ay içinde üç baskı yapmıştı�
Kitab-ı Duvduvani'de tarihi romanları hicveden Erdem, televizyon programlarına konuk olmuş, kitap için basında pek çok yazı yayımlanmış, yazarla söyleşiler yapılmıştı�
Unomastica alla Turca, Kitab-ı Duvduvani kadar eğlenceli; onun kadar hiciv ve mizah yüklü, üstelik Osmanlıca ifadeler içeren Kitab-ı Duvduvani'den çok daha kolay anlaşılır bir üslupta kaleme alınmış!
Yine de bu kitapta da bir sözlük var: Bu Türkçe sözcüklerin çoğunun anlamını bildiğinizi sanacak ama yanlış bildiğinizi hayretler içinde fark edeceksiniz�
Y. Hakan Erdem, bu kitabında Sabetaycıları, dönmeleri konu edinen, komplo teorileri oluşturan, insanları isimlerine bakarak sınıflandırmaya çalışan yazar ve araştırmacıları acımasızca alaya alıyor�
Alaya alırken, bir albızın eşliğinde bizi bin yıl önceye götürüyor! Orta Asya�dan Hazar kıyılarına at süren Tengere Tardu Tigin'in serüvenlerinden, Türklerin, Hazarların din değiştirme konusundaki büyük sırlarını öğreniyoruz !
Bir solukta okunan bu mizah romanı, komplo teorileriyle tarihi açıkladıklarını sananlara tutulmuş kocaman bir lunapark aynası!
İNCELEME
Paranoyalara dayalı yerli/yabancı -tarihi ya da güncel- komplo teorilerine alışkınız hepimiz. Doğal afetlere, bireysel meselelere, mesela hakemlere ya da edebiyat eleştirmenlerine dayalı olanlar bu yazı özelinde konumuz dışı. Merkezine başka kavimler, başka ülkeler, başka dinler ve inanışlar, şimdilerde “teröristler” yerleştirilen komplo teorilerinden, çoğunlukla tarihi anlatılarla dışa vurulan paranoyalardan söz ediyorum. Tarihsel olaylar işte bu paranoyak komplo teorileriyle her türlü nedensellikten arınıyorlar, bütün tarih sonuçlardan yola çıkılarak yorumlanıyor, sonuçta yenilgi anları iç ve dış düşmanlara fatura ediliyor.
Tarihin gizli güçler tarafından yönlendirildiğine inananlar için her şeyin gerisinde birileri var. Mesela Batıda bir zamanlar Cizvitleri, Yahudileri, sonrasında komünistleri, şimdilerde radikal islamı işaret eden komplo teorilerinin bizdeki değişmez aktörleri Yahudiler ve komünistler oluyor. 21.yüzyılda bile pek bir fark yok aslında; komünistlerin ciddi bir tehdit oluşturmadığı günümüzün en parlak komplo teorisi, kökleri Yahudiliğe uzanan Sebataycılık üzerinden kuruluyor.
İki “İsimtasçı”nın olağanüstü maceraları
Hakan Eldem, yeni romanı “Unomastica Alla Turca”da işte bu “çok satar” teorinin parodisini yapmış. Ve beklenileceği gibi, roman kahramanlarını canlandırırken söz konusu teoriyi hasımlarının kabalacılığına taş çıkartacak bir hünerle icra eden en parlak iki teorisyenden, Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’dan ilham alıyor.
Ancak burada dikkatinizi çekmek istediğim çok önemli bir ayrıntı var; Hakan Erdem, Soner Yalçın ve Yalçın Küçük zihniyetinin taşıyıcılığını üstlenen roman karakterleri Tankut Argun ve Argun Afaki’yi söz konusu şahsiyetlerin gerçek hayattaki kişilik özellikleriyle özdeşleştirme basitliğine hiç düşmüyor. Benzerlik yalnızca düşünce biçimlerinde. Elbette Yalçın Küçük’ün “Şebeke” ve Soner Yalçın’ın “Efendi” kitaplarındaki tezleri hatırlatan çarpıcı icatlar, o tezlere yapılan mizah dolu göndermeler de bulacaksınız.
Hikaye 1992 yılında, Argun Afaki’nin bavul ticareti yapan bir Rus’tan binlerce dolar sayıp aldığı “Hayal Taşı” efsanesiyle başlıyor. Uno-mastik sakızcılığın sahibi Argun Afaki, felsefe son sınıfta okurken nereden estiyse bu sakız işine girmiş, ölüp gitmekte olan bir işi unutulmuşluk köşelerinden kurtarmış… Çocukluğundaki şiirli, manili, rubaili, bilmeceli sakızlardan esinlenerek kendi sakızlarının üzerlerine birer isim, sakızın içine de o ismin etimolojisini yazdırmış Afaki Bey. Bu işi öylesine benimsemiş ki, şirketin koskoca iki katını bu işle görevli araştırmacılara tahsis etmiş, sonuçta dokuz yüz bine yakın ismi ihtiva eden dev bir arşiv oluşturmuş.
Tam da bu günlerde İtalya’dan gelen Yakup Sinan adlı bir dil araştırmacı değiştirecektir Argun Afaki’nin hayatını. Uno-mastik firmasının ismini İtalya’daki onomastique çalışmaları ile karıştıran Yakup Sinan, Argun Afaki’yi özel isimler üzerine yoğunlaşması ve çalışmalarını bir teoriye oturtması gerekliliğine ikna edecektir. Üstelik, toplumsal bellekte yer edinmiş, basit, anlaşılır, temiz, sade bir teori de hazırdır memlekette.
Argun Afaki, işte bundan sonra işi gücü bırakacak, kendisini Sabetaycıların izlerini sürmeye adayacak, isimbilimin tüm olanaklarını kullanarak, bazen de zorlayarak, bu ülkedeki açık ya da gizli Yahudi oluşumlarını, oluşum ne söz, bütün network’ü ortaya çıkarmaya koyulacaktır. En büyük yardımcısı da Uno-mastik’in iki numarası, pazarlama ve satış müdürü pozisyonundaki yeğeni, aynı zamanda damadı Tankut Argun’dır ki, o da bu yıllarda kendi namına bir araştırmacı yazar olarak büyük ölçüde Argun Bey’den ilhamını alan araştırmalarını arka arkaya patlatmış ve dönemin sonlarına doğru yazdığı “Adoni: Kayıp Sabetaycı Tarikat’ın Sırrı” adlı satış rekorları kıran görkemli araştırması sayesinde hak edilmiş bir ün kazanmıştır.
Yoksa biz Yahudi miyiz?
“Peki ya ‘Hayal Taşı’na ne oldu?” diyebilirsiniz şimdi. Merak etmeyin, Hakan Eldem, o gizemli taşı unutmamış; Afaki Bey’in bürosunda on iki yıl boyunca tozlanan taş, bir gün rastlantıyla canlanıyor ve taşın içine hapsolmuş babacan bir Albız çıkıyor kahramanlarımızın karşısına. Albız Türklerin tarihini anlatırken bambaşka bir zamana ve mekana sıçrıyor hikaye. Anlatılan gerçek atalarımızın, yani Köktürklerin, Hazarların ve Tengerelilerin yazılmamış, heyecan ve şaşkınlık verici tarihidir…
Doğu Köktürk devletinin yaşayan son prensi Tengere Tardu Tigin’in 900’lü yıllarda Orta Asya’da geçen eğlenceli maceralarını uzun uzadıya özetlemeye yetecek yerimiz yok. Bu nedenle roman kurgusunun dayandığı düşünsel arka planı aktarmakla yetineceğim; “Unamastica Ala Turca”daki tarihe göre Yeruşalem’deki gök yiyeceklerini yemenin “delikanlıyı bozduğunu” söyleyip Köktanrı’yı kızdıran Tengere Tardu Tigin’in ataları Babil’den sürülmüşler, kırıla döküle önce Ergenokon’a oradan Ötüken’e yerleşmişler. Burada kurdukları Köktürk devleti bir zaman yaşamış, sonra komşu ülkelerin saldırılarıyla yerle bir olmuş, tarih sahnesinden silinip gitmiş. Sağ kalan bir avuç Türk inançlarını saklayarak önce Uygurlar zamanında görünürde Maniheist olmuşlar, sonra Kırgızlar döneminde yürekten Şamanizmi benimsemişler, kısacası bir nevi dönme hayatı yaşamışlar…
Batı’daki Türkleri bulmak, “Hanları hanı Bayındır Kohen”e bağlılığını sunmak için yola çıkan yiğit Tengere, geldiği Hazer bölgesinde Mesih sanılacak ve şartlar onu bir ölüm kalım mücadelesinin içine atacaktır. Akıllı bir kağandır Tengere, etraflarını çeviren bu Müslüman denizinde birazı Musevi, birazı Şaman, birazı Hıristiyan bir azınlık olarak zayıf kalacaklarının farkındadır. Bu nedenle “Artık çağıdır, din değiştirelim! İnananlarına Müselman veya söyleyişe göre Büsürman dedikleri dine girelim! İslam olalım” diye seslenecektir halkına. Ancak bundan sonradır ki vaat edilmiş topraklara, Anadolu’ya, Tanrı’nın ikinci İsrail’ine gidebileceklerdir. Ne var ki, Aktürkleri Anadolu’ya götürecek yolculuk geride bir hanedan bırakmak istemeyen Tengere’ye değil, hanedanını kurarak Anadolu’daki ilk Türk devletine ismini veren karısı Selcük’a nasip olacaktır…
Albız’ın anlatısı burada bitiyor ve yeniden şimdiki zamana dönüyoruz. “Büyük Selçuklu devletinin kurucusunun bir Musevi, belki de Yahudi, üstelik bir kadın!” olduğunu öğrenen Argun Afaki ve tilmizi Tankut’un bütün emeklerini ziyan eden bu tarih anlatısının yarattığı hayal kırıklığı ile nasıl baş ettiklerini, kopan kıyameti, Uno-Mastica şirketinin ya da Hayal taşı ve Albız’ın akibetlerini öğrenmek kalıyor artık geriye.
Metin Üzerine
İlk romanı “Kitab-ı Duvduvani”de amatör tarihçilerin kaleminden çıkma tarihi fantezilerin ironisi vardı. Bu kez de “Efendi”ye, “Şebeke”ye, yani isimlerden yola çıkılarak icat edilen tarihe bir parodiyle, bir durum komedisiyle cevap veriyor Eldem; birbirinden bütünüyle bağımsız iki olay dizisinin, yani günümüz Sebataycı teorisinde Yahudilere biçilen dönmelikle ilkçağlar Orta Asyasında Köktürklerin dönmeliğinin hikayesini yanyana getirip apayrı anlamlarda yorumlayarak güldürüyor okuyucusunu. Sadece bu kadar da değil; Karaoğlan ve Tarkan filmlerinin klasik oba basma, kız kaçırma, kılıçtan geçirme sahneleriyle, olayları her karaktere farklı anlattırmasıyla, Dede Korkut masallarından ödünç aldığı insan tipleriyle ve deforme edilmiş Kutsal Kitap alıntılarıyla romanın tamamını ince bir mizahla harmanlamış. Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’ın tezlerini bir tarihçi olarak ciddiye alma imkanı olmadığı anlaşılan Hakan Eldem, eleştirisini yekpare bir eğretileme niteliği taşıyan “Unamastica Alla Turca”da komik unsurlarla keskinleştiriyor.
Olayları, kurumları ya da bir zihniyet dünyasını eleştirmek için teorik bir yazı kaleme almak her zaman beklenen sonucu vermez. Kimi zaman hiç sorgulamaksızın kabullendiğimiz düşünce ve davranış biçimlerimizi, alışkanlık ve yanılgılarımızı teşhir etmek, onların saçmalığını vurgulamak için en etkili yöntem olup bitenleri alegori yoluyla başka bir aleme taşımak ve –bir zamanlar Aziz Nesin’in yaptığı gibi- mizaha başvurmaktır. Çünkü “yabancı bir kalıpla karşı karşıya kalmak alışkanlıklarımızın loşluğu içinde göremediğimiz şeyleri keskin, acımasız bir ışık altında açığa çıkarır: oyunun kuralları içine gizlenmiş üstü kapalı varsayımlar açığa sürüklenir. Iki bağlanımlı şok, eski düşünme alışkanlıklarımızın çerçevesini kırar; görünüşte apaçık gibi olan şey, gizini ortaya döker.”
Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için edebiyatın dinamiklerinin de gözetilmesi gerekir. Hakan Eldem’in “Unamastica Alla Turca”daki başarısı tam da bundan kaynaklanıyor; karmaşık olay örgüsünü incelikle dokurken nesnelerden, olaylardan, kişilerden, zamandan ve mekandan oluşan roman parçacıklarını hiç aksamayan bir dil ve mükemmel tasvirlerle bir araya getirmiş. Mesela hikayenin geçmişe taşındığı bölümlerdeki doğa-insan ilişkilerini bütün görselliğiyle yansıtırken Albız’ı ete kemiğe büründüğü sahnelerde korku romanı yazarlarını imrendirecek kadar etkileyici bir anlatım sergiliyor.
Sadece edebi bir tad almak için değil, “okur ile tarih, kurmaca ile gerçeklik arasındaki karmaşık ilişkiler üzerine düşünmek, aklın canavarlar üreten uykusuna karşı bir tür terapi oluşturabilmek için” de okuyun Hakan Eldem’in romanlarını.
A. Ömer Türkeş
YAZAR HAKKINDA
1962'de Oltu'da doğdu. Altı yaşında iken ailesiyle birlikte Yalova'ya taşındı. Boğaziçi ve Oxford üniversitelerinde öğrenim gördü. 1993-2002 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyaliği yapan Erdem, akademik yaşamını halen Sabancı Üniversitesi'nde sürdürüyor. 1996'da İngiltere ve ABD'de yayımlanan Slavery in the Ottoman Empire and its Demise adlı çalışması yakında Türkiye'de de yayımlanacak. 2002'de Israel Gershoni ve Ursula Woköck ile Histories of the Modern Middle East adlı çalışmayı yayımlayan Erdem, şu sıralar Yunun Bağımsızlık Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu'nda algılanışı ve Osmanlı siyasi dilinin dönüşümü gibi konularla ilgileniyor. İlk romanı, yine Kanat Kitap'tan çıkan Kitab-ı Duvduvani.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla