• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Şu Çılgın Türkler...



    DİYOR Kİ:

    Bu milletin evlatlarının fedakarlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. (1921)


    Turgut Özakman, ‘Şu Çılgın Türkler’ kitabında yer almayan öteki çılgın Türklerin öykülerini anlatmaya başladı. O öykülerdeki ‘çılgın’ Türkler her pazartesi Hürriyet’te.

    Millet malı


    İLERDE Milli Eğitim Bakanı olan M. Necati Bey anlatıyor:‘Uzun yollarda kesintisiz süren bir akışla savaş alanlarına inen mübarek kağnı kafilelerine her zaman rast gelirdim. Görüntü hiç değişmezdi: Zayıf öküzlerin çektikleri cephane yüklü arabalar ve bunların başlarında yanık yüzlü, çıplak ayaklı kadınlar, ihtiyarlar hatta çocuklar. Çok defa yolun kenarına çekilir, onların geçişini gözlerim yaşararak seyreder, kağnıların gıcırtılarını ilahi bir musiki gibi dinlerdim.

    Karlı bir gün Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rast gelmiştik. Kafileye yaklaştık ve selamlaştık. Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken, tek yorganını arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce içimde bir merhamet sızladı. Yorganını, arkasına sardığı peştamalın içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine değil de, niçin arabanın üzerine serdiğini sormak gereğini duydum.

    KARDA ÇIPLAK AYAK

    Sorumu garip bir tarzda karşıladı. Anlaşılan bu durumu konuşmaya değer bulmuyordu. Cevap beklediğimi anlayınca, kutsal bir şeye yaklaşır gibi kağnıya yaklaştı, yorganı aralayarak altındaki mermileri gösterdi:

    ‘Kar serpeliyor oğlum, millet malıdır, yazık, nem kapmasın.’

    Uçlarından çekerek yorganı mermilere sıkı sıkıya sardı.

    Az önceki merhametimden utandım.’

    Bu nineyi her düşündüğümde aklıma gazete sayfalarından taşan hortum haberleri, vergi yüzsüzleri, millet malı yağmacıları geliyor. M. Necati Bey’le birlikte ben de bu mübarek ninenin tavrı karşısında utanıyorum.

    Uçurumdan elleriyle top çıkardılar


    ALBAY B. Sıtkı Kural anlatıyor:‘Sakarya Savaşı’nda 15. Skoda Obüs bataryası komutanıyım. Mangal Dağı’nın elden çıkacağı anlaşılınca bataryayı kuzeye doğru geri çekmem emredildi. Toparlanıp gün ışırken yola çıktık. Derin bir uçurumun kıyısındaki toprak yoldan geri gidiyoruz. Topları mandalar çekiyor. Geceki yağmurdan dolayı toprak ıslanıp gevşemiş. Topların ağırlığına dayanamayan toprak kaydı, dört topumuzdan sonuncusu, mandalarla birlikte uçuruma tekerlendi, çığlıklar, böğürtüler ve çatırdılarla uçurumun dibindeki derenin içine düştü.

    MANDALAR ÖLMÜŞTÜ

    Yamaç dik. Güçlükle aşağı indik. Mandaların yarısı ezilip ölmüş. Sağlar da yaralı. Bunları çözüp toptan ayırdık. Topu buradan kurtarıp yola çıkarmak ve bataryayı yeni mevziye yetiştirmek gerek. Düşmana top bırakılmaz. O da sancak gibi birliğin namusuna emanettir.

    Ama elde ne vinç var, ne çelik halat, ne topu yukarı çekecek düzenek. Topa ve ta tepede kalmış olan yola bakakaldım. Ne yapacaktık? Aczimiz gözlerimi yaşarttı.

    ÜZÜLME KOMUTANIM

    Batarya Çavuşum Nuh Çavuş, ‘Üzülme komutanım’ dedi. ‘Biz evvel Allah ne yapar eder, bu topu yukarı çıkarırız.’

    Nuh Çavuş’a güvenirdim ama topu yukarı çıkarmak imkansızdı. Ümitsizce kenara çekildim.

    Çavuş gerektiği kadar asker topladı. Yamacı tonlarca ağırlığındaki topla birlikte tırmanacaklar. Yarısı, topun tutulabilecek yerlerinden tutup çekecek; yarısı elleriyle, omuzuyla, sırtıyla, göğsüyle koca topu yukarı doğru itecek.

    ELLERİ PARÇALANDI

    Nuh Çavuş’un komutuyla birlikte askerler ile top, yerçekimi ve dik yamaç arasında, tarifsiz bir boğuşma başladı. Askerlerin kasları kopacak gibi gerildi. Gözlerine kan oturdu. Bütün damarları kabardı. Yüzlerinden ter fışkırıyor, kemikleri çatırdıyor, elleri soyulup parçalanıyor, etleri ezilip çürüyor, bazılarının burnundan kan geliyordu. Güç toplamak için haykırıyor, tekbir getiriyor, ileniyor, uluyor, çırpınıyorlardı.

    DÜŞMANA BIRAKMAYIZ

    Topu ancak beş adım ilerletebilmişlerdi. Çavuş acıyla bağırdı:

    ‘Topu düşmana mı bırakacağız?’

    Hep birden feryadı bastılar:

    ‘Hayır!..’

    ‘Haydi öyleyse!’

    Bütün canıyla çabalayan askerlerden biri ağlamaya başladı. Bu ruh taşkanlığı birçoğuna yayıldı. Topa çılgın gibi sarıldılar, çığlıklar atarak, hırs, isyan ve öfkeyle ağlaya ağlaya o kocaman topu yamaç yukarı taşıyıp yola çıkardılar.

    YÜZLERİ PARLIYORDU

    Hepsinin avuçlarının derisi soyulmuş, ellerinin içi kan içindeydi, dizleri parçalanmıştı.

    Ama topu kurtardıkları için yüzleri bir çocuk gülüşüyle parlıyordu. Biri topun üzerine çıkıp sala verdi. Cephane arabalarının yedek mandalarını alıp topa koştuk. Yeni görev yerimize yolladık.’

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  2. #2
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    BİR BAYRAK İÇİN

    Antep, Maraş ve Urfa, Mondoros Mütareke Anlaşması’na aykırı olarak önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından işgal edildi. İşgalcilerin ve silahlandırdıkları Ermenilerin saldırgan, onur kırıcı davranışları yüzünden patlayan olaylar hızla genişledi.

    Antep gazi, Maraş kahraman, Urfa şanlı sanlarını bu dönemdeki olağanüstü direnişleriyle kazanmışlardır.

    5 Kasım 1919 Cuma günü, yanında Ermeni bir tercümanla Antep’e gelen bir Fransız subayı, Akyol Karakolu’nun önünden geçerken karakolun üzerinde dalgalanan Türk bayrağını görüyor. Polise bayrağı indirmesini söylüyor. Polis bayrağı indiriyor.

    Basit gibi görünen bu olay şehri ayaklandıracaktır.

    Halkın şiddetli tepkisini gören Mutasarrıf ‘mücadele edip ölmeden bayrağın inmesine razı gelen’ polisin işine son veriyor. Halk ancak bayrak eski yerine çekilince sakinleşip dağılıyor.

    İşgal kuvveti komutanı bu tepkinin anlamını kavradı mı?

    Anlasa Antep’ten çekip giderlerdi.

    ERMENİ KIZA HAVA OLSUN DİYE BAYRAK İNDİRDİ


    Bir başka bayrak olayı da kısa bir süre sonra Maraş’ta yaşandı. Durumu denetlemek için yollanan Osmaniye askeri yöneticisi (guvernör) Andrea Maraş’a geldi. Bir Ermeni evine konuk oldu. Evin genç kızına yaranmak için cuma günleri Maraş Kalesi’nde dalgalanan Türk bayrağının bu cuma çekilmemesini emretti.

    28 Kasım 1919 Cuma sabahı uyanan Maraşlılar kalede Türk bayrağını göremediler. Yerinde Fransız bayrağı vardı. Çılgına döndüler. Avukat Mehmet Ali Bey (Kısakürek) gazap içinde kaleme sarıldı, bir bildiri yazarak, halkı ‘al sancağı yeniden dalgalandırmaya’ çağırdı. Yazı elden ele dolaştı, çoğaltıldı. Maraşlılar Ulu Cami’ye ellerinde bayraklarla geldi.

    NAMAZ BİLE KILMADAN DOĞRU KALEYE

    Namaz kılmadan kaleye doğru yola çıktılar.

    Kapılardan girerek, burçlardan atlayarak kaleyi doldurdular. Fransız jandarmalar binlerce Maraşlıyı görünce sindi. Biri kalenin bayrağını buldu, alkışlar arasında direğe çekti. Müjde silahları atıldı. Şehirde damlara, balkonlara çıkmış olan Maraşlılardan sevinç çığlıkları yükseldi.

    Öğle namazını kalenin avlusunda kıldılar.

    ‘BEZ PARÇASI İÇİN’ DEDİ, DAYAĞI YEDİ

    Guvernör, yaveri ve tercümanıyla hesap sormak için hükümet konağına koştu. Halk da gelmişti. ‘Bir bez parçası için bu kadar gürültü çıkarmak ne oluyor?’ diyen tercüman dövüldü. Hançerini çekip tercümana dayak atanların üzerine yürüyen yaveri de benzettiler. Guvernör Türklerin bayraklarına, onurlarına, bağımsızlıklarına uzanan elleri kırmaya kararlı olduklarını anladı mı?

    Anlasa Maraş’tan çekip giderlerdi.

    Antep, Maraş, Urfa ve Çukurova olaylarına sık sık değineceğim.

    2’nci gün... Kurtkaya Tepesi


    BÜYÜK Taarruz’da Türk cephesinin en sağındaki tümenlerin taarruz hedefleri arasındaki en önemlisi Kurtkaya Tepesi idi.

    Tepe üç kat tel engelle çevrilmişti ve iyi tahkim edilmişti. Birinci günü Türk birlikleri iki kez taarruz ettilerse de tepeyi ele geçirmeyi başaramadılar.

    Büyük Taarruz’un ikinci günü Yunan cephesinin yarılması şarttı. Kurtkaya’yı almakla görevli birlikler çok erkenden taarruza geçmeyi kararlaştırdılar. Asker hazırlık ve heyecan yüzünden gece uyumadı.

    Saat 03.00’te hücum çıkış mevzilerine girdiler. Saat 04.00’te süngü hücumuna kalktılar. Düşman da korkudan uyumamıştı, tetikteydi. Türk hücumunu yoğun ateşle karşıladılar. Bölükler kurşun yağmuruna karşı düşman siperlerine akıyorlardı.

    36. Alay’ın 6. Bölük Komutanı Bayburtlu Üsteğmen Agah bölüğünün önünde koşarken, ağırca yaralandı. Ama yaralanıp da geri kalacak zaman değildi. Yaralandığını görenlerin yalvarmalarına aldırmadı, elini yarasına bastırarak koşmaya devam etti. Tel örgüde açılan gedikten hışım gibi en önde geçti, elindeki bombayı savurarak ilk siperi temizledi.

    Bölüğünün önünde uçar gibi Kurtkaya’nın en yüksek noktasına çıktı. Bir soluk alacak kadar durdu ve özlemle çevreye göz attı.

    Vatan parça parça geri dönmekteydi.

    Serseri bir kurşun alnını buldu.

    Orada toprağa verdiler.

    Vatanın bir parçası oldu.

    Hava soğuk Mehmetçik yarı silahlı, yarım çarık


    Birinci İnönü Savaşı sırasındaki Türk ordusu (Ocak 1921). İsmet İnönü anlatıyor:

    Ocak ayında yağmurlu, tipili, insafsız bir hava.

    Askerlerin çarıkları yarım, tüfeklerinin mekanizmaları uydurma, bu tüfekleri omuzlarına çeşitli bağlarla (ip vb.) asmışlar.

    Süvariler yüklerini tekerlerindeki heybelere doldurmuşlar, küçük boylu, cefakeş Anadolu atları ile iç tehlikenin birinden dış tehlikeden birine yetişmeye çalışıyorlar.

    Bir ordu ki nakliye kafilesi namına hiçbir vasıtası yok. Herkes caphanesini boynundaki fişekliğinde veya belindeki kütüklüğünde veya şalvarının cebinde taşıyor. Cephane mevcudu herkesin üzerindekinden ibaret.

    Toplarımızın cephane kafilesi yok.


    Yeni kurulmakta olan bu yarı silahlı, yarı çıplak ordu, hem Eskişehir’e doğru taarruz eden Yunan birlikleriyle İnönü mevziinde, hem isyan etmiş olan Ethem kuvvetleriyle Kütahya-Gediz’de savaşacak, ilkini def edecek, ikinciyi ezip dağıtacaktır.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  3. #3

    Kayıt Tarihi
    20-02-2005
    Mesajlar
    57
    Karizma Gücü
    0
    Şu Çilgin TÜrkler Kİtabini Okuyun Manyak Bİ Kİtap

  4. #4
    beegee adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-10-2005
    Mesajlar
    348
    Karizma Gücü
    0
    Aylık popüler bilim, teknoloji ve kültür dergisi Focus, kapak konusunu
    Cumhuriyet'in 82. yılında büyük anlam taşıyan kapsamlı bir dosyaya
    ayırdı: 'İşte o çılgın Türkler...'

    Kasım 2005 sayısında yer alan ve Turgut Özakman'ın danışmanlığında
    hazırlanan dosyada gücünü Anadolu topraklarından alan bir ulusun, 'isimsiz
    kahramanlar' albümünden insan manzaraları sunuluyor. İşte bazı çarpıcı
    örnekler:

    ERZURUMLU KARA FATMA

    Asıl adı Fatma Seher olan 'Kara Fatma', Sivas Kongresi'nde Mustafa
    Kemal'in karşısına dikildi: 'Kadın isem, Türk de değil miyim? Bana iş
    göster!' Çoğunluğu kendisi gibi dul kalan kadınlardan oluşan 300 kişilik
    müfrezesiyle üç meydan savaşına (İzmit ve batı cephesi) katılan bu
    kahraman Türk kadını, bir savaş alanında birlik yöneten dünyanın ilk kadın
    zabitiydi...

    Cephaneyi boşalttı, şehit oldu

    PRÜLÜLÜ HAMDİ BEY

    Mondros'tan sonra ordudaki silah ve cephaneler belirli depolarda
    toplanmıştı. Köprülülü Hamdi ve Dramalı Rıza Beyler, Fransız askerleri
    etkisiz hale getirip Gelibolu Akbaş'daki cephaneliği boşalttılar. 8.000
    tüfek, 5.000 sandık cephane, 300 makineli tüfek. Ne yazık ki Biga
    yakınlarında Yenice'de İngilizlerin örgütlediği Anzavur Ahmet çetesinin yaptığı
    baskında hem silah ve cephaneler imha edildi, hem de Köprülülü Hamdi Bey
    şehit oldu.

    Amasra'da uçak monte etmişti

    SAVMİ UÇAN

    Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul'dan parça parça kaçırılarak
    Amasra'ya getirilen uçağı monte edip hizmete sokan ilk Türk donanma pilotu.
    İzmir'in işgali üzerine, üç pilot arkadaşıyla Üsküdar'dan Bilecik'e kadar
    yürüyüp Kuvayı Milliye'ye katılan Savmi Bey, İzmir cephesinde donanma
    pilotu olarak görev aldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Rusya'dan gelen
    silahları, bozuk bir taka ve bir deniz uçağı ile Anadolu'ya taşıdı.

    Buraya kaçmaya gelmedik

    DİYAB AĞA

    İlk meclisin Dersim milletvekili Diyab Ağa'nın zabıtlardaki tek
    konuşmasına, ordunun Sakarya Nehri'nın doğusuna çekildiği günlerde
    rastlıyoruz. Düşman Polatlı'ya dayanmıştı ve meclisin Kayseri'ye taşınması
    tartışılıyordu. Diyab Ağa kürsüye ilk ve son kez çıktı: 'Buraya savaşmaya mı,
    yoksa kadınlar gibi kaçmaya mı geldik?' Bu konuşmadan sonra Meclis'in
    Ankara'da kalmasına ve milletvekillerine birer tüfek dağıtılmasına karar
    verildi.

    Fabrikayı işçileriyle kaçırdılar

    İMALAT-I HARBİYE GRUBU

    Kurtuluş Savaşı sırasında ordunun araç ve mühimmat ihtiyacını
    karşılamak amacıyla kurulan bu gizli örgüt, sadece silah ve mühimmatı değil;
    Zeytinburnu, Tophane ve Bakırköy'deki askeri fabrikaları da tezgáh ve
    işçileriyle birlikte Ankara'ya kaçırdı. Bugünkü Ankara Garı'nın bulunduğu
    yerde kurulan atölyede kadınlar çalışıyor; çocuklar ise cephedeki
    siperleri dolaşıyor, yakılan mermilerin kapsüllerini toplayıp tekrar
    doldurulması için bu atölyelere getiriyorlardı.

    Sandalla yelkenli ele geçirdiler

    FETHİYE DENİZ GRUBU
    Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci güçlere karşı oluşturulan yöresel
    örgütlerden Fethiye Deniz Grubu'nun komutanı, Binbaşı Ahmet Necip'ti.
    Kurulduğu sırada 12 mavzer ve bir makineli tüfeğe sahip olan grup,
    Yunanlıların denizdeki kábusuydu. Sandallarıyla Yunanlılardan 9 tonluk Bodrum,
    13 tonluk İzmir yelkenlilerini ele geçirdikleri gibi, Yunan kruvazörü
    Helles'i Fethiye Koyu'nda saatlerce kovalamışlardı!

    463'lük sınıftan 54 kişi kalmıştık

    YÜZBAŞI SELAHATTİN (YURTOĞLU)

    İlhan Selçuk'un, Yurtoğlu'nun 18 cilt tutan günlüklerinden yararlanarak
    romanlaştırdığı Yüzbaşı Selahattin'in öyküsünde, Balkan Savaşlarından
    Kurtuluş Savaşı'na dek sayısız cephede yok olan bir kuşak anlatılır.
    Romanın sonunda Yüzbaşı Selahattin şöyle der: 'Bizim sınıf 422 piyade, 41
    süvari çıkardı. 1930'da, yani 20 yıl sonra, Dolmabahçe'deki mezuniyet
    yıldönümünde 54 kişi kaldığımız anlaşılmıştı...'

    Mermi taşıdı, okuma yazma öğretti

    SATI ÇIRPAN

    Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Çırpan, Kurtuluş
    Savaşı'nda cepheye sırtında mermi taşımış bir kadındı. 1934 yılında Mustafa
    Kemal Atatürk'ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermesiyle, meclise
    giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.

    Wilson'un istemediği Ankara vekili

    ALFRED RÜSTEM BEY


    Milli mücadelede Mustafa Kemal'in yanında yer alan Polonya kökenli
    devlet adamı. 1914'te Osmanlı İmparatorluğu'nun Washington büyükelçiliğine
    atanan Alfred Rüstem Bey, Amerikan Kongresi'ne gelen Ermeni meselesiyle
    mücadele eden ilk diplomatımız oldu. Ancak onun yöntemleri farklıydı;
    ABD'nin Filipinler'deki katliamlarını ve o tarihlerde zencilere karşı
    geçerli olan apartheid kurallarını çok sert bir şekilde eleştirmiş,
    Başkan Wilson'u zor duruma düşürmüştü. Amerika'da 'istenmeyen adam' ilan
    edilen Alfred Rüstem Bey, Sivas Kongresi'ne katıldı ve ilk mecliste Ankara
    milletvekili olarak yer aldı.
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler



    Bağımsızlık Karakterimdir!
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



    KAHRAMAN TÜRK KADINLARI



    Sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
    CAN DÜNDAR (HAYATA VE SİYASETE DAİR' den)

  5. #5
    MaReSaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-11-2005
    Mesajlar
    4
    Karizma Gücü
    0
    electrica süper çalışma tebrik ederim...

  6. #6
    devilangel adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-06-2004
    Mesajlar
    304
    Karizma Gücü
    0
    teşekkürler....

    Bu mesaj en son " 10.11.05 " tarihinde saat 10:30 itibariyle devilangel tarafından düzenlenmiştir...

  7. #7
    dervish adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2004
    Mesajlar
    2,283
    Karizma Gücü
    0

    Mızrak Duruşlu Kadınlar

    Turgut ÖZAKMAN
    MIZRAK DURUŞLU KADINLAR


    KAYSERİ’de bulunan cephanenin Çukurova direnişçileri için
    Ulukışla’ya taşınması gerekmişti. Mustafa Kemal Paşa, halkı
    aydınlatması ve gençleri orduya kazanması için Kayseri’ye yolladığı Mazhar Müfit Kansu’ya bir telgraf göndererek ‘cephanenin her türlü çareye başvurularak Ulukışla’ya ulaştırılmasını sağlamasını’ istedi.

    Mazhar Müfit Bey bir haftadır buradaydı. Müdafaa-yı Hukuk Derneği gibi Anadolu Kadınları Müdafaa-yı Vatan Derneği’nin şubesini de çok çalışkan ve başarılı bulmuştu. Kayserililerin büyük çoğunluğu milli namusu savunan Ankara’yı candan desteklemekteydi. Gençlerin askere katılması için özel bir çaba harcamak gerekmemişti.

    KAYSERİ LİSE SONLAR ASKERDE

    O kadar ki Kayseri Lisesi’nin bu yılki son sınıfları, öğrencilerinin
    tümü askere gittiği için kapalıydı.

    Mutasarrıf Ethem Bey’e Paşa’dan aldığı telgrafı gösterdi. Ethem Bey ilgilendi. Cephane hemen yola çıkarılabilirdi. Ama bir sorun vardı:
    Cephane kafilesini kimler eşkıyaya karşı koruyacaktı? Bir küçük
    müfreze kurmak gerekti. Çünkü Kayseri’nin çevresi eşkıya çeteleriyle doluydu. Ama Kayseri’de eli silah tutan kim varsa ya cephedeydi, ya cephe yolunda.

    Bir çözüm bulamayan Mazhar Müfit Bey geceyi uykusuz geçirdi. Sabah, mutasarrıfın çağırdığını söylediler. Koştu. Ethem Bey’in yüzü gülüyordu:

    ‘Az önce Müdafaa-yı Vatan Derneği’nin Başkanı Seyyide Hanım ile yardımcısı Feride Hanım (Güpgüpoğlu) geldiler. Beni durgun görünce sebebini sordular. Anlattım. Bu hanımlar bir gün gerekir diye silahlı bir kadınlar kolu da kurmuşlar. Cephaneyi bu hanımların götürebileceğini söylediler. Ne dersin?’

    Götürebilirler miydi?

    M. Müfit Bey bocaladı. Ancak silahlarını kuşanmış, yüzleri açık,
    mızrak duruşlu hanımları görünce içi rahatlayacaktı.

    ÇARPIŞA ÇARPIŞA CEPHANEYİ GÖTÜRDÜLER

    Silahlı kadınlar kolu cephane dolu arabalarla sabah erkenden yola çıktı. Yol boyunca eşkıyalarla karşılaşan kol, bunlarla çarpışa çarpışa ilerledi. Cephaneyi esenlikle Ulukışla’daki yetkililere teslim etti.

    Ne güzel bir TV filmi olur değil mi?

    Kadıköy ultimatomu

    'Milli haklarımızı ve namusumuzu koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız!'

    İstanbul hükümetinin, işgali alın yazısı gibi kabullenip hareketsiz, tepkisiz kalması üzerine Kadıköy kadınları gazetelere bu bildiriyi yollamışlardı. (20 Kasım 1918)

    HEPSİ BİRER KAHRAMAN

    Aydınlı Kuvayı Milliyeci kadınlardan üçü: Ayşe Aliye, Ayşe (Mehmet
    Çavuş), Şerife Ali Hanımlar.

    Adile Hala (Adile Onbaşı)
    Kara Fatma (Tarsus)
    Hatice Hatun (Adana)
    Halime Çavuş (Kastamonu)
    Nezahat Onbaşı (Ege Bölgesi)
    Erzurumlu Kara Fatma (Erden) ve silah arkadaşları (İzmit ve Batı
    cephesi)
    Tayyar Rahmiye (Adana)
    Senem Ayşe (Kahramanmaraş)
    Makbule Hanım (Gördes)
    Ayşe Çavuş (Bilecik)
    Havva Soyyanmaz (Trakya) ve annesi Zehra Soyyanmaz.
    (Ana kız Kuvayı Milliyeci)

    Kurtuluş Savaşı’nın Halide Onbaşısı Halide Edip (Adıvar) Hanım atış taliminde. DİYOR Kİ ;

    Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim. (1923)
    **********

    Kırmızı camlı fenerleri yakan gönüllüler

    BİRLİKLER geceleri yürüyerek, gündüz saklanarak, büyük bir
    sessizlik içinde ‘Büyük Taarruz’ için taarruz çıkış hatlarına
    yaklaşmışlardı. Mola verildi. 25-26 Ağustos 1922 akşamı 38. Alay’ın Komutanı Albay İlyas Bey (Aydemir) bir görev için dokuz bölük komutanını yanına çağırttı.

    ‘Oturun!’

    Bölük komutanları yere oturdular.

    Düşmanın ileri güvenlik birliklerinin işgalinde bulunan iki kritik
    noktanın şimdiden ele geçirilmesi gerekiyordu. Gece karanlığında, iyi bilinmeyen bir arazide, düşmanı ayaklandırmadan, sessizce yerine getirilmesi gereken çetin ve tehlikeli bir görevdi bu. Komutan görevi ayrıntılı olarak anlattı ve iki gönüllü bölüğe ihtiyaç olduğunu belirterek, bu göreve kimin talip olduğunu sordu.

    Dokuz bölük komutanı da aynı anda ayağa fırladı ve selam vererek göreve talip olduğunu söyledi. Hepsi o kadar candan gönüllüydü ki komutan içlerinden ikisini seçerse ötekilerin kırılacaklarını anladı, kuraya başvurdu.

    Görev 2. Bölük Komutanı Yüzbaşı Zübeyir ile 7. Bölük Komutanı
    Yüzbaşı Rasim’e düştü. Komutan ve arkadaşlarıyla helalleşip
    bölüklerine koştular.

    Her iki noktanın ele geçirildiği, üç yanı kapalı, bir yanı kırmızı
    camlı fenerler yakılarak bildirilecek, bunun üzerine alay
    Tınaztepe’ye yanaşacaktı.

    Gece yarısını geçerken, koyu karanlık içinde önce bir, az sonra da
    ikinci kırmızı nokta parladı. 38. Alay’ın taburları taarruz
    mevzilerine girmek üzere sessizce harekete geçtiler.

    Sabah tarihin akışı değişecekti.

    O bayrağı indir karşı koyanı vur!!

    İLHAN Selçuk, Yüzbaşı Selahattin’den aktarıyor: ‘Yunanlıların
    İzmir’e çıkmasından 6 gün sonra 21 Mayıs 1919 günü 17. Kolordu Komutanlığı’na atanan Albay Bekir Sami Bey’le Bandırma’ya geldiğimiz zaman şehirde Yunan bayraklarıyla süslenmiş zafer takları gördük. O günü eşyalarımızı yerleştirmek, kasabayı görmek ve çevreyi incelemekle geçirdik. Derin bir acıya gömüldük. Her yanda Venizelos’un resimleri, Yunan bayrakları, taklar ve sokaklarda Rumların avazeleri:

    - Zito Venizelos!

    Artık Bandırma’da ne Türklük, ne de Türk hükümeti kalmıştı.

    22 Mayıs sabahı Albay Bekir Sami Bey, Bandırma’daki 61. Tümen Komutan Vekili Yarbay Refet Bey’i çağırttı. Şu emri verdi:

    ‘Burası Türkiye’dir, burada tek bayrak Türk bayrağıdır. Bunun
    dışında bir başka bayrağın sallanmasına, asılmasına, saygı görmesine boyun eğmek ve bunu hoş görmek alçaklıktır. Şimdi şehirdeki bütün Yunan bayraklarını kaldırtacaksınız. Zafer taklarını yıktıracaksınız. Karşı koyan olursa öldüreceksiniz. Bu iş üç saat içinde bitmezse ben sizi öldüreceğim. Haydi görev başına.’

    Üç saat bitmeden Bandırma yeniden Türk şehri oldu.’
    ATAM İzindeyiz



    “Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
    Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
    Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,
    Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.”

  8. #8
    beegee adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-10-2005
    Mesajlar
    348
    Karizma Gücü
    0
    Turgut ÖZAKMAN
    7.11.2005

    1.5 km. yüzerek düşmanını kurtardı

    İNGİLİZLER Arıburnu ve Suvla kesiminden çekilmişler. Çekilen birlikleri Seddülbahir’e çıkaracakları sanılıyor.

    Komutanlar huzursuz.

    Bir İngiliz keşif uçağı Gelibolu üzerinde keşif uçuşu yapıyor.

    Türk topları gürler. Uçak vurulur, döne döne denize düşer. Batmaz, suyun üzerinde kalır.

    Pilot ve gözlemci denize atlayıp hayli uzaktaki İngiliz savaş gemilerine doğru yüzmeye başlarlar. Bölge komutanı bilgi edinmek için bu iki İngiliz’in yakalanması amacıyla subayları toplar, gönüllü ister.

    Bu sırada İngiliz savaş gemileri, uçağın Türklerin eline geçmemesi için batırmak amacıyla o kesimi yoğun ateş altına almışlardır.

    İngiliz havacılar ateşi durdurmak için çırpınır, çığlıklar atarlar ama puslu havada gemilerden yüzdükleri görülmediği için ateş kesilmez.

    ONLARA ACIDIM

    Yüzbaşı Ruhi diyor ki:

    ‘Kendi gemilerinin öldürücü ateşleri altında çırpınan İngilizlere acıdım, düşman da olsalar, onları kurtarmak bana bir vicdan görevi oldu. Soyunup denize atladım. Arkadaşım Teğmen Kaşif de atladı.’

    İki Türk subayı, İngiliz havacıları kurtarmak için donanmanın ateşi altında bir buçuk kilometre yüzerler. İsabet alan uçak batar, havacılardan biri yorulup boğulduğu ya da vurulduğu için ölür.

    İkinci havacıya ulaşır, kurtarıp karaya çıkarırlar. İngiliz havacı iyileşince Ordu Komutanlığı’na teslim edilir.

    &#199K FEDAKARSINIZ
    İngiliz, gitmeden önce bölge komutanına minnet ve hayranlıkla şöyle der:

    ‘Türkler şöyle cesurdur, böyle yüce gönüllüdür diye kitaplarda okumuştum. Fakat bu kadar fedakár olacaklarını düşünmemiştim.’ (R. Eşref Ünaydın, Çanakkale’de Savaşanlar Dediler ki).

    2 tankı uçuran meçhul asker

    ‘20 Temmuz 1974. Türk amfibi alayı dalga dalga Girne’nin batısındaki Pladini (Yavuz) Plajı’na çıkar. Çatışma başlayıp gittikçe şiddetlenecektir. Rum ve Yunan birliklerinin karşı taarruzuna öncülük etmek üzere Girne yönünden üç, Karava yönünden dört T-34 tankı çıkarma birliklerimizin üzerine gelmeye başlar. Arazinin yapısı ve ağaçlı olması, tankların imhasını engellemekte, tanklar ateş ederek çıkarma birlikleri komutanlığı karargáhına yaklaşmaktadır. Birkaç yüz metre kalmıştır karargáha.

    Durum kritiktir.

    Bu sırada geri hizmet birliklerinde görevli bir erin hiç telaş etmeden yola çıktığı görülür. Tankların geldiği yolun ortasında durur. Elinde nişangáhı kırık bir roketatar vardır. Çekilmesi için kendisini uyaranları duymaz ya da duymazdan gelir. Roketatarı sükûnetle omzuna yerleştirir. En öndeki tanka nişan alır. Tetiği çeker.

    Tank müthiş bir patlama ile parçalanır. Bir an sonra ikinci tank da alevler içinde kalır. Öteki tanklar hızla geri çekilirler.

    Durum tersine dönmüştür.’ (Mesut Günsev, 20 Temmuz 1974 - Şafak Vakti Kıbrıs).

    Bu millete hayranlık duymayan ilkeldir
    GAZETECİ Ahmet Emin Yalman 1922 yılının başında Türk cephesini, cephe köylerini gezmiş, izlenimlerini Vakit Gazetesi’nde yayımlamıştır. 5 Şubat 1922 günlü Vakit Gazetesi’ndeki yazısında, Milli Mücadele’yi şöyle özetliyor:

    ‘Harbin sonunda müttefiklerimizle birlikte yere serilince iç kavgalar koptu, birbirimize girdik, işgale uğradık. Silahlarımız elimizden alındı, kendimize güven duygumuz kırıldı. Böyle yeis ve elem dolu bir durumda, içimizden birtakımları, düşman kuvvetlerine yaranmak ve onların kötü emellerine rahat mecralar açmak yolunu tuttular. İç yolsuzluğa ve çaresizliğe her türlü dış tehlikeler, iç fitneler katıldı. Felaketin her türlüsü her yanı sardı. Ufuklarda hiçbir ümit yıldızı görünmüyordu. Vatan, millet diyen adama bir baykuş diye bakılıyordu. Böyle şartlar altında Anadolu’da bir direnme azmi uyanması bile başlı başına bir mucizedir. Bunu yeni yeni mucizeler takip etti.’

    Yazısı şöyle bitiyor:

    ‘Böyle şartlar karşısında böyle bir deha ve varlık gösterebilen bir millete karşı hayranlık duymayan adamlar, en ilkel mertlik, vatanseverlik ve insanlık duygularından yoksun kimselerdir.’

    Şaşırtıcı bir yasa

    ‘Yıl 1920. Günlerden 9 Aralık. Ankara yönetiminin parasızlıktan kıvrandığı dönem. Maliye Bakanı Ferit Bey (Tek) meteliğe kurşun atıyor. Bu dönem içinde Meclis’e bir yasa önerisi gelir. Gündeme alınır. Görüşülür ve -lütfen dikkat!- baskı makineleri ile gazete, dergi ve kitap káğıtlarından alınan gümrük resmi (vergisi) kaldırılır.’ (Zabıt Ceridesi, 6. c., s. 286 vd.) O günden bu yana hiçbir hükümet basın ve kitap konusunda bu yoksul hükümet kadar anlayışlı ve cömert olmamıştır.

    Sinema perdesini yırttı
    İLK tümeninin İzmir’e çıktığı 15 Mayıs 1919 günü birliğin önünde ilerleyen atlıyı alnından vuran ve Yunanlılar tarafından şehit edilen gazeteci Hasan Tahsin 1912 yılında Paris’te, Sorbonne Üniversitesi’nde sosyoloji okuyordu. Haber filmlerinde Libya’ya saldıran İtalyanlar uygar, Libya’yı sömürgeci İtalyanlara karşı koruyan Türkler barbar olarak tanıtılmaktaydı. Yine böyle yanlı bir haber filminin gösterildiği bir gün sinemada bulunan Hasan Tahsin dayanamaz, oturduğu iskemleyi fırlatıp perdeyi boydan boya yırtar. Film durur. Ortalık birbirine girer. Karakola götürülen Hasan Tahsin şu ifadeyi verir:

    ‘Bu gerçeklere aykırı kampanya durdurulmazsa, aynı davranışı, pişmanlık duymadan yine yaparım.’ (N. Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken).

    DİYOR Kİ

    Bir emperyalizmin pençesine düşen bir kuş gibi ağır ağır, sefil bir ölüme mahkûm olmaktansa, babalarımızın oğulları sıfatıyla vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz. (1919).
    Bu mesaj en son " 17.11.05 " tarihinde saat 20:55 itibariyle beegee tarafından düzenlenmiştir...



    Bağımsızlık Karakterimdir!
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



    KAHRAMAN TÜRK KADINLARI



    Sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
    CAN DÜNDAR (HAYATA VE SİYASETE DAİR' den)

  9. #9
    beegee adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-10-2005
    Mesajlar
    348
    Karizma Gücü
    0
    Turgut ÖZAKMAN
    14.11.2005

    Devlet Sakarya’ya

    SAKARYA Zaferi’nin 84. yıldönümünde, 13 Eylül’de Polatlı’daydım. Bu büyük gün yine Polatlı İlçesi’nin kurtuluşu gibi kutlandı. Kaç zamandır böyle kutlanıyor. Ne Cumhurbaşkanı geliyor, ne Meclis Başkanı ne Başbakan, ne Genelkurmay Başkanı, ne bakanlar, ne milletvekilleri, ne kuvvet komutanları ne de Ankara Valisi.

    O gün bir konuşma yaparak bu sayın yöneticilere sitem ettim, kırgınlığımı ve hayretimi belirttim.

    Sakarya, Türklerin Avrupa’dan Asya’ya sürülmeleri sürecinde son çizgidir. Çekiliş Sakarya’da sona erer. Sakarya, Türkiye için bir kader savaşıdır. Emperyalizmin Sevr Antlaşması’nı Ankara’ya silah zoruyla kabul ettirmek için görevlendirdiği Yunan ordusunun taarruz azmi burada kırılmış, Türk taarruz süreci başlamış, kısaca tarihin akışı tersine çevrilmiştir.

    EN BÜYÜK SAVAŞLARDAN
    Bu sebepledir ki tarihçi Arnold Toynbee bu savaşı ‘20. Yüzyıl’ın en büyük savaşlarından biri’ olarak nitelemektedir. Çanakkale ve Sakarya, Türk tarihinin olağanüstü savunma zaferlerinden ikisidir. Şu hayati farkı dikkate sunmak istiyorum: Çanakkale Zaferi büyük savaştan yengiyle çıkmamızı engelleyememiştir; ama devletçe kutlanmaktadır. Büyük Zafer’i de, bağımsızlığımızı da, cumhuriyetimizi de, o yüksek makamları ve görevleri de Sakarya Zaferi’ne borçluyuz; ama devlet bu zafer gününe katılmıyor.

    YAKIŞTIRAMIYORUM
    Bu ihmali devlete yakıştıramıyorum.

    Devlet, törende, şehitlikte, Zafer Anıtı’nda, Dua Tepe’de yer almalı, Türk Yıldızları uçmalı, helikopterler gösteri yapmalı, Türk Kuşu uçakları mübarek Sakarya Nehri’ne, gazi dağlara, tepelere, köylere çiçekler atmalı, zafer topları gürlemeli, seçkin birlikler geçit törenine katılmalı, dört bir yandan gelen kamu temsilcileriyle halk bu büyük günün gururunu Polatlılarla birlikte paylaşmalı, gün şenliğe dönüşmeli. Gelecek yıl Sakarya Zaferi’nin yıldönümünün böyle kutlanacağını ümit etmek istiyorum.

    DİYOR Kİ
    Ben eminim ki milletlerin hak ve istiklaline saygılı olmayan ve bütün insanlığı zulüm ve tahakküm altında ezmek isteyenler, kutsal mücadelemizde er geç yenileceklerdir.

    Yunanlı Yorgos’tan işgalin kartpostalları
    KURTULUŞ Savaşı’nda Yunan işgal güçlerine bağlı 3’üncü Ordu’da görevli, 1898 İstanbul doğumlu er Yorgos Magnis’in o dönemde İstanbul’da yaşayan ailesine gönderdiği 112 kartpostal, Bandırma’nın işgálini gözler önüne seriyor. Er Magnis’in ailesine gönderdiği kartpostal ve mektupları 1973 yılında İstanbul’daki bir Rum yetimhanesinin terk edilmiş binasında bulan araştırmacı - yazar Dr. Akilas Milas, yazdığı ‘Oğlunuz Er Yorgos Savaşırken Öldü’ adlı kitabında yayımladığı fotoğrafları, Bandırma Belediyesi’ne gönderdi. ‘Şu Çılgın Türkler’ kitabının yazarı Turgut Özakman’ın Hürriyet’te kaleme aldığı ‘Kitaba Sığmayan Çılgın Türkler’ dizisinde, ‘O bayrağı indir, karşı duranı vur. 1919 Bandırma’ başlığıyla anlattığı Yunan bayraklarıyla donatılan Bandırma’nın kartpostallarında 6-19 Temmuz 1920 tarihleri arasında Yunan 1’inci Ordu Komutanı I. Paraskevopulos’un gelişi ve önüne serilen halılar dikkat çekiyor. Bir de, Yunan bayraklarının yanısıra taşınan İngiliz ve ABD bayrakları... (Barış Konferansı’nın 5 büyüklerinden olduğu için işgal sırasında ABD ve İngiliz bayrakları da taşınmıştı.)

    Erdem ÖZCAN, DHA

    Artık kalem değil, silah konuşacak

    ÖDEMİŞ Kaymakamı Bekir Sami Bey (Baran), 29/30 Mayıs 1919 gece yarısı İzmir ve İstanbul’da bulunan galip devletler temsilcilerine bir protesto yollar.

    Protesto telgrafı özet olarak şöyle sona ermektedir: ‘Sizinle yaptığımız Ateşkes Anlaşması (Mondros) bizim ve sizin namusunuz değil miydi? Biz buna uyduk. Siz uymadınız. Güzel İzmir’i Yunan’a çiğnettiniz. Silah ve cephanemizi onlara verdiniz. Haberleşmeye sansür koydunuz. Türk’ün feryadına kulak tıkadınız. (...) Yunan işgal kuvvetleri İzmir’den çekilmediği takdirde dökülecek kanın sorumluluğu sizin ve temsil ettiğiniz milletlerin olacaktır. Artık bilin ki kalem değil silah konuşacaktır.’

    YANGININ BAŞLANGICI
    Temsilcilerin ismini daha önce duymadıkları bir küçük kasabadan gelen bu kıytırık protestoyu ciddiye bile almadıkları kolayca tahmin edilebilir.

    Oysa bu protesto, bir büyük yangının ilk yalımlarından biriydi.

    Ve silahlar konuşmaya başlar.

    Cepheden 15 yarayla dönen Giresun’un kahraman uşağı

    BALKAN Savaşı patlayınca babası Hacı Mehmet Efendi, pek sevdiği oğlu Osman’ın askere gitmemesi için hemen bedeli olan 54 altını askerlik şubesine yatırdı.

    Oysa bu sırada Osman, sahibi olduğu Yalı Kahve’de arkadaşlarına hep birlikte savaşa gitmekten söz etmekteydi.

    Olayı öğrenir öğrenmez, babasının yatırdığı parayı geri aldı, ailelerine harçlık olarak bırakmaları için gönüllü arkadaşlarına dağıttı.

    Yenilgiler zinciri halinde süren Balkan Savaşı’na katılmak üzere 63 gönüllü Giresunluyla İstanbul’a gitti.

    Orduya katıldı. Yaralandı.

    Savaşta sağ diz kapağı parçalanmıştı, vücudunda 15 yara vardı.

    Az çok iyileşince Giresun’a döndü.

    Savaşa Osman diye gitmişti, milis Yüzbaşı Topal Osman Ağa olarak döndü.

    Ünlü bir kahraman olarak Milli Mücadele tarihine geçecektir.

    (Ahmet Gürsoy, Milli Mücadele’de Giresunlular).



    Bağımsızlık Karakterimdir!
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



    KAHRAMAN TÜRK KADINLARI



    Sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
    CAN DÜNDAR (HAYATA VE SİYASETE DAİR' den)

  10. #10
    denizhan86 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-10-2005
    Mesajlar
    576
    Karizma Gücü
    0

    Şu çılgın Türkler





    ERZURUMLU KARA FATMA

    Asıl adı Fatma Seher olan ‘Kara Fatma’, Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal’in karşısına dikildi: ‘Kadın isem, Türk de değil miyim? Bana iş göster!’ Çoğunluğu kendisi gibi dul kalan kadınlardan oluşan 300 kişilik müfrezesiyle üç meydan savaşına (İzmit ve batı cephesi) katılan bu kahraman Türk kadını, bir savaş alanında birlik yöneten dünyanın ilk kadın zabitiydi...

    Cephaneyi boşalttı, şehit oldu

    PRÜLÜLÜ HAMDİ BEY

    Mondros’tan sonra ordudaki silah ve cephaneler belirli depolarda toplanmıştı. Köprülülü Hamdi ve Dramalı Rıza Beyler, Fransız askerleri etkisiz hale getirip Gelibolu Akbaş’daki cephaneliği boşalttılar. 8.000 tüfek, 5.000 sandık cephane, 300 makineli tüfek. Ne yazık ki Biga yakınlarında Yenice’de İngilizlerin örgütlediği Anzavur Ahmet çetesinin yaptığı baskında hem silah ve cephaneler imha edildi, hem de Köprülülü Hamdi Bey şehit oldu.

    Amasra’da uçak monte etmişti

    SAVMİ UÇAN

    Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’dan parça parça kaçırılarak Amasra’ya getirilen uçağı monte edip hizmete sokan ilk Türk donanma pilotu. İzmir’in işgali üzerine, üç pilot arkadaşıyla Üsküdar’dan Bilecik’e kadar yürüyüp Kuvayı Milliye’ye katılan Savmi Bey, İzmir cephesinde donanma pilotu olarak görev aldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Rusya’dan gelen silahları, bozuk bir taka ve bir deniz uçağı ile Anadolu’ya taşıdı.

    Buraya kaçmaya gelmedik

    DİYAB AĞA

    İlk meclisin Dersim milletvekili Diyab Ağa’nın zabıtlardaki tek konuşmasına, ordunun Sakarya Nehri’nın doğusuna çekildiği günlerde rastlıyoruz. Düşman Polatlı’ya dayanmıştı ve meclisin Kayseri’ye taşınması tartışılıyordu. Diyab Ağa kürsüye ilk ve son kez çıktı: ‘Buraya savaşmaya mı, yoksa kadınlar gibi kaçmaya mı geldik?’ Bu konuşmadan sonra Meclis’in Ankara’da kalmasına ve milletvekillerine birer tüfek dağıtılmasına karar verildi.

    Fabrikayı işçileriyle kaçırdılar

    İMALAT-I HARBİYE GRUBU

    Kurtuluş Savaşı sırasında ordunun araç ve mühimmat ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan bu gizli örgüt, sadece silah ve mühimmatı değil; Zeytinburnu, Tophane ve Bakırköy’deki askeri fabrikaları da tezgáh ve işçileriyle birlikte Ankara’ya kaçırdı. Bugünkü Ankara Garı’nın bulunduğu yerde kurulan atölyede kadınlar çalışıyor; çocuklar ise cephedeki siperleri dolaşıyor, yakılan mermilerin kapsüllerini toplayıp tekrar doldurulması için bu atölyelere getiriyorlardı.

    Sandalla yelkenli ele geçirdiler

    FETHİYE DENİZ GRUBU

    Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci güçlere karşı oluşturulan yöresel örgütlerden Fethiye Deniz Grubu’nun komutanı, Binbaşı Ahmet Necip’ti. Kurulduğu sırada 12 mavzer ve bir makineli tüfeğe sahip olan grup, Yunanlıların denizdeki kábusuydu. Sandallarıyla Yunanlılardan 9 tonluk Bodrum, 13 tonluk İzmir yelkenlilerini ele geçirdikleri gibi, Yunan kruvazörü Helles’i Fethiye Koyu’nda saatlerce kovalamışlardı!

    463’lük sınıftan 54 kişi kalmıştık

    YÜZBAŞI SELAHATTİN (YURTOĞLU)

    İlhan Selçuk’un, Yurtoğlu’nun 18 cilt tutan günlüklerinden yararlanarak romanlaştırdığı Yüzbaşı Selahattin’in öyküsünde, Balkan Savaşlarından Kurtuluş Savaşı’na dek sayısız cephede yok olan bir kuşak anlatılır. Romanın sonunda Yüzbaşı Selahattin şöyle der: ‘Bizim sınıf 422 piyade, 41 süvari çıkardı. 1930’da, yani 20 yıl sonra, Dolmabahçe’deki mezuniyet yıldönümünde 54 kişi kaldığımız anlaşılmıştı...’

    Mermi taşıdı, okuma yazma öğretti

    SATI ÇIRPAN

    Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Çırpan, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye sırtında mermi taşımış bir kadındı. 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermesiyle, meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.

    Wilson’un istemediği Ankara vekili

    ALFRED RÜSTEM BEY

    Milli mücadelede Mustafa Kemal’in yanında yer alan Polonya kökenli devlet adamı. 1914’te Osmanlı İmparatorluğu’nun Washington büyükelçiliğine atanan Alfred Rüstem Bey, Amerikan Kongresi’ne gelen Ermeni meselesiyle mücadele eden ilk diplomatımız oldu. Ancak onun yöntemleri farklıydı; ABD’nin Filipinler’deki katliamlarını ve o tarihlerde zencilere karşı geçerli olan apartheid kurallarını çok sert bir şekilde eleştirmiş, Başkan Wilson’u zor duruma düşürmüştü. Amerika’da ‘istenmeyen adam’ ilan edilen Alfred Rüstem Bey, Sivas Kongresi’ne katıldı ve ilk mecliste Ankara milletvekili olarak yer aldı.



    hürriyet gazetesi

    sene: geçen sene
    Atatürk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Muhakemeleri Usulü dersinde
    ( İstanbul, 15 Aralık 1930 )




    TTehlikenin farkında mısınız?C
    ?zınısım adnıkraf ninekilheT



    Emekli Sandığı verilerine göre şu an Cumhurbaşkanı 8 bin 440 YTL , Başbakan 6 bin 330 YTL , milletvekili ise 3 bin 486.63 YTL emekli maaşı alıyor.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Çılgın Türkler,kuşgribiyle savaşta Newsweek'i şaşırttı
    2006 Konuları bölümünde ÖnDeR tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 03.02.06, 02:32
  2. Şu Çılgın Türkler kitabını istihbarat mı yazdırdı?
    2005 Konuları bölümünde hakdin tarafından açılmış
    Yanıt: 17
    Son Mesaj: 29.10.05, 13:36
  3. Yakın zaman destanı'Şu Çılgın Türkler' Turgut Özakman
    2005 Konuları bölümünde genius-xl tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 11.08.05, 20:53

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •