• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Serendipity AnacondA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-08-2004
    Mesajlar
    1,484
    Karizma Gücü
    0

    Alfabetik Siraya Gore Doğal Ürünler

    Alfalfa
    Asya kökenli bir bitki olup Romalılar ve Araplar tarafından dünyaya yayılmıştır. Araplar ona "Besinlerin Babası" ismini vermişlerdir. Çinliler onu 6. yüzyıldan beri böbrek taşı düşürmek, vücuttaki fazla suyu atmak, romatizmal rahatsızlıklar, şişkinlik ve gaz gidermek için kullanmaktadır. Alfalafa bitkisi mineral ve besleyici gıdalar yönünden çok zengindir. Alfalfa, yüksek oranda manganez, kalsiyum ve beta-karoten (Kalp hastalıkları ve kansere karşı çok yararlı), vücutta yapılamadıkları için dışardan alınması gereken dokuz temel amino asit (proteinlerin temel organik bileşikleri; Triptofan, Treonin, Fenil, Alanin, Metionin, Lizin, Lösin, İzolösin, Valin), A, C ve K vitaminleri içerir. Alfalfa, gıda üreticileri tarafından klorofil ve karoten kaynağı olarak da kullanılmaktadır.

    Faydaları ve Kullanım Alanları:

    *

    İdrar yolları hastalıkları için çok yararlıdır.
    *

    Böbrek, idrar kesesi ve prostat rahatsızlıklarını iyi gelir.
    *

    Böbrek taşı ve kumu düşürmek için kullanılır.
    *

    Karaciğeri destekler.
    *

    Hipofiz bezi fonsiyonlarını destekler.
    *

    Vücuttaki fazla suyun atılmasına yardımcı olur.
    *

    Sindirimi kolaylaştırır.
    *

    Şişkinliği ve gazlanmayı giderir.
    *

    Kan şekerini düşürür.
    *

    Romatizma ve mafsal (eklem) iltihabını iyileştirici özelliği vardır. Dizlerdeki ve eklemlerdeki şişmeyi azaltır.
    *

    Kabızlıkta rahatlatıcıdır.
    *

    Saman nezlesine iyi gelir.
    *

    Mükemmel bir iştah açıcıdır.

    Alfalfa Ekstresi; 1000 mg' lık tabletler halinde sunulmuş olup, gıda takviyesi olarak günde 3 defa yemeklerle beraber bir bardak suyla,1-2 tablet alınabilir. Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
    /

  2. #2
    Serendipity AnacondA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-08-2004
    Mesajlar
    1,484
    Karizma Gücü
    0

    F - J Arası Doğal Ürünler

    Folik Asit
    (Folat-Polisin) B grubundan bir vitamindir. Yeşil yapraklarda yaygınMaydanoz- Büyütmek için TIKLAYINIZ olarak bulunduğundan bu ad verilmiştir. Çünkü latincede folum yaprak anlamındadır. İlkin 1950'lerde bira mayasından ve karaciğerden ayrılarak elde edilmiştir. Folik asit metabolizması B12 vitamini metabolizmasıyla yakından bağlantılıdır. Folik asit merkezi sinir sisteminin işlemesinde hayati bir rol oynar. Folik asit incebağırsağın ilk kesiminde emilir, sonra karaciğere giderek orada metabolize olur. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, bira mayası, karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, ıspanak, yonca, mavi-yeşil alg (yosun), maydanoz, nane, kurufasulye (baklagiller) ve tohumlu gıdalarda bulunur. Yetişkinlerde folik asit gereksinimi günlük 400 mcg (mikrogram) dır. Gebelik ve emzirme süresinde 400-800 mcg 'a gereksinim vardır

    Eksiklik Belirtileri:

    Hafif folik asit eksikliği toplumda oldukça yaygındır. Daha ağır eksiklik durumlarına ise anemide rastlanır. Folik asit yada B12 vitamini eksikliği olanlar sonunda anemik hale gelirler. Anemi belirtileri uyuşukluk, yorgunluk, çaba harcandığında nefes darlığı, deride ve mukozada solgunluktur. Ağız kenarlarındaki çatlakların folik asit yetersizliğinden ileri geldiği bilinirse de bu, demir, B2 yada B6 yetersizliğinden de olabilir. Folik asit eksikliğinde dil ağrılı ve kırmızıdır. Pürtükleri kaybolmuşcasına düzgündür. B12 ve demir yetersizliğinde de benzeri belirtiler görülebilir. Folik asit eksikliği çoğu kez dış belirtiler sonucunda değil, kan testleri sonunda, kişide anemi olduğu anlaşılınca ortaya çıkar. Hafif eksikliklerde kişide deprasyon görülebilir. Daha ağır eksikliklerde ise sinirler hasara uğrar, periferik nevropati oluşabilir.

    Eksikliği megalobastik kansızlığı da meydana getirir. Bu hastalığa tropikal bölgelerde çok rastlanır. Bu eksikliğin başlıca nedeni, protein-kalori eksikliğine dayanmaktadır. Normal beslenen insanlarda ancak sindirim bozukluğunda ve gebelikte görülebilir. Sara hastalığında kullanılan ilaçlar verilirken bu vitaminin de verilmesi gerekir. Bazı antibiyotikler bu vitamini yok etmektedir. Bira, şarap, rakı vs. gibi alkollü içecekleri içen kimselerde ve sigara kullananlarda da bu vitamin eksikliği oldukça sık görülmektedir. Keçi sütü de bu vitamin bakımından fakir olup, bu sütle beslenen çocuklara da folik asit takviyesi yapılmalıdır. Sara hastalarına folik asitin B12 vitamini ile birlikte gerektiği zaman verilmesi uygun olur. Suda eriyen bu B vitamini türü, kırmızı renkli kan hücrelerinin (alyuvar) üretimi, büyümesi ve yeniden oluşumu için gerekli olan RNA ve DNA gibi nükleik asitlerin meydana gelmesine yardımcı olur.

    Folik asit özellikle büyüme sırasında ve stres halinde de gereklidir. Özellikle psikiyatrik hastalığı olanlarda folik asit eksikliği yaygındır. Depresyonlu hastalar, hatta şizofrenikler açık folik asit eksikliği gösterirler. Bu tür hastalara folik asit verilince depresyon geçtiği gibi, hastanın hastanede kalma süresi de kısaltılmış olur. Çoğu kez böyle hastalarda öbür B grubu vitaminlerin de eksikliği vardır. Onun için tüm psikiyatrik hastalara B komleks verilmesi yönünde bir görüş vardır. Yaşlılar ve ussal (zekasal) gerileme gösterenler de B kompleksle takviye edilmelidirler.

    Hamilelikte Folik Asitin Önemi :

    Son yıllardaki en ilginç bulgulardan biri de, folik asidin spina bifida denilen hastalıktaki önleyici rolüdür. Spina bifida, ana karnındaki dölütün omurgasının iyi gelişememesi, bunun sonucu olarak da sinir sisteminin hasar görmesidir. Spina bifidalı çocuklar deforme doğar, ya doğmadan önce yada hemen sonra ölür. Yaşayabilenler uzun süreli tıbbi tedaviye gereksinim gösterirler. Daha önce spina bifidalı yada ağır bir sinir sistemi anormalliği bulunan çocuk doğurmuş her kadın, gebe kalmadan önce doktoruna danışmalıdır. Böyle kadınların beslenme durumu ve folik asit düzeyi gebelikten önce saptanmalıdır. Bakınız: Gebelik Öncesi Bakım. Folik asidin hamilelik boyunca önemi omirilik ve/veya beyin sistemiyle ilgili özürlü çocuk doğurma (Spina bifida) riskini düşürmesinden kaynaklanır. Bu nedenle A.B.D Halk Sağlığı Servisi (The U.S Public Health Service) hamilelik boyunca bir kadının günde 400-800 mcg Folik Asit almasınını öneriyor.

    Hamilelik dünyanın en büyük mucizelerinden olsa da bebeğinizin ve kendi sağlığınızın sürekliliği için bu mucizeyi korumalısınız. Bunun yollarından birisi de folik asit tüketiminizle ilgili. Hamile olduğunuzu anladığınız dönemden itibaren yaşamınızın önceki dönemine; beslenme yanlışları yaptığınız, kendinize dikkat etmediğiniz, içki, sigara içtiğiniz zamanlara kalın bir çizgi çekin ve her şeye yeniden başlayın. Bu başlangıçta elinizde bulunması gereken ipuçları sizi mutlu sona daha bir güvenle yaklaştıracaktır. Bu arada tabii ki doktorunuzun tavsiyelerinden uzaklaşmayın. Her gün mutlaka folik asit tüketmelisiniz Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, gebeliğin erken dönemlerinde, bebeğinizin merkezi sinir sisteminin gelişimi için fazlasıyla gerekli bir maddedir. Embriyo, gebeliğin ikinci ve on ikinci haftaları arasında yeterli folik asit alamazsa özellikle beyin ve omurilik ile ilgili anormallikler olmak üzere doğumsal gelişim bozuklukları görülme riski artabiliyor. Ayrıca kan yapıcı organların etkilenmesine bağlı olarak annede kansızlık gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Beslenme ve diyet uzmanı Selahattin Dönmez, folik asitle ilgili olarak şu bilgileri veriyor: "Folik asit bebek gelişimi için çok önemli olup, hayati bir önem taşıyan organizmada protein sentezi, hücre çoğalması, kemik iliğinin görevini eksiksiz yerine getirmesi gibi işlevlerde bulunur. Eğer folik asit eksikse bebeklerde sinir sistemleriyle ilgili oluşum bozuklukları görülebilir. Bu yüzden gebeliğin özellikle ilk üç ayında özellikle fazla kullanmanız gerekir. Unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı da folik asit vücutta depolanmaz. O yüzden her gün alınmalıdır."


    Folik asit hakkında bilmeniz gerekenler:

    Folik asit, hücre yapı taşlarının, kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarlar) ve sinir dokularının oluşumunda etkili oluyor. Gebelikte görülen kansızlığın en büyük sebebi de folik asit eksikliği olarak çıkıyor karşımıza. Günlük yaşantımızda ateşli hastalıklar, dişlerdeki kanamalar ve plakalar için yardımcı bir tedavi olan folik asit, dişeti hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor. Yani ağız sağlığı konusunda da gerçekten önemli.

    Vücutta folik asit eksikliği varsa, hücreler bölünme ve çoğalma özelliklerini kaybediyor. Ayrıca bu eksikliğe bağlı olarak, gebelikte kansızlık ve bebeklerde gelişim bozuklukları gibi sorunlar da görülebiliyor.

    Sağlığımız için çok önemli...

    Son yıllarda yayınlanan bazı önemli araştırma sonuçlarına göre, suda eriyen B vitaminlerinden folik asit çeşitli rahatsızlıklarda ve özellikle kalp hastalıklarında koruyucu etki sağlıyor. Folik asit B vitamini ve bazı yiyeceklerin içinde doğal olarak bulunuyor. Folik asit ihtiyacını, özellikle hamileler; bu vitaminden zengin olan yiyeceklere günlük beslenmelerinde daha fazla yer vererek karşılayabilirler. Ancak bu düşünüldüğü kadar kolay olmaz. En zengin folik asit kaynakları olarak bilinen yiyecek maddeleri karaciğer, mercimek, kuru fasulye (kuru baklagiller), ıspanak, ceviz, badem, fındık ve fıstıktır. Bunlardan düzenli şekilde bol miktarlarda tüketenler gereksinimlerini yeterince Mavi-Yesil Alg (Yosun) karşılayabilirler. Ancak bazı hastalık tehlikesi geçiren hamilelerde (ki bu gibi durumlarda doktorunuz sizi uyarır) folik asit eksikliğini doğal yollarla yani yiyeceklerle karşılamak kolay değildir. Bu nedenle vitamin takviyesi gerekmektedir. Belli ölçüde risk taşıyan herkesin yeterli miktarlarda folik asit alabilmesi için en emin yol ya vitamin hapı takviyesi ya da folik asitle zenginleştirilmiş bazı temel yiyeceklerin her gün düzenli olarak ve aksatılmadan tüketilmesidir. Tüm kadınlar için hamile kalmadan veya gebeliğin ilk dönemlerinden önce düzenli olarak yeterli miktarda folik asit tüketimi büyük önem taşımaktadır. Bir kadın hamile olduğunu anladığında, folik asitin tüm faydalarından yararlanmak için belki çok geç olabilir. Dolayısıyla hamile kalmayı planlayan herhangi bir kadın önceden folik asit ihtiyacını karşılamayı düşünmelidir. UT Southwestern Medical Center’ daki beslenme uzmanları zengin folik asit kaynakları olarak yapraklı yeşil sebzeleri, portakal veya portakal suyunu ve brokoliyi de gösteriyorlar. 2002 yılından itibaren Bazı Avrupa ülkeleri ile A.B.D ‘de un, pirinç ve makarna gibi yiyeceklerin folik asit katkılı olarak üretilmesi planlanıyor. Bu gerçekten iyi bir fikir çünkü yakın zamanda yine A.B.D 'de yapılan bir araştırmada 18-45 yaş arasında ve hamile olmayan bayanların % 30’unun folik asit içeren vitaminler veya tabletler kullandığı ortaya çıktı. Bir kadın hamile kalmayı planlamasa bile günlük tavsiye edilen 400 mcg (microgram) folik asit almalıdır.


    Alacağımız folik asit miktarı ne kadar olmalı?

    Yapılan çeşitli araştırmalarda görülüyor ki günlük folik asit ihtiyaçları yaşa göre değişiyor. 0 - 6 ay arası bebekler günde 40 mikrogram (mcg), 7 - 12 ay 60 mikrogram, 1 - 12 yaş arası çocuklar günde 100 mikrogram ve 13 yaştan büyüklerin ise günde 200 - 400 mikrogram folik asit almaları öneriliyor. Folik asit eksikliği yüzünden sinir sistemlerinde oluşum bozuklukları olabilecek çocuk doğurma riski taşıyan gebelerin günde en az 400-800 mikrogram kadar folik asit alması öneriliyor. En zengin kaynaklardan karaciğerin 100 gramında 270, 100 gram kadar kuru fasulyede 125 birim ve mercimek de 107 birim folik asit bulunduğu göz önüne alınırsa sadece gıdalarla bu ihtiyacımızı karşılayabilmek çok kolay olmayacak. Takviyeli gıdalarla veya vitamin haplarıyla açığı kapatma yoluna gidilebilir.

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi folik asidin önerilen günlük dozları yaş ve cinsiyete göre değişiyor. Hamilelerde gereken günlük miktar bebeğin gereksinimi nedeniyle iki katına yükseliyor. Hamilelik sırasında folik asit eksikliğine bağlı olarak, bebeklerde bazı doğumsal anomaliler görülebiliyor. Sigara ile folik asit arasında ise ilginç bir bağlantı var; çünkü sigara dumanının, akciğer hücrelerinde folik asit noksanlığına neden olan akciğer kanseri oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor. Düzenli alkol kullananların da folik asit noksanlığına neden olarak akciğer kanseri oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor. Düzenli alkol kullananların da folik asit gereksinimi artıyor.

    Bu nedenle kadın veya erkek sigara içen ve/veya düzenli alkol alan kişilerin de günde 400-800 mcg folik asit tüketmeleri onları çeşitli hastalık risklerinden koruyacaktır.

    Her bir folik asit tableti 800 mcg (mikrogram) folik asit ve 25 mcg (mikrogram) Vitamn B12 içermekte olup, ek gıda olarak yemeklerle beraber yetişkinler günde yarım veya 1, anne adayları ise 1 tablet alabilirler. Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
    /

  3. #3
    Serendipity AnacondA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-08-2004
    Mesajlar
    1,484
    Karizma Gücü
    0

    K - O Arası Doğal Ürünler

    Kediotu
    (Valeriana officinalis); 1.5-2 m boyunda, çiçekleri beyaz veya açık-pembe renkli, çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Kediotu; bitkisinin toprak altında kalan yapısı (yani rizomları) 5 cm uzunluğunda ve 2-3 cm çapındadır. Rizomların çevresinde 2-3 mm kalınlığında ve 10 cm uzunluğunda kökler bulunur. Köklerin üzeri sarımsı-esmer bir kabukla kaplıdır. Kediotu kökleri’ nin; baharlı bir lezzeti olup, kendisine has şiddetli ve özel bir kokusu vardır. Bu kokudan kediler çok hoşlanırlar. Hatta bazen kediler bu bitkinin köklerini çıkartır. Bu nedenle; botanik bahçelerinde (Avustralya ve Yeni Zelenda) yetiştirilen bu bitkiler, bir tel kafes ile korunmaya alınır. Aslında bitkiye “Kediotu" isminin verilmesinin asıl nedeni de budur. Kediotu; bütün Avrupa’ da, Orta Asya’ da, Japonya’ nın nemli bölgelerinde yetişmektedir. Nemli toprakları sevdikleri için ormanlar da ve nehir kenarlarında sıkca görülmektedir. Türkiye’ de ise Bursa-Uludağ ve Doğu Anadolu’ da rutubetli çayırlarda yetişmektedir. Türkiye’ de 10’ a yakın Kediotu (Valeriana) türü bulunmaktadır.

    Kediotu’ nun kurutulmuş kök ve rizomlarında; Actinidin, Chatinidin, nişasta, Valerien asidi, İsovalerien asidi, eterli alkaloitler, uçucu yağ (%0.5-2), şeker ve tanen bulunmaktadır. Bitkinin köklerine özel kokuyu veren madde, uçucu yağ içinde bulunan valerianik asit (valerenic acid) tir. Taze köklerde valepotriat ismi verilen bir grup etken madde vardır. İçlerinde en önemlisi valtrat olup, Kediotu (V. officinalis) köklerinde %0.5-1 oranında bulunmaktadır. Kuzey Anadolu dağların da (Zigana dağlarında) yetişen V. alliariifolia köklerinde %2.5, Güney ve Batı Anadolu da yaygın bir şekilde görülen V. dioscoridis köklerinde ise %0.3-0.5 oranlarında valtrat olduğu tesbit edilmiştir. Kediotu’ nun; sonbahar aylarında topraktan sökülen kökleri, yıkanarak toprak kalıntılarından temizlenir. Kesilmek suretiyle parçalar haline getirilir ve temiz bir zemine serilerek kurutulur.

    Kediotu kökü; modern hayatın bir etkisi olarak ön plana çıkan korku, gerginlik, ve sinirlilik hallerinde, bu durumlardan rahatlıkla kurtulabilmek için, büyük bir başarıyla ve gönül rahatlığıyla kullanılabilecek çok değerli bir bitkidir. Etkinliği ve güvenilirliği bilimsel olarak da kesinlikle kanıtlanmıştır. Kediotu kökün den; çay, tentür ve preparatlar (Ekstreler) biçiminde faydalanılır. Preparatların ve tentürün kullanımı pratik olduğu için daha yaygındır. Ama tentür kullanımında dozaj daha çok önemlidir. Önerilen miktarlarda alındığında kesinlikle etkili olacaktır. Bu etkinin belirtileri, dalgınlık ve yorgunluğun aksine, rahatlatıcı bir canlılık olarak görülür. Geçmiş zamanlarda, yaraları iyileştirmek için kullanıldığı bilinmektedir. Amerikan yerlileri savaşçılarının yaraları üzerine, bitkinin taze yapraklarını ezerek hazırladıkları preparatları kullanırlardı. Kediotu’ nun kurutulmuş köklerinin öğütülmesi sonucunda elde edilen tozun da mikrop kırıcı etkisi vardır. Nevrasteni (zihinsel ve bedensel yorgunluk) ve histeri (bencillik, kapris, alınganlık...) durumlarında ise, kediotu kökü kullanılması neticesinde başarılı sonuçlar alındığı görülmüştür. Yüksek kan basıncını (hipertansiyon) düşürücü bir etki de gösterir.

    Kediotu kökü; öncelikle uyuyamama ve uykuyu sürdürme olanlar tarafından kullanılmalıdır (Yatma zamanından 1 saat önce 2 kapsül). Genelde, sinir sisteminden kaynaklanan tüm rahatsızlıklara, spazmlara ve ağrılara karşı kullanılabilir. Örnek verecek olursak, baş ağrısı, migren, mide bulantısı, sinirsel kalp çarpıntıları, sinirsel mide şişkinlikleri, histeri, huzursuzluk, sinirlilik, endişe (anxiety), korku, karamsarlık, dişilik organı ağrıları, menopoz rahatsızlıkları ve çalışma ortamındaki veya özel yaşamdaki stres hallerine karşı mutlaka kullanılmalıdır. Günümüzün hızlı ve uğraşı gerektiren yaşam biçiminin oluşturduğu tüm rahatsızlıklardan, bireylerin sinir sistemlerinin güçlendirilmesi ve dengeye kavuşturulması ile üstesinden gelinebilir. Yukarıda saydığımız hastalıklara, mide ve karın ağrıları, safrakesesi rahatsızlıkları, kalp bölgesindeki ağrılar ve sürekli kabızlık halleri de dahildir. Günümüzde, hayatta kalma savaşı veren veya özel hayatında stresle mücadele eden herkesin Kediotu kökü kullanması, kişinin bu savaş ve mücadeleden başarıyla çıkmasına çok yardım edecektir. En güvenilir yanı ise, alışkanlık veya bağımlılık yapacak herhangi bir madde taşımamasıdır. İthal edilen kediotu kökü’ nü kullanmak, daha güvenilir olmaktadır.

    Kullanım Biçimleri

    Hazır Preperat Olarak: Kediotu Ekstresi: % 0,8 Valerenic acid içerecek şekilde standardize edilmiş ithal kediotu kök ekstresi içermektedir. Genel olarak yemeklerle beraber günde 1-2 kapsül alınabilir. Uykusuzluğa karşı ise, yatma zamanından 1 saat önce 2 kapsül alınır.

    Çay Olarak: İnce kıyılmış kediotu kökünden, 1 tatlı kaşığı alınarak, 1 su bardağı dolusu soğuk suya eklenir. Arada bir karıştırmak sureti ile 8-10 saat demlendirildikten sonra ılıklaştırılır ve süzülür. Elde edilen çaydan, gün içerisinde 2-3 bardak veya ihtiyaç duyulduğunda 1 bardak içilir.

    Tentür Olarak: İnce kıyılmış ve kurutulmuş kediotu kökleri’ nin alkol (35 derece etil alkol) içerisinde bekletilmesi ile elde edilir. Genellikle, Kediotu kökü tentürü (Valeriana) D3, D4, D5 veya D6 inceltileri, yukarıda bahsettiğimiz bütün rahatsızlıklara karşı kullanılır. Yarım çay bardağı ılık su içerisine, günde 3-4 defa olmak üzere, 25-35 damla (veya 1 tatlı kaşığı) tentür ilave edilerek içilir. İhtiyaç duyulan her durumda alınmasında (önerilen dozajlara dikkat etmek suretiyle) sakıncası yoktur.

    Uyarılar: Kediotu kökü’ nün önerilen dozlarda bilinen hiç bir yan etkisi yoktur. Hamileler, emziren kadınlar ve çocukların kullanması tavsiye edilmemektedir.

    Kediotu EkstresiKediotu Ekstresi 500 mg’ lık kapsüller halinde sunulmakta olup; genel olarak yemeklerle beraber ek gıda olarak günde 1-2 kapsül, uykusuzluğa karşı ise yatma zamanından 1 saat önce 2 kapsül alınabilir.
    /

  4. #4
    Serendipity AnacondA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-08-2004
    Mesajlar
    1,484
    Karizma Gücü
    0

    Ö - Ş Arası Doğal Ürünler

    Papaya
    (Carica papaya L.); yapraklarını dökmeyen, tropikal bölgelerde yetişen büyük bir çalı veya küçük bir ağaçtır. Meyveleri kavuna benzediği için ona kavun ağacı da denir. Güneşli, sıcak, humuslu ve bol sulu topraklarda yetişir. Dişi ve erkek papaya bitkileri ayrı ayrı olup (nadiren birlikte); meyve üretmek için her ikisine de ihtiyaç vardır. Meyveleri yaz aylarında iyice olgunlaştıktan sonra toplanır. Bitkinin boyu türlerine göre 1,2 – 3,6 m. arasında olabilir.Olgunlaşmamış papaya meyveleri; bazı ülkelerde (Güney Amerika) sebze olarak pişirilmekte veya salatası yapılmaktadır. Gıda endüstrisinde ise etleri yumuşatmak ve biranın rengini açmak için kullanılmaktadır.

    Papaya meyvesi; demir, kalsiyum, potasyum, fosfor mineralleri ile A, B1, B2, C vitaminleri ve karoten (carotene – kansere karşı koruyucu bir madde) açısından oldukça zengindir. Fakat modern kullanımı, içerdiği bu vitamin ve minerallerin yanısıra, meyvelerinde bulunan bol miktardaki proteolitik enzimlerden (Proteinleri eriten ve sindiren enzimler: papain, chymopapain-A, chymopapain-B, Papaya peptidase-A ) kaynaklanmaktadır. Bu doğal enzimlerden en etkilisi olan papain’ dir. Papain’ e, mide tarafından salgılanan ve proteinleri sindiren-parçalayan enzim olan pepsin’ e benzerliği nedeniyle “Bitkisel Pepsin” adı da verilir. Papaya bitkisi ile ilgili araştırmalar; tropikal bölgelerde yaşayan bazı yerli halkın eti pişirmeden önce bu bitkinin yapraklarına sarmaları ve böylece etin daha iyi pişeceği ve sindirileceği yönündeki inançlarının bazı bilim adamlarının dikkatini çekmesi sonucu başlamıştır. Araştırmalar sonunda eti yumuşatan ve kolayca sindirilmesini sağlayan faktörün yapraklarda ve meyvelerde bulunan papain enzimi olduğu anlaşılmıştır. Fakat sanılanın aksine meyvelerde yapraklardan daha çok papain enzimi bulunmuştur. Papain, vücudumuzda karbonhidrat ve yağlar gibi diğer bileşikleri de etkileyerek tüm sindirim sistemini olumlu yönde düzenleme yeteneğine de sahiptir. Papaya Ekstresi, papain’e ek olarak yine protein sindirici enzimlerden Protaz (protease), Bromelain (Ananas Meyvesinden), yağ sindirimine yardımcı bir enzim olan Lipaz (Lipase) ve karbonhidrat sindirimi için yardımcı bir enzim olan Alfa-Amilaz (Alpha-Amylase) ‘ı da içermektedir. Tüm bu özellikleri ile Papaya Ekstresi; sindirim sistemi için iyi bir destekleyici, hazmı kolaylaştırıcı, hazımsızlık ve benzeri rahatsızlıkların giderilmesi ve özellikle ülser hastaları (Peptik ülser: Gastrik- mide ülseri ve duedonum-duodenal ülserleri: Mideden hemen sonraki "Bulbus" denilen başlangıç bölümü mukozasında oluşan ülserler) için yiyeceklerin midede fazla asit üretimine gerek duyulmadan hızlı bir şekilde sindirimini sağlayan bir ek gıdadır. Papaya Ekstresi’ ne ilave edilen nane ve klorofil ise güzel kokulu bir nefes oluşmasına yardımcı olmaktadır.

    Papaya EkstresiPapaya; 237 mg ‘lık pastiller halinde sunulmuş olup, yemeklerden sonra veya şişkinlik, hazımsızlık sonucu ihtiyaç duyulduğunda 1-2 pastil çiğnenerek alınır. Bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.
    /

  5. #5
    Serendipity AnacondA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-08-2004
    Mesajlar
    1,484
    Karizma Gücü
    0

    T - Z Arası Doğal Ürünler

    Tonalin-CLA
    (Conjugated Linoliec Acid); doğal olarak ette ve mandıra ürünlerinde küçük miktarlarda bulunan bir serbest doymamış yağ asitidir. CLA, 1978 yılında Wisconsin Üniversitesi’ nden Michael W. Pariza tarafından etin pişirilme esnasındaki mutagen oluşumunu araştırırken rastlantı sonucu bulunmuştur. Yapılan araştırmalar Tonalin-CLA' nın; vücuttaki kas ve yağ dengesini etkilediğini, depolanmış yağların azaltılmasında ve yağsız kasların arttırılmasında çok önemli bir rol oynadığını göstermiştir. CLA doğal olarak süt, peynir, biftek, kuzu ve hindi etine ilave olarak çoğu işlenmiş gıda da bulunur. İşlenmiş gıdalara en iyi örnek yüksek oranda CLA içeren Wiz peyniridir (Cheez Wiz). Fakat CLA’ nın aşağıda bahsedilen faydalarını görmek için bu gıdalardan önemli miktarlarda tüketmeniz gerekmektedir. Bu gıdaları çok miktarda tüketmek hem pratik değildir, hemde aynı zamanda aldığınız yüksek kalori ve proteinden dolayı negatif etkilerle vücudunuzu cezalandırmak anlamına da gelmektedir. Bu nedenle, gerekli CLA’ yı elde etmek için daha ekonomik ve etkili yollar araştırılmıştır. Ayçiçek ve aspir yağında doğal olarak bol miktarda bulunan linoleik asiitten (LA) CLA elde edilmesiyle bu sorun çözülmüş olup; böylece yüksek kalorili besin almaksızın, belirlenen zamanda gerektiği kadar CLA alımına olanak sağlanmıştır.

    Düzenli Tonalin-CLA alımı yağların vücutta depolanmasına yardım eden lipoprotein-lipaz enziminin çalışmasına engel olur ve dolayısıyla vücutta depolanan yağ miktarını azaltır, ayrıca daha önceden depolanmış yağları serbest bırakarak kan akışına dönmesini sağlar. Kan akışına geri dönen yağlar kaslarda enerji kaynağı olarak kullanılır. Bu nedenle CLA alımının bir egzersiz programı ile desteklenmesi kan akışına geri dönen yağların yakılmasını kolaylaştıracaktır. Vücuttaki 1 gr yağ, 1 gr kastan iki kat daha fazla yer kaplar. Zayıflamak için yapılan düşük kalorili bir diyet proğramı vücuttaki yağ miktarı ile beraber kas miktarını da düşürmektedir. Diyet bırakıldıktan sonra kaybolan kasların yeri yağ ile doldurulacağından, vücut tekrar kilo almaya başlar. Bu nedenle az yağlı bir diyet proğramı eşliğinde CLA alımı vücuttaki yağ miktarını azaltırken kas miktarını korur ve böylece diyet bırakıldıktan sonra formunuzu korumanıza yardım eder. CLA herhangi bir diyet, kilo verme veya egzersiz proğramından sonra kullanılırsa jo-jo etkisi denen yeniden hızla kilo alma problemininin giderilmesinde de yardımcı olur. Vücut geliştirme çalışması yapanlar da formlarını korumak ve yağsız kas miktarını arttırmak için Tonalin-CLA kullanabilirler.

    Beslenme uzmanları Amerika’ da obezitenin (Aşırı şişmanlık) devamlı olarak artmasını, son 30 yıldır CLA oranı düşük veya hiç CLA içermeyen gıdalardaki tüketimin artmasına bağlamaktadırlar. Özellikle besi hayvanlarının meralarda beslenmek yerine suni yem ile beslenmeleri sonucu bu hayvanlardan elde edilen ürünlerin içerdikleri CLA miktarında % 65 oranında düşme görülmüştür. Araştırmalar CLA’ nın sadece vücuttaki yağları azaltırken kas miktarını arttıran veya koruyan bir yağ asidi değil, aynı zamanda dikkate değer bir şekilde anti-katabolik, anti-oksidant, bağışıklık sistemi güçlendiricisi, kolesterol düşürücü ve kanser önleyici etkileri olduğunu da göstermiştir. CLA göğüs kanseri, prostat kanseri ve damar sertliği riskini azaltmaktadır. Ayrıca şeker hastalarının kan şekerini kontrol altına almalarına da yardımcıdır.

    Tonalin-CLA, 1000 mg'lık kapsüller (%70 CLA) halinde sunulmuş olup, ek gıda olarak günde 3 defa yemeklerden 1 saat önce 1 bardak su ile 1-2 kapsül alınabilir. Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
    /

  6. #6
    Serendipity AnacondA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-08-2004
    Mesajlar
    1,484
    Karizma Gücü
    0

    Şifalı Bitki Kitap Tanıtımları !


    Meslek Sırlarım kİTABI
    Yazarı: Suna Demirkaya
    Sayfa: 304
    Basım: Aralık - 2004
    açıklama: Evinizde kendi kendinize
    uygulayabileceğiniz ekonomik, pratik
    mucize formüller; Cilt, vücut ve saç
    bakımı...

    BİRİNCİ BÖLÜM/şf.13–30
    ŞİFALI BİTKİLER VE BİTKİ YAĞLARI

    Şifalı bitkiler şifalı bitki yağları

    İKİNCİ BÖLÜM/sf.31–42

    BESLENME
    Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması
    Enerji besin maddelerinin kalori değeri
    Günlük toplam kalori gereksinimi
    Günlük besinin içeriği

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM /sf.43–94

    TEMEL CİLT BAKIMI MALZEMELERİ VE YAPIMI

    Temizleme formülleri
    Tonikleme formülleri
    Nemlendirici formülleri
    Peeling formülleri
    Buhar banyosu formülleri
    Detoks formülleri



    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM/sf.95–128

    PROBLEMLİ CİLTLER
    Hassas ciltler
    Sivilceli ciltler
    Lekeler
    Çiller
    Akne
    Selülit

    BEŞİNCİ BÖLÜM/sf. 129–204

    MASKELER
    kuru ve kırışık ciltler için maskeler
    karma ciltler için maskeler
    renk bozukluğu için maskeler
    yorgun ciltler için maskeler
    yağlı ciltler için maskeler
    hassas ciltler için maskeler
    göz çevresi için maskeler
    kılcal damarlar için maskeler
    dekolte için maskeler

    ALTINCI BÖLÜM/sf.205–216
    KREMLER
    selülit kremleri
    güneş kremleri
    güneş sonrası için kremler
    kuru ve normal ciltler için kremler
    yağlı ciltler için kremler
    göz ve dudak kremleri

    YEDİNCİ BÖLÜM/sf.217–234
    YAĞLAR
    besleyici yağlarla masaj
    masaj yağlan
    yüz ve vücut yağlan
    kuru ciltler için vücut yağı
    yağlı ciltler için vücut yağları
    küvette kullanmak için yağlar
    güneş ve sonrası için kuru cilt ve vücut yağı
    güneş yanığı yağı
    güneş yağı

    SEKİZİNCİ BÖLÜM /sf.235–256
    ŞAÇ BAKIMI
    kısa saç bakımı
    uzun saç bakımı
    saça biçim vermek
    boyalı yıpranmış saçlar için maske uygulaması
    saç toniği
    saç dökülmeleri
    kepekli saçlar
    erken beyazlayan saçlar
    saç kıran

    DOKUZUNCU BÖLÜM /sf.257–274
    EL BAKIMI
    El ve parmak egzersizleri
    Peeling
    masaj - Sert kuru eller için
    maske
    kremler
    terleme için
    manikür
    manikür - Tırnak kırılmasını önlemek için püf noktaları

    ONUNCU BÖLÜM /sf.275–300
    MAKYAJ
    makyaj malzemelerinin uygulanışı
    fondöten
    pudra
    far
    rimel
    allık
    ruj
    gündüz makyajı gece makyajı
    /

  7. #7
    sevcan alper adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-01-2007
    Mesajlar
    55
    Karizma Gücü
    0
    kitabı almayı düşünüyorum ama çok pahalı ya o kadar param yok ki benim....biraz ucuzlasa iyi olacak...
    UÇSUZ BUCAKSIZ Bİ ÜLKEDE SADECE SEVDİKLERİMLE YAŞAMAK İSTERKEN.KENDİMİ,TANIMADIĞIM BİLMEDİĞİM VE SEVMESİNİ BİLMEYENLER ARASINDA BULDUM ŞİMDİ SORUYORUM BEN Mİ YALNIŞ YAPTIM YOKSA SEVMESİNİ BİLMEYEN O İNSANLAR MI?
    CVPLARA HER ZAMAN AÇIĞIM...




    BİLENİNİZ VAR MI?
    :ty17::ty17:

    :ty17::ty17:
    ????

    http://www.turkforum.net/signaturepi...c234857_10.gif

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. AfŞİn'de 5 ÖĞrencİye 1 Sira DeĞİl, 5 Siraya 1 ÖĞrencİ DÜŞÜyor.
    2005 Konuları bölümünde ahmetdha tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 04.10.05, 22:11

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •