Ne Kadar da Güzeldir Gitmek
Yazarı : Nalan BARBAROSOĞLU
Yayınevi : Can Yayınları
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2002 - Ekim
Sayfa Sayısı : 93
KİTAP HAKKINDA
İçindekiler:
Akşam Sefası
İçimin Şarkısı
Bir Ses Ver… İçimde Özlem Uyanmasın
Ay Varsa Fesleğenlere Dokunmam
Gi
Antrakt
İlkyaz Sabahımın Papatyaları
Her Ses Bir Renk
Bu Gece Uyumak İstemiyorum
Aramıza Masal Girdi
Susam Kokusu
“Zaman ve mekan
Saatleri sorarlar
olur olmaz yerde,
olur olmaz zamanda.
Hong-Kong’da beş,
Ankara’da sekiz,
Budapeşte’de on’dur.
Ve siz sorarsınız?
-Neredesiniz?
Ama
gökyüzünün altında
alınan her soluk,
bir öyküdür.”
Ne Kadar da Güzeldir Gitmek; farklı zaman ve mekanlardaki çeşitli insanların yaralarına dem vuruyor… kırgınlıklar; sevinçler; yıkımlar; düşler; görünürün dışındaki var oluşlar, hissediş ve duyuşlar; kaybediş ve buluşlar…
Ayrıntılara derinlemesine dalış ve sözcüklerden öteye geçiş ile yaralı yaşamlardan kalan anılarda seyahate çıkarıyor öyküler okuyucuyu. Kitap boyunca hakim olan mevsim; hüzün.
Barbarasoğlu için, “gidebilmek, özgürlüğe açılan bir kapı” olduğundan, öykülerdeki kahramanlar (genel olarak kadınlar) bir yerlere giden ya da gidecek kişiler.. yol almasalar da öykü sonunda mutlaka o an bulundukları yerin az veya çok uzağına gitmekteler… Hayatlarının büyük çoğunluğunu bilemesek de, gündelik yaşamın ayrıntıları içinde küçük gibi görünen, ama temelde önemli olan durumları yansıtan acıtıcı, yaralı söylemleri olan kişilerden kesitler… varılan noktadan çok alınan yolun önemi…
İnci Aral; “Nalan Barbarasoğlu, bu ilk kitabındaki öykülerin olgunlukları, taşıdıkları duygu yükü, yapısal sağlamlıkları ve imgelerle zenginleştirilmiş bir dili kullanmaktaki başarısı ile ustalık çizgisinde duruyor ve bize, doğuştan bir öykücü olduğunu kanıtlıyor.” demekte…
Ve Altı Çizili Satırlar:
Akşam Sefası'ndan:
“Babam,
-Annenin gözlerinin mavisinden başka gördüğüm ne var bu dünyada kızım be. Kusura bakma. Uzat bardağını.”
İçimdeki Şarkı'dan:
“Annem, “Şarkı söyleyeceksen, içindekini söylemelisin”, derdi, “senin olanı”.
“Sesini duyuyorum, sesimi duyuyorsun, hayal olabilir misin? .. Ama buna kimseyi inandıramam. Pencereden görünen gece çok güzel değil mi? böyle aylı, yıldızlı gecelerde bir büyür ki içim, sana anlatamam. Nedir mi iç büyümesi? . Nasıl anlatayım? .. Bir şeyler yapmak istersin… Ama nedir yapmak istediğin şey, pek bilemezsin… Huzura benzer, önce doldurur, sonra kışkırtır seni… Bedeninden fırlayıp gitmek istersin… Bulunduğun yere sığmazsın, sığamazsın…”
“Sanırım”, dedi, “insanlar anlayamadıkları yaşantılardan ürküyorlar; hatta çoğu zaman korkuyorlar.”
“Gözlerinin rengi taşlara, taşların rengi gözlerine vurur. Çoğalırsınız. Mavi mavi olursunuz.”
“Öyle zamanlarda gözlerimiz hiç birbirine değmezdi.”
Bir Ses Ver… İçimde Özlem Uyanmasın'dan:
“Kalbim kulaklarımda atıyor sanki.”
Ay Varsa Fesleğenlere Dokunmam'dan:
“İnsan içine bakınca, ama gerçekten bakınca, gördükleri çok farklı olabiliyor ve o farklılık, soruları beraberinde getirerek insanın dışını zorlayabiliyor.”
Gi'den:
“Güneşin ilk ışıkları altında ellerime, ellerimin dokusundaki nakışlara baktım.”
“Anımsamak, unutulmuşların içine, şöyle bir uğramaktır.”, diyor içimden bir ses.”
“Babamın üç yaşında üstüne yürüyen bir maşadan kalma kekemeliği ve çınar yapraklarını anımsatan yeşil gözleri vardı.”
“Sen sonra, kumru sesli kentte gözyaşlarımı siliyorsun”
Antrakt'tan:
“Sizin için günlerden özlem mi, sıradanlık mı, kaçış mı, yalnızca çocuğun okul taksiti mi, iş görüşmesine giderken kaçan çorabınız, çamurlanan ayakkabınız mı, isyan mı, coğrafyadan çakma, resmi tarihten geçme mi, barış için yapılan savaş mı? .. Sahi bugün günlerden ne sizin için? ..”
“Her zaman
Konuşacak çok şeyimiz vardır…
Belki, bu yüzden
O denli suskun geçti günlerimiz.”
İlkyaz Sabahımın Papatyaları'ndan:
“Köşeli harfler, kendine güvenen kişilik yapısını yansıtıyor. Bir zamanlar ‘hattat inceliğine sahip ellerin yazısı’ diye tanımladığım yazı yine karşımda… Kaç yıl oldu? ... Düşünmek bile istemiyorum. Bana çoğu gecelerimi pencere önlerinde, gündüzlerimi telefon başında geçirten erkeğin yazısı… Kurduğum sofralarda el sürülmeden soğuyan yemekleri dolaba kaldırırken, salataları çöpe boşaltırken, her defasında ‘Bir daha gelmeden asla sofra kurmayacağım’, derdim… Kendime, inanmazlığıma kıza kıza geçen uykusuz gecelerimin bir vaktinde gelip, inanamadığım bir hızla uykuya dalarak beni görmeyen sevgilinin yazısı… Hep önemli toplantı ve randevularla zamana karşı yarışan, bir zamanlar onun yaşama bakışını ve dolayısıyla da yaşamın kendisini anlamayan, anlamak istemeyen ‘bencil’ bir kadınla yaşayan ‘sosyal’ bir erkeğin yazısı…”
Her Ses Bir Renk'ten:
“Hayır”, dedi Kırmızı, “uzun bir ayrılıktan sonra, ilk kez bir araya geliyor gibi.”
“Haklısın”, dedi Mavi, “hadi sarıl bana.” Kırmızıyla Mavi’nin kucaklaşması, güzelliğiyle baş döndüren Mor oldu. İçimdeki Beyaz ses, “Hiç bitmeyecekmişçesine uzasın, uzasın bu kucaklaşma” diye dua etti. Siyah sesim, tedirgin olup, homurdanmaya başladı. Siyah sesimin homurdanmasına kızan Beyaz sesim çıkıştı ona: “Bak gelirsem yanına.” Gri olmaya dayanamayan Siyah sesim sustu, Beyaz’dan korkarak.”
“Gecenin çekici karanlığını derin derin kokladım. Yüreğim gece koktu. Karanlık ve soğuk.”
“Söylediğin hiçbir şey kulaklarıma ulaşmıyor, sesimin bütün renkleri ve ufak çantamla çekip gidiyorum… Sesimin renklerini her zaman dinleyebileceğim dingin bir yere.”
Bu Gece Uyumak İstemiyorum'dan:
“Sözle karşılaşınca açığa çıkar, sözlerin aydınlığında, sözlerin ışığında eriyip gider belirsizlikler.”
Aramıza Masal Girdi'den:
“Gözlerini açıyor, gözlerime bakıyor, gözlerine bakan gözlerime. Gülümsüyor.”
“Sesim çıkmıyor. Sanki sözcüklerimi yitirdim. Ama aramızda yine de bir diyalog var. İç seslerimiz birbirine ulaşıyor gibi. birbirimize bakışımızla bir dil yaratmışız gibi. ellerimizin birbirine dokunuşunda yeni bir iletişim biçimi bulmuşuz gibi.”
“Zamansız ve uzamsız boyutta o anki kendimizi yaşıyoruz. Sahici kıyılara ulaşıyoruz.”
“Rüzgar, okyanus şarkıları getiriyor kulaklarıma.”
“Gözlerimi kapıyor, tüm hücrelerimle maviliği yaşıyorum.”
Susam Kokusu'ndan:
“Korktuğu yalnızlıkta boğulur gider.”
“Neden bilmezsin ki, yapıp ettiklerin ilgi çekmiyorsa, farklı değilse, kendinden bir şey yoksa, ne kapın çalınır, ne de hatrını soran bir çift sıcak söz duyarsın.”
“Bıraksaydın seni severdim.”
“Kimbilir, belli olmaz, belki bir gün, bir gün kendimi severdim.”
“Babamı ağlarken gördüğümde
mavi gökyüzünde ay
bardağındaki rakı kadar beyazdı.
bu kitaptaki her öykü
babamın o akşam döktüğü gözyaşlarına
armağandır.
Seni özlüyorum baba.
Eylül 1996”


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla