• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Amos Bronson Alcott (1799 - 1888)

    Alcott , 29 kasım 1799'da , Connecticut / Wolcott'ta doğdu.Bir keten çiftçisinin oğlu olan Alcott , tahta döşemelerin üzerine kömür parçalarıyla harfler yazarak okuma yazmayı öğrendi.Bir yandan , kendi kendini eğitirken ; diğer yandan , çiftçilikle uğraşıyordu.Alcott'ın resmi eğitimi 13 yaşında sona erer.

    Sonraları , bir saat fabrikasında çalışmaya başlar.Fabrikadaki bu işten sonra , evden ayrılmış ve hayatını kazanmak için henüz 15 yaşındayken , gezgin satıcı olarak Amerika'nın güneyine gitmiştir.Aile bütçesine destek olmak için çıktığı bu geziden , 400 dolarlık bir borçla geri dönmüştür.

    Alcott , 1822'de , bir quaker topluluğuyla bir süre yaşamış ; 1823'te ise , New England ve Pennysylvania'daki okullarda öğretmenlik yapmaya başlamıştır.1824'te , Wolcott'ta evinin yakınında bulunan bir okulda çalışmaya başlamıştır.1824'e kadar , Connecticut'ta birçok okulda ders vermiştir."Boston Anaokulu Derneği" tarafından , öğretmenlik yapmak için davet edilmiş ; burada , kısa bir süre sonra eşi olacak olan Abba May ile tanışmıştır.Alcott ve Abba May , 1830'da evlenmişler ; aynı yıl Alcott'ın ilk kitabı , "Çocuk Öğretiminin Kural ve Yöntemleri Üzerine Gözlemler" çıkmıştır.1822'de ilk kızları Anna , 1833'te de Louisa May doğmuştur.

    1834 yılında Alcott , Boston Temple School adıyla bilinen Masonic Temple'ı kurar ve kendi okulunda öğretmenliğe başlar.Eğitimde , Sokrates'in eğitim felsefesini benimsemiştir.

    1815'te , asistanı Elizabeth Peabody'nin yardımıyla , "Bir Okulun Kayıtları : Tinsel Kültürün Genel Prensiplerinin Bir Örneği" adlı eserini ; 1836'da ise , "İncil Üzerine Çocuklarla Söyleşiler" ve "İnsan Kültürünün Doktrin ve Disiplinleri" adlı eserini yayınlar.Aynı yıl , 3. çocuğu Elizabeth dünyaya gelir.Alcott , kitapları yayınladıktan sonra halkın tepkisini almış ; 1839 yılına kadar , okulunda sadece iki çocuk kalınca , okulu kapatmaya karar vermiştir.

    Aile , 1840'ta , çiftçilik yapmak üzere Concord'a taşınır.Alcott , Emerson ve Thoreau ile dostluk kurar.Transandantal (Aşkıncı) , yani ; bilgiye deneyle değil sezgiyle ulaşılabileceğini savlayan bir kulübe üye olur.Kulübün çıkardığı Dial dergisi ile ilgilenmeye başlar:

    Aynı yıl , Alcott'ın , "Orpheus'ca Sözler" adlı eseri yayınlanır.Orpheus'ca Sözler'den 50 tanesi , Dial dergisinde yayınlanır.Derginin ocak 1841'deki üçüncü sayısında ise , bu sözlerin 50 tanesi daha yayınlanır.Orpheus'ca Sözler'den seçilen 12 söz ise , nisan 1842'de "Güncenin Günleri" adı altında , yine aynı dergide yayınlanır.

    1843 yılında , Alcott Ailesi , dostları Charles Lane ile Massachusetts'de , "Meyva Ülkesi" adı verilen ütopik bir topluluk kurar.Asla başarıya ulaşamayacak bu deneme , 1844'te sona erer.

    Yeni cennet kurma düşüncesi , Alcott'ın aklına 1842 yazında gelmiştir.Temple School'daki başarısızlığından sonra Emerson'dan borç alan Alcott , İngiltere'ye gitmiş ;orada , Charles Lane ve Henry Gardner Wright'ın çalışmalarını görmüştür.Bu bir grup öğretmen ve filozof , Alcott'ın düşüncelerini temel olarak alarak , "Alcott Evi" adlı bir okulu yönetmekteydiler.Bu çalışmalardan etkilenen Alcott , böyle bir topluluk kurma hayaline kapılmıştır.

    Böylece , Alcott , Charles Lane , onun oğlu William ve bir kaç İngiliz mistik ; yanlarında , çok önemli kitaplardan oluşan bir kütüphaneyle , Concord'a geri dönerler.Birçok araştırmadan sonra , Meyva Ülkesi için bir yer saptanır.Concord'un 20 km. uzağında 36 hektarlık bir çiftlik , Lane tarafından 1800 dolara satın alınır.

    Birçok çalışmadan sonra , orta sınıftan 11 kişi , Meyva Ülkesi'nin ilk üyeleri olur.Meyva Ülkesi'nde hayvansal gıda tüketilmiyordu.Hatta , hayvan gücü bile kullanılmıyordu.Bitkilerin kullanımında da ; aşağıya doğru büyüyen bitkiler yasak , yukarıya doğru büyüyenler ise serbestti.Meyva Ülkesi üyeleri , asla tükettiklerinden fazla üretmiyorlardı.

    Bir süre yolunda giden Meyva Ülkesi hayali , gerçeğe dönüştükçe , çözülmeler başladı.Zaten ağır ilerleyen işler , iyice yavaşlamaya başladı.Üyeler , giderek meyva Ülkesi'ni terkediyordu.

    Meyva Ülkesi , Alcott'ın yüksek ülküleri uğruna , harekete geçme gereksiniminin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.Başarısızlık kısa sürede gelince , Meyva Ülkesi projesi , ocak 1844'te sona ermiştir.

    Alcott ailesi , Meyva Ülkesi girişiminden sonra , birkaç yıl Boston ve New Hampshire bölgelerinde dolaşıp durmuş ; sonunda , 1857'de Concord'a geri dönerek Orchard House'a taşınmış ve burada , Emerson ve Hawthorne'lara komşu olmuştur.Alcott burada , çeşitli okulların müdürlüklerini yapmış ; ancak , aile yine de para sıkıntısı çekmiştir.1865'te , biyografik bir çalışma olan "Ralph Waldo Emerson" çıkar.1868'de , Louisa May'in , "Küçük Kadınlar" adlı eseri başarı kazanmış ; aile parasal yönden rahatlamıştır.Aynı yıl , Alcott'ın "Levhalar" adlı eseri yayınlanır.

    1872'de ise , Alcott , "Concord Günleri" adlı eserini yayınlar.1877'de , karısı Abba May ölür ; ardından , "Sofra Söyleşisi" adlı eseri yayınlanır.

    Alcott , 1879'da , Concord Felsefe Okulu'nu kurmuştur.Daha sonraları , bu okulun dekanlığını da üstlenmiştir.1882'de , "Soneler ve Kanzoneler" adlı kitabı yayınlanan Alcott ; aynı yıl felç geçirmiştir.1887'de gençliğinin şiirsel anlatımı olan "Yeni Connecticut" yayınlanır.Alcott , bu kitaptan bir yıl sonra , 4 mart 1888'de ölmüştür.

    Alcott'ın eğitim kuramları , İsviçreli eğitimci Pestalozzi'nin etkisini taşır.Ancak Alcott , daha çok Sokrates ve İncil'den etkilenmiştir.

    Onun amacı , düşünmeye özendirmek ve ruhu uyandırmaktı.Karşılıklı konuşmaya dayanan öğretim yöntemiyle , konuşmaya karşı saygılı ve sevecen bir öğreticiydi.Disiplin sorunlarında sınıfı bir bütün olarak ele alırdı.

    Alcott , bir vejetaryendi.Köleliğe karşıydı ve kadın hakları savunucusuydu.Kendini çıkara değil , gerçeğe adamıştı.Tinsel bir düşünce yapısı vardı.Yaşam biçimiyle , İsa'nın yaşamına öykünmüştü.Şiddet içermeyen sivil itaatsizlik konusunda , Thoreau'yu oldukça etkilemişti.Alcott , şiddet içermeyen direnişin büyük babasıydı.

    Kaynakça :
    We Allcotts
    Aileen Fisher-Olive Rabe 1968
    The Oxford Companion to American Literature
    James D. Hart 1962
    Ana Britannica
    Ana Yayıncılık 1986
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Orpheusca Sözler

    Umut
    Umut , insanı Tanrılaştırır.Ruhu , Tanrı katına yükselten odur ; ruhun yazgısının kahini ve gerçekleştirilmesidir.Arzuları ne kadar soylu olursa , kutsal yaratılmışlığı ve Tanrı'yı kavraması o kadar yüce olur.İnsan ne ise , Tanrı'sı da odur.Tanrı , onun yetkinliğe ilişkin düşüncesidir ; kendi varoluşunun tamamlayıcısıdır.

    Arzu
    Ruhun arzularının tatmin edilemez oluşu , onun sonsuzluğunun belirtisidir.Tatmin olmak için arzulayan , ama geçici şeylerden tatmin olmamak için direnen ruh ; bu arayışını sona erdirmek ister ve sürekli yaşayan düş kırıklıklarının ortasında bile , inancı sarsılmamış olarak kalır.O , hayatı soluyacaktır ; ışığı bir düzene koyacaktır.Umudu sonsuzdur ; asla bitmeyen , sonu olmayan bir umuttur.Hala kendi bağrındaki kutsal yaratılmışlığı arayıp bulma yolculuğunun , kendi kutsallığını zaman içinde gerçekleştirmek için sürekli olarak çaba harcama macerasının başındadır.Hiç bozulmamış , dokunulmamış ve arzu dolu olan ruh ; hem manevi hem de maddi şeylerin birbirine yaklaşmasını , birbiriyle çakışmasını hisseder.Kendi bedenlenişinden dolayı , içinde yaşadığı krallığı topraklarına katar.Sonu gelmez isteği ; elini-ayağını , sonsuz olana doğru yönledirir.Anlaşılmaz çabaları ve dev gibi hareketlenmeleri ; amacının , geçici olanın ötesine taştığını açığa vurur.Cennetsel arzularla titreşir.Onun kovaladığı şey , yıldızların da üstündedir ; oklarını , cennetin cephanesinden kapıp almıştır.

    İçgüdü ve Akıl
    Masum ruh , yanılmaz ve doğru amacın içgüdüleri bakımından acelecidir ; böylece , yanılgıya düşmüş aklı , zorlu mantıksal çıkarımlar yoluyla sezer.Ruhun isteği ve etkilenişleri , dolaysız ve güvenilirdir.Akıl içgüdünün sol elidir.Yavaş hareket eder , hantaldır ; ama sağ el , herşeye hazır ve yeteneklidir.Mantıksal düşünüşle , ruh ; kayıp sezgilerini bulmak için çabalar.Mantığın parmaklarını kullanarak , duyuların anlaşılmaz karanlığında , el yordamıyla aranır ; çünkü , hazineler hep vardır ve vicdanın gözüne görünebilir.Günahkarların , akla gereksinimi vardır ; azizlerin , gözetlemeye.

    Vicdan
    İnsanoğlunun bağrında ezelden beri varolan ; kudretli , her an tetikte bekleyen vicdandır.İnsan , asla onların işlediği suçlara ortak olmaz ; onu asla yanlış hareketler için kandırmaz ve hiçbir yanlış iş yapmaz.Ancak , kendini bütün günahların üstünde tutar.Günahsız , saf , kusursuzdur ; kalbin kutsallığıdır , ruhun vicdanıdır , yorumcunun kehanet tapınağıdır , kutsal kanunun yargıcı ve uygulayıcısıdır.

    Düşünce ve Eylem
    Büyük düşünceler , düşüneni yüceltir ve Tanrısallaştırır ; yine de daha soylu kılan , oyuncunun üzerindeki büyük eylemlerin etkisidir.Ruhun , Tanrı'nın bu ziyaretlerinde açılıp neşelenmesi ; uzun bir süre bir odada hapis kaldıktan sonra , yine dağ meltemini içine çekmeye benzer.Ruh , Tanrı katını koruyan meleklerin arasına yükselmek ve onların ortasında şarkı söylemek için ; Apollo ve Jüpiter'in yüzünü gözleyerek , kendini soylu bir kuş gibi hisseder.Yuvası , gök yüzünün en yüksek katındadır.Düşüncenin göğünde , bağrını yıkar ve tüylerini kabartır.

    Karakter
    Karakter , meşru olan tek kurumdur ; krallara yaraşır tek etkileme aracıdır.Gücü bitip tükenmez.Onun kendi bütünselliğinde , kaleler güven içindedir.Prenslikler , güçler , hiyerarşiler , devletler ; en sonunda , karakter sahibi insana teslim olur.Yüzyıllar , hayranlık ve sevgiyle etrafında eğilip diz çökmüşken ; o , ruhun kendini inşa ettiği bir tapınaktır.Ki , o tapınakta , koruyucu varlıklar ve kutsallık ibadet halindedir.

    Sağduyu
    Sağduyu , bilgeliğin ayak izidir.

    Eleştiri
    Adil bir eleştiride bulunmak için , aklın birliği zorunludur.Eleştiri ; farklılığı , aynılık kadar , gerçek ve doğanın kanunları kadar , kalıcı olarak değerlendirmemelidir.Böylesi bir eğilim , son aşamada , sağlam düşünüşe çok zararlıdır.Şeylerin kökenine asla etki edemez.Bütün yaratıcı zihinler , birlik yasasıyla esinlenip yönlendirilmiştir.Bu zihinlerin sorunu , farklılığın kaba ve yüzeysel kabuğunu delmek ve özünde bütün şeylerin kalbini ve tohumunu taşıyan birliği keşfetmektir.

    Yaradılış ve Çürüme
    Ruh , doğanın zerrelerini ; bir araya gelişteki düzeninin , tersine doğru ayrıştırır.Zerrelerin yaradılışı ve büyümesinin doğal tarihi açısından , bu ; geriye doğru gider.Yaradılış ve çürüme , birbirinin karşıtıdır veya birbirine karşıt gerçektedir.Ağaç , önce en üstten ölür.Evi yerle bir etmek için , önce çatıyı kaplayan kiremitleri çıkartırız.Çözünme , çürüme ve analiz ; ruhun değil , sezginin düzenine göre dışarıdan gelir.Doğaya dair tüm incelemeler , çürüme düzenine göre analitik olmalıdır.Bilim , ölümde başlar ve biter ; şiir yaşamda , felssefe organizasyonda , sanat yaratımda.

    Tanrı
    Tanrı , tüm niteliklerini , asla basit yapılarda ortaya koymaz.İşlerinde hep çok çabuktur , asla gecikmez.Doğa , O'nu kapsamaz ; O'nun içindedir.Doğa , Tanrı'nın yaşamının tarihi kaydıdır.İnsan ise , daha soylu bir kutsal metindir ; ama , kutsal yaratılmışlığı kağıda dökme konusunda başarısızlığa uğrar.Evren , O'nun varlığını açığa vurmaz.Sonsuzluk , onun varlığının gizemlerini yaymaz.O , en soylu işlerini , en ince ayrıntılarına kadar ve sürekli kontol eder.O'nun düşüncesi , biçiminin sınırlarının çok ötesine aşıp gider.Kendi idollerini , yeniden ve yeniden kalıba döküp şekillendirir.Hem doğa , hem insan , hep yapılma aşamasındadır ; asla yapılıp bitmiş değildir.

    Yaratılış
    Popüler yaratılış , tarihseldir.Duygulara seslenerek yazılmıştır ; ruha değil.İki ilke , farklılık ve yabancılık ; kutsal yaratılmışlığı değiştirir ve dönerek dünyayı dalgalandırır.Tanrı , ikiliktir.Ruh , türetilmiştir.Kimlik , farklılıkta duraksar.Yalnızca , teklik ve birlik gerçektir.Şeylerin kutupları , birbirine bağlı değildir.Yaratımın küresi yoktur.Yine de , gerçek yaratılışta doğa , maddede küreleşmiştir ; ruhlar da , bulutları ve yıldızlarıyla , manevi gökyüzünde küre halini almıştır.Aşk ; küredir , bilgelik de , bütün şeyler gibi , küre halini almıştır.Mıknatısın , demiri çektiği gibi ; farklılık kutuplarının birinden ötekine geçmek için titreşen ruh da , maddeyi çeker ve birliğin bağrında dinlenir.Bütün yaratılış , aşktır ; bilgelik onun biçimi , güzellik giysisidir.

    Aşk
    Aşk , ruhun işlerini planlar.Düşünce , taslak çıkarır ; eylem de , heykel haline getirir.Aşk , kutsaldır ; farkeden , yaratan , tamamlayandır , herşeydir.Aşk , ruhun koruyucu varlığıdır.

    Dürüstlük
    Dürüst insan , tüm karşıtlıkların ortasında , bütünlüğüne sıkı sıkı sarılır.İlkeleri yüzünden dünyadan sürgün edilmiş , yalnız kalmış bu insan , ırkının ona dadanıp zorluk çektirmesinden uzaktır.Genel saflığının içinde , Tanrı için olgunlaşır.Duyguların boş süsünün ve çekiciliğinin üstündedir o.Onun sırtına iş yükleyen , cennettedir.Onun tarlası sonsuzluktur ; onun ücreti barıştır.Altın kupalar , şöhret , şeref payeleri , dalkavukluklar , rahat yuva ve üzerine uzanılacak sedirler ona uzaktır.Tanrı'nın gülümsemesinde yaşar o ; ne insanın kızgınlığından korkar ne de çıkarını kollar.Ölümsüz olan şeref , üstüne üşüşülen pazarda değildir ona göre ; kalbin mahkemesindedir.Ki , bu mahkemenin ödülü , alkışlayan kalabalıklar değil , sövüp sayan askerlerdir ; bağlanıp yakılacağı kazıklar , asılacağı darağacıdır ve bahşişi de , davanın verdiği hüküm değil , onun üstesinden gelen mertliktir.

    Emek
    Emek tatlıdır ; insanı , ekmeğini kazanmak için tarlada ter içinde kalana kadar çalışmaya gönderen kırıcı ve sert bir hüküm değildir.Emek , ilksel olandır ; insanı , Tanrı'nın bahçesi cennetten etmiştir.Ruhu , yüceltip insancıllaştırır.Bütün işlevlerinde ve ilişkilerinde hayat vardır.Koruların ve pınarların , sadeliğin ve sağlığın havasını solur.İnsan ; saban , bel ve orak tutarken , emeğinin kıldığı nikah töreniyle toprağı ve ruhu evlendirerek , kutsal varlıklarla yüce söyleşilere girişir.Tembellik ise , insanı masumiyetinden ayrırıp , aklını çelen bir ayartıcıdır ; insanı Cennet'ten kovdurur.Bu tarlalarda çalışarak , barış içinde parasını kazanmadıkça , hiç kimsenin ; kendisini , Kutsal Çiftçi tarafından sevildiğini sanmasına izin verme.Ama şimdi , kocaman dünya , aylaklık edenlerle dolup taşıyor.Tarlalar çorak ve ıssız ; çağımız aç , hiç mısır yok.Toplanan hasat , delice otu ; buğday değil.Çağımız gıdasızlıktan kuruyup zayıflamış ; tohumcular buğdayı savurup , tanelerinden saman çöplerini ayıklasa bile , reform rüzgarları bu boşuna çabayı sürükleyip götürecek.

    Çeviren: Özlem Yaşayanlar
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •