• Reklam

Anket: Kitabın Değerlendirilmesi

+ Konuyu Yanıtla
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    Her Nefs Ölümü Tadacaktır
    Kayıt Tarihi
    13-11-2004
    Mesajlar
    2,139
    Karizma Gücü
    8

    Amat (İhsan Oktay Anar) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları

    Amat

    Yazarı: İhsan Oktay Anar
    Yayınevi: İletişim Yayınları
    Basım Tarihi: 2005
    Sayfa Sayısı: 235







    ARKA KAPAK
    'Olağanüstü' dünyaların yaratıcısı İhsan Oktay Anar yine, tarihin gizemli sayfalarını aralayan, adeta masalsı; ironik ama derin felsefi anlamlar yüklü, şaşırtıcı, sürükleyici bir romanla çıkıyor karşımıza...

    Aynalar, atlaslar, okunması yasak sır dolu kitaplar, savaşlar, gülleler, yeniçeriler... üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyonda ilâhî düzeni bozmaya meyyal bir kaptan, karanlığa ve kırmızı atlasa sarılı bir deniz seferi...

    Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun

    dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka! ? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye

    tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.






    KİTAPTAN
    Peygamber Efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri ezâ ve cefâ nedeniyle Medine'ye hicretlerinden 1080-1082 yıl, İsa Aleyhisselâmdan ise 1670 yıl kadar sonra, Şevvâl ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nâm salmış o Kostantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı. Gündoğusundan delicesine esen rüzgârın dört bir yana savurduğu kasvetli bulutların arasından bir anda, dolunayın gümüşümsü ışığı tıpkı bir şelâle gibi Galata'nın üzerine döküldü ve Arap Camii'ni, Surp Krikor ile Aya Nikola Kiliseleri'ni, inşası Cenevizli tüccarlara 48.000 altına patlayan o yüksek kuleyi ve kapkara kesme taşlardan örülü surları dünyevî bir nura boğdu. Rüzgârın uğultusu kesildiğinde Kılıç Ali Paşa Camii'nin alemindeki hilâle tüneyen bir baykuş kanatlarını çırptı. Âh! Sessizliği işitip karanlığı görmek keşke mümkün olsaydı, işte o zaman müminlerin tespihlerinden gelen şıkırtılar, yediklerini köşe başında çıkartan bir sarhoşun göğsünden gelen hırıltılar, kuytularda büyü yapanların dudaklarından dökülen fısıltılar duyulabilir ve on binlerce altınlık servetlerden saçılan ışıkta parıldayan gözler, şuh kahkahaların çınladığı batakhanelerin kapılarında asılı kırmızı fenerler, tenha bir köşelerde kirli ellerin çektiği o pırıltılı hançerler seçilebilirdi. O gece dolunay kasvetli bulutların arkasında kaybolsa da Galata semti karanlığa boğulmadı; çünkü her ne kadar taş binaların kapkara mahzenlerindeki çifte asma kilitli demir kasalar içinde olsalar bile, Venedik dukası, Macar zolotası ve filorinlerden ibaret yüz binlerce altından yayılan uğursuz ve sapsarı nur, aç ve asla doymayacak gözleri aydınlatmaya, katı ve soğuk kalpleri ısıtmaya devam ediyordu. Gecenin o vakti, günlük hasılatına yer açmak için, keyfinden bir de türkü tutturarak elde kürek, mahzenindeki altınları savurup köşeye yığan bir tefeci, bu altınların her birinin acıklı da olsa bir hikâyesi olduğunu bilmezdi. Mesela, bu hırslı adamın ayakları dibindeki bir Venedik dukası, böyle bir serveti elde etmek için alnının teriyle tam 9 yıl çalışan Koca Migirdiç adlı sırık hamalının cepkenine, kara günde kullanmak için neredeyse 40 yıl boyunca dikili kalmıştı. Beli kırıldığı için yatalak kalan hamal, bu altını, Voyvoda yolunda bakkaliye dükkânı işleten Karagöz Kirami Efendi'ye 4 yıllık borcunu kapatmak için vermişti. Bakkalın para kesesindeki 19 altından biri oluveren bu sikke çok geçmeden tefecinin mahzenindeki on binlerce altına eklenmiş ve bakkal da borcunun kalan yarısını ödeyemediği için Galata Zındanı'nda 9 yıl hapis yatmıştı. Ancak Galata'da hayat tefeciler için bile kolay sayılmazdı. Nitekim, tersanedeki Kalyonlar Kâtibi Yağlıkazık Recep Ağa, damadına Azap Kapısı'nda yaptıracağı ahşap ev için aldığı borcu ödememek amacıyla, rüşvet vererek mumcubaşı emrindeki kolcuları tefeci Salamon Efendi'nin başına musallat etmişti. Bu zavallı tefeci de, Kalyonlar Kâtibinin borcunu silmesine rağmen, ayakları bir kez alıştığı için ikide bir haraç istemeye kapısına dayanan kolculara yıllarca adeta bir servet akıtmış, 100.013 altınından kala kala geriye 99.997 altını kalmıştı. 6 rakamlık serveti 5 rakama düşünce sinir buhranı geçiren bîçare tefeci, hayatında ilk kez bir hesap hatası yaparak servetinin altıda birini kaybettiği fikrine saplanmış ve adeta ilâhî bir aydınlanma sonucu, fakir din kardeşlerinin refahına katkı olsun diye her cumartesi hahama, kurye olarak kullandığı beş yaşındaki oğluyla 3-5 metelik göndermeye yeminler etmişti. İster demir kasalarda ister sadece hayallerde olsun para paraydı ve şu Galata semtinde, gemicisinden meyhanecisine, ayyaşından dindarına, bekçisinden kolcusuna kadar para peşinde koşmayan ve paranın satın alamayacağı bir tek âdemoğlu yoktu, deli marangoz hariç!





    YAZAR HAKKINDA
    1960 doğumlu. Lisans, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yaptı. Halen aynı okulda öğretim üyesi. Yayımlanmış üç kitabı var: Puslu Kıtalar Atlası (1995), Kitab-ül Hiyel (1996), Efrâsiyâb�ın Hikâyeleri (1998)
    Fa-hişe fikirli bencil bir sapık.
    Sinir bozucu derecede sakin ve umarsız.
    Akıllara ziyan derecede yanlışlara sevdalı.
    Herşeyi yaşamışçasına önyargılardan arınmış.
    Yanlış zaman cesaretlerinin sindirdiği bir korkak.
    Oynama özürlü bir oyuncu.
    Hastalık derecesinde iyimser.
    Mükemmellikten uzak bir et yığını.
    BEN
    20 Ağustos 2009 itibariyle foruma döndüğüm sanılıyor...

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    02-11-2005
    Mesajlar
    2
    Karizma Gücü
    0
    "Dünyayı nasıl karşılıyorsanız, dünya öyle! Yaşamı nasıl görüyorsanız hayat öyle! Ölümü, ölümsüzlüğü nasıl biliyor ve inanıyorsanız öyle! İyi-kötüyü nasıl öğrenmişseniz her ikisi de öyle! Amat!!! 'Amat'ı nasıl algılıyorsunuz? İşte 'AMAT' o algının ta kendisi!!! 'Bu hikaye ne kadar gerçekse AMAT o kadar gerçek, AMAT ne kadar gerçekse bu hikaye o kadar gerçek'!!!"

    Diyavol Hazretleri iyilik ile kötülükten uzak bir kuantum dünyası kahramanı olsa gerek!!! Belki de iyilik ile kötülüğün ta kendisi!!! Belki de KUANTUMUN ta kendisi!!!

    Süleyman Reis, dünyada bundan çok!!! Ademoğlu; yasak meyvayı yiyenlerin en safından veya iyisinden veyahut en kötüsünden, yedikçe ölümsüzleşiyor!!!

    Ali Reis, dünyada bundan da çok, belkide yasakların delinmesi gerektiğine inan mühletçi!!! Bu da, yasak meyvacılardan; ama yaşadığı süreyi zelil saymayan, kurgu olmayacak kadar yaşayan bilge mahluk!!!

    Eşşek İsrafil, son 'çalgıcı' mı dersiniz bilmem ama, yaşadığı sürece en iyi bildiği işi yaptı; hep 'üflemeci' oldu!!! 'Sûr'u hakediyor, hemde kendi yaşamını hergün binlerce defa, yeniden yeniden!!!

    Nuh Usta, 'kapıcı'!!! Dışardakileri içeri, içerdeki dışarı alan dekileri
    ...

    Med-cezir arasında bir AMAT!!! Tam bana göre...

    Tarih: Kim hangi tarihi dilerse o tarihi atfetsin romana!!! Lakin, roman fitarihinn 17.y.y OSMANLISINI seçerek meraklılarına heyecan vermiş!!!

    Neyse... Şu an misafir geldi. 'Gerçeğin ta kendisini yaşamam gerekiyor'!!! İşte AMAT bu!!! Sonra yazarım AMAT kurgusunu... Misafirlerle ilgilenmem gerek...

    Görüşmek üzere...

  3. #3
    faher adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-09-2005
    Mesajlar
    6
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Amat - İhsan Oktay Anar

    Amat"ta Kendinizden birşeyler bulabilirsiniz..

    Yazarlarınnın diger kitapları gibi bir solukta okuyacagınız eser


    Bu kitabı okurken eski Gemilerin özelliklerini ve tayfasını tanıma acısından aşagıdaki linteki derlemeleri degerlendirmenizi öneririm..

    http://www.turkforum.net/showthread....90#post2217990

    Ayrıca deniz şavaşları, şavaş gemileri ve deniz yaşamı hakkında şu filmide izlemek amatı daha iyi anlamanız saglayacaktır

    http://www.masterandcommanderthefarsideoftheworld.com/

    iyi okumalar..


    İhsan Oktay Anar"ın diger kitapları

    Amat
    Efrasiyab`ın Hikayeleri
    Kitab-ül Hiyel
    Puslu Kıtalar Atlası

  4. #4
    angelostr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-09-2005
    Mesajlar
    127
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Amat - İhsan Oktay Anar

    sürükleyici, heyecanlı, mistik.. başka ne isterim ki? 5/5
    ЧУЖОГО НЕ БЕРИ. СВОЕ НЕ ОТДАВАЙ.
    ЗАЖМУРЬСЯ И УМРИ. ЛЮБИ И УМИРАЙ.
    СКАЖИ И ПОКЛЯНИСЬ. СКАЖИ ЧТО ЕРУНДА
    УМРИ И ПРИТВОРИСЬ, ЧТО ЛЮБИШЬ НАВСЕГДА!

    ГДЕ ВЕЧЕР БЕЗ ЛЮБВИ! И УТРО БЕЗ ОБИДЫ!
    ЛЮДИ ИНВАЛИДЫ, ЛЮДИ ИНВАЛИДЫ.
    ГДЕ ВЕЧЕР БЕЗ ЛЮБВИ! И УТРО БЕЗ ОБИДЫ!
    ЛЮДИ ИНВАЛИДЫ, ЛЮДИ ИНВАЛИДЫ.

  5. #5
    kartalsenel adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-01-2006
    Mesajlar
    581
    Karizma Gücü
    0
    bunca zaman bekleyip bizi binbir türlü ızdıraba sokan ihsan oktay'a biraz kırgınım ama genede beklemeye değermiş yalnız eskileri daha mı bi hoştu ne yada yedi sene sonra tekrar masalsı anlatıma dönüşümüz mü bizi zorladı?

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •