sadece sana bu..
Ya aslında hersey senle bütünleşiyor
Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam...
Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam...
Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa...
Kitap okurken seni düşünmekten kendimi alamayıp aynı satırı defalarca tekrar ediyorsam...
Aşkımın coşkusunu sana yansıttığımda senin de bana aynı coşkuyla karşılık veriyo olduğunu hatırlıyosam...
Öylesine mutluyum ki bugün sonsuzluğunu haykırmak için çabalıyorum. Şu güçsüz kollarımın olanca gücüyle güçlü olmalıyım diyorum kendimce güçlü Neden bilirmisin? Çünkü yüreğimde yaşattığım bir dünya vardır. İçinde barındırdığım insanlarda başka başkadır.
Anladım ki insan ne kadar severse öfkesi de o kadar büyük oluyormuş .Senin şafağın daralıyor benim nefesim.
Ne zormuş ayrılık...


**********************************************************

alışamadım..
hayır...alışamadım hala, kendimi işe yaramaz biri olduğuna inandırmaya çalışmakla geçiyor yalnız dakikalarım..ama dakikalar kalbim ve beynim arasındaki upuzun yolu geçebilmeme yetmiyor.
Pijamanı buldum dün, bedeninin şeklini almış,hani sanki yeni çıkarmışsın gibiydi... kimse giymemiş senden sonra..
ne çok şey değişti
insanlar beni yolda durdurup seni soruyorlar hala..ayrıldık diyorum,çoğu inanmıyor...komik, ben de inanmıyorum...
biliyor musun en çok neyi özledim...filmlerimizi ve tabii bir de çoğunu yarım bırakışımızın sebebini
neyse,sana veda etmek istedim..
artık seni düşünmeyeceğim...pijamanı atıcam,filmleri unutucam, daha çok işe vercem kendimi daha az ağlayacağım artık...
seni unutucam..söz artık alışıcam...


**********************************************************

düşlerimde hoyrat sevdalar... Avuçlarımda kırık cam parçaları...
Yüreğimin zindanına kısıldım kaldım. Özgürdüm, benim de uçmaya hazırlandığım göklerim, gideceğim uzaklarım vardı.

Sonra aşk kapımı 1 kez çaldı ben kuytulara mahkum oldum.Sen geldin. Seni sevmek; fırtınada savrulsa da kopmayan bir papatya misali toprağa asılmaktı. Seni sevmek; acıtsa da canını kanamaktı, kanamayı sevmekti. Seni sevmek; sana inat, kendime inat, hayata inat seni sevmekti. Kimsesizlerin şarkısıydı birlikte olmak ya hani sarılınca yolda tanımadığı biri başkasına iç çekmek, hani anneler gününde anne olduğunu hayal etmek, babalar gününde baba kokusunu özlemek.. böyleydi seni düşlemek...karların altındaki koru yüreğime aldım ya, dokunulmamış saçlarını göğsüme serdim ya, baharat kokumu seninle gönderdim ya daha ne gelir elimden?

Aşk, söylesene senin uğruna ne kadar bekleyeceğim dönülmez yolları?

Uçurumların kenarlarında daha ne kadar sendeleyeceğim?

Annemin duaları vardı yanımda, çantamda babamın öyküleri.. Kışın soğuk gecelerinde karanlıkta çatırdayan sobamızın alevleri vardı başucumda. Masumdum, çocuktum, yırtıktı elbiselerim, yara doluydu ellerim ve de dizlerim. Yetmedi yola çıktım; büyüdüm; dokundum; sevdim. Yaralarıma yaralar eklendi hiç kabuk bağlamayan; düşlerimde hoyrat sevdalar birikti dağılmayan; avuçlarımda kırık cam parçaları var bir türlü battıkları yerden çıkmayan; masumiyetime sevdiklerimi acıtınca aldığım haz bulaştı bir türlü aklanmayan…

Oysa ben her sabah vakti; demli kantin çayının kokusunda, cazırtı sesli radyonun en acı notasında, soğuk gözleri yüreğimden uzak insanların merhabalarında hep senin bir “GÜNAYDIN”ını bekliyorum.

Sanki sen bir çıkıp gelsen kapanacak yaralar, tekrar çatırdayacak sobada odunlar, tekrar annem olacak babam gelecek birazdan. Sen bir çıkıp gelsen yatıp dizlerine ben diye kalan her şeyi sana sereceğim. Sen çıkıp bir gelsen mucizelere inanacağım. Sen bir gelsen…