• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Halil Cibran (1883 - 1931)


    1883 yılında Bechari'de doğdu. Oniki yaşında iken ailesi ile birlikte Amerika'ya göç etti. İlk orta ve lise öğrenimini Boston'da tamamladı. Daha sonra ısrarı üzerine ailesince Beyrut'taki El Hikmet Medresesi'ne gönderildi. Yüksek öğrenimini burada bitiren Cibran, 1902'de bir daha dönmemecesine ayrıldı anayurdundan.

    1902-1908 yılları arasında resim yaparak geçimini sağladı. 1908'de Paris'e gitti; güzel sanatlar akademisi'ne yazıldı. Üç yıl süreyle çağının en büyük heykeltraşı Auguste Rodin'den ders aldı. 1911'de yeniden Amerika'ya döndü. 1918'de ilk kitabı "The Madman-Deli" yayınlandı. 1923'de "The Prophet-Ermiş" basıldı. Bu kitabıyla adı bütün dünyaya yayıldı. "Jesus, The Son of Man-İnsanın Oğlu İsa" ve "The Earth Gods-Yeryüzü Tanrıları" adlı kitaplarıyla bu başarısını pekiştirdi.

    1931 yılında New York'daki küçük bir çatı katında yoksulluktan ve birbiri ardına gelen hastalıklardan kurtulamayarak öldüğünde 48 yaşındaydı.
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Yaşam Üstüne

    Bir yalnızlık okyanusundaki bir adadır Yaşam, kayaları umuttur Ada'nın, ağaçları düş; çiçekleri ıssızlıktır, dereleri özlem.

    Ey dost, senin yaşamın diğer adalardan ve topraklardan ayrılmış bir adadır.
    Limanlarindan kaç gemi yelken açarsa açsın baska iklimlere, kaç gemi varırsa
    varsın limanlarina, sen yine, yalnızlığın ıstırabıyla inleyen ve mutluluğu
    özleyen ıssız bir ada olarak bir başına kalacaksın. En yakın dostuna bile
    meçhulsün, onların ilgi dolu sevgisinden ve anlayışından çok uzaklardasın.

    Ey kardeşim, seni, altın kümeciklerinin üstüne oturmuş, zenginliğine
    sevinerek - hazinelerinle gurur duyarak, topladığıin her avuç dolusu altınınn,
    diğer insanların tutku ve düşüncelerini seninkilere bağımlı kılan göze
    görünmez bir halka olduğuna inanip, güvenlik duyduğunu görmüşümdür.

    Aklımda seni, düşmanlarının kalelerini yerle bir etmek tasarılarıyla
    ordularına kumanda eden bir fatih gibi görmüşümdür. Ama sana bir kez daha
    baktığımda, senin yerinde, altın kasalarının ardında çırpınan bir yalnız
    yürekten ve kapatıldığı altın kafeste boşalmış su kabının karşısında
    kalakalmış susamış bir kustan başka bir şey göremedim.

    Ey kardeşim, seni, çevrende kral diye kabullenmiş, sana başardığın büyük
    işlerin övgüsü olan şarkıları söyleyen, senin akıl gücünü öven ve sanki bir
    yarı-tanrının huzurundaymışlar gibi, hatta gökkubbenin coşkusunu bile
    bastıran coşkunluk belirtileriyle sana bakınan insanların arasında
    görkemliliğin tahtına kurulmuş olarak görmüşümdür.

    Ve sahip olduğun bunca nesneye bakarken, yüzünde, sanki onların ruhu
    senmişsin gibi mutluluk, güçlülük ve zafer belirtilerinin oynaştığını
    görmüşümdür.

    Ama sana bir kez daha baktigimda seni, tahtının yanıbaşında durup, sanki
    görünmez hayaletlerden içinde sıcaklık ve dostluktan başka hiçbir şey
    bulunmasa da kabulün olan bir sığınak dilercesine elini her yana uzatan,
    kendi yalnızlığyla baş başa kalmış bir insan olarak bulmuşumdur.

    Ey kardeşim, seni, güzel bir kadının karşısında kendinden geçmis, çıkarıp
    yüreğini onun güzelliğinin mihrabına koyarken görmüşümdür. O kadının sana
    içtenlikle ve şefkatle baktığınıi görünce de kendi kendime, 'Yaşasın, bu
    adamın yalnızlığını silen ve yüreğini bir başka yürekle birleştiren Sevgi'
    demişimdir.

    Buna karşin, sana bir kez daha baktığımda, senin sevgi dolu yüreğinin
    içinde, sırlarını bir kadina açıklayabilmek için boşuna hıçkıran yapayalnız
    bir yüreğin daha durduğunu; ve sevgiyle dolu ruhunun ardında, sevgilinin
    gözlerinden yaş olup akabilmek için boşuna çırpınan bir bulut gibi dolanan
    yalnız bir ruhun daha bulunduğunu gördüm.

    Ey kardeşim, yaşamın, diğer insanların konakladıkları yerlerden ayrık, ıssız
    bir konaklama yeridir. Hiç bir komşunun, içine gözatamayacağı bir yuvadır.
    Karanlığa gömülecek olsa, komşunun kandili onu aydınlatamaz. Erzağı tükense,
    komşunun ambarları onu dolduramaz. Bir çölde olsa, baskalarının elleriyle
    bellenip, çiçeklendirilmiş bahçelere sokamazsın onu. Bir dağıin doruğu olsa,
    başkalarının ayak izleriyle çiğnenmiş olan bir vadiye indiremezsin onu.

    Ey kardeşim, senin ruhunun yaşantısı, ıssızlıkla çepeçevre sarılmıştır ve
    eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasa, ne sen SEN, ne de ben BEN
    olabilirdik. Eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasaydı, senin ağzından
    çıkan sözcüklerin benim ağzımdan çıktıklarına inanır; ya da senin yüzüne
    baktığımda aynadan kendi yüzümü seyrediyorum sanırdım.

    (Halil Cibran/Sözler)
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  3. #3
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Dostum

    Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.

    Benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
    Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
    "Rüzgar doğuya esiyor" dediğin zaman "evet, doğuya esiyor" derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.

    Denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. Bırak denizimle başbaşa kalayım.

    Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: Böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. Bırak gecemle başbaşa kalayım.

    Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin, ‘arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.

    Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; Ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. Bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.

    Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim. Ama gizliyorum deliliğimi. Bırak deliliğimle başbaşa kalayım.

    Dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  4. #4
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Çocuklar

    Ve kucağında bebeğini taşıyan bir kadın konuştu:
    "Bize çocuklardan bahset."

    Ve o şöyle dedi:

    "Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değildir.
    Onlar, Hayat'ın kendine olan özleminin oğulları ve kızlarıdır.

    Onlar sizin aracılığınızla oldular, ama sizden değil;
    Ve sizle olsalar da, size ait değiller...

    Onlara sevginizi verebilirsiniz ancak, düşüncelerinizi değil;
    Çünkü onların kendi düşünceleri olacaktır...

    Onların bedenleri için bir yuva sunabilirsiniz; ama ruhları için değil;
    Çünkü onların ruhları, yarın'ın evini mesken tutmuştur,
    sizin rüyalarınızda bile ziyaret edemiyeceğiniz...

    Onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz; ama onların sizin gibi olmaları için değil...
    Çünkü hayat ne geri sarar, ne de dünde oyalanır...

    Sizler, yaşayan oklar olarak çocuklarınızı ileriye fırlatan yaylarsınız...
    Yayı kullanan, sonsuzluğun içindeki hedef noktasını görür ve
    bütün gücüyle sizi gerer ki, okları hızla uzaklara erişebilsin...

    Okçunun elleri altında sevinçle eğilin,
    Çünkü o, uçan okları olduğu kadar,
    sarsılmaz yayları da çok sever..."
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  5. #5
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    saolsaın ellerine saglık arkadasım..bu adamı cok severim.ilhan irem etkilendiği dehaalr arasında bu adamı da sayar..kendisinin ressamlık yönu de vardır...aşagıya bi kaç resmini ekledim...
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler
    • Dosya Türü: jpg 01.jpg (5.4 KB, 0 Görüntülenme)
    • Dosya Türü: jpg 02.jpg (4.5 KB, 0 Görüntülenme)
    • Dosya Türü: jpg 03.jpg (5.8 KB, 0 Görüntülenme)
    • Dosya Türü: jpg 04.jpg (6.6 KB, 0 Görüntülenme)
    • Dosya Türü: jpg self.jpg (4.4 KB, 0 Görüntülenme)
    Bu mesaj en son " 27.10.05 " tarihinde saat 16:41 itibariyle melusina tarafından düzenlenmiştir...
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  6. #6
    Hemera adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2006
    Mesajlar
    33
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Halil Cibran (1883 - 1931)

    Aşk Üstüne


    Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

    Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

    Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk'ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.

    Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.

    İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir ?

    Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden
    bu ateş nedir ?

    Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir ?

    Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir ?

    Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.

    Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?

    Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan
    yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.

    Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir ?

    Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir ?

    Yaşam'dan ve Ölüm'den, Yaşam'dan daha acayip, Ölüm'den daha derin bir
    düş oluşturan bu uyanıklık nedir ?

    Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı ?

    Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?

    İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?

    Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?

    Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?

    Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum.

    Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi :
    "Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür."

    Yiğit bir genç karşılık verdi:
    "Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar."

    Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
    "Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir. Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu ; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler."

    Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
    "Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır."

    Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
    "Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir."

    Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
    "Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir."

    Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
    "Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar."

    Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
    "Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar."

    Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı
    bir adam titrek bir sesle şunları söyledi :
    "Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir."

    Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
    "Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı."

    Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.

    O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
    "Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk'tır."

    Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:

    "Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
    Tanrım beni kutsal ateşine at..."

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •