• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Pozitivizm ve Neo-Pozitivizm

    Pozitivizm, empirist(deneyci) bilgi görüşüne dayanan ve özellikle toplum ve tarih bilimleri alanında etkili olan bir felsefe akımıdır. Bu akımın başlıca temsilcisi olan ve sosyolojinin de kurucusu olarak anılan Auguste Comte’a (1789-1957) göre, insan aklı, teolojik, metafizik ve pozitif olarak nitelenen üç tarihsel dönemden geçmiştir. İnsan aklının evreni ve toplumu kavrama ve değerlendirme konusunda, geçirmiş olduğu değişimleri ifade eden bu kurama "üç hal kuramı" denilmektedir.
    Teolojik düşünme evresinde insan, evren hakkında doğru bir anlayışa sahip olmadığı için olayların ardında tanrısal ve gizemli güçler aramıştır, ikinci evrede de olayların açıklanmasında bazı metafizik güçlere başvurulmuştur. Ancak 19. yüzyılda, yani Comte’un da içinde yaşadığı çağda pozitif (bilimsel) düşünme evresine ulaşılmıştır. Bu dönemin ayırt edici özelliği, olguların ardında gizli güçler aramak yerine, onları deney ve gözleme dayanarak açıklama yoluna gidilmesidir. Pozitivizm, yaşamla ilgili bir pratik kaygı ve amacı da içermektedir. Bu ise, empirik bilgi ve bilim yoluyla doğaya egemen olmak ve toplumu düzenleme ve biçimlendirme kaygısı ve amacıdır.

    Pozitivist bilgi ve bilim anlayışının, iki temel felsefi inanca dayandığını söylemek mümkündür:

    a)insan bilgisinin kaynağı veri’dir, veri ise algılanabilir, gözlemlenebilir olan şey, yani olgu’dur.

    b)veri, yalnızca duyusal izlenimlerin bir çokluğu olarak vardır ve bize belirli bir kurallar demeti içinde açıktır.(Özlem 1986:11)

    Deneyci bilgi anlayışına dayanan Pozitivizm, bilginin kaynağını duyu-verilerinde bulmaktadır. Pozitivist görüşe göre, bir olayın açıklanması için, o olayın genel bir yasanın kapsamına alınması gereklidir. Genel yasa ise, gözlenen olaylardan tümevarım yoluyla elde edilmiş olan bir genellemedir. Bu genellemeden tümdengelim yoluyla elde edilecek önermelerin sınanabilmesi ve doğrulanabilmesi gerekir. Bundan dolayı bilimsel nitelik taşıyan önermelerin/varsayımların sınanması, yani belirli bir olayla, o olayı belirleyen öncel koşullar arasındaki nedensellik ilişkisinin saptanmasına bağlıdır. Pozitivistlere göre, özgül bir olay teorik bir genellemenin kapsamına alındığında, o olay açıklanmış demektir. Genelleme kapsamına alınmış olayın, aynı koşullar altında, gelecekte de aynı biçimde tekrarlanması beklenir. Bu tür açıklamaya, nomolojik (yasa-bağımlı) açıklama denilmektedir. Deneyci bilgi anlayışı, nomolojik açıklama yöntemi ve "bilimin mantığı"nın tek olduğu görüşü, pozitivizmin en önemli özellikleri olarak dikkati çekmektedir.(Sunar 1986:103-104)

    Pozitivizm, "salt algılama" (deneycilik) varsayımına dayandığı için, bilginin dış dünya çıkışlı olduğunu, yani dış dünyadan türetildiğini) ya da dış dünyayı olduğu gibi temsil ettiğini öne sürmektedir. Bu nedenle, bilgi (söz, kavram, sembol) kendi dışında "somut", "gerçek" dünya ile bağımlı bir biçimde ele alınmakta, bilgi ile gerçeklik arasında bir denklik (tekabüliyet) olduğu iddia edilmektedir. Aşağıda ele alacağımız tarihselcilik açısından ise, bilgi ile gerçeklik arasındaki ilişki çok farklıdır. Buna göre, dil dünyadan, kuram doğadan, söz olaydan türetilemez ya da başka bir deyişle dünya düşüncede yansımaz. Aradaki ilişki bir denklik ilişkisi değil, aslında bir oluşum (formation) ya da kuruluş (constitution) ilişkisidir. Dünya, bilginin dışında varolmasına karşın, dışardaki dünyanın düzeni bilgi aracılığıyla kurulmaktadır. (Sunar 1986:4-5)

    Yeni-pozitivizm, pozitivist felsefenin 20. yüzyılda aldığı biçimdir denilebilir. Aynı zamanda "Viyena Çevresi" olarak da anılmaktadır. Yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar, felsefe alanında en başat akımlardan biri olduğu söylenebilir. Yeni-pozitivizmde, dil ve mantık merkezi bir rol oynamaktadır. Yeni-pozitivizm, getirmeye çalıştığı felsefe anlayışı bakımından da önemlidir. Buna göre, felsefenin alanı ile bilimlerin alanı arasında bir ayrım yapılmalıdır. Felsefe, yalnızca dil ile ilgilenmelidir. Kendisini dil çözümlemesiyle sınırlandıran bu felsefenin görevi de, kendilerine dayanarak olguları dile getirdiğimiz önermeler hakkında ve bu önermelerin dilsel bağlamları hakkında bir açıklama yapmaktır.

    Wittgenstein, dil çözümlemesi olarak felsefenin, önerine adını verdiğimiz dilsel yapılara yönelmesi gerektiğini belirtir ve önermeleri üç gruba ayırır:

    a)evren üzerine önermeler (sentetik önermeler),

    b)mantıksal önermeler (analitik önermeler),

    c)metafiziksel önermeler.

    Bu önermelerin arasında önemli farklılıklar söz konusudur. Evren üzerine kurulan bir önerme, evrene ilişkin bir durumu yansıtır ya da ona işaret eder. Bu tip önermeler, olgular ve olaylar hakkındadır. Deney, gözlem gibi etkinliklerle bu tip önermelerin doğruluk ya da yanlışlıkları, yine evrene başvurularak denetlenebilir. Bilimin, bu tip önermelerle uğraştığını görebiliriz. Mantıksal önermelerin doğruluk ya da yanlışlıkları kendi içlerinde anlaşılabilir. Çünkü bu tip önermeler, totolojiler olarak karşımıza çıkmaktadır. Metafiziksel önermeler ise, diğer iki tip önermeden farklıdırlar. Bu tip önermeler ne doğrulanabilir ne de yankşlanabilir, bize bilgi de vermezler. Ancak bu tip önermeler, evrenle ilişkili olmasalar bile evrenden bir şey yansıtıyormus gibi görünebilirler. Bu nedenle felsefenin önemli görevlerinden biri de, metafiziksel önermelerle uğraşmak ve mantıksal bir dil çözümlemesi yapmaktır. (Özlem 1986:19) Yeni-olgucuların, etafizik karşıtlığı, felsefeden metafiziksel unsurları temizleme eğilimleri dikkati çekmektedir.

    Yeni-olguculara göre felsefe, metafizik olmamalıdır. Çünkü metafizik önermeler anlamlı ve doğrulanabilir şeylerden söz etmezler. Felsefe kendini dil çözümlemesiyle smırlandırmalı ve Wittgenstein’ın deyimiyle, "üzerinde konuşulamayan konusunda susmalıdır." Yeni-olgucularm en önemli tezlerinden biri de, dünyanın bilimsel kavranışına ilişkindir. "Dünyanın bilimsel kavranışı", 1929 yılında Viyena Çevresi tarafından dile getirilmiştir. Söz konusu bilimsel dünya kavramı, aslında iki niteliğiyle karakterize edilir. Birincisi onun deneyci (empirist) ve pozitivist olmasıdır. Burada yalnızca deneyden gelen bilgi mevcuttur, ikinci olarak bilimsel dünya kavramı, kesin bir yöntemle, yani mantıksal çözümleme yoluyla meydana getirilmektedir. Bilimsel uğraşın amacı da deneysel malzemeyi mantıksal çözümleme yoluyla incelemektir.

    Yeni-olguculara göre, dil-dışı (fiziksel) nesnelerin varlığı üzerinde durmak, felsefe araştırmalarının konusu değildir. Örneğin "dış dünya gerçek midir?" sorusu, yeni-olgucular için sahte bir sorudur. Yeni-olgucular, felsefe sorunlarının aslında birer dil sorunu olduğunu ifade ederler. Felsefe sorunları dilin mantığını yanlış anlamaktan ortaya çıkmaktadır. Burada yeni-olguculuğun (mantıkçı pozitivizmin) iki temel amacından söz edilebilir. İlki, bilimi metafizik ve teoloji gibi etkinliklerden ayırmak, diğeri ise felsefeye bilimsel bir kesinlik kazandırabilmek. Bu nedenle felsefenin işlevi bilgi kuramıyla sınırlandırılmaktadır.

    Günümüzde artık bir "Viyena Çevresi" düşünürlerinden söz edemesek de, bilgi ve bilim konusunda, bilim ve felsefe ilişkisi hakkında, bilgiye ilişkin sorunlar üzerine pozitivist bilim felsefesi ile tarihselci (hermeneutik) bilgi ve bilim anlayışı arasındaki tartışmanın sürdüğüne tanık oluruz. Şimdi de tarihselci bilgi felsefesini ana hatlarıyla ele almak yerinde olur.


    Mustafa Günay
    Metinlerle Felsefeye Giriş
    Karahan Yayınları
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    susta adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-09-2005
    Mesajlar
    145
    Karizma Gücü
    0
    Teşekkür ederim... Auguste Comte'u biraz olsun tanımak bile güzelmiş... Yaşasın Pozitivizm...
    :x BYE BYE TÜRKÇE BİRLİĞİ :x
    EFE ADAYI
    <<<Paylasim Ve Dostluk Platformu>>>



    Tabiki acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu!!!

    Başkalarının kurallarını uygulamak, insanın kendisini yönetmesinden çok daha kolaydır!!!

    Nietzsche...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •