• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
23 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ScaNDaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    7,435
    Karizma Gücü
    8

    Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirleri, Yazıları Ve Eseleri

    AHMET HAMDİ TANPINAR

    23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu, 24 Ocak 1962 tarihinde aynı kentte öldü. Babasının görevi nedeniyle ilk ve orta öğrenimini İstanbul, Sinop, Siirt, Kerkük ve Antalya'da tamamladı. İstanbul'da önce Veteriner Fakültesi'ne girdi, sonra Edebiyat Fakültesi'ne geçti. 1923 yılında yüksek öğrenimini tamamlamasının ardından Erzurum, Konya ve Ankara'da liselerde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1930'da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü'ne, 1932'de İstanbul Kadıköy Lisesi'ne atandı. 1933 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve sanat tarihi dersleri verdi. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde kurulan Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne atandı. Yüksek öğrenim yıllarında çıkardığı Dergâh dergisi Türk Edebiyatına önemli katkıları olmuştur.

    Ahmet Hamdi Tanpınar Yahya Kemal kadar Ahmet Haşim'den etkilenmiş, aynı coğrafyada doğu-batı uygarlığı ikilemini yaşayan, yitirdiklerine kavuşma isteği ile dolu, içe dönük, doğa ve evrenle bağ kurmaya çalışan, geçmişine sıkıca bağlı, zaman ve özlem duygularını Bergson etkisinde çözümlemeye çabalayan, öznelliği yoğun, titiz, hece ölçüsünde ses uyumunu büyük ustalıkla kullanan, imge zenginliği ve müzik kaygısı içeren şiirler yazmıştır.


    ------------------------------------

    ANNEM İÇİN

    Bir günümüz bile sensiz geçmezken
    Şimdi mezarına hasretiz anne...

    Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer
    Gölgesinde ulu, loş bir mâbedin
    Bir yığın toprakla bir parça mermer
    Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.

    Bir yığın toprakla bir parça mermer,
    Üstünde yazılı yaşınla, adın;
    Baş ucunda matem renkli serviler
    Hüznüyle titreşir sanki hayatın.

    Seni gömdük anne yıllarca evvel
    Göz yaşlarımızla bu ıssız yere
    Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel
    Matem dağıtırken hasta kalblere.

    Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun
    Hüznüyle erirken Dicle de sessiz,
    Öksüzlük denilen acıyla vurgun
    Bir başka ölüydük bu toprakta biz.






    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ---------------------------------------


    BURSA'DA ZAMAN


    Bursa'da bir eski cami avlusu,
    Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
    Orhan zamanından kalma bir duvar...
    Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
    Eliyor dört yana sakin bir günü.
    Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
    İçinde gülüyor bana derinden.
    Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
    Ovanın yeşili göğün mavisi
    Ve mimarîlerin en ilâhisi.

    Bir zafer müjdesi burda her isim:
    Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
    Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
    Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
    Güvercin bakışlı sessizlik bile
    Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
    Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
    Muradiye, sabrın acı meyvası,
    Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
    Türbeler, camiler, eski bahçeler,
    Şanlı hikâyesi binlerce erin
    Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
    Nakleder yâdını gelen geçene.

    Bu hayâle uyur Bursa her gece,
    Her şafak onunla uyanır, güler
    Gümüş aydınlıkta serviler, güller
    Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
    Başındayım sanki bir mucizenin,
    Su sesi ve kanat şakırtılarından
    Billûr bir âvize Bursa'da zaman.

    Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
    Duyduk bir musikî gibi zamandan
    Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
    Fetih günlerinin saf neşesini
    Aydınlanmış buldum tebessümünle.

    İsterdim bu eski yerde seninle
    Başbaşa uyumak son uykumuzu,
    Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
    Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
    Havayı dolduran uhrevî âhenk..
    Bir ilâh uykusu olur elbette
    Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
    Belki de rüyâsı bu cetlerin,
    Beyaz bahçesinde su seslerinin.






    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ------------------------------------------


    EŞİK


    Bu yekpâre akış, durgun, derinden...
    Her aynada yalnız kendi görünen
    Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın
    Kendi cevherinde mahpus bir ânın
    Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,
    Dalgın, unutulmuş sesleri uzak
    Bir uykudan bana tekrar dönenler,
    İçimde, dışımda hep aynı çember!
    Bin elmas parıltı oyun ve halka
    Küçük ve hiç değişmez dalgalarla
    Bende bana meçhul akşamlar yoklar!
    Gülen ve gömülen gölge ufuklar
    Acayip davetlerin rüzgârında
    Her lâhza yine kendi sularında!...

    Uzakta, aya çok yakın bir yerde,
    Çılgın ve muhteşem harabelerde,
    Büyük sükûtların fırtınası var.
    Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,
    Çok genç uçuşunda ve hangi haşin
    Yıldıza gülerek çarptığı için
    Alnında bir siyah nokta geceden
    Kovulanlar ışık bahçelerinden,
    Bütün ayrılıklar hepsi orada
    Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.
    Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü
    Göğsünde kanıyan bir zaman gülü
    Mahzun bakışlarla dinler derinde
    Olup olmamanın eşiklerinde.

    Garip telâşını, binlerce fecrin
    Ocağında nezir güvercinlerin
    Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru
    Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!
    Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca
    Gölgesi güneşin üstünde uçan
    Dişi kuyruğunda ebedî yılan,
    Ve üstüste rüyâ!
    Bir ses yavaşça,
    Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin
    Zümrüt usaresi maviliklerin
    Suların üstünde arar kendini
    Yoklar, ömrün bütün sahillerini
    Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz
    Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz
    Hep birden tutuşur, nârin kemerler
    Alevden sütunlar, altın, mücevher,
    Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar
    Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar
    Büyük masalını aydınlıkların.

    Elele bir oyun bugün ve yarın
    Bütün pınarlara koştum cevap yok
    Tekrar bana döndü her attığım ok
    Her çığlık önümde tutuştu, yandı
    Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
    Yabanî otlarla örtüldü duvar...
    İlhamlı çehresi hilkatin sular
    Kaç kere değişti önümde böyle,
    Birbiri ardınca gün ve mevsimle...
    Ve kaç kere bahar güldü derinde
    Güllerin kanıyan bekâretinde
    Taze gülüşüyle toprağın suyun...
    Tılsımlı kadehi her susuzluğun
    Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl
    Yıldızların bize ördüğü masal
    Kaç kere yarattım tenhada seni
    Beyaz kollarını, sıcak buseni...
    Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün
    Ay altında bir gül nağmesi yüzün...

    Evet çok bekledim, kaç kere hazan,
    Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan
    Yeleler alevli, ağız köpüklü,
    Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü
    Geçtikçe batıya doğru önümden
    Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,
    Duyardım her an uzlette bir yeni
    Âlemin yıkılıp devrildiğini
    Çılgın mahşerinde ses ve renklerin...
    Benden sor sırrını mesafelerin
    Benden sor ve benden dinle akşamı...
    Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...

    Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,
    Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın,
    Nakışlar gülmesin beyaz taşında
    Ölüme benzeyen bu susuzluğun
    Çağlayan hayâller yeter başında...
    Bir fikir, bir şekil dalında olgun
    Bu ağır sallanan hazan meyvası,
    Gurbet, mendillerin çırpınan yası,
    Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,
    Her türlü ışığa kapanmış gözler,
    Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan
    Rengiyle toplanır bende ve akşam
    Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş
    Gelir ta kalbimde düğümlenir...
    -Boş...
    Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü
    Bu tenha çeşmede bir an yüzünü
    Seyredenler altın sazlar içinde
    Ruh muammasının ürperişinde
    Kaybolmuş sanırlar kendilerini...
    Bırak bu tesadüf bahçelerini...
    Hakikat çok uzak, karanlık, derin
    Bir dille konuşur, büyük köklerin
    Toprakla ezelden karışmış dili!
    Geceyle ölümdür asıl sevgili
    Bu ikiz aynada toplanır yollar
    Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
    Kaçalım seninle biz de geceye
    Ölümün kardeşi saf düşünceye...
    Yeter büyüsüne aldandığımız
    Güneşin...biraz da yalnızlığımız
    Kendi aynasında gülsün, gerinsin
    Güvercin topuklu sükût gezinsin.







    Ahmet Hamdi TANPINAR

    -------------------------------------------


    GÜNLERİMİZ

    İçlenme, beyhudedir, maziyi sakın anma!
    O vefasız yavruya benzer ki günlerimiz.
    Kendini yuvasından bırakır ki akşama
    Benzeyen göle, sessiz...

    Ruhundaki susuzluk engin mesafelere
    Duyurmadan ne anne ne bir yuva hasreti,
    Narin kanatlarıyla uçar orman, dağ, dere
    Ve bir gün bir çukurda bulunur iskeleti.


    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ------------------------------------------

    MAVİ, MAVİYDİ GÖKYÜZÜ


    Mavi, maviydi gökyüzü
    Bulutlar beyaz, beyazdı
    Boşluğu ve üzüntüsü
    İçinde ne garip yazdı...

    Garip, güzel, sonra mahzun
    Işıkla yağmur beraber,
    Bir türkü ki gamlı, uzun,
    Ve sen gülünce açan güller,

    Beyaz, beyazdı bulutlar,
    Gölgeler buğulu, derin;
    Ah o hiç dinmeyen rüzgâr
    Ve uykusu çiçeklerin.

    Mor aydınlıkta bir çınar
    Veya kestane dibinde;
    Mahmur süzülen bakışlar
    İkindi saatlerinde...

    Birden gülümseyen yüzün
    Sabahların aynasında
    Ve beni çıldırtan hüzün
    İki bakış arasında.




    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ------------------------------------

    NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

    Ne içindeyim zamanın,
    Ne de büsbütün dışında;
    Yekpare, geniş bir anın
    Parçalanmaz akışında.

    Bir garip rüya rengiyle
    Uyuşmuş gibi her şekil,
    Rüzgarda uçan tüy bile
    Benim kadar hafif değil.

    Başım sükutu öğüten
    Uçsuz bucaksız değirmen;
    İçim muradına ermiş
    Abasız, postsuz bir derviş.

    Kökü bende bir sarmaşık
    Olmuş dünya sezmekteyim,
    Mavi, masmavi bir ışık
    Ortasında yüzmekteyim.



    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ----------------------------------------


    SELÂM OLSUN

    Selâm olsun bizden güzel dünyaya
    Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
    Selâm olsun sonsuz güneşe, aya
    Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

    Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına
    Günlerin geçişi ardı ardına.
    Hasretiz bir kanat şakırtısına
    Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

    Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,
    Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,
    Dönmeyen gemiler olduk açıktan,
    Adımızı soran, arayan var mı?...



    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ---------------------------------------

    BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE BİR BULUTUN


    Başımızın üstünde bir bulutun
    Güneşe asılmış gölgesi,
    Uzakta toz halinde dağılan
    Yoğurtçu sesi,
    Gün bitmeden başladı içimizde
    Yarınsız insanların gecesi.


    Ahmet Hamdi TANPINAR

    ---------------------------------------


    HATIRLAMA

    Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
    Rüyalarım kadar sade, güzeldin,
    Başbaşa uzandık günlerce ıslak
    Çimenlerine yaz bahçelerinin.
    Ömrün gecesinde sükun, aydınlık
    Boşanan bir seldi avuçlarından,
    Bir masal meyvası gibi paylaştık
    Mehtabı kırılmış dal uçlarından.


    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ----------------------------------------

    BÜTÜN YAZ


    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede...
    Sen zambaklar kadar beyaz
    Ve ürkek bir düşüncede,
    Sanki mehtaplı gecede,
    Hülyan, eşiği aşılmaz
    Bir saray olmuştu bize;
    Hapsolmuş gibiydim bense,
    Bir çözülmez bilmecede.
    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede.



    Ahmet Hamdi TANPINAR

    -----------------------------------


    SABAH


    Serin rüzgârlara pencereni aç!
    Karşında fecirle değişen ağaç,
    Bak, seyret ağaran rengini ufkun
    Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.
    Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr.
    Gümüş çıplaklığı bir başka bahar
    Olan vücudunu ondan gizleme.
    Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,
    Esîrden dudaklar okşasın sevsin
    Mademki geceden daha güzelsin!



    Ahmet Hamdi TANPINAR


    ----------------------------------------

    YAĞMUR

    Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,
    Bir parça uzaklaş kederlerinden.
    Bir ruh gülümsüyor gibi derinden,
    Mehtabın ördüğü saatler nerde?
    Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,
    Yağmur ince ince toprağa sinsin,
    Bir başka alemden gelmiş gibisin,
    Dalmış gözlerinle pencerelerde.



    Ahmet Hamdi TANPINAR


    -----------------------------------

  2. #2
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0

    Ahmet Hamdi Tanpinar Siirleri

    BURSA'DA ZAMAN


    Bursa'da bir eski cami avlusu,
    Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
    Orhan zamanından kalma bir duvar...
    Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
    Eliyor dört yana sakin bir günü.
    Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
    İçinde gülüyor bana derinden.
    Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
    Ovanın yeşili göğün mavisi
    Ve mimarîlerin en ilâhisi.

    Bir zafer müjdesi burda her isim:
    Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
    Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
    Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
    Güvercin bakışlı sessizlik bile
    Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
    Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
    Muradiye, sabrın acı meyvası,
    Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
    Türbeler, camiler, eski bahçeler,
    Şanlı hikâyesi binlerce erin
    Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
    Nakleder yâdını gelen geçene.

    Bu hayâle uyur Bursa her gece,
    Her şafak onunla uyanır, güler
    Gümüş aydınlıkta serviler, güller
    Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
    Başındayım sanki bir mucizenin,
    Su sesi ve kanat şakırtılarından
    Billûr bir âvize Bursa'da zaman.

    Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
    Duyduk bir musikî gibi zamandan
    Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
    Fetih günlerinin saf neşesini
    Aydınlanmış buldum tebessümünle.

    İsterdim bu eski yerde seninle
    Başbaşa uyumak son uykumuzu,
    Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
    Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
    Havayı dolduran uhrevî âhenk..
    Bir ilâh uykusu olur elbette
    Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
    Belki de rüyâsı bu cetlerin,
    Beyaz bahçesinde su seslerinin.



    BÜTÜN YAZ


    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede...
    Sen zambaklar kadar beyaz
    Ve ürkek bir düşüncede,
    Sanki mehtaplı gecede,
    Hülyan, eşiği aşılmaz
    Bir saray olmuştu bize;
    Hapsolmuş gibiydim bense,
    Bir çözülmez bilmecede.
    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede.

    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

  3. #3
    Ceyhan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-11-2006
    Mesajlar
    1,004
    Karizma Gücü
    0

    Ahmet Hamdi Tanpınar huzur

    Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 İstanbul doğumlu. Babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Andolu'nun çeşitli şehirlerinde sürdürdü eğitmini. İstanbul Darülfünun Edebiyat bölümününden 1923'de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara'da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler veren Tanpınar, İÜ Edebiyat Bölümü Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde proesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olduktan sonra yeniden eğitim hizmetine döndü, 1949 yılında İÜ Edebiyat Bölümü Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi. 1962 yılında kalp rahatsızlığı sonucu ölen Ahmet Hamdi, çok sayıda şiir, hikaye, roman ve deneme yazmıştı.

    1949 tarihinde basılan "Huzur", Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en tanınmış romanıdır. Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz'ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz'dır. Yazar, diğer üç karakteri de Mümtaz'la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Roman, bir olayı anlatmak için değil, karakterlerin ruh ve düşünce dünyalarını anlatmaya yöneliktir. Yine de kısa bir özet yapılması gerekirse, Mümtaz ve Suat'ın Nuran'a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran'dan ayrılan Mümtaz'ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat'ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz'ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar'ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).

    "Huzur", Osmanlı-Türk romanının ana sorunsalı üzerine kurulu. Doğu-Batı karşıtlığı olarak özetlenebilecek bu sorunsal, Osmanlı aydınının kimliğini aramasının bir metaforudur. Geleneksel değerler ve ahlakı Doğu, Aydınlanma düşüncesini ve modernleşmeyi Batı temsil eder. Tanpınar, bu kez Cumhuriyet projesinin dönüp dolaşıp aynı karşıtlığa geldiğini savunuyor. Cumhuriyet devrimleri ile başlayan modern yaşam tarzları, geçmişi ihmale ve insanları kendisine yabancılaştırmaktadır. Yazar'a göre, "hayat ve halk, yani asıl kütle devlete yetişmek mecburiyetinde" kalmıştır.

    Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. İstanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-İslam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. İlk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, İstanbul'un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işleyen Ahmet Hamdi Tanpınar, kuşkusuz en rafine örnektir. "Beş Şehir"(1946) adlı denemesinde, "Beyoğlu, küçük ve orjinalite damgası çoktan kaybolmuş, hatta bu damgayı üstünde bir defa bile duymamış en ucuz cinsinden bir 19.yüzyıl Avrupa'sıdır" biçiminde vurguladığı Batılı semt farklılaşmasını, "Huzur" romanında, öykünün merkezine koymuştur. Tanpınar, "Huzur"un ilk bölümünde kentin yoksul mahallelerini ve insanlarını anlatır. "Bir nevi cüzzama yakalanmış, onun tarafından iki yana sıralanmış evlerin duvarına kadar yer yer soyulan yol..." cümleleriyle aktarılan hazin manzara, "Sefiller" romanında, Victor Hugo'nun "duvarlar sanki cüzzam illetine tutulmuşlardı" tasviriyle aynı imgede buluşur.

    Romanın en başarılı yerleri, Mümtaz'ın içlerinde düşlerini yaşadığı İstanbul manzaralarının "resmedildiği" yerlerdir. Tanpınar, okuyucusunu Mümtaz ile birlikte, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece'de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul'un bir kronikçisi, İstanbul'da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor. Huzur'un sonraki bölümlerinde Boğaz'a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçeriz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!

  4. #4
    <span style='color: #800080'><span class='glow_9400D3'>asMec__</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-02-2007
    Mesajlar
    10,731
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    bu benim ödevimdi ya hay Allah razı olsun en azından artık kitaba karşı boş değilim

    Ahmet ! ♥


  5. #5
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7

    HATIRLAMA -Ahmet Hamdi TANPINAR



    Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
    Rüyalarım kadar sade güzeldin.
    Başbaşa uzandık günlerce,
    Islak çimenlerine yaz bahçelerinin.

    Ömrün gecesinde sükun, aydınlık
    Boşanan bir seldi avuçlarından.
    Bir masal meyvası gibi paylaştık
    Mehtabı kırılmış dal uçlarından.


    Ahmet Hamdi TANPINAR

  6. #6
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    Aşk dediğin nedir ki
    Tenden bedenden sıyrık
    &#199;ocukların içinde
    Yaşadığı bir çığlık

    Aşk dediğin nedir ki
    Histen nefesten varlık
    Umutsuzluk içinde
    Karanlığa son ıslık







    AHMET HAMDİ TANPINAR

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  7. #7
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    SABAH





    Serin r&#252;zg&#226;rlara pencereni aç!
    Karşında fecirle değişen ağaç,
    Bak, seyret ağaran rengini ufkun
    Mahmur gözlerinde s&#252;z&#252;ls&#252;n uykun.
    Bırak saçlarınla oynasın r&#252;zg&#226;r.
    G&#252;m&#252;ş çıplaklığı bir başka bahar
    Olan v&#252;cudunu ondan gizleme.
    Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,
    Es&#238;rden dudaklar okşasın sevsin
    Mademki geceden daha g&#252;zelsin!




    AHMET HAMDİ TANPINAR

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  8. #8
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0
    AĞLAMA

    Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
    Tek damla yaşın d&#252;şmesin yere.
    Bak, tek g&#252;zelliğimiz yokluk,
    Sana bir öğ&#252;t; ağlama boş yere.

    Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
    Senin bir damla gözyaşına.
    Ağlayana kimse boyun eğmez.
    Kimse bakmaz kimsenin yaşına.

    Ne kadar köt&#252;l&#252;k, pislik varsa;
    Sen herşeyi tertemiz öğren.
    Eğer y&#252;z&#252;ne gözyaşı yağarsa;
    Seni garip sanır her gören.

    Ağlama sakın çocuk, ağlama!
    Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
    Sevgini hep söyle, sakın saklama.
    Aklından korkuyu, göz&#252;nden yaşı sil.
    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

  9. #9
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0
    ANNEM İ&#199;İN

    Bir g&#252;n&#252;m&#252;z bile sensiz geçmezken
    Şimdi mezarına hasretiz anne...

    Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer
    Gölgesinde ulu, loş bir m&#226;bedin
    Bir yığın toprakla bir parça mermer
    Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.

    Bir yığın toprakla bir parça mermer,
    &#220;st&#252;nde yazılı yaşınla, adın;
    Baş ucunda matem renkli serviler
    H&#252;zn&#252;yle titreşir sanki hayatın.

    Seni gömd&#252;k anne yıllarca evvel
    Göz yaşlarımızla bu ıssız yere
    Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel
    Matem dağıtırken hasta kalblere.

    Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun
    H&#252;zn&#252;yle erirken Dicle de sessiz,
    &#214;ks&#252;zl&#252;k denilen acıyla vurgun
    Bir başka öl&#252;yd&#252;k bu toprakta biz.
    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

  10. #10
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0
    AYNA ...

    Derin sularında bu ayna her an
    Sizden bir parıltı aksettirecek
    Kah çıplak bir omuz sessiz d&#252;şecek
    Eriyen bir kuğu beyazlığından

    Bazen bir tebess&#252;m, tutuşmuş mercan
    R&#252;yasıyla sanki bir kızıl çiçek
    Ve saçlar öyle &#252;mitsiz y&#252;zecek
    Olgun akşamların ağırlığından
    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •