ESHQUIA tarafından gönderildi.
1)Felsefe neden Antik Yunan'da başlamıştır?
O dönemki Yunan coğrafyası antik dünyanın elverişli bir bölgesindeydi. Eski Yunanlılar denizci ve tüccar bir topluluktu. Mısır ile Mezopotamya ve Doğu Akdeniz kıyıları ile ticari ilişkiler içerisindeydiler. Anadolu ve İtalya da koloniler kurmuşlardı.
Kent devletçikleri halinde yaşıyorlardı ve o günün dünyasına açıktılar.
Düşüncelerini birbirlerine aktarabilecekleri bir yazı geliştirmişlerdi. Bu yazı Fenike alfabesinden geliştirilmişti. Ancak daha kullanışlıydı. Sesli harfleri de içeriyordu.
Eski Çin, Hint ve İran dillerinde ve mitoslarında(söylence) ; hem doğa hem de insan yaşamı konusunda derin felsefi düşünceler vardı.
Bu mitoslar felsefece düşünmekten çok din temelliydi. Oralarda , dinden bağımsız bir felsefi düşünce üretilememişti.
Kuşkusuz Yunan düşünürleri , bazı felsefi düşünceleri olduğu gibi, bazı bilgileri de doğudan ya da başka yerlerden aldıkları halde, farklı akıl yürütmeyle işlemiş , geliştirmiş ve düzenlemişlerdi. Felsefenin burada başlamasında miteloji ve coğrafyanın etkisi büyüktür. Çok tanrılı dinlerde insanlar usun(aklın, mantığın) kabul etmediği bilgileri ve gerçeği sorgulamaya başlamıştır. Aklı kullanarak dünyayı anlamaya çalışmak felsefeyi doğurmuştur. Mitolojiye çoktanrıcılığa tepkiyi dile getirir.
Bu doğrultuda biraz daha araştırarak güzel bir makale yazılabilir...
2)Platon Metaller Mitosu'nu yazarak hocası Sokrates'e ihanet mi etmiştir?
Platon'a göre ideal devlette, toplumun yöneticilerine, toplum yararına olan bazı “yararlı yalanlar” söyleme hakkı tanır. Bu yalanlardan biri, halkın böyle tabakalı bir toplum düzenine karşı çıkmalarını önlemek için onlarâ anlatılabilecek olan «metaller mitosu»dur. Yöneticilerin halkı şu mitosa inandırmalarını ister :
”Bu toplumun birer parçası olan sizler birbirlerinizin kardeşisiniz. Ama sizi yaratan tanrı, aranıza önder(yönetici) olarak yarattıklarının mayasına altın katmıştır. Onlar bunun için baş tacı olurlar.
Yardımcı(koruyucu) olarak yarattıklarının mayasına gümüş, çiftçilerin öteki işçilerin(üreticilerin) mayasına da demir ve tunç katmıştır. Aranızda bir hamur birliği olduğuna göre, sizden doğan çocuklar da herhalde size benzeyeceklerdir. Demek ki, altın mayalıdan altın, tunç mayalıdan tunç mayalı çocuk doğacaktır.”
Platon - Devlet
Böylece Platon , işbölümüne, doğuştan kalıtımsal farklılıklara dayandırdığı sınıflı toplumu, akıllıdan akıllı, güçlüden güçlü çocukların doğacağını söylediği “bir ırk öğretisi”nin yardımıyla, sınıflar arasında pek küçük bir geçişkenliğin bulunacağı bir yarı kast toplumu biçimine sokmaktadır.
Günümüz açısından asıl önemli olan nokta; Platon
tarafından ,insanı mutlu ve erdemli bir yaşama ulaştıracak ideal devletin, bilgi ve doğru ile beslenen aklın çabasıyla kurulabileceğinin öne sürülmüş olmasıdır.
Platon kendinden öncekilerden farklı olarak, tek insanın mutluluğunu değil toplumun mutluluğunu esas alır.
Sokrates'in düşüncesi ise, Ahlakın temeli bilgiyle özdeş olan erdemdir. Ancak bu bilgi özel çıkar sağlamak için kullanılan araç değil, kişiyi mutluluğa götüren kesin ve doğru bilgidir. Bu bağlamda Platon ve Sokrates'in düşünceleri çakışır gibi gözükse de aslında ikisi de insanın mutluluğunu amaçlamaktadır. Sadece düşünceleri farklıdır. Bu Yazdıklarımı kendi yorumunla makale haline getirebilirsin...
3)Doğa filozoflarının geliştirtirmiş olduğu özellikle metaryalist düşünceleri gözeterek, birkaç örnek ile bu düşünceler üzerinden mutluluk ölçülülürlük ve polis üzerindeki ilişkiyi tartışınız.
Doğa felsefesine göre; Doğa her türlü felsefeden bağımsız olarak vardır; doğa, biz insanların, kendimiz de doğanın ürünleri olan bizlerin, üzerinde büyüdüğümüz temeldir; doğanın ve insanların dışında hiçbir şey yoktur, ve bizim dinsel imgelemimizin yarattığı üstün varlıklar bizim kendi öz varlığımızın hayali yansımasıdırlar.
İlk insan topluluklarının doğaya bakış açılarından başlarsak, onlar tam anlamıyla doğanın bir parçasıydı. Acıkınca yemek ararlar, tehlikeyle karşılaşınca kaçarlar yani yaşamlarını ve ırklarını devam ettirme güdüleriyle yaşarlardı. Bilgi düzeyleri yetersiz olduğundan doğaya etki edemedikleri gibi doğrudan doganın etkisi altında idiler. Dolayısıyla doğanın kurallarına uyarak doğal bir hayat yaşadılar. Fakat zaman içerisinde insanın doğa ile olan bütünlüğü ortadan kalkmaya başladı. Peki neden insan doğadan koptu? Çünkü insan biyolojik evrim sonucunda kendine dışarıdan bakabileceği, duygulardan uzak ,mantık kurallarına baglı bir beyine sahip oldu. Bu beyin ona kendini savunmasında ve barınmasında etkinleşme şansını verdi. Insanoğlu kapasitesinin farkına vardı ve bilgi düzeyinin arttırmasıyla organik toplumlarda bir değişim süreci başladı. Avcılık ile insan doğa karşısında etkili olabildiğini gördü. Ayrıca şehirlerin ortaya çıkısı toplumsal yapı nın kökünden sarsılmasına neden oldu. Varolan kadın-erkek eşitliğinin erkek lehine değişmesini sağladı. Evde de ekonomide de toplumsal işbölümü geleneksel eşitlikçi özelliğini kaybetti ve hiyerarşik bir şekil kazanmaya başladı. Bu durum yalnızca toplumsal alanda etkili olmakla kalmadı; aynı zamanda insan doğa ayrımının daha da belirginleğmesine neden oldu.
İlk çaglarda özellikle Yunanli filozoflar doga üzerinde yogun bir sekilde düşünmeye başladılar. Doğayı ve insanın doğa içerisindeki yerini kavramaya çalıştılar. Karmaşayı, düzensizliği ve vahşi yaban hayatını temsil eden doğaya karşı, düzenliliğe, birliğe, uyuma ve süreklilige sahip "polisler", ilkçag Yunan toplumlarında insanlarin yaşadıgı korunaklı, güvenli ve korunmasi gereken şehir devletleriydi. Yani insan mücadele içinde oldugu doğadan ayrı ve kopuktu.
Burada istenilen konuların temeline dair bilgiler var fakat bunları kendi düşüncelerinle pekiştirerek sunmak, hem öğrenmek hem de öğretmen üzerinde daha iyi bi etki yaratmak adına faydalı olacaktır. Kolay gelsin...