• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
22 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ScaNDaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    7,435
    Karizma Gücü
    8

    _ŞenoL_'dan Seçmeler

    Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
    Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
    Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
    Giritli bir ölümüm varmiş, bir balıkçı fitil gibi
    Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
    Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı
    Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
    Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
    Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
    Sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
    Ve dalgalarımı geçen o deniz söförleri
    Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
    Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
    Bir tahta parcasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
    Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
    Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
    Cumhurdu murekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
    Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
    Ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık
    Ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdi Moby Dick
    Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
    Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
    Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
    Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
    Ellerimde bir göztasi, gözlerim boş gidiyordum
    Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
    Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

    Can Yücel

  2. #2
    ScaNDaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    7,435
    Karizma Gücü
    8

    Mutlu Aşk Yoktur!...

    MUTLU AŞK YOKTUR

    Hiçbir şey elinde değildir insanın:
    Ne gücü, ne güçsüzlüğü, ne de yüreği.
    Açtığını sansa da kollarını, gölgesi bir haçtır onun.
    Paramparça olur avucunda sımsıkı tuttuğu mutluluk.
    Bir garip, bir acılı boşluktur günleri.
    Mutlu aşk yoktur.

    Bir başka kader için giydirilmiş
    Silahsız askerlere benzer hayatı.
    Çaresiz, kararsız kaldıktan sonra akşamları,
    Neye yarar ki sabahları erkenden uyanmaları.
    Söyle bunları bir tanem, tut gözyaşlarını.
    Mutlu aşk yoktur.


    Güzelim, sevgilim, kanayan yaram benim.
    Yaralı bir kuş gibi taşırım yüreğimde seni.
    Ve onlar bakarlar bilmeksizin, geçerken biz,
    Tekrarlayıp ardımdan benim ördüğüm sözleri:
    Ve apansız ölürler iri gözlerin için
    Mutlu aşk yoktur.

    Vakit yok artık öğrenmeye hayatı.
    Ağlasın birlikte yüreklerimiz gün ışıyıncaya dek.
    Küçümencik bir şarkı için bile nice mutsuzluk gerek.
    Bir ürperişi bile nice pişmanlıkla ödemek.
    Bir ezgi için bile nice gözyaşları dökmek
    Mutlu aşk yoktur.

    Hüsranla bitmeyen aşk yoktur.
    Yara açmayan aşk yoktur kalpte.
    İz bırakmayan aşk yoktur insanda.
    Ve tıpkı senin gibidir vatan aşkı da.
    Gözyaşlarına boğulmayan aşk yoktur.

    Mutlu aşk yoktur.
    İkimizin aşkıdır bu gene de.




    Louis ARAGON

  3. #3
    Profesör paskalya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-07-2004
    Mesajlar
    3,189
    Karizma Gücü
    0
    eline sağlık dostum :A
    TFBeşiktAŞK


    İMZAM YOK PARMAK BASSAM OLURMU ?

    BENİ ESKİLER TANIR, YENİLER TANIMAYA ÇALIŞIR, TANIYANLAR ANLATIR...

    SuSKunLuĞuM aSaLeTiMDeNDiR ...
    HeR LaFa VeReCeK CeVaBım Var ...AmA... Bir LaFa BaKaRım LaF Mı DiYe...
    BiR De SöyLeyeNe BaKaRım aDaM Mı DiYe...

  4. #4
    ScaNDaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    7,435
    Karizma Gücü
    8

    Kuvâyi Milliye - Yedinci Bap


    922 Ağustos Ayı
    Ve
    Kadınlarımız
    Ve
    6 Ağustos Emri
    Ve
    Bir Âletle Bir İnsanın Hikâyesi


    Ayın altında kağnılar gidiyordu.
    Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
    Toprak öyle bitip tükenmez,
    dağlar öyle uzakta,
    sanki gidenler hiçbir zaman
    hiçbir menzile erişmiyecekti.
    Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
    Ve onlar
    ayın altında dönen ilk tekerlekti.
    Ayın altında öküzler
    başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
    ufacık, kısacıktılar,
    ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
    ve ayakları altından akan
    toprak,
    toprak
    ve topraktı.
    Gece aydınlık ve sıcak
    ve kağnılarda tahta yataklarında
    koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
    Ve kadınlar
    birbirlerinden gizliyerek
    bakıyorlardı ayın altında
    geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
    Ve kadınlar,
    bizim kadınlarımız :
    korkunç ve mübarek elleri,
    ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
    anamız, avradımız, yârimiz
    ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
    ve soframızdaki yeri
    öküzümüzden sonra gelen
    ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
    ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
    ve karasabana koşulan
    ve ağıllarda
    ışıltısında yere saplı bıçakların
    oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
    kadınlar,
    bizim kadınlarımız
    şimdi ayın altında
    kağnıların ve hartuçların peşinde
    harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
    aynı yürek ferahlığı,
    aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
    Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
    ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
    Ve ayın altında kağnılar
    yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.

    «6 Ağustos emri» verilmiştir.
    Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla
    yer değiştiriyordu, yer değiştirecek.
    98956 tüfek,
    325 top,
    5 tayyare,
    2800 küsur mitralyöz,
    2500 küsur kılıç
    ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği
    ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz
    kımıldanıyordu gecenin içinde.
    Gecenin içinde toprak.
    Gecenin içinde rüzgâr.
    Hatıralara bağlı, hatıraların dışında,
    gecenin içinde :
    insanlar, âletler ve hayvanlar,
    demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,
    korkunç
    ve sessiz emniyetlerini
    birbirlerine sokulmakta bulup,
    kocaman, yorgun ayakları,
    topraklı elleriyle yürüyorlardı.
    Ve onların arasında
    Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan
    İstanbullu şoför Ahmet
    ve onun kamyoneti vardı.
    Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :
    İhtiyar,
    cesur,
    inatçı ve şirret.
    Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine
    şasinin altına, dingilin üzerine
    budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen
    ve kalb ağrılarıyla
    ve on kilometrede bir
    karanlığa yaslanıp durduğu halde
    ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken
    şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu :
    «6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından
    «... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan
    ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan
    100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu.
    İhzar ve teşkil olunanlar,
    bu meyanda Ahmet'in kamyoneti,
    insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip
    Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.

    Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.
    Bu şarkı nihaventtir
    ve beyaz tenteli sandalları,
    siyah mavnaları,
    güneşli karpuz kabuklarıyla
    bir deniz kıyısındadır şehir.

    Vantilâtörde adedi devir
    düşüyor gibi.
    Arkadaşlar ileri geçtiler.
    Ay battı.
    Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.

    Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
    çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü,
    kalk,
    sıra servilerin önünden yürü,
    çeşmeyi geç,
    mektep bahçesi, medreseler,
    orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında
    siyah çarşaflı bir kadın
    çömelip yere
    darı serper güvercinlere
    ve papelciler
    şemsiye üstünde papaz açarlar.

    Motor mızıkçılık ediyor,
    bizi dağ başlarında bırakacak meret.

    Ne diyorduk oğlum Ahmet?
    Dökmeciler sağda kalır,
    derken, Uzunçarşı'ya saparken,
    köşede, sol kolda seyyar kitapçı :
    «Hikâyei Billûr Köşk»,
    altı cilt «Tarihi Cevdet»
    ve «Fenni Tabâhat».
    Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,
    yani yemek pişirmek.
    Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.
    Yaldızlı kuyruğundan tutup
    bir salkım üzüm gibi yersin.
    İlerde bir süvari kolu gidiyor,
    saptılar sola.

    Uzunçarşı'yı dikine inersin.
    Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.
    Ve sen İstanbullu,
    sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan
    şaşarsın İstanbullulara :
    ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.
    Rüstem Paşa Camii.
    Urgancılar.
    Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi
    ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar
    urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır.
    Zindankapı, Babacafer.
    Uzakta Balıkpazarı.
    Kuruyemişçiler.
    Yemiş iskelesindeyiz :
    sandalları, mavnaları,
    güneşli karpuz kabuklarıyla
    yüzüne hasret kaldığım deniz.

    Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne?
    İnip
    baksam...

    Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip
    Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti.
    Elleri yumuk yumuk,
    bacakları biraz çarpıktı ama,
    yeşil zeytin tanesi gibi gözler.
    Kaşları da hilâl gibi çekikti.
    Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü...

    Lastik hava kaçırıyor.
    Derdine deva bulmazsak eğer...
    Dur bakalım Babacafer...

    Üç numrolu kamyonet durdu.
    Karanlık.
    Kriko.
    Pompa.
    Eller.
    Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
    lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken
    Ahmet hatırladı :
    bir gece nüzüllü babaannesini
    sedirden sedire taşırken
    kadıncağız...

    İç lastik boydan boya patladı.
    Yedek?
    Yok.
    Dağlarda avaz avaz
    imdat istemek?

    Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
    sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet.
    Hem, hani bir koyun varmış,
    kendi bacağından asılan bir koyun.
    Süleymaniyeli şoför Ahmet
    soyun...

    Soyundu.
    Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
    ve kırmızı kuşak,
    Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak
    bırakarak
    dış lastiğin içine girdiler,
    şişirdiler.

    Bu şarkı nihaventtir.
    Deniz kıyısında bir şehir...
    Beyaz başörtüsü...

    Saatta elli yapıyoruz...
    Dayan ömrümün törpüsü,
    dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i,
    dayan arslan...

    Hiçbir zaman
    böyle merhametli bir ümitle sevmedi
    hiçbir insan
    hiçbir âleti...


    Nazım Hikmet Ran

  5. #5
    ScaNDaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    7,435
    Karizma Gücü
    8

    Kaldırımlar I


    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn-cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor,
    Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,
    Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
    Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi,
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta,
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum...
    Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

    Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
    İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler...
    Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin.
    Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!
    Gündüzler size kalsın verin karanlıkları.
    Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.
    Örtün üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.
    Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

    Necip Fazıl Kısakürek

  6. #6
    cylmz35
    Ziyaretçi
    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi,
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.


    Güzelmiş.. Teşekkürler..

    Necip Fazıl olurda güzel olmaz mı?

  7. #7
    Misafir vadigar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-01-2005
    Mesajlar
    854
    Karizma Gücü
    0
    ....kaldırımlar....
    ....ne söylenebilirki...
    ....dünyadan alıp götürür bu şiir insanı...
    ....teşekkürler...

  8. #8
    Profesör paskalya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-07-2004
    Mesajlar
    3,189
    Karizma Gücü
    0
    eline sağlik paylaşimin için teşekkürler :A
    TFBeşiktAŞK


    İMZAM YOK PARMAK BASSAM OLURMU ?

    BENİ ESKİLER TANIR, YENİLER TANIMAYA ÇALIŞIR, TANIYANLAR ANLATIR...

    SuSKunLuĞuM aSaLeTiMDeNDiR ...
    HeR LaFa VeReCeK CeVaBım Var ...AmA... Bir LaFa BaKaRım LaF Mı DiYe...
    BiR De SöyLeyeNe BaKaRım aDaM Mı DiYe...

  9. #9
    ScaNDaL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    7,435
    Karizma Gücü
    8
    teşekkürler beyler bu kadar ilgi çekiceğini bilmiyordum A:A

  10. #10
    İnsan Hayallerine Denktir Gerilim adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2004
    Mesajlar
    1,745
    Karizma Gücü
    0
    necip fazıl olurda ilgi çekmezmi?eline sağlık.



    Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
    Ey kahpe rüzgar! artık ne yandan esersen es!

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •