Kemalizm ve Küreselleşme
Küreselleşme herkese hoş çağrışımlar yaptıran bir sözcük. Herkes kendi bağlı olduğu inanç sistemi veya ideoloji açısından, küreselleşme kavramına sıcak bakmasını tahrik eden ve mümkün kılan nedenler bulabilir. Fareli köyün kavalcısının kavalından da herkesin kulağına hoş gelen nağmeler döküldüğü içindir ki bütün köyün çocuklarını peşinden sürükleyebilmişti.
Tarih Boyunca Küreselleşme Yanlıları
Gerçekten de bütün büyük dinler ve başlıca ideolojiler, belli anlamda bir küreselleşme özleminin öğretisini yaymışlar, takipçisi olmuşlardır.
Hazreti Muhammet, tüm insanları İslamiyet çatısı altında birleştirmek misyonunu taşıyordu. Onun kurmak istediği devlet, belli bir ulusla özdeşleşmeyen ve belli sınırlarla çevrili olmayan bir ümmet kavramına dayanmaktaydı. Dolayısıyla, o da küresel boyutlu bir değişikliğin savaşımını vermişti.
Diğer büyük dinlerin kurucuları da (İsa da, Musa da, Buda da...) küreselliği bakımından benzer bir hedefe yönelmiş değiller midir?
Bambaşka bir dünya görüşünü ele alalım: Marks da belli anlamda bir küreselleşme öngörmüştür. Onun kavramsallaştırdığı proletarya enternasyonalizmi de evrensel ölçekli bir küreselleşme temelinde biçimlenmiş bir dünya demektir.
Öte yanda, Hitler’i de küreselleşmeci saymamız gerekir. Ünlü komedyen Charlie Chaplin’in, onu karikatürize ederken küre şeklindeki bir balonla oynarken temsil etmesinin başka ne anlamı olabilir?
Acaba Mustafa Kemal Atatürk’ün küreselleşme konusundaki yerini nasıl belirleyebiliriz?
Atatürk’ün tutuşturduğu kurtuluş alevi, Anadolu bozkırlarıyla sınırlı bir amaca yönelmiş değildi. O, sömürgeciliğin ve emperyalizmin yeryüzünden ebediyen silineceği bir dünyanın kurulmasına katkı sağlamak amacıyla yola çıkmıştı. O, başından beri bilincinde olduğu bu durumu, 9 Temmuz 1922’de yaptığı bir konuşmasında şöyle açıklamaktadır:
“Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye âzîm ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın dâvasıdır.”
Atatürk emperyalizme karşı savaşmış ve bu yolda unutulmaz bir ders vermişti. Ancak, o, dünya uluslarının birbirlerine yakınlaşmasından yanaydı. Onun için “yurtta sulh” demekle yetinilemeyeceğini bilmiş; “cihanda sulh” arzusunu da eklemeyi ihmal etmemiştir. Atatürk’ün, insanların küresel boyutta birlikteliğine işaret eden görüşleri, Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu ile konuşmasında çok açık bir biçimde dile getirilmiştir. Diyor ki:
“...insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin saadetine hâdim olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki, bu vadide çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetini temine çalışmak demektir.”
Atatürk’ün, insanlığın kurtuluşunun bir bütün olarak küresel çözümlerle gerçekleşebileceğini ve bu yolda varılması gereken nihai hedefin bir “birleşik dünya hükümeti”nin kurulması olduğunu çok daha açık bir biçimde ortaya koyan ifadeleri de vardır. Bunun için, onun “Söylev”indeki şu cümlelere göz atmamız gerekecektir:
“Baylar, tüm insanların, deneyim, bilgi, ve düşüncedeki ilerlemesi ve gelişimi [sonucunda]; Hıristiyanlıktan, Müslümanlıktan , Budizmden vazgeçerek basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak hale konulmuş, evrensel, saf ve lekesiz bir dinin kurulması ve insanların şimdiye kadar kavgalar, pislikler, kaba arzu ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek bütün vücutları ve zekaları zehirleyen kötülük tohumlarını yenmeye karar vermesi gibi koşulların gerçekleşmesini gerektiren bir ‘birleşik dünya hükümeti’ hayal etmenin tatlı olduğunu yadsıyamam.”
Bütün bunlardan sonra, bugüne dek yeryüzünün sahne olduğu belli başlı düşünce akımlarının ve inanç sistemlerinin hemen hepsi gibi Kemalizm’in de küreselleşmeci olduğu sonucuna varabiliriz. Ancak, bunların her birini diğerinden ve diğerlerinden ayıran derin farklar bulunduğunu görmek zorunda olduğumuzu da unutmamamız gerekir. Bu farklılığı yaratan, ne türde, ne nitelikte bir küreselleşme sağlanmak istendiğidir. Bu çerçevede önem taşıyan en can alıcı fark ise nasıl bir iktidarın egemenliği altında küreselleşileceği sorusuna bulunacak yanıta göre açıklık kazanabilir. Dolayısıyla, Kemalizm’in nihai amacı ile günümüzdeki küreselleşmenin yöneldiği hedef arasındaki farkı da bu soru bağlamında araştırmak gerekecektir.
....devami gelecek


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
