• Reklam
Sayfa: 6 | Toplam: 6 İlkİlk 123456
60 sonuçtan 51 --- 60 arası gösteriliyor
  1. #51
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Gazeteci



    Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İşlevi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen insan demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
    Ben kendime göre bir tanım yapayım:
    - Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.
    Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.

    Günümüzde sarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet kapılarında ve belediyelerde "ihale takip eden", bankalardan aldıkları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var.

    Hem bunlar var, hem Osmanlı İmparatorluğu'ndaki "mabeyn katipleri" gibi, gazetecilik adına hükümetlere, konutlara ve köşklere tutanak katiplikleri yapanlar da!

    Türkiye'de gazete okuru sayısı da pek parlak bir grafik çizmiyor. Okur sayısını dünya ölçeklerine vurduğunuz zaman, iç karartıcı tablolar ile karşılaşıyorsunuz. UNESCO, bir ülkenin gelişmiş sayılabilmesi için her 1000 kişiden 100 kişinin gazete okuru olması ölçüsünü getiriyor. Bizde bu sayı, binde 58'dir.
    Bu oran İngiltere'de binde 373, Danimarka'da 360, Almanya'da 342. Fransa'da 179, İtalya'da 146 ve komşumuz Yunanistan'da da binde 133'tür.

    Üstüne üstlük, Türk basını "tekelcilik" tehlikesi ile karşı karşıyadır. İngiltere'de, sahip değiştirecek bir gazetenin tirajı 500 bini geçiyorsa, satış işlemleri "Monopolies and Mergers Commission" adlı komisyonca onanmadan kesinleşmez. Almanya'da "Federal Kartel Dairesi", yıllık 25 milyon marklık iş yapan bütün şirketleri olduğu gibi, devredilecek bu gazete işletmelerini de denetler.

    Fransa'da 1986 yılında çıkarılan "Basının Yasal Rejiminde Reform" adlı yasa, bir yıl içinde toplam tirajın yüzde 30'unu geçen gazetelerin satış işlemleri ile ilgili kayıtlayıcı kurallar getirmiştir. ABD'de "Federal Communications Commission", bir büyük yayın organının, aynı alandaki bir yayın kuruluşunu almasını yasaklamıştır.

    Türkiye'de bu konuda hiçbir kural yok; gazete dergi ve televizyon kanalları ile tam bir tekelleşme sürecine giriyoruz.
    "Star 1" devlet desteği ile açıkça Anayasaya ve yasalara aykırı olarak yayın yapıyor. Böylece, yayın ve reklam dünyasında "haksız rekabet" devlet eliyle yaratılıyor.
    Böyle bir ortamda Cumhuriyet gazetesinden, bir grup arkadaşımızla birlikte ayrılma zorunluluğu duymuştum. Cumhuriyet gazetesinden içi kan ağlaya ağlaya ayrılanların, emeklerinden başka geçim kaynakları yoktu. Hiçbirinin bankada birikmiş parası da yoktu. Ayrılırken de hiçbir yasal hakkımız verilmemişti. Ayrılan arkadaşlar aramızda yaptığımız toplantıda "1 Şubat gününe kadar beklemeye", daha sonra da herkesin kendi yolunu seçmesine karar vermiştik.
    Bu arada, bin bir engele karşın Cumhuriyet gazetesini yaşatabilmek için gazeteye yeni sermaye ve yeni ortak arama çalışmalarını da sürdürüyorduk.

    Milliyet gazetesi, haber çeşitliliği ve yorum özgürlüğü ilkelerini amaç bilmiş bir "düşünce forumu"ydu. Milliyet gazetesi, bu güç günlerimizde bana ve arkadaşlarıma kucak açtı. Üç aydır, Milliyet gazetesinde karınca kararınca, olaya, habere, belgeye ve bilgiye dayanan yazılar yazmaya çalıştım. Bunda ne ölçüde başarıya ulaştım, bilemiyorum.

    Bu üç ayda, Milliyet gazetesinin çağdaş anlamı ile tam bir "gazetecilik ortamı" olduğunu, bu ortamın güven duygusuna dayalı arkadaşlık ve dostluk ilişkileri ile geliştiğini, gazetelerde hep yakındığımız "tek adam yönetimleri" yerine; gazetenin, haber zenginliği ve yorum özgürlüğüne dayanan demokratik ve çağdaş bir anlayış ile yönetildiğini yaşayarak gördüm.
    Cumhuriyet gazetesini dramatik serüvene sokan grup, gazeteyi milyarlık borç batağına sürükleyip kaçtıktan sonra benim görevim, güç durumda olan eski gazeteme koşmaktır.
    Milliyet gazetesinden bu nedenle ayrılıyorum. Umarım, beni anlayışla karşılarsınız.

    Nazım Hikmet'in en çok sevdiğim şiirlerinden biri "Ve kavga bittiği zaman / Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman / Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı / Kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan" diye biter.

    Cumhuriyet gazetesindeki "kavgadan sonra" ben, yine eski görevime kaldığım yerden devam edeceğim. Borç batağına sokulan ve tirajı 40 binlere inen gazetede, ellerimize dikenler de batsa, görevimiz; okurlarımıza, yediveren bağımsızlık güllerini sunmaktır.

    Binlerce teşekkürler, hoşça kalın...


    (Milliyet, 3 Mayıs 1992)

  2. #52
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Zeyilname


    Bugün pazar, nedense dilimin ucuna ANAP'ın o eski şarkısı takılıyor: "Arım / balım / peteğim..." Bugün bu şarkıyı ele alıp bir pazarlık yazı mı yazayım? Yoksa son güncel olaylara mı değineyim... Gazetecinin görevi güncel olayları yazmak, öyleyse şu Yüce Divan konusuna girelim.

    İki eski Bayındırlık Bakanına Yüce Divan yolunun açılması, ANAP içinde tepkiyle karşılanıyor.

    Bu iki eski bakan; Safa Giray ve Cengiz Altınkaya, TBMM Başkanlığına gönderdikleri açıklamada, otoyol ihaleleri ile ilgili sözleşmelerde "büyük ekonomik bunalımlarda" yüklenici şirkete "fiyat farkı" ödeneceğine ilişkin madde bulunduğunu, TBMM Soruşturma Komisyonu'nun bu maddeyi "olağanüstü durumda fiyat farkı ödenmeyecektir" biçiminde yorumladığını ileri sürüyorlar.

    İki eski bakan, TBMM Başkanlığı'na gönderdikleri açıklama metnine 16 Aralık 1986 günü Karayolları Genel Müdürlüğü ile yüklenici şirket "Enka-Bechtel Müşterek Teşebbüs Ortaklığı" arasında imzalanan "Gerede-Ankara ve Ankara Çevre Yolu" sözleşmesinin 65. sayfasının noter onaylı örneğini de sunmuşlar.

    İki bakanın sundukları söz konusu sözleşmenin 71. maddesi şöyle:
    - Teklif tarihini takiben işlerin inşa edilecek olan ülke dahilinde o ülke hükümetinin döviz kısıtlamaları koyması veya ülke parasının devalüasyonu sonucu büyük ekonomik bunalım geldiği takdirde idare, söz konusu ekonomik bunalım sebebiyle veya neticesinde işlerin icrası bakımından veya işlerle ilgili olarak artan masrafları müteahhide ödeyecektir. Ancak işbu maddedeki hiçbir husus, söz konusu durumlarda müteahhide tanınmış olan her türlü hakları veya hukuki yolları hiçbir şekilde ihlal etmeyecektir...

    Oysa, aynı sözleşmenin 65. sayfasının 19. satırında yer alan ve iki bakanın fiyat kararnamesine dayanak olarak seçtikleri bu "ödeyecektir" sözcüğü, "ödemeyecektir" biçiminde düzeltilmiştir!

    "Zeyilname", bir sözleşmenin koşulları üzerinde bazı değişiklikler yapan ya da sözleşme metnindeki yanlışları düzelten geçerli son metin demektir. Bu geçerli son metin, yüklenici şirketlere "büyük ekonomik bunalımlar"da ek para ödeneceğini değil, "ödenmeyeceğini" öngörüyor.
    Sözleşmenin İngilizce metninin 72. sayfasında; "Addendum" başlıklı bölümde de aynı düzeltme yapılmış ve 7. satırda yer alan "shall pay" sözcükleri, "shall not pay" olarak düzeltilmiştir.

    Karayolları Genel Müdürlüğü'nün 1986 yılındaki bu sözleşmeden sonra yaptığı başka sözleşmelerde de bu 71. maddede hep "ödemeyecektir" sözcüğü yer almıştır. Örneğin "Tarsus-Pozantı, Ayrı-Adana-Toprakkale-Gaziantep Otoyolu Sözleşmesi, sayfa 50..."

    Bu iki eski bakan, kendilerini savunurlarken sözleşmede yer alan "ödemeyecektir" sözcüğünü nasıl olur da "ödeyecek tir" diye sunarlar, ve fiyat farkı kararnamesini bu yanlışa dayanarak savunurlar? Sözleşmeyi neden baştan aşağı hiç okumazlar? Sözleşmeyi okumuşlarsa bu yanıltmayı; bilerek, isteyerek yapıyorlar demektir.

    Okumuşlarsa TBMM ve kamuoyunu bilerek yanıltıyorlar, okumamışlarsa çam üstüne çam devirerek "aymazlık rekoru" kırıyorlar!

    Bu iki eski bakan 30 Ekim 1989 gün ve 89/14657 sayılı fiyat kararnamesini, "işte bu sözleşme büyük ekonomik bunalımlarda müteahhitlere ek para ödeneceğini öngörüyor" mantığı ile savunmaya kalkıyorlar. Oysa, işte kanıtlandı, sözleşmede tam bunun tersi söz konusu; bu gibi durumlarda "para ödenmesi değil, ödenmemesi gerektiği" yazılı.

    TBMM Soruşturma Komisyonu, fiyat kararnamesinin yürürlüğe sokulması ile 31.12.1991 tarihine kadar geçen sürede oto-yol yüklenicisi şirketlere toplam 1.152.457.550.78 Amerikan Doları ve 1.211.331.87 İngiliz Sterlini ödeme yapıldığını saptıyor. (Rapor, s. 11)

    Bu iki sayın bakana kendilerini savunmaları için bu işlerden anlayan avukat bulmalarını salık veririz. Yoksa, Yüce Divan'da da savunmalarını TBMM Başkanlığı'na gönderdikleri açıklama gibi yapacaklarsa yandılar demektir.

    Neyse efendim, ne diyorduk? "Arım / balım / peteğim" diyorduk... İyi pazarlar... Geçmiş olsun, geçmiş olsun...


    (Cumhuriyet, 24 Ocak 1993)

  3. #53
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Sesleniş


    Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

    Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

    Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

    Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

    Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

    Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

    Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

    Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

    Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

    Asıldık ey halkım, unutma bizi...

    Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

    Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

    Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

    Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...


    Cumhuriyet 25.8.1975

  4. #54
    turk1923 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-05-2007
    Mesajlar
    36
    Karizma Gücü
    0
    Kemalist şehidi unutmayacağız..

    BEN ATATÜRKÇÜYÜM.
    BEN CUMHURİYETÇİYİM.
    BEN LAİKİM.
    BEN ANTİ-EMPERYALİSTİM.
    BEN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE'DEN YANAYIM.
    BEN ÖZGÜRLÜKÇÜYÜM.
    BEN İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSUYUM.
    BEN TERÖRÜN KARŞISINDAYIM.
    BEN YOBAZLARIN, VURGUNCULARIN,&#199KARCILARIN,DÜŞMANIYIM!..
    Uğur MUMCU
    BEN ATATÜRKÇÜYÜM.
    BEN CUMHURİYETÇİYİM.
    BEN LAİKİM.
    BEN ANTİ-EMPERYALİSTİM.
    BEN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE'DEN YANAYIM.
    BEN ÖZGÜRLÜKÇÜYÜM.
    BEN İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSUYUM.
    BEN TERÖRÜN KARŞISINDAYIM.
    BEN YOBAZLARIN, VURGUNCULARIN,ÇIKARCILARIN,DÜŞMANIYIM!

    Uğur MUMCU


    "Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok"!
    Necip HABLEMİTOĞLU

  5. #55
    TurkForumUye1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-05-2006
    Mesajlar
    3,765
    Karizma Gücü
    7
    Çok güzel bir çalışma olmuş..

    Makaleler zaten güzel ..

  6. #56

    Kayıt Tarihi
    03-02-2007
    Mesajlar
    9
    Karizma Gücü
    0
    bu nekadar süper bi paylaşım çok çok teşekkür ederim çok kıymetli bir hazine bu yazılar...

  7. #57
    Son_Mohikan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    5,827
    Karizma Gücü
    7
    Müthiş bir paylaşım, teşekkürler Bektaşi.

  8. #58
    ATATÜRK yazamayangafiller NİMa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    7,981
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Teşekkürler ellerinize sağlık. Uğur Mumcu gibi insanlara ne kadar ihtiyacımız var..

  9. #59

    Kayıt Tarihi
    11-02-2007
    Mesajlar
    634
    Karizma Gücü
    0
    uĞur Mumcu Gİbİ DeĞerlİ Aydinlarimizin Canina Kiyan Canİ Yobazlara Lanet Olsun....

    Bakalim BÜtÜn Aydinlari ÖldÜrmeye GÜcÜnÜz Yetecek Mİ??


  10. #60

    Kayıt Tarihi
    16-11-2008
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0
    Çok güzel makeler hazırlarmışsınız teşekkür ederim bizlerle paylaştığınız için.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •