Bilim adamları, askerler, mühendisler, mimarlar, politikacılar, doktorlar, eczacılar, ekonomistler, işletmeciler, yargı mensupları… Devletin varlığı ve devamı konusunda isimleri listelerde uzadıkça uzayan, onlarca çalışma grupları için nitelikli insanlar eğitmek ve yetiştirmek gerekli. Bu çalışma gruplarını oluşturmak için güçlü bir öğretmen ordusuna ve ülke çıkarlarına hizmet eden, dünya gerçeklerine entegre olmuş bir milli eğitim politikasına ihtiyaç var. Yani bir ülkenin hayat kaynağıdır öğretmen. Büyük önder Atatürk askeri başarısını siyasi başarılarla taçlandırarak Osmanlı’nın küllerinden yeni bir Türk devleti kurdu. Yeni Türk Alfabesi ve medrese yerine batı modeli eğitim sistemiyle Milli eğitime devrimleriyle vurgu yaptı.
Günümüz milli eğitimi ise gerçekçi hedefi olamayan uygulamalar nedeniyle arapsaçı gibi. Uygulamalarına, çalışanları ve sendikaların şiddetle karşı çıktığı, kendi mensupları tarafından bu kadar çok eleştirilen bakanlık teşkilatı hiç olmamıştır demek yanlış olmaz sanırım.
2005 Mart’ında eğitim kurumlarına müdür yardımcılığı için sınav yapıldı. Sınavda 20 dilbilgisi, 15 tarih, 15 kamu yönetimi, 15 genel kültür, 35 milli eğitim mevzuatı sorusu vardı. Uzmanlık gerektiren sorular nedeniyle Türkçe ve tarih öğretmenleri diğerlerine göre avantajlıydı. Müdür yardımcılarını belirleyen kıymeti kendinden menkul sınavın sorularından bazıları:
• 17 şubat 1923 İzmir iktisat kongresinde benimsenen temel düşünce hangisidir?
• Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu, ilk Türk mutasavvıfı kimdir?
• Türkiye’ye özgü olan Köyceğiz-Fethiye kıyı şeridinde yetişen ve öz suyundan parfüm elde edilen ağaç türünün adı?
• Ege Denizi’nde koy iken Büyük Menderes nehrinin alüvyonlar taşıyarak oluşturduğu gölün adı?
• Kanunların ruhu adlı eseriyle demokrasinin düşünsel temelinin gelişmesine katkıda bulunan siyaset filozofu kimdir?
Sorular böyle olunca sınavda yeterli not alanlar % 2 de kaldı. Milli Eğitim bakanı yöneticilik sınavında öğretmenleri başarısız buldu. Türk Eğitim Sen genel başkanı Şuayip Özcan başarısızlığın öğretmenlere değil bakanlığa ait olduğunu söyleyince, bakanlık 3 milyar TL manevi tazminat davası açtı. Mahkeme “Demokratik ülkelerde idareciler, yaptıklarının eleştirilmesine tahammül etmek zorundadır. Aksine bir anlayış kişilerin yönetimi eleştirmekten korkar hale gelmesine neden olur ” gerekçesiyle davayı reddetti.
Aslında eğitim sistemini arızalandıran yanlış personel politikaları. Eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiriyor. Mezun olanların diplomasında öğretmenlik ibaresi açık ama 40 YTL ödeyerek öğretmen olmak için sınava giriliyor. Üniversiteyi birincilikle bitirenler dahi kamu personeli sınavını kazanamıyor. Dolayısıyla üniversitede büyük yatırım yapılan gençler heba ediliyor. Oysa asker, polis ve doktorlar devlet memuru olacakları halde böyle bir sınava girmiyorlar.
Atanmayı bekleyen öğretmen adayları dururken kadrolar bu yıl 18 bin sözleşmeli öğretmenle dolduruldu. Geçici görevlendirilenlerin bir bölümü öğretmenlik, bir bölümü de farklı bölüm mezunları. Su ürünleri, ziraat vs bunlardan bazıları. İlköğretim ve lise öğrencileri girdikleri sınavlarda başarısız olunca ( hatta 0 çekince ) Milli Eğitim Bakanlığı suçu öğretmenlere yüklüyor. Sırf maliyeti daha ucuz diye öğretmen olmayanlar zoraki öğretmen yapılırsa sonuç böyle olur. Peki suç öğretmendeyse şimdi sormak lazım:
• Eğer öğretmen ihtiyacı varsa neden uygun branşlardaki eğitim fakültesi mezunları atanmıyor?
• Eğer öğretmen ihtiyacı yoksa neden sözleşmeli öğretmen alınıyor?
• Eğer öğretmenlik mezunları öğretmen olamayacaksa eğitim fakültelerinin anlamı ne?
• Türlü nedenlerle öğretmen atanamıyorsa yeni okullar niye inşa ediliyor?
Öğretmenliği gözden düşürüp, saygınlığını kaybettirecek, hatta aynı okulda görev yapanlar arasında husumet yaratacak bir başka uygulama ise “Öğretmen Kariyer Sınavı”. Öğretmenler; uzman ve baş öğretmen olarak ayrılacak. Sınavda %30 Türkçe, %20 genel kültür, %40 Pedagojik formasyon, % 10 milli eğitim mevzuatı sorulacak. Eğitim camiasına, kalite yerine çekişme getirecek bu sınav yapılmamalı. Eğer branş değerlendirmesi olmayacaksa öğretmenler neyin “uzman”ı, neyin “baş”ı olacak. Asıl gümbürtü sınavdan sonraki eğitim-öğretim yılında kopacak. Bakalım aşağıdaki soruları cevaplandıracak bilgili bir ilgili var mı?
• Veliler uzman mı, sıradan mı yoksa başöğretmen mi tercih edecek?
• Uzman ve baş öğretmenler kimlerin çocuklarını eğitecek?
• Kariyerli öğretmenler ile sıradan öğretmenler (!) farklı müfredat mı işleyecek?
• Eğer aynı bilgi öğretilecekse kariyer ayrımının anlamı ne?
• Aynı işi yapanların farklı ücret almaları ilgili yasalardaki eşitlik ilkesine uygun mu?
Milli Eğitim Bakanlığı bu uygulamanın öğretmenlere verdiği rahatsızlığı ya göremiyor yada göz ardı ediyor. Kamuda hizmet sürtüşmeyle değil uyumla yapılır. Devlet hizmeti silgisiz resim çizme sanatıdır. Silgin kaleminden çabuk bitiyorsa, yanlış yapıyorsun demektir. Öğretmenleri resmeden kalem tek ama kaçıncı silgi bittiği meçhul…
Fedakâr öğretmenlerimiz takdir edileceğine kamuoyu önünde günah keçisi yapılarak, sorumsuzca hedef tahtası haline getiriliyor. Gazeteci Gülay Göktürk BUGÜN gazetesindeki köşesinde neler yazmış öğretmenler ve öğretmenlik hakkında:
“ ... Milli Eğitim Bakanlığı son derece isabetli bir kararla, Öğretmen Kariyer Sınavı adıyla bir sınav yapma kararı aldı. Amaç, öğretmenliğe kalite getirmek. ...Her yıl ÖSS'den binlerce öğrenci 0 çekiyor, binlerce lise birincisi barajı aşamıyor, biz dönüp de öğretmenlerimize, "Bu ne rezalet, öğretmeyi bilmiyorsanız orada ne arıyorsunuz" diye sormuyoruz. Asıl 0 çekenin öğrenciler değil öğretmenler olduğunu göz ardı ediyoruz. Tek yaptığımız, öğretmenliği herhangi bir meslek olmaktan çıkarıp kutsallaştırmak ve dokunulmaz kılmak... Öğretmen böyle kutsal olunca, iyi öğretmen olmak için çabalamasına hiç gerek kalmıyor. Öyle ya, "Kutsal"ın performansını ölçmek kimin haddine!”
Gülay hanımın yazdıkları haddini gerçekten aşmış. İnsan yetiştirme sanatını sıradan meslek olarak görmek büyük patavatsızlık, kutsiyetini ölçmek ise ukalalıktan öte değil.Bu elbette kimsenin haddi değil! Bilmeden, araştırmadan, masa başında ancak böyle bir makale yazılabilir. Kutsallık ölçüsü nedir, kimler kutsal? Bilim adamları, doktorlar, hakimler, din adamları, rektörler veya gazeteciler mi? Bunlardan hangisi öğretmen süzgecinden geçmedi? Hangi insan var ki öğretmen tezgahında şekillenmemiş olsun? Dilin ölçüsünü öyle ayarlamalı ki bugün konuştuklarınız sizi yetiştiren, bugünlere ulaştıranları üzmesin, yaralamasın.
Öğretmenlerle ilgili yazmak istiyorsanız işte size malzeme. İcraatlarını övdüğünüz Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen sağlık merkezlerini sağlık bakanlığına devretti . Öğretmen hastalanınca, boş dersinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı sağlık merkezlerine gidip ilaç yazdırıyor veya tam teşekküllü hastanelere sevk alıyordu. İşlemler hızlı bir şekilde tamamlanıp okullarda eğitim-öğretim aksamıyordu. Şimdi ise öğretmenler, sağlık ocaklarında ilaç yazdırmak ya da sevk almak için saatlerce kuyruklarda bekliyor. Öğrenciler mi? Onlar da boş geçen derslerde öğretmenini…..


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla