• Reklam

Anket: Kitabın Değerlendirmesi

+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Ahmet H. Tanpınar) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumlar

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü

    Yazarı : Ahmet Hamdi TANPINAR
    Yayınevi : Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık (YKY)
    Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 1962 - Ocak
    Sayfa Sayısı : 358


    KİTAP HAKKINDA
    Toplumun, kişilerin ve sebep sonuç ilişkilerinin içine derinlemesine girebilme ve teknik roman birliğinin kurulabilmesi gücünden bahsettiğimi söylemeliyim. Yani Tanpınar’da kişilerin ruh dünyası Dostoyevski denli analiz edilmekte; Tanpınar toplumu tek elde Balzac kadar ustaca görebilmektedir ve bunları roman ille de roman kurgusunu mükemmel kurarak verebilmektedir. Ayrıca, handiyse tüm büyük romancıların ortak özelliği olan mizah (tabi ki anlatımın içine uygun ölçüde yedirilmiş bir mizah) Tanpınar’da Stendhal kadar ince ya da Dickens kadar bilinçli bir şekilde mevcuttur. Siz Tanpınar okudunuz mu?

    Eğer okumadı iseniz başlamak ve Tanpınar’a hayran olmak için öneririm Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü. Bu kitap yazarın diğer büyük eserlerindeki ağırbaşlılıktan ve ağdalılıktan pay biçmiyor ve fakat aynı ölçüde ve sebeple keskin, zeki, mizahlı. Ayrıca deneyci.

    İlk olarak kitabın birinci tekil şahsı, anlatıcısı, kendi kendini (kılı kırk) yaran bir analizle anlatıyor. Bu analiz bir oto eleştiridir ve acımasız bir eleştiridir. Yetişme şartları ve yetiştiği çevre anlatıcının bu oto analizinde yerlerini aldıkça Tanpınar birey-toplum-etkileşim-sonuç denklemini tamamlıyor. Okur anlatıcının biraz da doğuştan farklı karakterinin etrafını saran toplumsal faktörlerle nasıl da olması gereken kıvama geldiğini, en farklılaştığını, kolaylıkla anlayabiliyor. Ama Tanpınar bu birey-toplum analizinde okuru sıkmamayı başarmış; en zorlu ruhsal çıkarımlar ve en sıkı toplumsal çözümlemeler usta ve hakikatten güldürücü bir mizah/hiciv tekniği kullanılarak başarılmış. Müthiş bir konuşmacı ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Kişileri sıkmadan saatlerce kendini dinletmesini bilen insanlardan biri var karşınızda ve de bu arada çok derin işlerden bahsediyor. Ama gülüyorsunuz ara ara.

    Toplumda rastlanabilecek en sıradan ve önemsiz adamlardan en marjinal tiplere dek bir panorama Tanpınar’ın elinden önünüze sunulmuştur. Toplumun bireyi nasıl etkilediğini ve nasıl bir birey olacağını nasıl da belirlediği bu ilk bölümün ana temasıdır özetle. Bu arada anlatılan dönemin ve insan tipinin/tiplerinin Türkiye’nin ürünleri olduklarını söylememe gerek var mı? Alt temalar ise Tanpınar’ın nakış örercesine süsleyip anlatıcının hayatındaki yerlerine inanılmaz bir fantastiklikle oturttuğu; zaman, hürriyet, fakirlik, itilmişlik gibi onlarca kavramdır. Bu kavramlar anlatıcının ve çevresinin yapı taşlarıdırlar ve onu bize tanımlarlar. Böylece ilk bölüm sona erdiğinde bir insanı ve çevresini avucumuzun içi kadar iyi tanımaktayızdır. Çoğu eleştirmen bu ilk bölümü Türk toplumunun “Doğu’cul” yapısının bir sembolü olarak görmüştür. Haklı olabilirler.

    Serimde yani ikinci bölümde aniden tanışılan ve anlatıcının temsil ettiği değerlerin tam tersini temsil eden bir karakter romanın ve baş karakterimizin hayatının gidişatını alt üst eder. Büyük dolandırıcı ve enerji üstadı biridir bu adam ve anlatıcıyı büyüler. O ana dek eziklik, bitkinlik ve doğu tarzı miskinlik/kadercilikle örülmüş bir yaşantı artık bu adamın müdahalesi ile büyük bir ivme kazanır ve zenginliğe giden yollar büyük bir yalanın üzerine kurularak açılır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi gereksiz bir kurum bu yeni karakterin buluşudur (aslında anlatıcının buluşudur) ve gereksizliği/saçmalığı ölçüsünde önemlidir. Artık Tanpınar handiyse bilimkurguya ya da kara ütopya anlatıcılığına varan bir kurgular sağanağı altında kurumu ve zenginleşme ile gelen sosyal değişikliği birbirine, bir kez daha teknik ustalığını konuşturarak, yedirerek anlatmaya başlar. Yazarın gücü, ayrıca, farklılaşan sosyal konum ve beraberindeki ilişkiler/tavırların iç yüzlerini tıpkı ilk bölümde yaptığı gibi mizahlı bir dille darmadağın etmesi ile de hissedilir. Gene bir başarı, bahsettiğim handiyse kara ütopyaya kaçan bir oluşumun (Enstitü ve çalışanları, mimarisi, gelişimi,reklamları, çalışması vb.) en ince detaylarına kadar tasvir edilmesi ile beraber toplumcu/analizci yazım tekniğinin uyuşturulabilmesidir.

    Okur bu iki bölümde de başrol oynayan anlatıcının hayatındaki farkları somut bir şekilde görmektedir. Daha sonra düşündüğünde aslında iki farklı dönemin de asılsızlık üzerinde kurulduğunu anlamaktadır. Tembel bir umutsuzluk üzerine kurulu bir hayat ancak başka birinin itmesi ile farklılaşmaktadır ki bu farklılaşma da asılsız ve haksızdır; sahtedir. Sahtedir ama belli temeli ve kendine has stili olmayan bir toplumda kabul görebilmekte, el üstünde tutulabilmekte ve savunucularına haksız konum/kazanç getirebilmektedir. Sahteci ataklığı ve yüzsüz cesareti oranında güçlüdür.

    Roman toplumcu açıdan bakıldığında evet Türk toplumunun geri kalmışlık-modernlik kısırdöngüsünü ele almaktadır. Roman bireyi toplumun bir parçası olarak görmekte ve toplumcu kısırdöngüyü bireyin üzerinden vermektedir. Romancı, sadece büyük romancılarda görülen özelliklerden, toplumcu analizi gerçekleştirirken bireyin iç dünyasını salt bireyin aklından/ağzından/duygularından vermektedir. Bireyin özel düşünceleri ve durumu okurun zihninde toplumcu analize yoğrulmaktadır. Roman okuru asla sıkmamaktadır, sürekli bir mizah hem ilk bölümde hem de ikinci bölümde okuru (bu eleştiri yazısının aksine) rahatlatmaktadır ve güldürmektedir. Roman kısacası büyük bir romandır; hayranlık uyandıran karakter ve kavram tahlilleri ile dolu, hızla ilerleyen, bütünlüğü asla bozulmayan bir romandır.

    Tanpınar’ın, diğer romanlarındaki duygu yoğunluğu sebebi ile pek de açık seçik görülemeyen, üstün eleştirel aklının teknik ve üslup ustalığı ile birleşerek insana, Türk toplumuna, geriliğe, yeniliğe ve daha birçok kavramlara damgasını çok güçlü bir şekilde bastığı bir kitap Saatleri Ayarlama Enstitüsü.

    Güçlü ve üstün zekalı bir romancının yetiştiği bir topluma ait olmak diğer dünya medeniyetleri ve edebiyatları karşısında güven vermelidir bir insana. İnsanı ve dünyayı o denli güçlü bir şekilde görebilen romancıları fikri gelişmişliğin bir sembolü olarak gören ben, bu kitabı okumakla kendime daha çok güvenmeye başladım. Kitabı okumakla bizde de mesela Dostoyevski ya da Tolstoy kadar zeki ve kapsamlı adamların var olmuş olduklarını kanıta oturtup rahat bir nefes aldım. O sebeple Tanpınar’a kişisel saygılarımı sunarım.

    Kişisel kanım bu kitabın Türk edebiyatının, halen, en güçlü romanı olduğu yolundadır.

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    04-12-2004
    Mesajlar
    172
    Karizma Gücü
    0
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nden


    Yukarda hayatımın sıkıntılarından birkaç defa bahsettim. Hatıralarım ilerledikçe okuyucularım ömrüm boyunca ihtiyaç ve mahrumiyetin âdeta ikinci bir deri gibi vücuduma yapışmış olarak dolaştığımı göreceklerdir. Fakat hiç de saadet denen şeyi tatmadım diyemem.

    Fakir düşmüş bir ailede doğdum. Buna rağmen çocukluğum epeyce mesut geçti. Fakirlik, içimizde ve etrafımızda ahenk bulunmak şartıyla –ve şüphesiz muayyen bir derecesinde– zannedildiği kadar korkunç ve tahammülsüz bir şey değildir. Onun da kendine göre imtiyazları vardır. Benim çocukluğumun bellibaşlı imtiyazı hürriyetti.

    Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manâsında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman manâsını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul, zurna, sokaklara fırladık.

    Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, "Buyurunuz efendim, bendeniz, artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!" diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan, fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.

    Nihayet şu kanaate vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hürriyet aşkı, –haydi Halit Ayarcı'nın sevdiği kelime ile söyleyeyim, nasıl olsa beni artık ayıplayamaz, kendine ait bir lügati kullandığım için benimle alay edemez!– bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmî nutuklarda adının anılması kâfi geliyor.

    Hayır, benim çocukluğumun hürriyeti, hiç de bu cinsten bir hürriyet değildir. Evvelâ, burası zannımca en mühimdir, onu bana hiç kimse vermedi. Bu sızdırılmış altın külçesini birdenbire kendi içimde buldum. Tıpkı ağaçta kuş sesi, suda aydınlık gibi. Ve bir defa için buldum. Bulduğum günden beri de küçücük hayatım, fakir evimiz, etrafımızdaki insanlar, her şey değişti. Vakıa sonraları ben de onu kaybettim. Fakat ne olursa olsun bana temin ettiği şeyler hayatımın en büyük hazinesi oldular. Ne dünkü sefaletim, ne bugünkü refahım, hiçbir şey onun mucizesiyle doldurduğu seneleri benden bir daha alamadılar. O bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti.

    Lüzumsuz hiçbir şeyin peşinde koşmadım. Hiçbir ihtirasın peşinde beyhude yere emek sarf etmedim. Hiçbir zaman sınıfımızın birincisi veya ikincisi, hattâ yirmincisi olmak istemedim.

    Fatih Rüştiyesindeki sınıfımızın kalabalık mevcudu bana, etrafım
    geri sıralardan, isterseniz buna kral locası deyin, seyretmek imkânını verdi. İnsan işlerine uzaktan bakmayı oradan öğrendim.

    Arkadaşlarımın çoğu gibi mektebe lalalarla, uşaklarla gitmedim. Ne yeni, süslü elbiselerim, ne su geçmez potinim, ne sıcak paltom vardı. Daima diz kapaklarım yamalı, daima dirseklerim biraz dışarıya fırlamış gezdim. Hiç kimse mektebe giderken bin türlü sıkı tembihle beni öpmedi, ne de akşam üstü yolumu dört gözle beklediler. Hattâ eve ne kadar geç gelirsem etrafımdakiler o kadar rahattı. Bununla beraber mesuttum. Bütün bu şeylerin yokluğuna karşılık hayatı ve sokağı kazanmıştım. Mevsimler, insanlar, hayvanlar, eşya en munis, en değişik yüzleriyle benimdiler.

    Günde iki defa Edirnekapı ile Fatih arasındaki yolun en uzun zaman içinde, her adımı ayrı ayrı hayaller peşinde atarak, gider gelirdim. Vakıa on yaşlarıma doğru bu mesut hayatı bir ihtiras bulandırdı. Dayımın sünnet hediyesi olarak verdiği saatle hayatımın ahengi biraz bozulur gibi oldu. Bir ihtiras ne kadar masum olursa olsun yine tehlikeli bir şeydir. Bununla beraber mesut yaradılışım onun hayatımı büsbütün çığrından çıkarmasına mâni oldu. Bilakis ona bir istikamet verdi. Yani hayatım onunla şekil aldı. Belki de bana hürriyetin asıl kapısını o açtı.

  3. #3
    no_name adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-11-2004
    Mesajlar
    827
    Karizma Gücü
    0
    Güzel bir kikap okumayan arkadaşlara tavsiye ederim.
    Lütfen milli ve manevi değerlere saygılı olalım...
    Çünkü ;
    Cihanda itibarımız varsa ondandır...
    deLi kurT


    OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA GİYİM KÜLTÜRÜ


    Eklemeler devam edecek..

    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu


    Kutadgu Bilig - Eski Türk Yazıtları - Manas - Şamanizm - Ruhnama

  4. #4
    kartalsenel adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-01-2006
    Mesajlar
    581
    Karizma Gücü
    0
    klasik çapında bir edebi eser

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    28-10-2005
    Mesajlar
    97
    Karizma Gücü
    0
    güzel ama sıradışı yani olayın kurmacası süper

  6. #6
    Barayef adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-11-2005
    Mesajlar
    258
    Karizma Gücü
    0
    Fantastik öğeleri Türk edebiyatında sık rastlanmayan biçimde kullanarak ciddi sorgulamaları tetikleyen kesinlikle klasik bir eser.

  7. #7
    Aekemre adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-06-2006
    Mesajlar
    2,306
    Karizma Gücü
    0
    Bende bu kitap var fakat okumadım. tavsiyelerinizden sonra kesinlikle okuyacağım. Umarım beğenirim bende. Teşekkürler.
    AEKEMRE

  8. #8
    Cool Ekrem C adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2005
    Mesajlar
    26
    Karizma Gücü
    0
    Modernist Türk romanının başlangıcı sayılabilecek bir roman...

  9. #9
    ๖ۣۜ♥(ㅑㅅㅣㄴ'ㅣㅁ)๖ۣۜ♥ <span style='color: #FF1493'>мerve</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-07-2005
    Mesajlar
    10,074
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Kelime haznenizi geliştirmek için birebir. Zaten bana edebiyat hocam önermişti, çoğu yerinde sözl&#252;ğe başvurdum sayesinde birçok kelime öğrendim. Hoş bir kurguya sahip olan bu eseri edebiyat meraklılarına tavsiye ederiz efendim
    мiiiiiiv
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünle övünür, ey sevgili.
    Aşk'a düştüm , üstüm başım 'Sen' oldu...


  10. #10
    Misafir
    Ziyaretçi
    üniversitede okumak zorunlu olmasa,ve finalde 5 soru çıkmasaa emin olun hiçbiriniz okumazdı

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •