• Reklam
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Cezeri adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-06-2005
    Mesajlar
    107
    Karizma Gücü
    0

    Niçin Müslimân Oldular ?

    Yüzyıllardır uğraşıp bir müslümanı bile dininden döndüremeyen din düşmanları , gençleri islâmiyetten uzaklaştırmak için farklı bir çok yollara başvurmuşlar. Fakat İslâm âlimlerinin değerli eserlerini okuyanlar bu gibi sinsi düşmanların şerlerinden kendilerini ve etraflarındaki insanları korumuşlardır.

    Niçin Müslüman oldular serisiyle herşeyi birinci ağızdan dinleyelim.


    İslâm dîni, en son ve en mükemmel bir dindir.Meşhûr ingiliz edibi Bernhard Shaw bile, (Dünyâ için bir tek din seçmek gerekirse, bu muhakkak islâm dîni olacakdır) demişdir. Bu da gâyet tabî’îdir. Çünki islâm dîni, şimdiye kadar gelip geçmiş olan bütün dinlerin düçâr oldukları [düşdükleri] tahrîflerden [değişdirmelerden] mahfûz [korunmuş] bir dindir. Tek Allaha inanmağı emr eden, dinlerin en büyüklerinden olan yehûdî dîninde, bir mesîhin geleceği bildirilmişdir.Mesîh olarak geldiği kabûl edilen Îsâ aleyhisselâmın yaydığı dînin kitâbı olan İncîl kaybolmuşdur. Sonradan birçok kısmları değişdirilerek, çeşidli İncîller yazılmış olmasına rağmen, asl mesîh olarak son bir Peygamberin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” geleceği hakkında işâretler vardır.Barnabas İncîlinde ise, bu Peygamberin ismi açıkca yazılıdır. O hâlde islâm dîni, bütün hakîkî dinlerin birleşdiği en son, en doğru, en mükemmel ve Allahü teâlânın rızâsına tam uygun olan dindir. Bütün gençliği Avrupada hıristiyanlar arasında geçmiş olan kültürlü bir arkadaşımız [Doktor Nûri Refet Korur] bize, (Babam ve anamdan müslimân olarak dünyâya geldim. Hayâtım Avrupada geçdi. Orada, elimde fırsat bulunduğu için, bütün dinleri araşdırmak ve birbirleriyle karşılaşdırmak için bol zemân buldum. Eğer başka bir dînin islâm dîninden dahâ üstün olduğunu görmüş olsaydım, müslimânlığı bırakır, o dîni kabûl ederdim. Çünki, kimse beni müslimân kalmağa zorlamıyordu. Fekat yapdığım bütün araşdırmalar, karşılaşdırmalar, hıristiyanlarla yapdığım tartışmalar, İslâm dîninin dünyâda bulunan bütün dinlerin üstünde, hiç tahrîf edilmemiş hakîkî din olduğunu o kadar açık bir sûretde meydâna çıkardı ki, islâmiyyete bütün kalbimle bağlandım) demişdi.

    Ne yazık ki, bugün bile, batı âleminde müslimânlara (sapık fikrli), (uyuşuk kafalı), (şeytâna tapan), (dinsiz) demek haksızlığında bulunan hıristiyanlar vardır. Hıristiyan çocuklarına, papazlar tarafından bu yanlış bilgiler verilmekde, zihnleri çelinmekdedir. Bir yandan da, islâm dîninde medeniyyete uygun olmıyan birçok husûslar bulunduğu ileri sürülmekdedir.Hâlbuki, bugünkü medeniyyete en uygun olan din, islâm dînidir.

    İslâm dîninin sâf, temiz, medenî ve insânî şeklini tedkîk etmek imkânını bulan herkes, bu dînin câzibesine kapılır. İslâm dîni, hiç bir propaganda yapılmadan, hiçbir teşkîlât kurulmadan, bütün dünyâya yayılmakdadır. Hâlbuki, hıristiyanlık dînini yaymak için uğraşan misyonerlerin bağlı olduğu teşkîlâtlar, bu uğurda pek çok para sarf etmekde, birçok sosyal yardımlar yapmakda, buna rağmen yine istedikleri gibi muvaffakiyyet elde edememekdedirler.

    İslâmiyyet aleyhinde yapılan bütün bu yanlış ve düşmanca neşriyyâta ve hıristiyanlığın yayılması için yapılan korkunç gayretlere rağmen, dünyâda müslimânlar gitdikçe artmakdadır. İlerde bu husûsda, dahâ geniş ma’lûmât bulacaksınız. Bu müslimânların bir kısmı, müslimân çocuğu olarak doğdukları için müslimân kalmışlardır. Fekat bunların yanında, anası babası başka dinden olan ve çocukken başka din terbiyesi aldığı hâlde, müslimânlığı kabûl eden insanlar da vardır. Bunların içinde, dünyâca tanınmış büyük diplomatlar, devlet, ilm ve fen adamları, edîbler, yazarlar, hattâ din adamları vardır. Bunlar, islâm dînini iyice araştırdıkdan ve onun büyüklüğüne hayrân oldukdan sonra, seve seve müslimân olmuşlardır. Bunlardan başka, bütün dünyâca tanınan birçok meşhûr şahslar, resmen müslimân olmasalar bile, islâm dînini büyük bir saygı ve takdîrle karşılamışlar, hattâ islâm dîninin hakîkî din olduğuna îmân etmişler ve böyle inandıklarını söylemekden çekinmemişlerdir. Bütün dünyânın kendilerine hayrân olduğu ilm adamları, filozoflar, siyâset adamları, her şeyden evvel Allahü teâlânın varlığına ve birliğine ve her şeyi Onun yaratdığına inanmakdadırlar. Bu kısmda, bu zevâtdan bir kısmının sözlerini ve düşüncelerini bulacaksınız.

    İslâmiyyeti kabûl edenler arasında, mecbûriyyet, menfe’at, hattâ reklâm yüzünden müslimân olanlar bulunabilir.Meselâ, bir müslimân erkekle evlenmek isteyen başka dinden bir kadın veyâ insanlık dışına atıldığı için tekrâr insanlık haklarına kavuşmak isteyen bir Hind paryası, İslâmiyyeti iyice araşdırmadan veyâ anlamadan müslimânlığı kabûl etmiş olabilir. Fekat meşhûr ilm ve fen adamlarının, edîblerin, islâm dînini ancak uzun uzadıya inceledikden sonra kabûl etmeleri, çok yüksek bir ma’nâ taşır. Bu kültürlü insanların, niçin dinlerini terk ederek müslimânlığı kabûl etdikleri hakkında yapdıkları açıklamaların en mühimleri, değişik kaynak ve kitâblardan toplanarak, aşağıdaki sahîfelerde sıralanmışdır. Bunları okuduğunuz zemân, İslâm dîninin niçin diğer dinlerden üstün olduğunu, bu zevâtın ağzından duymuş olacaksınız. Müslimân doğan ve hayâtı müslimânlar arasında geçen bir kimse, belki bu üstünlüklerin farkına bile varmaz. Fekat, başka bir din taşırken islâmiyyeti inceleyen bir kimse, aradaki farkı çok iyi görür, anlar ve takdîr eder. Siz de, bu açıklamaları okurken, dînimizin yüksek meziyyetlerini bir kerre dahâ takdîr etmek imkânını bulacak ve müslimân olduğunuz için Allahü teâlâya hamd edeceksiniz.

    Yeri gökü yaratan, ağaçları donatan,
    Çiçekleri açtıran, bir Allahdır, bir Allah!
    Allah her yerde hâzır, ne yaparsan O görür.
    Ne söylersen işitir. Vardır, birdir, büyükdür.
    Biz Allahı severiz. Her emrini dinleriz.
    Beş vakt nemâz kılar, Ona isyân etmeyiz.
    Mü’min iyi huyludur. Herkes ondan memnûndur.
    Kimseye zulm eylemez. Kendi de huzûrludur.


    Şimdi sözü onlara bırakalım....


    vesselâm

  2. #2
    MuHaMmEt adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-06-2005
    Mesajlar
    4,481
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı Cezeri tarafından gönderildi.
    Yeri gökü yaratan, ağaçları donatan,
    Çiçekleri açtıran, bir Allahdır, bir Allah!
    Allah her yerde hâzır, ne yaparsan O görür.
    Ne söylersen işitir. Vardır, birdir, büyükdür.
    Biz Allahı severiz. Her emrini dinleriz.
    Beş vakt nemâz kılar, Ona isyân etmeyiz.
    Mü’min iyi huyludur. Herkes ondan memnûndur.
    Kimseye zulm eylemez. Kendi de huzûrludur.
    çok güzel arkadaşım çok saol...
    Vatan istediler..Alın dedik..
    Bizi kendileri gibi dönek sandılar..
    Biz alında sizin olsun demedik,
    Alabiliyorsanız alında görelim demek istedik.....!

  3. #3
    Cezeri adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-06-2005
    Mesajlar
    107
    Karizma Gücü
    0

    Roger Garaudy

    Avrupanın meşhûr fikr adamı Roger Garaudynin 1982 senesinde, açdığı yoldan, denizlerin kaptanı Cousteau rotasını İslâmdan yana çevirdi. Bale dünyâsının meşhûr ismi Bejart da adımlarını İslâm dünyâsına doğru atdı. 8 Nisan 1983 günü Bingazinin Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda bir büyük ilm adamı, bir büyük yazar Roger Garaudy, “Evet, bugün ben müslimânım. Niçin İslâmı seçdiniz, diyorsunuz. İslâmı seçmekle çağı seçdim” diyordu.

    70 yaşındaki Roger Garaudy ki, yıllarca Fransada komünist sistemin ateşli savunucusu olmuşdu. Üniversiteden siyâset kürsîlerine kadar Fransızlara ve Batı dünyâsına hep Marksizmi anlatmış, insanların kurtuluşunu yalnız bir sistemde bulmuşdu. Çağımızda Fransız komünistlerinin en büyük “Rûh mimârı” durumunda idi. Nerede komünistlerin düzenlediği bir miting, konferans ve seminer var, orada Garaudy vardı. Katolik ve hıristiyanlığa karşı, düşüncesiyle, kalemiyle, hitâbetiyle büyük bir mücâdele veriyordu.

    Bir gün, Batının sanat, edebiyyât ve siyâset çevrelerinde bir bomba patladı. “Roger Garaudy İslâmı seçdi!” Haber ajanslarının telekslerinde dünyâya ulaşan bu haberle, Kremlin müdhiş sarsıldı. Çünki Kremlin, Fransadaki komünistlerin en büyük akl hocasını gayb etmişdi. Garaudy yakından tanınan bir bilim adamı idi. Son yıllarda Marksizm onun kaleminden yayılıyordu.

    O büyük adam, hakîkati anladı ve bütün dünyâya şunları söyledi: “İslâm, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Ya’nî, İslâm dışındaki bütün dinler zemâna uyduruldu. Reforma tâbi’ tutuldu. Mukaddes kitâblar zemâna göre tahrif edildi. Kur’ân-ı kerîm ise, indirildiği günden beri hep zemâna hükm etdi. O, zemânı değil, zemân onu izledi. Zemân yaşlandıkca o gençleşdi. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar, bunca savaşların bırakdığı korkunç, sosyal, siyâsî ve ekonomik sarsıntılardan dahâ büyük bir olaydır. İslâm, materyalizme de, pozitivistlerin görüşüne de, ekzistansiyalistlere de hâkimdir. Fekat bunlardan hiçbiri, İslâma hâkim değildir.

    İslâmın büyük Peygamberi, “Yarın ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyâya çalışın!” derken, her şeyi anlatmışdır. İslâm hem maddeye, hem de ma’nâya hükm etmişdir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslâm, “İlm Çinde de olsa gidip bulunuz. İlm ve fen mü’minin gayb olmuş malıdır, ara ve bul” diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yokdur. İslâm, dünyâyı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyâyı sarsmışdır.
    İnsanı, mahlûkların efdâli ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmışdır. İsrâfı, gösterişi ve lüksü yasaklayan, kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan, biriken sermâyeyi fakîre ölçülü ve ahlâk hükmleri içinde aktaran, fâizi, tembelliğe sebeb olduğu için yasaklayan ve gayrimeşrû’ serveti böylece imhâ eden bir sistemler manzûmesidir. İslâm, halîfe ile kölenin aynı hakka sâhib olmasını mecbûr kılmışdır. Deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından dahâ keskin bir olaydır. Hz. Ömer ile kölesi bir şehrden bir şehre giderken deveye sıra ile binerler. Zemân zemân, devenin yularını halîfe çeker, zemân zemân da köle... İşte adâlet ve hukukda İslâmın devrimidir bu.
    Marksizm ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslâm bunlara karşı, insana prestijini iâde eden bir semâvî dindir
    ”.


    devam edecek...


    vesselâm

  4. #4
    Cezeri adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-06-2005
    Mesajlar
    107
    Karizma Gücü
    0

    Dr. ÖMER ROLF FREİHERR VON EHRENFELS (Avusturyalı)


    (Rolf Freiherr (baron) von Ehrenfels, bütün dünyâda (Gestalt = kuruluş) fizyolojisi ilminin kurucusu olarak kabûl edilen Prof. Dr. Baron Christian Ehrenfelsin tek oğludur. Meşhûr bir âileye mensûbdur. Dahâ küçük çocukken şarka karşı büyük merak duymağa ve islâm dînini tedkîk etmeğe başlamışdır.Kız kardeşi İmma von Bodmesrhof, Lahorda 1953 de neşr olunan bir eserinde kardeşinin bu hevesini uzun uzadıya anlatmakdadır. Rolf, genç yaşında Türkiye, Arnavutluk, Yunanistan ve Yugoslavyayı dolaşmış ve müslimânlarla temâs etmiş, hıristiyan olmasına rağmen, câmi’lerde ibâdete katılmışdır. Nihâyet islâm dînine karşı olan bu yakınlığı, onun 1927 senesinde müslimânlığı kabûl etmesine sebeb olmuş ve kendisine Ömer ismini seçmişdir. 1932 senesinde Hindistânı da ziyâret etmiş ve (İslâmda kadının yeri) ismli bir kitâb neşr etmişdir. Almanlar İkinci Cihan Harbi esnâsında Avusturyayı işgâl edince, Rolf, Hindistâna kaçmışdır.Kendisini kabûl eden Ekber Haydarın yardımı ile, Assamda antropolojik araştırmalar yapmış ve 1949 da Madras Üniversitesi antropoloji profesörlüğüne ta’yîn edilmiş ve Bengalde bulunan (Royal Aslotic Society) tarafından altın madalya ile mükâfâtlandırılmışdır. Kitâbları urdu diline de terceme edilerek basılmışdır.)


    Niçin müslimân olduğumu soruyorsunuz.Beni müslimân yapan ve onun hak din olduğunu bana bildiren husûsları aşağıda sıralıyorum:

    1) İslâmiyyet, dünyâda tanıdığımız bütün dinlerin iyi kısmlarını ihtivâ eder. Bütün dinler insanların sulh ve sükûn içinde yaşamasını isterler. Fekat, hiçbir din bunu, islâm dîninde olduğu gibi insanlara açıklıyamamışdır.Başka hiç bir din, islâm dîni kadar hâlıkımıza ve din kardeşlerine karşı, bu derece sevgi aşılıyamamışdır.

    2) İslâmiyyet, sulh ve sükûn içinde Allahü teâlâya tam bir teslîmiyyet emr eder.

    3) Târîh tedkîk edilirse, hakîkaten islâm dîninin en son ilâhî hak din olduğu ve artık başka bir din zuhûr etmiyeceği kendiliğinden meydâna çıkar.

    4)
    Muhammed aleyhisselâm, islâmı teblîg etmiş olup, Peygamberlerin sonuncusudur.

    5) İslâm dînine giren bir kimse, şübhesiz eski dîninden ayrılmış olacakdır. Fekat, bu ayrılık zan olunduğu kadar büyük değildir.Bütün ilâhî dinlerde îmân esâsları birdir.Kur’ân-ı kerîm, eski ilâhî dinleri kabûl eder. Ancak, bu dinlere sonradan karışdırılan yanlış akîdeleri düzeltmekde, Îsâ aleyhisselâmın hakîkî dînini izhâr etmekde, Muhammed aleyhisselâmın son Peygamber olduğunu ve Ondan sonra başka bir Peygamber gelmiyeceğini i’lân etmekdedir. Ya’nî islâmiyyet, diğer dinlerin hakîkî ve kâmil şeklidir. İnsanlar dürlü menfe’atler ve ihtirâslar yüzünden, birbirlerine düşman olmuşlardır. Bundan menfe’at umanlar olmuş, dinleri birbirine karşı düşman yapmağa çalışmış, aslı Allahü teâlâyı tanımak olan dinleri, dünyâ işlerinde bir vâsıta olarak kullanmağa başlamışlardır. Hâlbuki, dikkat edilecek olursa, islâm dîninin, diğer ilâhî dinleri kabûl etdiği, fekat onlarda zemânla ve insan eliyle yapılan hatâları tashîh etdiği görülür. İslâmiyyeti kabûl etmek, erkek ve kadın bütün insanların muhtâc oldukları, ma’nevî ve maddî yardımı yapmak demekdir.

    6) İnsanlar arasında kardeşlik fikri, hiç bir dinde, islâm dîninde olduğu şeklde bildirilmemişdir. Müslimân olan herkes, hangi ırkdan, hangi milletden, hangi renkden ve hangi dilden olursa olsun, birbirlerinin din kardeşleridir. Siyâsî düşünceleri ne olursa olsun, birbiri ile kardeşdirler. Bu büyüklük hiç bir dinde yokdur.

    7) İslâm dîni, dünyâda kadınlara da büyük haklar veren bir dindir. İslâm dîni, kadına en büyük yeri vermişdir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurmuşdur.

    İslâm dîni, diğer dinlere mensûb olanların yapdıkları eserlere hurmet etmiş, bunları barbarlar gibi yıkmamışdır. İstanbulda Fâtih ve Sultân Ahmed câmi’leri yapılırken, Ayasofyanın ba’zı kısmlarını model almakdan çekinmemişlerdir. Müslimânlar bütün târîh boyunca, diğer din mensûblarına en büyük adâleti ve merhameti göstermişlerdir.

    İşte bütün bunlar için, ben müslimânlığı kendime din olarak seçdim.


    vesselâm

  5. #5
    Cezeri adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-06-2005
    Mesajlar
    107
    Karizma Gücü
    0

    KAPTAN KUSTO (Fransız)

    [Fransada müslimânlık, her san’atda, her cihetde şöhret kazanmış kimseler arasında hızla intişar ediyor. Hıristiyanlığı bırakarak İslâm dînini tercîh edenlerin adedi yüzbine ulaşdı. Katolikliğin Fransada en yüksek makâmı olan “Paris Arşovekliği” bu rakamı tasdîk eyledi.

    İslâm dînini tercîh edenlerin sâdece işsizler, memurlar değil, her cihetde şöhret kazanmış kimseler olması, nazar-ı dikkati celb etmekdedir.

    Müslimânlığı tercîh edenlerin arasında denizaltı araştırmaları ile bütün dünyânın yakından tanıdığı Kaptan Kusto yer alıyor.

    Fransada dünyâca meşhûr kimselerin müslimânlığı kabûl etmelerinin te’sîrleri devâm ederken, dünyânın en meşhûr denizaltı kâşiflerinden Kaptan Kusto, İslâm dînini tercîh etmekle hayâtının en doğru karârını verdiğini söyledi.

    Televizyonda yayınlanan (Yaşayan Deniz) programı ile okyanusların sırlarını bir bir gözler önüne getiren KaptanKusto, İslâm dînini tercîh etmesine asl sebeb olan vak’anın, Atlas Okyanusu ile Akdeniz sularının birbirine karışmadığını tesbît etdikden sonra, bunun 1400 sene önce dünyâya indirilen Kur’ân-ı kerîmde beyân buyurulduğunu görmesi olduğunu bildirdi.]

    Kaptan Kusto, İslâm dînini tercîh etmesine sebeb olan hâdiseyi şöyle anlatdı:

    (1962 senesinde Alman ilm adamları, Aden körfezi ile Kızıldenizin birleşdiği Mendeb boğazında, Kızıldenizin suyu ile Hind Okyanusunun suyunun birbirine karşımadığını bildirmişlerdi. Biz de, Atlas Okyanusu ile Akdenizin sularının birbirine karışıp, karışmadığını tedkîk etmeğe başladık. Evvelâ, Akdenizin kendine hâs sıcaklığı, tuzluluğu ve kesâfeti ile ihtivâ etdiği canlıları tesbît etdik. Aynı tedkîkatı Atlas Okyanusunda tekrârladık. İki su kütlesi binlerce seneden beri Cebelitârık boğazında birleşiyordu. Bu vaz’iyyetde, iki su kütlesinin karışması ile tuzluluk, kesâfet gibi unsurların birbirlerine müsâvî, hiç olmazsa yakın olması îcâb ediyordu. Hâlbuki, her iki denizin en yakın kısmlarında bile deniz suyu kendi hâssasını koruyordu. Ya’nî, iki denizin birleşme noktasında bir su perdesi iki deniz suyunun birbirine karışmasına mâni’ oluyordu. Bu hâli anlatdığım Profesör Maurice Bucaille, bunda şaşılacak bir şey olmadığını, İslâmın kudsî kitâbı Kur’ân-ı kerîmin bunu açık bir şeklde yazdığını söyledi. Hakîkaten bu hâl Kur’ân-ı kerîmde dosdoğru açıklanıyordu. Bunu öğrenince Kur’ân-ı kerîmin (Allahü teâlânın kelâmı) olduğuna inandım. Hak din olan İslâmiyyeti seçdim. İslâm dîni, mânevî gücü ile bana gayb etdiğim oğlumun acısına dayanma sabrını verdi.)


    İlâhî nedir bu aşk, yakdı cismü cânımı?
    bundaki zevk başkadır, duyulur izhâr olmaz.
    Ne tarafa giderim, bırakıp sultânımı,
    seni sevdi bu gönül, ölse ele yâr olmaz!

    Herkese nasîb olmaz, huzûrundaki ânlar,
    ebedî hâtıradır, bu bulunmaz zemânlar.
    Kadrinizi biz gibi, bir nebze anlayanlar,
    derler ki, bu devrde, sen gibi serdâr olmaz.

    Feth etdiniz kalbimi, gizli bir miftâh ile,
    bundan sonra, nefsimin ısyânları nâfile!
    Her bülbül âşık olur, böyle vefâlı güle,
    kim demiş zemherîrde, ılık bir behâr olmaz.

    Her sözünüz kalbime âb-ı hayât katresi,
    senden başka rûhumun yok kurtuluş çâresi.
    Ey! Cihânın şu ânda, bir teki, bir dânesi!
    biz günâhkârlar için, bundan büyük kâr olmaz!



    vesselâm

  6. #6
    şafakbekçisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-11-2005
    Mesajlar
    9
    Karizma Gücü
    0
    harika!! bu bilgiler gerçekten biz müslümanlar için çok önemli . araştırıp buraya aktartğın için Allah razı olsun.. saolasın..

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    13-06-2005
    Mesajlar
    2,625
    Karizma Gücü
    0
    Kaptan Custo'nun musluman olma olayinin uydurma oldugunu soyluyor ve bazi belgeler sunuyor hiristiyanlar.

    Mesela burada belge ve metinler var konu hakkinda: http://www.hristiyan.net/resmibelgeler/jaquescousteau.htm


    Hangisi dogru gercektende? Musluman mi oldu yoksa hristiyan mi?
    Yanilmiyorsam rahip esliginde hristiyan geleneklerine gore gomulmustu. Cenazesi ile ilgili bir fotografida hatirliyorum.

    Bilgilendirirse konu hakkinda kesin bilgili arkadaslar sevinirim.


    .


  8. #8
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0
    çok güzel yazmışın sağolasın
    tv de bir misyonerin sözü vardı biz islamı tartışılır hale getirdik diye beni en çok kahreden konuda bu bugün islam tartışılır hale geldi.hristiyanların zekileri müslüman oluyor biz dinimizi tartışıyoruz yada dinimizi terk ediyoruz herşey açıkça söylenmiş ve yazılmışken hala tartışıp insanların kafaları bulandırılıyor dininden soğotulmaya çalışılıyor bazılarıda buna alet oluyor

  9. #9
    Cezeri adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-06-2005
    Mesajlar
    107
    Karizma Gücü
    0

    Dr. R. L. MELLEMA (Hollandalı)

    (Dr. Mellema, Amsterdamda Tropical müzesinin, Islâm eserleri kisminin müdîridir. (Wayang bebekleri), (Pâkistân hakkinda bilgiler), (Islâmiyyeti tanitdirma) eserleri ile meshûrdur.)


    1919 senesinde, Leiden Üniversitesinde sark dillerini incelemege basladim. Hocam bütün dünyânin çok iyi tanidigi Arab lisânina vâkif, Prof. Hurgronje idi. Bana arabî okumagi, yazmagi ve terceme etmegi ögretirken, ders kitâbi olarak Kur’ân-i kerîm ile Gazâlînin eserlerini vermisdi. Esâs çalisma mevzû’u, (Islâmiyyetde Hukuk) idi.Ben, islâm târîhi ve islâmiyyet ile alâkali ilmler hakkinda, o zemâna kadar Avrupa dillerinde nesr edilmis birçok kitâb okudum. 1921 yilinda Misra giderek, El-ezher medresesini ziyâret etdim. Bir ay kadar orada kaldim. Bundan sonra, Arabîden baska Sanskrit ve Malayi dillerini de ögrendim. 1927 senesinde, o zemânlar Hollanda sömürgesi olan Endonezyaya gitdim. Cakartada yüksek okulda Cava dilini ögrenmege basladim. 15 sene müddet ile kendimi yalniz Cava dilinde degil, ayni zemânda eski ve yeni Cava medeniyyet târîhinde de yetisdirdim. Bütün bu müddet zarfinda, hem müslimânlarla temâs ediyor, hem de elime geçen Arabî kitâblari okuyordum. Ikinci CihanHarbinde, Japonlar Endonezya adalarini isgâl etdiler.Beni esîr aldilar. Harb bitinceye kadar süren çok zahmetli bir esâret hayâtindan sonra, tekrar Hollandaya döndüm ve Amsterdamda Tropical müzesinde kendime bir is buldum. Burada tekrar islâmiyyet üzerine çalismaga basladim. Benden, Cavadaki müslimânlari anlatan küçük bir kitâb yazmami istemislerdi. Bu isi de ele alarak temâmladim. 1954-1955 seneleri arasinda, Pâkistândaki müslimânlar hakkinda etüd yapmak üzere, beni oraya gönderdiler. O zemâna kadar yukarida da söyledigim gibi, yalniz Avrupa dillerinde islâmiyyet hakkinda çikan eserleri okumusdum. Pâkistâna varip, Pâkistânli müslimânlarla temâs edince, Islâmiyyeti büsbütün baska bir seklde görmege basladim. Lahorda müslimân dostlarimdan beni câmi’lerine götürmelerini ricâ etdim. Bunu memnûniyyet ile karsiladilar ve beni bir Cum’a nemâzina götürdüler. Ibâdeti büyük bir dikkat ile seyr etdim ve dinledim. Üzerimde o kadar büyük bir te’sîr yapdi ki, âdetâ kendimden geçdim. Artik kendimi müslimân olmus kabûl ediyor, müslimânlarin ellerini bir kardes olarak sikiyordum. Câmi’deki hissiyâtimi, 1955 yilinda (Pâkistan Quarterly) mecmû’asinin 4. sayisinda söyle nakl ediyordum:

    (Bu sefer, dahâ küçük bir câmi’e gitdik. Bu câmi’de çok iyi ingilizce bilen ve Pençab Üniversitesinde profesörlük yapan bir âlim va’z verecekdi. Kendisi va’z verirken onu dinleyenlere: (Bugün aramizda uzak bir yerden, Hollandadan gelmis bir müslimân kardesimiz var. Onun da iyi anlamasi için urdu diline dahâ fazla Ingilizce kelimeler karisdiracagim) dedi ve çok güzel bir va’z verdi. Ben dikkat ile dinledim. Va’z bitdikden sonra, câmi’den ayrilmak isterken, beni oraya getiren Allâme Sâhib, beni dikkat ile seyr eden müslimân kardeslerin, benim de bir seyler söylememi arzû etdiklerini, kendisinin benim söyleyeceklerimi Urdu diline terceme edecegini bana bildirdi. Bunun üzerine ben de onlara sunlari söyledim: (Ben tâ uzakdan, Hollanda ismli memleketden geliyorum. Orada bulundugum yerde çok az müslimân vardir. Bu adedi az olan müslimânlar size selâmlarini bildirmege beni me’mûr etdiler. Sizin istiklâlinizi kazanmis olmaniza ve böylece dünyâda yeni bir müslimân devleti dahâ kurulmus bulunmasina çok seviniyorum. Yedi sene evvel kurulmus olan Pâkistân, vaz’iyyetini temâmiyle saglamlasdirmaga muvaffak olmusdur.Baslangiçda çekdiginiz birçok müskîlâtdan sonra, artik memleketiniz ferâha kavusmusdur ve sür’at ile terakkî etmekdedir. Pâkistânin âtîsi, gelecegi çok parlakdir. Ben memleketime döndügüm zemân, vatandaslarima sizlerin ne kadar nâzik, kibâr, cömerd ve misâfirperver oldugunuzu uzun uzadiya anlatacagim. Bana karsi gösterdiginiz büyük muhabbeti hiç bir zemân unutmiyacagim). Bu sözlerimi Allâme Sâhib, urdu diline terceme edince, câmi’deki bütün müslimânlarin yanima kosarak, ellerimi sikmaga ve beni tebrîk etmege basladiklarini büyük bir zevk ile gördüm. Kalblerinden gelen bu candan kardeslik tezâhürü, beni son derece mesrûr etdi. Ben artik temâmiyle müslimân kardesler câmi’asina girdigimi görüyor ve kendimi çok bahtiyar his ediyordum.)

    Pâkistânli müslimân kardesler, bana islâmiyyetin yalniz nazariyyelerden ibâret olmadigini gösterdiler ve isbât etdiler ki, islâmiyyet her seyden önce ahlâk güzelligidir ve bir insanin iyi bir müslimân olmasi için, çok temiz ahlâkli olmasi lâzimdir.

    Simdi ikinci süâle, ya’nî (sizi islâmiyyete en çok ne çekdi?) süâlinize cevâb vereyim:

    Beni müslimân olmaga sevk eden ve bütün kalbimle Islâm dînine bagliyan husûslar sunlardir:

    1) Tek Allahin varligi. Islâmiyyet, bir tek büyük hâlik tanir. Bu büyük yaratici ne dogmusdur, ne dogurur. Bir tek yaraticiya inanmak kadar mantikî ve ma’kûl ne vardir?En basît düsünceli bir insan bile, bunu dogru bulur ve buna îmân eder. Ismi Allah olan bu tek büyük yaratici, en büyük ilmin, en büyük hikmetin, en büyük kudretin ve en büyük güzelligin sâhibidir.Merhamet ve sefkati de sonsuzdur.

    2) Allahü teâlâ ile kul arasinda kimsenin bulunmayisi, Islâmiyyetde kul, rabbi ile karsi karsiya gelir ve dogrudan dogruya Ona ibâdet eder. Allahü teâlâ ile kul arasina, kimsenin girmesine lüzûm yokdur. Insanlar, gerek dünyâda, gerek âhiretde yapilmasi gereken husûslari, Allahü teâlânin kitâbi olan Kur’ân-i kerîmden, hadîs-i serîflerden ve islâm âlimlerinin kitâblarindan ögrenirler. Yapdiklari islerin hesâbini yalniz Allahü teâlâya verirler. Bir insani ancak Allahü teâlâ mükâfâtlandirir veyâ cezâlandirir. Allahü teâlâ, hiçbir kulunu, yapmadigi bir isden mes’ûl tutmaz ve hiçbir kuluna yapamiyacagi bir isi emr etmez.

    3) Islâmiyyetdeki büyük merhamet. Bunun en açik ifâdesi, Kur’ân-i kerîmdeki (Zor ile müslimân yapmak yokdur) meâlindeki âyetdir. Peygamberimiz Muhammed “aleyhisselâm”, bir müslimânin ilm ögrenmek için, îcâb ederse, en uzak yabanci memleketlere gitmesini emr etmekdedir.Müslimânlara, müslimânlikdan evvel gelen hak dinlerin bozulmiyan kismlarina hurmet etmeleri de emr olunmakdadir.

    4) Hangi irkdan, hangi milletden ve renkden olursa olsun, bütün müslimânlarin kardes sayilmasi. Dünyâda, yalniz müslimânlik bu büyük gâyeye vâsil olmusdur. Hac zemâninda, dünyânin her tarafindan gelen yüzbinlerce müslimânin ayni ihrâm örtüsüne sarilarak secdeye kapanmasi, bütün müslimânlarin kardes olduklarini bildiren mu’azzam bir ifâdedir.

    5) Islâmiyyetde maddiyyât ile ma’neviyyâta ayni kiymetin verilmesi. Diger dinlerde, yalniz rûhdan, ma’neviyyâtdan ve anlasilmaz ba’zi garîb husûslardan bahs olunur. Hâlbuki, Islâm dîninde hem beden, hem de rûh ayni derecede dikkat nazarina alinmis, insanlara yalniz rûh temizligi degil, beden temizligi için de lüzûmlu bütün husûslar emr olunmusdur. Insanin rûhî inkisâfi, bedenî ihtiyâci ile birlesdirmis ve onun maddiyyâtina hâkim olarak, nasil yasamasi îcâb etdigi, gâyet açik bir sûretde beyân edilmisdir.

    6) Islâmin, alkolü ve uyusdurucu maddeleri ve domuz etini harâm etmesi [yasaklamasi]. Kanâ’atima göre beseriyyetin basina en büyük felâketleri getiren, alkol ve uyusdurucu maddelerdir. Bunlari men’ etmesi, Islâmiyyetin ne kadar mu’azzam bir din oldugunu ve zemânindan ne kadar ilerde bulundugunu göstermege kâfîdir.


    Mâlu mülke olma magrûr, deme var mı ben gibi!
    bir muhâlif yel eser, savurur harman gibi.




    vesselâm

  10. #10
    Cezeri adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-06-2005
    Mesajlar
    107
    Karizma Gücü
    0

    Hacı LORD EL-FÂRÛK HEADLEY (İngiliz)

    (Bir Lord olan Headley Asâletmeab ünvânına sâhibdir. Sir George Allanson, 1855 târîhinde doğmuş olup, İngilterenin en eski bir âilesinden gelmişdir. İngilterede birçok mühim siyâsî vazîfelerde bulunmuş, aynı zemânda muharrir olarak da şöhret yapmışdır. Cambridge Üniversitesinden me’zûndur. 1877 senesinde lord pâyesini kazanmışdır. İngiliz ordusunda yarbay olarak vazîfe yapmışdır. Asl mesleği mühendislik olmasına rağmen, kuvvetli bir kaleme sâhibdir. (Bir Avrupalının gözü açılıp müslimân oluyor) eseri, neşr etdiği kitâblar arasında en meşhûrudur. Lord Headley, 1913 senesinde müslimân olmuş, Hacca gitmiş, Şeyh Rahmetullah-ı Fârûk adını almışdır. 1928 senesinde Hindistânı da ziyâret etmişdir.)

    Niçin müslimân oldum?Belki ba’zı dostlarım ve arkadaşlarım, benim müslimân dostlarımın etkisi altında kalarak, müslimân olduğumu zan ederler. Hâlbuki mes’ele hiç de böyle değildir.Müslimânlığı kabûl etmekliğim, uzun seneler süren tedkîk ve tefekkür netîcesidir. Ben, İslâm dînini, ancak çok iyi inceledikden ve onun hakkında tâm bir kanâ’at sâhibi oldukdan sonra, müslimânlarla temâs etdim ve onların da kendi dinleri hakkında tıpkı benim gibi îmân etdiklerini görerek, iyi bir dîne girdiğimi anladım ve çok sevindim.

    Kur’ân-ı kerîm, bir insanın bütün kalbi ile îmân ederek, islâmiyyeti kabûl etmesini emr eder ve istemiyerek zorla dîne girmeği red eder. Îsâ aleyhisselâm da, kendi havârîlerine, (Her hangi bir yere gitdiğiniz zemân oradakiler sizi kabûl etmez ve dinlemezlerse, siz hemen oradan ayrılın, onları zorlamayın) demişdir. (St. Mark, 6-11)

    Ben hayâtda birçok muteassıb protestanlar gördüm ki, katolik talebe yurdlarına giderek, katolik talebeleri zorla protestan yapmağa çalışıyorlardı. Bu lüzûmsuz gayretler ve zorlamalar, birçok kavgalara, dargınlıklara, anlaşmazlıklara sebeb oluyor, insanları birbirine düşman yapıyordu. Aynı ma’nâsız işleri, hıristiyan misyonerler, müslimânlara karşı tatbîk etdiler. Müslimânları hıristiyan yapmak için, her şeyi göze aldılar. Onları dürlü dürlü vâsıtalarla aldatmağa çalışdılar.

    Para, iş, mevkı’ va’d etdiler. Hâlbuki, bu zevallı gâfiller bilmiyorlardı ki, Îsâ aleyhisselâmın hakîkî emrlerini en iyi tatbîk ve tasdîk eden din, islâmiyyetdir.Hıristiyanlık o kadar bozulmuşdur ki, Îsâ aleyhisselâmın telkîn etdiği hakîkî nasrâniyyet ortadan gayb olmuş, onun telkîn etdiği bütün insânî husûslar unutulmuşdur. Bunlar, bugün ancak islâmiyyetde vardır. O hâlde, ben müslimân olmakla hakîkî, temiz nasrâniyyete de kavuşdum. Çünki Îsâ aleyhisselâmın emr etdiği kardeşlik, birbirine bağlılık, merhamet, hüsn-i zan, eli açıklık, bugünkü hıristiyanlarda değil, ancak müslimânlarda vardır. Size ufak bir misâl vereyim: Hıristiyan Atnasyan (athnasian) fırkası, hıristiyanlığın esâsının üç tanrıya (teslîse) inanmak olduğunu ve her hangi bir kimse aklından buna karşı ufacık bir şübhe bile geçirse, derhâl mahv olacağını ve eğer bir kimse dünyâ ve âhiretde selâmete kavuşmak isterse, muhakkak (Tanrı, Tanrının oğlu ve Rûh-ul-kuds) gibi üç ilaha inanmak mecbûriyyetinde bulunduğunu tekrarlayıp durmakdadır.

    Başka bir misâl dahâ: Müslimân olduğum zemân, bana birisi bir mektûb yazdı. Bu mektûbda, (Siz, müslimân olmakla mahv oldunuz artık. Sizi kimse kurtaramaz. Çünki, Allahın ilahlığına inanmıyorsunuz) diyordu. Bu zevallı adam, benim artık Allahü teâlâya inanmadığımı sanıyordu. Çünki, onun kanâ’atine göre, Allahü teâlânın ilah olabilmesi için, muhakkak üçlü olması lâzım idi. Hâlbuki bu ahmak bilmiyordu ki, Îsâ aleyhisselâm da, temiz nasrâniyyeti teblîge başladığı zemân, Allahü teâlânın bir olduğundan bahs etmiş, hiç bir zemân, Onun oğlu olduğunu iddi’â etmemişdi. İslâmiyyet, (Ancak bir tek Allah vardır) demekle saf nasraniyyetin esâs kâ’idesini ortaya koymuşdu. Bugün, aklı başında olan bir insanın, bir tek Allahın varlığına inanması kadar mantıkî bir şey yokdur. Ben, müslimân olmakla hakîkî tek Allaha inanıyorum ve Îsâ aleyhisselâmdan sonra, onun temiz dînine eklenen birçok yalanları red ediyorum. Bu mektûbu yazan ve onun gibi düşünen insanlara, ancak acımak lâzımdır. Bugün hıristiyanlar, günden güne dinlerini terk ederek ateist (dinsiz) olmakdadırlar. Zîrâ bugünkü hıristiyanlık, normal, kültürlü bir insanı artık tatmîn edememekdedir. İnsanlar, körü körüne efsânelere inanmamakda, hıristiyanlık akîdelerini şübhe ile karşılamakdadır. Buna karşılık, ben bütün hayâtım müddetince, hakîkî bir müslimânın, dîninden şübhe etdiğini duymadım. Zîrâ İslâm dîni, insanların bütün rûhî ve bedenî ihtiyâclarını, en mükemmel ve mantıkî tarzda tatmîn etmekdedir.

    Şuna emînim ki, binlerce hıristiyan erkek ve kadın, İslâm dînini incelemiş ve onu temâmiyle benimsemişdir. Fekat, resmen müslimân olunca, işlerini, me’muriyyetlerini gayb edecekleri ve ahbâbları tarafından alaya alınacaklar korkusuyla bir dürlü müslimân olmağa cesâret edememekdedirler. Bizim mekteblerimizde, hâlâ islâmiyyet, Allahü teâlâya inanmıyanların dîni olarak öğretilmekdedir.Ben bütün arkadaşlarımın, ahbâblarımın beni (Rûhu mahv olmuş bir insan) olarak la’net edeceklerini göze alarak müslimân oldum ve yirmi senedir İslâmiyyete iki elle sarılmış bulunmakdayım.

    Müslimânlığı neden kabûl etdiğimi böylece kısaca anlatdıkdan sonra, tekrar edeyim ki, ben müslimân olmakla, aynı zemânda, çok dahâ doğru ve temiz bir Îsevî olmağı da başardım. Diğer hıristiyanlara da bir misâl olmak isterim.Müslimân olmak, onları hıristiyanlığa düşman yapmaz, aksine onlara hakîkî Îsevîliğin ne olduğunu öğretir ve onları yükseltir.

    vesselâm

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tam Bİr TÜrkİye KlasİĞİ: HİÇ ÇaliŞmadan Emeklİ Oldular
    2005 Konuları bölümünde serhatkagans tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 09.04.05, 21:17

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •