• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0

    Kazım Karabekir (1882-1948)

    MUSA KAZIM KARABEKİR (1882-1948)


    1. MUSA KÂZIM KARABEKİR'İN AİLESİ VE ÖĞRENİM HAYATI
    Asker, Milli Mücadele Kahramanı ve siyaset adamı olan Musa Kâzım Karabekir miladi 1882 - Rumi 1298 - yılında İstanbul'un Küçük Mustafa Paşa semtinde dünyaya gelmiştir. Babası, Osmanlı Ordusu'nda paşalığa kadar yükselmiş olan Mehmet Emin Paşa, annesi ise Hacı Havva Hanımdır. Mehmet Emin Paşa görevi nedeniyle pek çok şehir dolaşmış ve son görev yeri olan Mekke'de kolera hastalığına yakalanarak; 1893 yılında vefat etmiştir. Kâzım Karabekir'in annesi ise Mehmet Emin Paşa ölünce İstanbul'a göç etmiş ve 1917'de İstanbul'da vefat etmiştir. Kâzım Karabekir, ailesiyle birlikte Mekke'ye göç etmeden önce İstanbul'un Zeyrek semtinde İlkokula başlamıştı. Böylece öğrenim hayatı boyunca Kâzım Zeyrek adıyla anıldı. Çünkü soyadı kullanımının olmadığı bu dönemde örenciler okullara kaydedilirken oturdukları il, ilçe veya semt adlarıyla çağrılırlardı. Kâzım Karabekir'de İstanbul'da ailesinin oturduğu Zeyrek semtinden dolayı Kâzım Zeyrek adıyla anılmıştır. 1894 yılında İstanbul'da Fatih Askeri Rüştiyesi'ne giren Kâzım Karabekir, 1896 yılında bu askeri ortaokulu bitirerek, 1897 yılında da Kuleli Askeri İdadisi'ne girdi. Kâzım Karabekir, Askeri Lise'yi 1899'da bitirdi ve ardından askeri lisenin devamı niteliğindeki Pangaltı Harbiye Mektebi ' ne 14 Mart 1900 tarihinde girdi. Harbiye'den 6 Aralık 1902'de Mülazım-ı Sâni (Teğmen) rütbesiyle, piyade sınıfının birincisi olarak; 1318 - P.1 sicil numarasıyla mezun oldu. Kâzım Karabekir, bu okulun ardından Harb Akademileri'nin karşılığı olan ve kurmay subay yetiştiren Erkan-ı Harbiye Mektebi ' ne devam ederek, 5 Kasım 1905'te bu okulu Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi. 10 Kasım 1905'te Edirne'deki II. Ordu'ya daha sonra da 11 Ocak 1906'da III. Ordu'ya verilen Kâzım Karabekir; XIII. Süvari Topçu Alayı, XV. Süvari Avcı Taburu ve Manastır Mıntıka K.' lığı Erkan-ı Harbiyesi'nde görev aldı.

    2. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA KADAR ASKERÎ FAALİYETLERİ
    Daha öncede belirttiğimiz gibi askerlik görevine Manastır'da başlayan Kâzım Karabekir, stajını tamamladığı bu bölgede Manastır Mıntıkası Kurmay Başkanlığı'nda görev aldı. Daha sonrada Manastır Mıntıka Müfettişliği'ne tayin olan Kâzım Karabekir bu görevi sırasında Rum ve Bulgar çeteleri ile yapılan çatışmalarda bulundu ve Bulgar çetesinin imhasında gösterdiği başarılardan dolayı 19 Ağustos 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine yükseltildi. Kâzım Karabekir bu başarısının ardından 6 Eylül 1907'de İstanbul Harb Okulu Tabiye Öğretmen Yardımcılığı'na atandı. 19 Kasım 1908 tarihinde Edirne'deki II. Ordu'nun III. Piyade Tümeni Kurmay'lığında görev alan Kâzım Karabekir, 31 Mart Vakası'nın meydana gelmesi üzerine Harekât Ordusu'na katılarak Mürettep II. Fırkanın Kurmay Başkanı olarak İstanbul'a geldi. 1 Nisan 1910'da Arnavutluk Ayaklanması'nın bastırılması için düzenlenen Mürettep Kolordu'da I. Şube Müdürü ve 15 Ocak 1911'de X. Edirne Tümeni Kurmay Başkanlığı'nda görevlendirildi. Soyadı kullanımının gerçekleşmediği bu döneme kadar Kâzım Zeyrek olarak anılan Kâzım Karabekir, 15 Nisan 1911'de Harbiye Bakanlığı'na verdiği dilekçe ile atalarının ismi olan Karabekir namını soyadı olarak aldı. Kâzım Karabekir, 9 Nisan 1912'de Bulgar Hududu Edirne Kısmı Komiserliği'ne atandı ve 27 Nisan 1912'de Binbaşı rütbesine yükseltildi. I. Balkan Savaşı sırasında Edirne/Kale Muharebeleri'nde (18 Ekim 1912 - 26 Mart 1913 ) X. Tümenin Kurmay Başkanlığı'nı yapmıştır. Bu savaş sırasında Edirne Kalesi'nin teslim olması ile 28.500 kişi Bulgarlar tarafından esir edildi. Kâzım Karabekir'de 22 Nisan 1913'te Bulgar'lara esir düştü. 21 Ekim 1913'te Bulgaristan ile imzalanan antlaşma sonucu esirlikten kurtulan Kâzım Karabekir; 2 Aralık 1913'te Balkan Savaşı sırasında, Rus halkının uğradığı zararın tespiti için oluşturulan Türk - Bulgar - Rus karma komisyonunda Türk Temsilcisi olarak bulunan Kâzım Karabekir daha sonrada General Liman Von Sanders başkanlığında, Türk Ordusu'nun ıslahı amacı ile gönderilen Alman Askeri Heyeti İstanbul'a gelince, 11 Ocak 1914'te Genel Kurmay İstihbarat Şubesi Müdür Yardımcılığı'nda görevlendirildi. 28 Mayıs 1914'te Birinci Dünya Savaşı öncesinde Kâzım Karabekir, uzunca bir dönem Avrupa'ya gönderildi. Bu görev Viyana, Münih, Hamburg, Paris ve İsviçre'yi kapsıyor ve buralardaki Askeri Ataşelerin nasıl çalıştıklarını yerinde incelemek amacını taşıyordu.

    3. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI BAŞLARINDA KÂZIM KARABEKİR
    Avrupa'nın genel bir savaşa sürüklendiği bu dönemde Kâzım Karabekir görevli olarak Paris'te bulunmaktaydı. Fakat bu durumu fark eden Kâzım Karabekir, 14 Temmuz 1914'te İstanbul'a geri dönerek; 3 Ağustos 1914'te Genel Kurmay II. (İstihbarat) Şube Müdürü olarak görevlendirildi. Karabekir'in savaş konusundaki düşünceleri;

    ¨ "İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kuvvetlendirmek,

    ¨ Boğazlardaki kuvvetleri desteklemek,

    ¨ Savaşa girmekten mümkün olduğunca kaçınmaktı. "

    Kâzım Karabekir, Genel Kurmay'daki görevini devam ettirirken, Konya'ya bir soruşturma sebebiyle gönderilmişti. 29 Kasım 1914'te "Üç Yıl Hazerî Kıdem Zammı" alarak; 9 Aralık 1914'te Yarbay rütbesine yükseltildi. Yarbay Kâzım Karabekir, 6 Ocak 1915'te Mürettep I. Kuvve-i Seferiye K.'ı olarak İran Harekatına gönderildi. Karabekir, Halep'e geldiğinde, III. Ordu'nun Sarıkamış'da büyük bir felakete uğramış olduğunu, komutasına verilen kuvvetlerin Doğu Cephesi'ne kendisinde Süleyman Askeri Bey'in yerine Irak Havalisi Kuvvetleri K.' lığına ve Basra Valiliğine atandığını öğrendi. Böylece Süleyman Askeri Bey'in yerine geçmek üzere İstanbul'a geldi.


    4. &#199NAKKALE CEPHESİ'NDE KÂZIM KARABEKİR
    Karabekir Paşa, 6 Mart 1915 tarihinde İstanbul'a gelince V. Kolordu'ya bağlı İstanbul - Kartal'da bulunan XIV. Tümen K.' lığına atanmıştır. Bu görevde bulunduğu esnada Kâzım Karabekir, Maramara Denizi ve Karadeniz kıyılarının tahkimatı ile uğraşmıştır. Ancak XIV. Tümen'in Çanakkale'ye - Gelibolu'ya - gönderilmesi ile bu bölgede Seddülbâhir ve Kereviz Deresi'ndeki (12-13 Temmuz 1915) savaşlarda bulunmuştur. Kâzım Karabekir'in Kereviz Dere'de bulunduğu sıralarda Fransızlar, Haziran'dan itibaren Zığın Dere ve Kereviz Dere bölgelerinde taarruzlar yapmakta idi. Fransızların amacı; Türk Ordusu'nun dikkatini güney bölgesine çekmekti. Böylece Ağustos ayında Anafartalara yapılacak olan çıkarmanın başarısını garanti altına almak istiyorlardı. Fransızların planı amacına ulaştı ve Türk Kuvvetleri'nin çoğu güney bölgesine kaydırıldı. Bu amacın gerçekleşmesi için İngilizler I. Tüm. ile Türk kanadına, Kereviz Dere bölgesine, 12 Temmuz sabahı saat 07:00'de taarruza başladılar. Türk Tüm.'leri batıdan itibaren XI., I., VII. ve IV. Tüm.'ler cephede, VI. Tüm. geride bekletilmekte idi. VII. Tüm. cephesine taarruz eden İngiliz Tüm.'nin her iki günündeki taarruzları da başarısızlıkla sonuçlandı. IV. Tümen cephesine taarruz eden Fransızların taarruzları ise beklemedeki VI. Tüm.'inde bölgede kullanılması üzerine gelişme gösteremedi. Birkaç metrelik ileri geri hareketler şeklinde gelişen muharebede oldukça fazla kan döküldü ve Türk kaybı 9700 kişiye ulaştı. Karabekir, Kereviz Dere Muharebeleri sırasında V. Kolordu Komutanlığına bağlı - yarbay rütbesiyle - XIV. Tümen Komutanı olarak bulunmaktaydı. Bu görevi sırasında 6 -13 Ağustos 1915 Muharebelerinde de görev almıştır. Bu muharebeler sırasında düşman Arıburnu ve Anafartalar bölgesine, çıkarma ile takviye ederek yapacağı taarruza karşılık güney cephesinden Türk Kuvveti kaydırılmasın diye 6 - 7 Ağustos günleri bu cephenin merkezine Kirte istikametine taarruzlar düzenlediler. Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü. Sonraki küçük çaptaki taarruzlarda sonuçsuz kaldı. Bundan sonrada bu cephede düşmanın tahliyesine kadar mevzii muharebeleri devam etti. böylece düşman, çıkarmanın ilk günü almayı plânladığı Alçıtepe'yi ele geçiremedi. Her yönden sayıca üstün olmasına karşın Türk direnişi karşısında sadece 5. Km. ilerleyebildi. Bu muharebeler sırasında düşmana karşı 3,5 ay başarıyla savaşan Karabekir, askerî kişiliği açısından takdir toplayarak Muharabe Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi. Ayrıca Almanya'dan da İkinci Rütbeden Kron Dö Braş Kılıçlı Nişanı aldı. Kâzım Karabekir Paşa, Eylül 1915 - 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri'nde Güney Grubu Komutanlığına bağlı II. Bölge Komutanlığı'nda XIV. Tümen Komutanı olarak görevlendirildi. Muharebeler devam ettiği sırada XIV. Tümen 11 Ocak 1916'da bölgeden ayrıldı.

    5. 1915 SONRASI ASKERÎ VE SİYASÎ FAALİYETLERİ
    Çanakkale Cephesindeki taarruz savaşlarının, siper muharebelerine dönüşmesi ile birlikte Karabekir Paşa, Gelibolu'dan alınarak 26 Ekim 1915'te İstanbul'daki I. Ordu Kurmay Başkanlığı'na atandı. Daha sonrada VI. Ordu Kurmay Başkanı olarak Irak Cephesine gönderildi. Bu arada Kâzım Karabekir Paşa, Gelibolu'daki başarılarından dolayı "Üç Yıl Savaş Zammı" alarak 14 Aralık 1915'te Miralay ( Albay ) rütbesine yükseltildi. Miralay Kâzım Karabekir, Almanya'dan ikinci kez "Alman Demir Salib Nişanı" alarak; 24 Nisan 1916'da Kut'ül Amara'yı kuşatmakta olan XVIII. Kolordu K. olarak görevlendirildi. Bu cephedeki başarılarından dolayı Kâzım Karabekir'e 8 Şubat 1912'de yeniden "Altın Muharebe Liyakat Madalyası" ve "İki Yıllık Kıdem Zammı" verildi. Kâzım Karabekir, Cafer Tayyar ile o yıllarda yapılabilen karşılıklı yer değiştirme - becayiş - usulü ile Kafkas Cephesindeki II. Kor. K. olarak atandı. Bu Kolordu; Van Gölü'nün güney mıntıkası, Bitlis, Muş, Murat Çayı ve Palu Doğusu'na kadar olan geniş bir araziyi müdafaa etmekle yükümlüydü. Bu dönemde Osmanlı Devleti, toplam dört kolordusu olan iki ordusunu Van gölü ile Karadeniz arasında bulundurmaktaydı. Bu orduların en aşağı tarafta olanı Kâzım Karabekir'in komutanı olduğu II. Kolordu idi. Bu kolorduda on aya yakın bir süre görev yapan Kâzım Karabekir bölgedeki başarılarında dolayı 23 Eylül 1917 padişah iradesi ile yeniden "Kılıçlı İkinci Mecidi Nişanı" aldı. 31 Ekim 1920'de Ferik ( Korgeneral ) rütbesini aldı. 3 Aralık 1921'de TBMM Murahhası sıfatıyla Gümrü Antlaşması'nı imzaladıktan sonra; 18 Ekim 1921'de biten Kars Konferansı'na Türkiye Baş Murrahası olarak katıldı. Ayrıca bu konferansa başkanlık yaparak; 13 Ekim 1921'de Kars Antlaşmasını imzaladı. 15 Ekim 1922'de Ankara'ya gelen Kâzım Karabekir, Edirne Milletvekili sıfatı ile meclis çalışmalarına devam etti. 17 Şubat 1923'de - Türkiye'de ilk defa - toplanan İzmir İktisat Kongresine başkanlık yaptı ve 29 Haziran 1923'de TBMM'nin İkinci Devresi'nde İstanbul Milletvekili seçildiği dönemde; Doğu Cephesi komutanlığı görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Kasım 1923'de "Milli Mücadelemizde Siyasi ve Savaş Yararlılığı" görülenlere verilen yeşil ve kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Kâzım Karabekir, 21 Ekim 1923'de son askeri görevi olan I. Ordu Müfettişliği''ne atandı. 26 Ekim 1924'de bu görevinden istifa ederek sadece siyasi alanda faaliyet gösterdi.

    Kâzım Karabekir, 17 Kasım 1924'de TPCF (Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası) kurucuları arasında yer alarak; bir süre sonrada bu partinin başkanı oldu. İsmet (İnön&#252 Bey Hükümeti'nin Takrir-i Sukün Kanunu çıkarmasından sonra Doğuda Şeyh Sait İsyanı çıkmış ve bu isyanda TPCF'nin de rolü olduğu iddia edilmişti. Böylece 5 Haziran 1925'de Bakanlar Kurulu kararı ile TPCF kapatıldı. Ayrıca Kâzım Karabekir, bu dönemde Mustafa Kemal'e düzenlenen (İzmir'de) suikast ile ilgili olarak İstiklal Mahkemesi'nde yargılanıp, beraat eti. Kâzım Karabekir TBMM'nin ikinci Dönemi sona erince milletvekilliğine son verilmiş ve ordu açığında iken 5 Aralık 1927'de emekli olmuştur. Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaşarak inzivaya çekilen Karabekir Paşa, yönetimle olan anlaşmazlığı yüzünden sıkıyönetim altında tutulması istenen 84 kişilik listenin başında yer aldı. Belki de en sıkıntılı yıllarını bu dönemde geçiren Kâzım Karabekir, sıkıntılı günlerin ardından 1939'da İstanbul Milletvekilliği'ne seçildi. 1943 - 1946 yıllarında milletvekili olarak yerini korudu ve 5 Ağustos 1946'da yapılan BMM başkanlık seçimlerimde Meclis Başkanı seçildi. Kâzım Karabekir, 26 Ocak 1948 yılında - 66 yaşında iken - geçirdiği bir kalp krizi sonucu, Ankara'da vefat etti.

    Kâzım Karabekir Paşa, askerlik yaşamı boyunca önemli başarılar kazanmış bir Türk Komutanı ve siyasi bir kişiliktir. Bulgarca, Fransızca, Almanca ve Rusça bilen Kâzım Karabekir'in Sırp-Bulgar Seferi, Osmanlı Ordusunun Taarruz Fikri, Ermeni Mezalimi, Erkân-ı Harbiye Vezaifinden İstihbarat, İstiklâl Harbimizin Esasları, Cihan Harbine Neden Girdik? Nasıl Girdik? Nasıl İdare Ettik?, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Paşaların Kavgası, Paşaların Hesaplaşması, Ermeni Meselesi, Sarıkamış-Kars ve Ötesi, İstiklal Harbimiz I-II gibi yayınlanmış eserleri vardır.


    KAYNAK:www.kultur.gov.tr

  2. #2
    respublika adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2005
    Mesajlar
    534
    Karizma Gücü
    0
    Nişan, madalya ve takdirnameleri :

    Gümüş Muharebe Liyakat Madalyası
    16 Ağustos 1915 Alman ikinci sınıf Demir Salip Nişanı
    26 Aralık 1915 Avusturya-Macaristan harp ve üçüncü rütbeden Kron Dö Merit Nişanları
    1916 Altın Muharebe Liyakat Madalyası
    12 Aralık 1916 Alman birinci sınıf Demir Salip Nişanı
    1917 ikinci rütbeden kılıçlı Osmarıî Nişanı
    1918 Alman ikinci sınıf kılıçlı Kartal Nişanı
    1918 İstiklâl Madalyası
    Küçük hesapların taraftarı degiliz biz.Büyük bir sevdaya kaptırmışız kendimizi.
    Kimsenin anlamasını beklemeyiz ve istemeyiz de.
    Seni kimseyle paylaşamam FENERBAHÇEm!!!


    Atam izindeyiz, biz de Fenerbahçeliyiz!!
    Türkforum Fenerbahçeliler


    1922->Bağnazlığa,dar görüşlülüğe,hurafelere,iliklere işlenmiş cahilliğe,
    din tüccarlarına karşı bilgi ve bilinçle mücadele edeceğiz
    2005->Mücadelimiz devam etmektedir

  3. #3
    no_name adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-11-2004
    Mesajlar
    827
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Kazım Karabekir (1882-1948)

    Kurtuluş mücadelemizin abide kişiliklerinden..
    Saygı ve rahmetle anıyorum
    Lütfen milli ve manevi değerlere saygılı olalım...
    Çünkü ;
    Cihanda itibarımız varsa ondandır...
    deLi kurT


    OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA GİYİM KÜLTÜRÜ


    Eklemeler devam edecek..

    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu


    Kutadgu Bilig - Eski Türk Yazıtları - Manas - Şamanizm - Ruhnama

  4. #4
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Atatürk babamla helalleşmek istedi


    Bir Selçuklu ailesi olan Karabekiroğulları"ndan Kazım Karabekir"in kızı Timsal Hanım, 1926 senesinde Atatürk"e düzenlenen suikasti fırsatbilenlerin suikast içinde suikast yaptıklarını söylüyor. Kurtuluş Savaşı"nın tohumları Anadolu"da henüz serpilmeye başladığında özellikle İngilizlerin baskı ve tazyiki ile gerek Rauf Orbay gerekse Mustafa Kemal"in yakalanıp idam talebi ile yargılanmak üzere İstanbul"a gönderilmeleri istenir.

    Bunun üzerine Atatürk azlin gerçekleşmesini beklemeyip istifa etmeyi yeğler. Yanındaki kurmay başkanı Manastırlı Kazım (Dirik) hiç vakit kaybetmeden "Paşam" der, "Siz artık istifa ettiğinize göre emirleri kimden alacağım? Dosyaları kime teslim edeceğim." Atatürk bu söz karşısında sadece "Öyle mi efendim, peki efendim" demekle yetinir. Tam bu sırada 15. Kolordu Kumandanı odaya girer. Ki o komutan, silahlarını teslim etmemiş yegane ordunun başkumandanıdır o sırada. O komutan İstanbul"dan gelen emri gerçekleştirmek yerine, Atatürk"ün bu harekette desteklenmesi gerektiğini söyler. Bu, Kurtuluş Savaşı"nın en kritik anlarından, tabir yerinde ise kader anlarından biridir. Kurtuluş mücadelesi bundan sonra ayrı bir ivme kazanır.

    İşte bu kritik kararı veren Kazım Karabekir"dir. Karabekir, Şark Cephesi Kumandanlığı"na atanmadan önce de Osmanlı"nın Doğu bölgelerinde savaşmıştır. Hatta henüz çocukken, yıllar sonra kumandanlık edeceği Doğudaki bu yerlerden birçoğunu babasının vazifesi nedeniyle gezmiştir. Kazım Karabekir"in üç kızından en küçüğü olan Timsal Karabekir Yıldıran (Çok yerde Köymen şeklinde yazılsa da bu eşinin ismidir, soyadı ise Yıldıran şeklindedir), babasının bu yönü ile ilgili "Babamın sonradan kurtaracağı yöreleri önceden tanıması büyük şanstı" demektedir.

    Kazım Karabekir aslında bir Selçuklu ailesine mensuptur. Tarihte Karabekiroğulları unvanına sahip ailenin bugün il olan Karaman"da kendi adları ile anılan ilçeleri var. Soyadı daha kullanılmadığı zamanlarda da Kazım Bey"in ismi Kazım Karabekir"dir. Kanun çıkınca ikinci ismini soyad olarak alır. Timsal Hanım anlatıyor: "Yararlılıklarından dolayı tımar verilmiş bunlara. Kırmızı şalvarlı, kırmızı cepkenli, ellerinde kılıçları olan süvari birlikleriymiş bunlar. Gerek duyulduğunda orduya alınırlarmış."

    Ancak Musa Kazım Doğuda bir yerde değil de 1882 yılında İstanbul/Kocamustafapaşa"da gelmiştir dünyaya. Babası Osmanlı"nın ünlü paşalarından Mehmet Emin Paşa ile Mekke ve Medine"ye de gider Kazım. Mehmet Emin Paşa"nın asker oluşu da ilginçtir: "Mehmet Emin, yani babamın babası 15 yaşında iken Kırım Harbi patlak veriyor (1853). Ve devlet asker toplamak için her yere haber gönderiyor. Birçok insan çocuğunu askere yollamamak için saklıyor. O sırada Mehmet Emin"in babası, "Eğer biz çocuklarımızı askere göndermezsek bu vatanın şerefini kim kurtaracak? Yazın" diyor, "İlk gönüllü Mehmet Emin"imdir." Oradan madalyaları var. Sonra paşalığa kadar yükseliyor."

    Mehmet Emin Paşa, görevli olduğu Mekke"de koleradan vefat eder. Kazım Karabekir henüz on yaşlarındadır. Bunun üzerine annesi beş erkek çocuğuyla birlikte İstanbul"un yolunu tutar. Zeyrek"te otururlar. Kazım Karabekir de tahsil hayatını burada devam ettirir. Fatih Askeri Rüştiyesi, Kuleli İdadisi ve Harp Akademileri"ni birincilikle bitirir. 1905 senesinde kurmay yüzbaşı olarak orduya katılır. Bundan sonra Osmanlı ordusu adına yararlılıklar gösterir. Arnavutluk isyanını bastıran Hareket Ordusu"nda görev alır, Çanakkale Muharebeleri"ne katılır. 1917"de II. Kolordu, 1918"de de I. Kafkas Kolordusu Komutanı olur. Burada Ermeniler ile Ruslara karşı sert mücadeleler verir. Kars, Gümrü ile Moskova Anlaşmaları"nda bizzat onun imzası vardır. (Bu anlaşmalara imza attığı üç kalem de bugün Ankara"da sergilenmektedir. Kazım Karabekir"in cephede giydiği kar ayakkabılarından seyyar karargâhına, kütüphanesinden ve savaşlarda kullandığı silahlarına varıncaya kadar birçok eşyası ise yeni müze olan Kazım Karabekir Paşa Müzesi"nde sergileniyor artık.)

    Kazım Karabekir, Mondros Antlaşması"ndan sonra İstanbul"a çağrılır; ancak vatana daha çok faydası dokunacağını düşünerek Doğuda görev ister. Ve yukarıda bahsettiğimiz gibi 1919"da Şark Cephesi Kumandanlığı"na atanır: "Gitmeden bir ay önce Mustafa Kemal Paşa"yı Şişli"deki evinde ziyaret ediyor ve "Paşam" diyor "Doğuya gelin. Kurtuluşun anahtarı Doğudadır".

    Kazım Karabekir, Doğuda sadece askerlere kumandanlık yapmaz. Bölgede halkı bilgilendirecek her türlü çabayı safr eder. Ermeni ayaklanmaları ve savaşlar sırasında sahipsiz kalan 2 bini kız 6 bin yetime babalık eder: "İlk eşim Bir Ayasbeyoğlu (Maarifçi, milletvekilliği yapmış ve Karabekir Paşa"nın yalnızlığa itileceği dönemde onun en yakın arkadaşlarından olacak Nevzat Ayasbeyoğlu"nun oğludur) ile evli iken, onun kısa dönem askerliği için bulunduğumuz Sivas"ın bir köyünde bana da öğretmenlik yapmam için bir sınıf verdiler. 1960 senesi idi. 19 yaşındaydım. Bir gün "Sabri Koçak albay seni çağırıyor" dediler. "Beni niye çağırsın?" dedim. Odasına gittiğimde elini şöyle bir omuzuma koydu "Bak kardeşim" dedi, "Senin baban senden önce benim babamdı." Babamın yetim çocuklarındanmış Sabri Koçak Paşa da."

    Karabekir, o gençleri eğitir ve Gürbüzler Ordusu olarak Padişah"ın ordusuna dahil eder. Bundan dolayı "Yetimler Babası" olarak da anılır. Kabiliyetlerine göre meslek öğrettiği çocuklar savaş sırasında orduya kaput, potin dikmeye başlar. Sarıkamış"ta, halkı bilgilendirmek için Varlık adıyla bir gazete bile çıkarır Karabekir.


    "Suikast içinde suikast"

    Doğuda sadece Kazım Karabekir yoktur tabii. Refet Bele, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Atatürk de oradadır: "Öyle bir kadro var ki Allah bu milleti kurtarmak istemiş." Kurtuluş Savaşı verilmiş ve ardından Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Büyük Millet Meclisi oluşturulmuş. Karabekir de siyaset sahnesindeki yerini almış. Bir süre sonra 1924 senesinde Atatürk"ün de onayıyla Karabekir, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nı kurmuş ve genel başkanı olmuş. Doğuda birlikte olduğu komutanlar da burada onunla beraberdir. Ancak 1926 senesinde, İzmir"de vuku bulan Atatürk"e suikast hadisesinden sonra, nasıl olmuşsa olmuş, Kazım Karabekir Paşa"nın da adı suikaste karışmış: "Bana anlatılan, -benim kanaatim de o yönde- babam ve diğer paşalara yapılan, suikast içinde bir suikasttir. Yani "hazır böyle bir şey olmuş, biz de bunları bertaraf edelim" gibilerinden. Bunları da maalesef yok etmek istemişler. Ve babamın bütün suçu neymiş biliyor musunuz: Samanpazarı"ndan geçerken suikaste karışanların birinin, galiba Ziya Hurşit"in amcası, dayısı falan gibi birine merhaba deyip geçmiş olması."

    - Kimler babanızı bu işe bulaştırmak istemiş size göre?

    "Kurtuluş Savaşı esnasında Atatürk"ün etrafındakileri biliyorsunuz. Daha sonra yeni bir kadro onun etrafına geldiği zaman, o eski kadrodaki insanların hepsi elinin tersi ile silinmek, yok edilmek istenmiş. Bütün paşalar suikastle suçlanıyorlar çünkü."

    Kazım Karabekir, suikast davalarının görülmeye başladığı 1926"da henüz üç yıllık evlidir: "O tarihe kadar kendini düşünmeye fırsat yok ki. Ancak 1923 senesinde evlenebilmiş." Peki Kurtuluş Savaşı"nın bu önemli kumandanı nasıl evlenmiş? "Babama birkaç kız gösteriyorlar, içlerinden en çok annemi beğeniyor. Babam "Bir göreyim yüzünü falan" demiş. İkbal Mağazası mı ne, orada alış verişe çıkmışlar. Dayım biliyormuş durumu. Kasada bir yerde annem birkaç kez babamı görmüş ve birazcık da sitem etmiş galiba. Ama bilmiyor da. Dayım tekrar "Ablacığım şöyle açsanız örtünüzü" falan deyince çok sinirlenmiş annem, "Ne oluyor?" diye. "Seni istiyor Paşa" dedikleri zaman Mustafa Kemal Paşa, ufak tefek bir paşa (galiba Refet Paşa ), bir de babam varmış. Annem bakmış, Mustafa Kemal Paşa"yı zaten herkes tanıdığı için, "İnşaallah şu ortadakidir" demiş. Babamı beğenmiş yani."


    "İşte Hayat, işte Emel"

    Karabekir, Aydın eşrafından çiftçilikle uğraşan varlıklı bir aile reisi olan Cemal Çifçi"nin kızı İclal Hanım"la evlenir böylece. Aile ilk çocuğunu 1927 senesinde beklemektedir: "İkiz kız doğunca "Biz bunlara ne isim koyacağız?" diye şaşırmışlar. Babamın bir şiiri vardır, "İşte hayat işte emel, vatan için sağlam temel..." diye. Dayım da "Ne düşünüyorsun Paşa enişte? İşte Hayat, işte Emel" demiş. İsimleri böyle konulmuş. Benim adım da erkek olsaymışım hazırmış. İşte hayat, işte emel, vatan için sağlam temel. Yani Temel. Doğduğumda, babam "Karabekir"in timsali olsun" diye adımı Timsal koymuş."

    "Paşaları beraat ettirin"

    Kazım Karabekir, bu ikiz çocuğunun doğacağı zamanda suikastle ilgili mahkemelerle uğraşmaktadır. Onun için bu yıllar çok sıkıntılıdır, hem maddi hem manevi açıdan: "Suikast mahkemesi çok enteresandır. Bütün askerler silahlarını masaya koyup bekliyorlar. O sırada, askeri, bir manevra ile Çeşme"ye çekmek istiyorlar. Hiçbiri gitmiyor. Ve hatta diyorlar ki "Paşaların, bilhassa Kazım Karabekir"in aleyhine bir karar alınırsa burayı yok ederiz. Durumu Mustafa Kemal Paşa"ya iletiyorlar. "Beraat ettirin paşaları" kararı alınıyor. Yani paşalar çok kolay beraat etmiyorlar ya da çok kolay beraat etmeleri istenmiyor."

    Karabekir polis takibinde

    Bu hadiseden sonra Karabekir, 1927 senesinde emekliye ayrılır ve İstanbul"a yerleşerek kabuğuna çekilir. Kayınpederinin yardımı ile de, bugün müzeye dönüştürülen köşkü satın alır. Burada 1930"dan 38 yılına kadar çok dar bir çevre ile temas kurar. Onu bu dönemde yalnız bırakmayanların başında Nevzat Ayasbeyoğlu, Cafer Tayyar Eğilmez, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay gelmektedir: "Herkes çok korkarmış kapıyı çalmaya o dönemde." Devlet, Karabekir"in peşine polis bile takar: "Köşkün karşısındaki yerde polisler yuvalanmıştı. Kazım Karabekir evinden çıktığı anda arkasında mutlaka polis takibi vardı. Ve babam yüreği o kadar iyi bir insandı ki, bazen tramvaya binermiş, bakarmış ki polis aşağıda kaldı. Hemen vururmuş cama "Oğlum, Cafer Tayyar"a gidiyorum, oraya gel" dermiş. Annem de kızarmış "Niye söyledin? Madem atlattık, bırak" diye. Babam "Onlar da ekmek için bu işi yapıyorlar. Ekmeklerinden olurlar" dermiş. Annem biraz daha sert bir hanımdı. Erenköy Tren İstasyonu"na gelirlermiş, bakarlarmış iki tane polis arkalarında. Hemen "Gel bakayım çocuğum buraya. Eve kadar nasılsa geleceksiniz şu paketleri taşıyın bari" dermiş."

    Atatürk ve arkadaşları ibaresi

    İclal Hanım, bu konularda daha tepkilidir anlaşılan: "Ben 1941 doğumluyum. 1946-47 senelerinde ilkokuldaydım. Zavallı annem ödevlerime "Atatürk ve arkadaşları" ibaresini eklemeye uğraşırdı, bu vatanı kurtaran insanlar diye. Çünkü bize hiç bir zaman "ve arkadaşları" ibaresi ekletilmedi. Bunlar okutulmadı. Atatürk herşeyi yapan çok yüce bir insan; ama o kadro, o halk hareketi, o Kuva-i Milliye ruhu olmasaydı ne yapılabilirdi?"

    Kazım Karabekir"in bu dönemde çektiği sıkıntılar şiirlerine bile yansır: "Annem çok varlıklı bir çiftçi ailesindendi. Şişeyle yağ alırlarmış. Bu, annemin çok ağırına gidermiş. "Fakire verirken bile vermezdik şişe ile" dermiş. Hatta bu babamın "İki Damla Gözyaşı" adlı şiirinde de geçer. ".../ Hayatımın kalmamıştı artık tadı: / Kalmamıştı elimde hiç satacak, / Peki! Ya bu hastalara kim bakacak? / Vejetalin eritmek için sarılmıştım kepçeye / Fakat doktor parası sığmıyordu hiç bütçeye.. / Satmıştım elimde olanı, / Yemiştik maziden kalanı! /..."

    Kazım Karabekir, bu dönemi daha çok kitap yazarak değerlendirir. İstiklal Harbinin Esasları kitabının başına gelenler ise ayrı bir hikayedir. Bu kitap yüzünden Ankara ile araları bile bozulmuştur Karabekir"in. (Yazdığı kitapları kızı Emel Hanım"ın eşi Doktor Faruk Özerengin tarafından daha sonraki yıllarda yeni yazıya çevrilir ve basıma hazırlanır. Sırası gelmişken buraya bir not düşelim; Karabekir"in diğer kızı Hayat Hanım da hukukçu Prof. Feyzi Feyzioğlu ile evlenmiştir. Timsal Hanım ise ilk evliliğini Bir Ayasbeyoğlu ile yapmış ve Kazım, Ferhan ve bir de Uğur adında kızları gelmiştir dünyaya. Timsal Karabekir ikinci kez ise 1990 senesinde Attila Köymen Yıldıran ile evlenir. Kazım Karabekir Kültür Merkezi ve Vakfı"nın temellerini atan ve 2000 yılında vefat eden Yıldıran, TBMM Başkanlık Hukuk danışmanlığı yapmış birisi idi.)

    Kazım Karabekir, bu olanlardan sonra siyasete ancak İsmet İnönü"nün daveti ile 1938 yılında döner. İstanbul milletvekilliği yapar. 1946-48 arasında da TBMM Başkanlığı"na getirilir. 26 Ocak 1948'de hayata gözlerini yumar.


    "Çağırın Kazım"ı helalleşmek istiyorum"

    Kurtuluş Savaşı"nın bazı paşaları ile Atatürk"ün arasında suikast hadisesi veya başka nedenlerden birtakım problemler olur o zamanlar. Kazım Karabekir de bunlardan biridir. Fakat Atatürk 1936"ta Dolmabahçe Sarayı"nda tertiplenen uluslararası bir Tarih ve Dil Kongresi"ne kendisini de çağırmış ve o da davete icabet etmiştir. Ancak, Karabekir, eşine verdiği söz yüzünden kongreden erken ayrılınca Atatürk"le görüşebilme imkanı bulamaz. Dolayısıyla ikisi arasındaki bu durum yine çözülemez: "Atatürk Dolmabahçe"de hasta yatarken "Çağırın Kazım"ı helalleşmek istiyorum" diyor. Babama onu da bildirmiyorlar. Hatta ablamdan duyduğuma göre "Gider miydin babacığım?" dediği zaman "Tabii giderdim. O Mustafa Kemal"di" diyor."

    İclal Hanım köşkte piyano çalarken Kazım Karabekir Paşa da kemanla eşlik edermiş. Çok merakı varmış ki, 1944 senesinin parasıyla tam 500 lira vermiş kemanına. Özel hocalarla başladığı eğitim hayatında İstanbul"daki Zihni Paşa İlkokulu"nu bitiren, sonrasında İngiliz Highschool"dan mezun olan Timsal Karabekir Yıldıran, babasını kaybettiğinde henüz 7 yaşındadır: "Ama şu odada bugün görmüşüm gibi hatırlıyorum. Çok sinirlendiği, kızdığı ve üzüldüğü zaman bir tek gül goncasını alıp odasına kapanırdı. Onun ne anlama geldiğini şimdi anlıyorum. O gülün kokusu, şekli ile yaratanı onda görebiliyorsan zaten birtakım şeyleri aşmışsın demektir. Bir bayram günü idi. Çok güzel yeşil bir kazak giymişti. Gözleri de yeşildi. O sırada biri geldi, "Açım, çıplağım Paşam" dedi. Babam o kazağını çıkarıp o insana verdi. Yani gönülden herşeyi paylaşabilen güzel insanlardandı. Annem tabii daha bir dünya insanı idi ama babam daha öbür âleme yönelikti. Annem derdi ki; "Son peygamberin Hz. Muhammed (s.a.v) olduğunu bilmesem paşam peygamberdir derdim."

    1960 senesinde ilk evliliğini gerçekleştiren Timsal Karabekir Yıldıran bir süre de Aydın"da dedesinden kalma pamuk çiftliğini işletir. 1979 senesinde Anadolu yakasında ailecek bir tenis kortu işletmeye başlayan Timsal Hanım"ın işletmesi, terör olaylarının bol olduğu 1980"de bombalanır. Bunun üzerine ihtilale kadar bizzat Selimiye"den gelen asker korur onları. Babasının bütün çalışma masalarının arkasına astığı "Cihan yıkılsa Türk yılmaz" anlayışıyla 1996 yılına kadar böyle bir işletmecilik işini yürüten Timsal Hanım, Kazım Karabekir Kültür Merkezi ile Müzesi"nin işleriyle ilgilenmeye başlar. Kültür Merkezi"nde anma günleri, ücretsiz elişi ve sanat kursları, tasavvufi içerikli sohbetler düzenler. Derviş Halil Özkan ile tanışınca hayata bakışı değişir: "Ben babamı ne yüceltebilirim ne aşağıya alabilirim. O yerini kendi bulmuş bir insan. Okullara gidip babamı ve dolayısıyla babamın yaşadıklarını anlatmakla Türkiye Cumhuriyeti"nin kuruluşunu anlatmaya çalışıyorum. Demek istediğim Türkiye Cumhuriyeti çok zor şartlarda, gözyaşı ile kanla kuruldu. Bunu çok kolay harcamayalım."


    Kaynak:aksiyon.com.tr

  5. #5
    Tandogan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-12-2005
    Mesajlar
    2,112
    Karizma Gücü
    0
    Kazim Karabekir ile Ataturk arasinda gecen olaylari,Ugur Mumcu'nun "Kazim Karabekir Anlatiyor" isimli kitabinda bulabilirsiniz.Kitabi asagida eklentiden indirebilirsiniz.Okumanizi tavsiye ederim.

    Kitaptan birkac sayfa kopyaladim,icinde Ataturk'un Kazim Karabekir'i Boslevilik ile suclayanlara karsi verdigi yanitlar da var.

    «Çünkü her gittiginiz yerde aleyhte bulundunuz. Yazik degil mi? Tarihe geçecek O'nun yaptigi seyler.» Bu sözler Mustafa Kemal Pasa'nindi. Mustafa Kemal'in TBMM'deki gizli oturumda savundugu komutan da Sark Cephesi Komutani Kâzim Karabekir Pasa'ydi. Günlerden cumartesiydi. Tarih de 22 Ocak 1921. «Kâzim Pasa'yi içinizde taniyanlar ve tanimayanlar vardir. Karabekir Pasa, gayet zeki, üstün ahlâkli, namuslu, fevkalâde iyi huylu, namuskâr, tedbirli bir adamdir.» Mustafa Kemal Pasa, arkadasi Kazim Karabekir Pasa'yi «komünistlikle» suçlayan Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey'e karsi bu sözlerle savunuyordu. Bursa milletvekili ve Diyarbakir istiklâl Mahkemesi üyesi Seyh Servet Efendi'nin «komünizm propagandasi Yaptigina dair sifreli telgraf »m Genelkurmay Baskan Vekili Fevzi Pasa'nin yazisi üzerinde ihbar üzerine o gün TBMM'de gizli görüsme baslamisti. Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, Kâzim Karaxbekir Pasa'yi o günkü moda ve yaygin deyisle «bolseviklikle» suçluyordu. Hüseyin Avni Bey, Karabekir Pasa'nin bolsevik oldugundan kuskulanmis; bu kuskusunu da gizli oturumda söyle dile getirmisti: «Erzurum'a girdigimiz zaman çesitli akimlar vardi. Içxlerine girdim. Birtakim subaylar arasinda (bolsevikligin) askere de yansiyacagindan korkuyorlardi. ..

    Ordunun basindaki Kâzim Pasa Hazretlerine basvurduk. Orduda bir düzen olabilir mi?., dedik. Mamafih dedi., kanima gelince: Belki efendiler, garip gelecektir sözüm, benim kanima kalirsa, islâmiyetle bolseviklik arasinda pek az fark vardir., dedi. Bunda miras, zekât yoktur Pasam., dedim. Bizim ilxkelerimize uymaz. Beni mi kandiriyorsunuz? Yoksa ne buyuruyorsunuz? Kâzim Pasa dedi ki: Bugün iki siyaset vardir: Bati ve Dogu siyaseti. Bizim, Bati ile Ingilizlerle anlasmamiz olasiligi var midir? Yoktur., dedim. O halde bizim Dogu ile anlasmamiz zorunludur. Dogu siyasetini izlemek zorundayiz... dediler. (..) Bizim için baska kurtulus yolu yoktur. Ve bana bolsevikler söz verdi. Ben,askerî delege olarak atandim. Bu örgütü ülke içinde kuracagim., buyurdular.» Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, Türkiye Koxmünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi'nin «yüksek zevat ile temas ettigini ögrendigini» ve Mustafa Suphi ile Kâzim Karabekir Pasa'nin iliskileri oldugunu söylüyor ve Pasa'yi açikça komünistlik ile suçluyordu. Hüseyin Avni Bey, sözlerini «Dogu Cephesi'ne bir heyet gönderin., ben gerçegi söylüyorum. Söylediklerimin tersi çikarsa namussuzum» diyerek noktaliyordu. Hüseyin Avni Bey'in bu agir suçlamalarina kim yanit verecekti? Mustafa Kemal! Mustafa Kemal Pasa, kürsüye geliyor ve amaçlarinin «millî sinirlar içinde bagimsizlik» oldugunu anlattiktan sonra söyle konusuyordu: Efendiler, Bu esas üzerinde yürüyen insanlar, düsünen beyinler, dogal olarak, komünizmin genis ve kayit tanimayan esaslari ile uyusmazlar. Bu nedenle yüksek kurulunuzun izledigi siyaset, hiçbir zaman komünistlik esasina dayalidegildir. Bu böyledir, bunu tekrar ediyorum, bir defa daha. Fakat yine bilmektesiniz ki ve bütün dünya bilmektedir ki, bu millî esaslara derin baglar bulunan Meclisiniz ve Hükümetiniz, bagimsiz bir devlet olarak Rusya Bolsevik devletle iliskilerinde hiçbir zaman komünistlik ve bolseviklik esaslarini agzina bile almamistir.» Mustafa Kemal Pasa, daha sonra «Rusya içinde bu milletin soysuz, herhalde sersem birtakim evlâtlari oralarda serseriliklerine devam etmislerdir» diyor ve sözü Türkiye Komünist Partisi'ne ve Mustafa Suphi'ye getiriyordu. «Iste bu serseriler, bir is yapmak hülyasina kapilarak görünüste memleketimize ve milletimize yararli olmak amaciyla TKP diye bir parti kurmuslar; bu partinin basinxda da Mustafa Suphi ve benzerleri var. Bunlar, dogrudan dogruya Vatanseverlik duygulan ile gerçek millî duygular Ile degil, benim kanimca, belki kendilerine para veren, kendilerini koruyan ve bunlari koruyan Moskova’daki prensip sahiplerine yaranmak için birtakim serserice girisimde bulunmuslardir. Bunlarin yaptiklari girisim, Rus Bolsevizmini çesitli kanallardan memleket içine sokmak olmustur.» Mustafa Kemal, daha sonra «Efendiler» diyordu, «iki önlem olabilirdi.» «Birisi, dogrudan dogruya komünizm diyenin kafasini kirmak; digeri, Rusya'dan gelen her adami derhal, denizden gelmis ise vapurdan çikarmamak! karadan gelmis ise sinirin disina çikarmak gibi siddet önlemlerine basxvurmak. Bu önlemlere basvurmakta iki noktadan sakinca gördük: Birincisi, siyâseten iyi iliskilerde bulunmayi gerekli gördügünüz Rusya cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eger böyle siddet önlemlerine basvurursak, Ruslarla iliskide bulunmamak gerekir. Oysa biz, birçok siyasal düsünce ve nedenle Ruslarla temas etmeyi, iliski kurmayi istedik ve istiyoruz, isteyecegiz. O halde uygulayacagimiz önlemler de dostlugunu istedigimiz bir milletin, bir hükümetin prensiplerini asagilamamak zorundayiz.Ikinci görüs açisindan da siddet önlemlerine basvurxmayi yararli görmedik: Bildiginiz gibi düsünce akimlarina karsi düsünceye dayanmayan güçle karsilik vermek o düsünceyi ortadan kaldirmadiktan baska, herhangi bir insanla konusuldugu zaman onun herhangi bir fikrini kuvvet zoru ile reddederseniz ö israr eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta çok daha ileri gidebilir.. Bu nedenle düsünce akimlari cebir ve siddetle yokedilmez, tersine güçlendirilir.»
    Mustafa Kemal, niçin komünist partisi kurdurdugunu da gizli görüsmede" söyle açikliyordu:
    «..Komünizmin memleketimiz için, milletimiz için, din gerekleri için uygulama olanagi olmadigini anlatmak, kaxmuoyunu aydinlatmak en yararli çare görülmüstür. Iste hükümet, böyle bir çözüm yoluna basvurmakla beraber, süphe yok ki, gelen akimlari zamanindan önce, zararli hale gelmeden, bir taraftan da gerekli önlemleri almistir. Hüxkümet, aydinlatma yoluyla bu akimin önüne geçmeyi düsündügü sirada ayni biçimde düsünen birtakim kiymetli ahlâkli ve her bakimdan güvenilir arkadaslar bana basvurdular. Bunlar, bu açidan bu memleket ve milletin yararina en çok ne yolla hizmet edebileceklerini düsünüyorlardi, iste bu düsüncenin ürünü olarak Ankara'da Komünist Firkasi adi altinda bir firka (parti) olustu.» Gizli görüsmede Mustafa Kemal «komünizm» diyordu «sosyal bir sorundur. Bu nedenle komünizmin dayandigi ilkeleri anlatmakta sakinca yoktur.» «Yalniz» diyordu; «Yalniz amaçlan belli olmayan, yerleri bile bilinmexyen bir takim kimseler komünizm adi altinda, bolsevizm adi altinda örgüt kurmalarini menetmek istedik. Bu görüs açisindan Içisleri Bakani bütün yüksek memurlara dedi ki: (Komünistim diyen hükümetin resmen programi görülmüs ve varligi resmen taninan örgüte girebilir. Fakat kendi kendine kurulan firkanin hükümete verdigi bir güxvence vardi ki, o, önüne geleni örgüte almayip, belki akit basinda, genel kosullan, din gereklerini, kutsal millî davayi, millet ve devlete inanmis insanlar ancak bu ulusal davaya bagli kalma kosulu He kamuoyunu aydinlatabilirlerdi. Ve ben eminim ki, arkadaslar, Rus bolsevizminin yapmis oldugu yikintiyi birçoklarimizdan daha iyi bitmektedirler.)» Seyh Servet Efendi'nin komünizm propagandasi yapip yapmadigi konusu «Komünist Firkasi» ile «Halk Istirakiyyun Firkasinin niçin kurulduklari konularin da konusulmasina yol açar.
    Mustafa Kemal, Bakü'de «Komünist Firkasi» adiyla bir baska parti daha kuruldugunu anlatir ve Ankara'da Türkiye Komünist Partisi adiyla bir parti kurulmasiyla «talimati disaridan alan bir firka da reddedilmis oldu» der. Hükümet izniyle kurulan. «Türkiye Komünist Firkasi» ile «Halk Istirakiyyun Firkasi» arasinda ne gibi farklar vardi?
    Mustafa Kemal, gizli görüsmede bu ayrimi su yargisiyla birlikte açiklar: «Türkiye Komünist Firkasi, Türkiye için Türkiye içinde çalisan bir parti biçimindedir. Halk Istirakiyyun Firkasi, dogrudan dogruya komünizm niteligi gösterir bir partidir, kanitlanmis bilgilere göre burada bulunan Rus Büyükelçiligi ile bile temas halindeler. Bu konuda fazla birsey söylemek istemiyorum.»
    Mustafa Kemal, bunlari açikladiktan sonra sözü Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey'in Kâzim Karabekir Pasa'yi suçlayan konusmasina getirir. «..Ufak bir tereddütü olanlar, Kâzim Karabekir Pasa Hazretlerinin bir buçuk yildir Dogu'nun durumu hakkinda her gün vermis olduklari raporlarin tümünü okuduktan sonra bir karara varmalari ve ondan sonra konusmalari gerekir. O zaman bu görüsü ileri süren kimse, bu güçteki bir kimse hakkindaki, Kâzim Karabekir Pasa Hazretlernin kiymetlerini takdirde ne dereceye kadar hata etmis olduklarim anlayacaklardir.» Mustafa Kemal, Kâzim Karabekir Pasa'nin Mustafa Suphi olayinda oynadigi rolü de açiklar; der ki:
    «Mustafa Suphi'yi Dogu'da Hüseyin Avni Bey'den önce ortaya çikartan Kâzim Karabekir Pasa'dir. Bu adaxmin memlekete girmesinin sakincali oldugunu takdir eden Kâzim Karabekir Pasa'dir. Bunun memleket disina, sinir disina çikarilmasi gerekecegini bilen de Kâzim Karabekir Pasa'dir. Bunun planini yapan da Kâzim Karabekir Pasa'dir; yoksa Erzurum valiliginiz degildir. Biz degiliz efendiler. Akillica yaptigi planla, herkesten önce gerekenleri harekete geçiren Kâzim Karabekir Pasa'dir: Bilmem, bolseviklere egilimliymis. Mustafa Suphi'nin bilmem nesiy-mis. Herkesten önce güçlü önlemler alan Kâzim Karabekir Pasa'dir1. (..) Kâzim Pasa'nin komünistlerle temasta olanlara karsi komünist görünmesi dogru olabilir; memleket ve millet için yararli bir siyasal amaci saglamak içindir; gerçekte komünist ve bolsevik oldugu için degildir».
    Eklenmiş Dosyalar Eklenmiş Dosyalar
    Her başarı ilk başta bir hayaldi. En büyük çınar bir dalda, en güzel kuş bir yumurtada saklıdır. Hayaller de gerçeklerin tohumu ve yumurtasıdır.
    D.Carnegie

  6. #6
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Kazım Karabekir Fotoğraf Albümü

    www.emreyayinlari.com'da çok güzel Kazım Karabekir FOtoğraf albümü gördüm ve bu resimleri onlardan izin alarak yayınlıyoruz.









    Bu mesaj en son " 07.02.06 " tarihinde saat 15:56 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir...

  7. #7
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Resimlerin devamı

    Bu mesaj en son " 07.02.06 " tarihinde saat 16:25 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir...

  8. #8
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    destigna, e-kitap için, Bektaşi80 fotoğraflar için teşekkürler arkadaşlar.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  9. #9
    Rize/Güneysu/Adacami <span style='color: #8B0000'><span class='glow_000000'>Jonnhyrook</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-05-2007
    Mesajlar
    5,870
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Sadece Doğu'nun kumandanı olarak, Ermeni ve Ruslara karşı milli m&#252;cadeleden önceki başarıları bilinir.
    Aslında Kurtuluş savaşını organize eden 3-4 isimden biridir.
    İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır

    Johhnyrook nedir?
    http://www.youtube.com/watch?v=Y7qcN...eature=related

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kâzım Kanat
    2005 Konuları bölümünde GOL11 tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 23.12.05, 09:47
  2. Kazım Kanat
    2005 Konuları bölümünde bacanak tarafından açılmış
    Yanıt: 45
    Son Mesaj: 26.02.05, 07:55

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •