İmtihanlar üç çeşittir:

Birincisi; kulun işlediği günahlarının cezasını dünyada vermek için.

Allah-u Teâlâ âdil-i mutlaktır, ahirette azap etmemek için muhakkak ki sevdiği kulunun cezasını dünyada verir, ahirette vermez.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif�lerinde şöyle buyururlar:

�Allah iyiliğini dilediği kulunun cezâsını dünyada verir.� (Tirmizî)

Onları ibtilâ ve musibetlere uğratır, böylece ahirete günahlarından arınmış olarak gider.

Diğer bir Hadis-i şerif�te şöyle buyuruluyor:

�Vallahi Allah kendi sevgilisini cehennem ateşine atmaz.� (Ahmed bin Hanbel)

Diğerlerine dünyada da tattırır, ahirette ise daha büyük bir azapla azap eder.

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime�sinde buyurur ki:

�Andolsun ki biz onlara, en büyük azaptan önce mutlaka yakın azaptan tattıracağız. Umulur ki dönerler.� (Secde: 21)

Başlarına gelen felâketlerden ders alarak tevbe ederler, yola koyulurlar.

İkincisi; Kulun içindekini dışarıya çıkarıp Rabb�i katındaki durumunu insanlara göstermek için.

Bu husus iki türlü olur:

İhlâslı olanlar mahviyet ve gizlilik içinde örtülüdürler, fakat Allah-u Teâlâ onları halka sevdirir.

Nitekim Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif�lerinde şöyle buyurmuşlardır:

�Allah-u Teâlâ bir kulu severse Cibril�e: �Ben falanı seviyorum, onu sen de sev.� diye emreder. Cibril de onu sever ve sonra semaya seslenip �Allah falanı seviyor, siz de onu seviniz.� der. Bunun üzerine gökte bulunanlar da onu severler, sonra da onun sevgisi yeryüzündekilerin kalplerine konulur.� (Müslim)

Bir de riyâkârlar vardır. Onlar her ne kadar kendilerinin riyâkâr olduğunu gizleseler bile, Allah-u Teâlâ âdil-i mutlak olduğu için onların bu riyâkârlıklarını meydana çıkarır ve halka gösterir.

Hadis-i şerif�in devamında şöyle buyurulmaktadır:

�Allah-u Teâlâ bir kula da buğzederse de Cibril�e: �Ben falana buğzediyorum. Sen de ona buğzet.� diye hitap eder. Cibril de ona buğzeder. Sonra göktekilere: �Allah falana buğzediyor, siz de ona buğzediniz.� diye seslenir. Onlar da kendisine buğzederler. Sonra da yeryüzünde o kimseye karşı kin ve nefret uyanır.� (Müslim)

Üçüncü çeşit imtihan ise; kulun değer ve yakınlığını kendi katında artırmak için olur. Bu da hiç şüphesiz ki, aslında ilâhî bir lütuf, ikram ve ihsandır.

Allah-u Teâlâ kulunun sadâkatını bildiği halde onu imtihana çekiyor, ibtilâya uğratıyor. Onu kendisine yaklaştırmak için o ibtilâyı ona verir. O kul ise O�na teslim olur, O�nun ezelî takdirine zaten râzıdır. Yaklaşma böyle olur, lâfla olmaz. Ölünceye kadar bu ibtilâ ve imtihan devam eder. Kişi attığı her adımında, aklına hayâline gelmeyecek yerde imtihan edilir. Allah-u Teâlâ seyr-ü sülûk yolu üzerinde murad ettiği engeli koymuştur, imtihanını vermedikçe kişi o engeli aşamıyor.

İmtihan doğru sözlüyü yalancıdan ayıran yegâne ölçüdür. Sâdıkların doğruluğunu, yalancıların yalanını ortaya çıkarır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime�sinde buyurur ki:

�Andolsun ki biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.� (Ankebût: 3)

İnsanoğlunun ömrü imtihanlarla ibtilâlarla doludur. İbtilâ bir şefkat tokadıdır, bu sayede bir mümin dünyaya dalmaktan, kalben onunla meşgul olmaktan kurtulur, kulun Hakk�a dönmesini sağlar.

Kişi dinine bağlılıkta samimi olduğu nispette imtihanlarla ibtilâlarla karşılaşır. En şiddetli ibtilâlar peygamberlere gelir, sonra diğer müminlere gelir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif�lerinde buyururlar ki:

�İnsanlar içinde en ziyade mihnet ve meşakkatle imtihan olunan Enbiyâ-i izam, ikinci derecede Evliyâ-i kiram ve üçüncü derecede onlara benzeyen kimselerdir.� (Tirmizî)

Hazret-i Allah�ın bütün sevgilileri, yakınlığı cefâda buldular, ilâhî rahmete ibtilâ ile kavuştular.

İmanın en sağlam kalesi Allah-u Teâlâ�ya ümit bağlayıp, hadiseler karşısında dayanma gücünü ortaya koymaktır.

Âyet-i kerime�sinde buyurur ki:

�Andolsun ki mallarınıza ve canlarınıza ibtilâlar verilerek imtihan olunacaksınız.� (Âl-i imrân: 186)

Herkes bu imtihandan geçmektedir. Kişi dininde kuvvetli ise imtihanı artırılır. Derecesine göre; kimisi her an imtihandadır, kimisi arasıra, kimisi de pek seyrek imtihana tâbi tutulur. Her an imtihana tâbi tutulanların Allah-u Teâlâ ile her ânının ipi gergindir, diğerlerinin gevşektir, bazılarının daha gevşektir.
alıntı