Diyanet’in tefsirine karışan Katolik suyu
Diyanet’in AB’ye uyum namına piyasaya sürdüğü “çağdaş tefsir”in masonik tarafı kadar, katolik tarafı da irdelenmesi gerekir. Mısır ve Suriye’yi Osmanlı’dan kopartmak için İngilizler namına bölgede dinsel ve siyasal taşeronluk yapan M. Abduh, C. Efgani ve R. Rıza “masonik troyka”sının uydurmaları nasıl bu aziz milletin önüne dini kaynak olarak sürülebilir, diye feryad edenler az değil. Hz. Peygamberin mucizelerini, sünnet ve icma–ı ümmet’le sabit en temel dini hakikatleri asla kabul etmediği halde, İngilizlerle ve mason localarıyla yakınlaşmasının ardından kendi üfürükçülüğünü “ermişlik” olarak pazarlayan (Bkz. Reşit Rıza, El–Menar ve’l Ezher, s. 165–167) maskaraların İngiliz patentli görüşleri hangi cüretle bu aziz milletin önüne İslam gerçeği olarak konabiliyor, diye feveran eden insan az değil.
Çağdaş tefsir, bu masonik ve İngiliz siyasetine endeksli mahzurlarından öte “İslam inancı bakımından çok büyük yanlışlar” içeriyor. Tefsirin bir sayfasındaki itikadî hüküm, diğer sayfasındaki itikadı yaklaşımı inkar ediyor, hatta küfür kabul ediyor. Bu kadar vahim çelişkiyi, ancak milletimizin aklını ve imanını çelmek ve böylece Hicvaz bölgesinde olduğu gibi toprağına musallat olmak niyetinde olanlar ve onların profesyonel taşeronları, ilim ve hikmet olarak ortaya koyabilirler; normal bir vatandaş veya ilim adamı bunu yapamaz. Bu yöntem, ameli bir durum veya bir tefsir yöntemi değil, bunun çok ötesinde “itikada yönelik, imana taalluk eden bir iş”tir. Adam sen de, denip geçilebilecek bir manzara değildir.
Diyanetin “çağdaş tefsir”ininden şunu okuyun bakalım ne anlayacaksınız: “...Bazı çağdaş müfessirler, yahudiler ve hristiyanlarla Sabiîler’in kurtuluşa erebilmeleri için İslam ümmetine dahil olmaları gerektiği şeklinde bir şartın ayetin metninde yer almadığını; sadece a) şirkten uzak olarak Allah’a iman etmek, b) ahiret gününe inanmak, c) salih amel işlemek şeklinde üç temel şart ortaya konduğunu dikkate alarak bu üç şartı yerine getiren diğer din mensuplarının da cennete girebileceklerini savunmuşlardır (Reşit Rıza, 1, 333–335; Ateş, 1, 174–175; a. mlf., “Cennet Kimsenin tekelinde değildir”, İslamî Araştırmalar, III/1, s. 7–24). Nisa Suresinin 123–124. ayetleri de bu görüşü destekler mahiyettedir...” (Bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Heyet, I/69)
Bu, imanla ilgi bir hüküm... İnsanlığın ebedi hayatını ilgilendiren bir itikadî konu... Basit bir iş değil... “Son peygamber Hz. Muhammed’i devre dışı bırakarak, O’na inanmadan cennetlik olmanın mümkün olduğu” şeklinde böyle bir “itikadî hükmü”nü kim uyduruyor?
İngiliz maskarası ve masonik çömez Reşit Rıza ve mason Abduh...
Diyanet de milletimize bunu pazarlıyor.
Mason M. Abduh ve Reşit Rıza, İngilizler namına böyle hükümler uydurabilirler; ama Diyanet, İslam ve ilim namına bunu pazarlayamaz.
Nitekim İslam tarihi boyunda en sapık mezheplerde dahi görülmemiş benzer itikadî hükümleri Vatikan namına üreten ve İslam dünyasına yayan Müslüman kılıklı diyalogcular da var; lakin onların çoğunun koynundan Haç çıktı. Papalığın yerli taşeronları Müslüman kılıklarıyla bunu yapabilirler; ama Diyanet bunları da İslam ve ilim adına “kurtuluş ölçüsü” olarak pazarlayamaz.
Diyanet “AB uyumlu çağdaş tefsir”inde Reşit Rıza’nın uydurmalarını pazarlamaya şöyle devam ediyor: “62. ayette ise hiçbir ayırım gözetmeden yahudiler diğer Ehl–i Kitap gruplarıyla birlikte zikredilerek, bunlar arasında Allah’a ve ahiret gününe inanıp hayırlı işler yapanların kurtuluşa erecekleri ifade buyurulmuştur (Reşit Rıza, I, 334)” (Bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Heyet, I/69).
Katolik gölgesi düşüyor ve Vatikan “vaftiz suyu” karıştırılıyor çağdaş tefsire... Böylece bakınız Diyanet nerelere sürükleniyor, “çağdaş tefsir” aziz milletimizi hangi papazın ve kilisenin eşiğine sürüklüyor?
Çağdaş tefsirden aynen aktaralım: “1960’lı yıllarda gerçekleştirilen II. Vatikan Konsili belgelerinde İslamiyet’le ilgili resmî Katolik tavrının –yeterli olmamakla birlikte– önemli ölçüde yumuşadığı, müslümanların Allah ve ahiret inancıyla ibadet ve ahlaka dair anlayış ve uygulamalarından övgüyle söz edildiği görülmektedir. Bu durum hristiyan dünyasının İslamiyet hakkında daha samimi ve sağlıklı bir yaklaşım geliştirmeye yöneldiği şeklinde değerlendirilebilir. Bu noktada konumuz olan ayetin çok açık ve net ifadelerle uhrevi kurtuluşun kapsamına getirdiği genişliği bir defa daha hatırlatmakta yarar vardır: İman edenler; yahudilerden, hristiyanlardan ve Sabiîler’den Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için rableri katında mükafatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyecekler” (Bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Heyet, I/69).
Bu yaklaşımı, Papalıktan el almış Müslüman kılıklı hristiyanlar sergileyebilirler, onların misyonu bu. Onlar Alemlere Rahmet Hz. Muhammed yerine, daha sonra Papa II. Paul ve sair papazlara gönül verdiler, kiliseye intisap ettiler. Onlar bu uydurmaları yayabilirler. Ama İslam ve ilim adına bu “itikadî yanlış”ı Diyanet sergileyemez, pazarlayamaz, yayamaz. Diyanet, Vatikan’ın ve Papalığın Türkiye şubesi değildir çünkü.
Diyanet’in “çağdaş tefsir”inin iki paragraf öncesindeki satırlar bile, aynı tefsirde pazarlanan bu Katolik yaklaşımını inkar ediyor, boşa çıkartıyor, itikadî yanlıştır diyor... Aynı tefsir, aynı. Okuyalım: “Uhrevi kurtuluş konusunda Kur’an–ı Kerim’in ısrarla üzerinde durup vazgeçilmez gördüğü şartlar, Allah’ın varlık ve birliği ile ahirete inanmak, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve öğretisini tanımak, Allah’ın razı olduğu güzel işler yapmaktır (özellikle bk. Bakara 2/136–137; Nisa 4/47, 136, 150–152, 171–173).
Kur’an–ı Kerim’in vazgeçmediği bu şartlardan hangi Vatikan aklıyla vazgeçiliyor? İngiliz maskarası Reşit Rıza’nın ve Vatikan’a intisap etmiş hacı–hoca kılıklı yerli zavallılarımızın uydurma itikadlarını Diyanet nasıl aziz milletimize pazarlayabiliyor? Diyanet hangi akla, hangi dine, kime hizmet veriyor?
Bu masonik ve Katolik suyu karışmış “çağdaş tefsir” derhal toplatılmalı, milli ve dini bütünlüğümüzle oynanmamalıdır.
Diyanet’ten katolik ve masonik tefsir
Diyanet İşleri Başkanlığı, Hicaz bölgesini Osmanlı’dan kopartmak üzere İngilizler tarafından kafalanmış ve görevlendirilmiş Cemalettin Efgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rıza “masonik troyka”sının “Menar tefsiri”nin adeta özetlenmiş haline II. Vatikan Konsli’nin 1965’te karar altına aldığı “dinlerarası diyalog” elbisesi giydirilmiş tarzını, AB sürecinin “çağdaş tefsir”i olarak piyasaya sürdü.
Dilerseniz önce bu “troyka”yı tanıyalım.
İskoçların bile reddettiği
mason Efgani
İran Esedâbâd doğumlu Cemaleddin Efganî, İngiliz belgelerine göre “tanrıya inanma” şartı koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, buradan “tanrısızlık” ithamıyla kovulmuş, o da “tanrı tanımazlık”ın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur (Bkz. Alaaddin Yalçınkaya, Cemaleddin Efgani, İstanbul 1991, Osmanlı Yayınları, s. 131–132; Muhammed Reşad, Cemaleddin Efgani Hakkında Makaleler, İstanbul 1416/1996, s. 21, dipnot: 36). Efgani, aynı zamanda Kahire Mason locasını kurdu ve oranın reisi oldu. Öğrencisi Abduh ile birlikte Paris’ta “el–Urvetü’l–Vüskâ” adlı bir gazete çıkardı
II. Abdulhamid: Efgani İngiliz maskarası
II.Abdulhamid Han’ın, Efgani’yle ilgili söylediği şu sözlere bakarsak Efgani’nin nasıl birisi olduğu daha iyi anlaşılacaktır: “...Hilafet’in elimde olması sürekli olarak İngilizleri tedirgin etti. Blund adlı bir İngilizle Cemaleddin Efgani adlı bir maskaranın elbirliği ederek İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plân elime geçti... Cemaleddin–i Efgani’yi yakından tanırdım. Mısır’da bulunuyordu. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti; buna muktedir olamadığını biliyordum. Ayrıca İngilizler’in adamı ve çok muhtemel olarak İngilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamışlar idi. Derhal reddettim. Bu sefer Blund’la işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım... Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim” (Bkz. Abdulhamid Han, Sultan Abdulhamidin Hatıra Defteri (Haz. İsmet Bozdağ), İstanbul 1986 (8. Baskı), Pınar Yay., s. 73)
Ezher’e masonluğu
sokan Abduh
Efgani’nin talebesi olan Muhammed Abduh ise Mısır doğumlu. Abduh gibilerinin kimler tarafından destek gördüğüne dair zamanında İngiltere’nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer’in söylediği şu söz ibretliktir: “Kuşkusuz İslâmî reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaadediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine lâyıktırlar” (M. Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslâm Dünyasına Girişi, (Trc. S. Özel), İstanbul 1986, İnsan Yayınları, s. 91–92 (Cromer’in 1905 yıllığının 7. maddesinden naklen).
Merhum Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Abduh’la ilgili şunları söylemiştir: “...Üstadı Efgani vasıtasıyla, masonluğu Ezher’e idhâl(sokan) eden odur” (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu’l–Akl ve’l–İlm ve’l–Alem, Beyrut 1314 (3.Baskı), c. I, s. 133; Terc: İbrahim Sabri Efendi (Yazma), c. I, s. 111’den naklen Muhammed Reşad, s. 28).
Masonik troyka İngilizlerle
işbirliği halinde
Abduh, Osmanlı’ya karşı Urabi veya A’rabi Paşa isyanında elebaşı ve fetvacıbaşı rolü de üstlenerek Mısır’ın İngiliz birlikleri tarafından 1300/1882 yılında işgal edilmesine ciddi katkılar sağladı. Efganî’nin reisliğini yaptığı Kahire Mason Locası üyeleri, İngilizlerle işbirliği hâlinde faâliyette bulunuyordu. Abduh’a üç yıllık sürgün cezası verildi (Bkz. M. Zeki İşcan, M. Abduh’un Dini ve Siyasi Görüşleri, AÜSBE, gayr–ı matbu doktora tezi, Erzurum, 1997).
Büyük mason Efgani’nin küçük mason talebesi Abduh’un çömezi olan Reşit Rıza ise aslen Bağdatlıdır. O da mason üstadları gibi mucizeleri inkar etmiş, hadislerle ve icmâ ile hükmü kesinleşmiş pek çok meseleyi reddetmiştir (Bkz. Hasib es–Samarrai, Dinî Modernizmin Üç Şövalyesi, Ezher Ünv. Doktora tezi, İstanbul 1419/1998, Bedir Yayınları, s. 149–264)
Said–i Nursi akıl almış
İlginçtir; bugün “Vatikan’ın dinlerarası diyaloguna en uygun kaynak ve zemin” (Bkz., Yeni Asya, 16 Ekim 2004, sayı 12407) olarak kullanılan risalelerin müellifi Said–i Nursi, Mardin’de Cemaleddin Efgani’nin “siyasette muktesit meslek”i ondan öğrendim (Beyanat ve Tenvirler, s. 105) dediği talebesiyle görüşüp fikirleri hakkında bilgi sahibi olmuş, İttihad–ı İslam’da seleflerini sayarken, Efgani’nin ismini de zikretmiştir (Tarihçe–i Hayat, s. 39, 59) (Bkz: www.yeniasya.org.tr/index.asp? Section=Enstitu& SubSection=EnstituSayfasi&Date=28.07.2000)
20. asrın İngilizlerinin kurtlar masasındaki Osmanlı’yı tahayyül edin; Hicaz bölgesinde Vehhabiliğin kurucusu Muhammed Abdülvehhap, Mısır–Suriye’de masonik troyka Efgani, Abduh ve Reşit Rıza, Anadolu’da ise “Hristiyan şehit” (Bkz. S. Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 79) kavramını türeten ve “misyonerler ve Hristiyan ruhanileriyle ittifakı öneren” (Bkz. Emirdağ Lahikası, Emirdağ Lahikası, s. 139; Lemalar, 20. Lema, 1. n, 2. s.) diyalogcu Said–i Nursi... Fikirleri ve akaidleri birbirlerine oldukça yakın. Sizce de ilginç bir tesadüf değil mi?
“Hicaz, Suriye ve Mısır işi” bitirildi; sıra Anadolu’da mı acaba, diye düşünmek gerekmez mi? AB ve “dinlerarası diyalog” sürecinde olan bitenleri şöyle bir düşünün bakalım...
Abduh ve Reşit Rıza, Muhammed Abdulvehhab’a Vehhabiliği kurduran İngilizlerden aldıkları akıl ve ilhamla “Menar tefsiri”ni kaleme almışlar (Bkz. M. Abduh–R. Rıza, el–Menar, Dar’ul Fikr, 2. baskı)
Temel dayanak “masonik troyka”nın Menar’ı
Diyanet’in, dört akademisyene hazırlattığı ve AB sürecinde kendisiyle İslam’ın güncellenmesi nümayişleri yaptığı “çağdaş meal ve tefsir”in en temel kaynağı işte bu Abduh ve Rıza’nın ortak çalışması olan “Menar tefsiri”dir. Diyanet’in yaptırdığı çalışmada en çok başvurulan, en güçlü kaynak ve referans olarak gösterilen, kendisine dayanılarak 15 asırdan beri hiçbir İslam aliminin zikretmediği yeni yeni hükümler ihdas edilen “ana tefsir” işte bu Menar’dır. Diyanet’in çağdaş tefsiri, bir bakıma Menar’ın özetlenmiş ve Müslüman Türk milletinin nabzına göre şerbetlenmiş halidir.
Özellikle Hz. Muhammed’e iman etmenin cennetlik olmak için şart olup olmadığı, Ehl–i Kitab’ın Hz. Muhammed’i kabul ve ikrar etmeden cennete girip giremeyeceği, Kur’an–ı Kerim’in Ehl–i Kitab’ın küfürde olduğuna dair hükümlerinin yumuşatılması, İslam’dan dönenlere (mürted) ilişkin “ilahi müeyyide”lerin hafifletilmesi gibi konularda Katoliklerin 1965’teki II. Vatikan Konsili’nde karar altına aldıkları “dinlerarası diyalog misyonu”na uygun hükümler ihdas etmede Abduh–Rıza’nın Menar’ı kaynak ve dayanak olarak kullanılmıştır (Bkz. Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Heyet, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları, Ankara, c. 1, s. 68, 69, 197, 199, 233).
Matta, Morkas, Luka, Yuhanna gibi papazların İncillerinden bölümlerin ve Talmud’un da “Kur’an–ı Kerim’in tefsiri için referans ve kaynak” olarak kullanıldığı Diyanet’in “çağdaş tefsir”indeki “AB sürecine uydurulmuş teviller”e ve “birbirini yalanlayan çelişkili sayfalar”a önümüzdeki günlerde teferruatıyla dikkat çekeceğiz. Hükümet ve Diyanet, milli ve dini bütünlüğümüz bakımından bu çalışmayı piyasadan toplatmalıdır.
Siz siz olun; AB sürecindeki politik, dinsel, kültürel ve özellikle “akaidimizi ilgilendiren” oyunlara gelmeyin... Dost hatırlatması bu.
21-22 /10/2004
Mehmet Emin KOÇ


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


