• Reklam
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    cindycate adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    3,273
    Karizma Gücü
    8

    Anzakli Ömer

    1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi''nden mezun olup ihtisas yapmak
    >üzere ABD''ye gitmiştim. Görev yaptığım hastahanede başımdan geçen
    >ilginç bir hadiseyi şöyledir:
    >
    >Amerika''ya gittiğim ilk yıllar... New York''da Medical Center
    >Hospital''da
    >görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak,
    >elektrokardiyografi çekmek gibi işler... Yeni gelmiş doktorlar
    >hemen doğrudan hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer
    >zamanlarda da laboratuvarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim.
    >Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında. "kan vereceğim
    >kolunuzu açar mısınız?" dedim.
    >Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı. Kolunu açtım,
    >baktım
    >pazusunda
    >Türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan
    >edemedim:
    >"Siz Türk müsünüz?"
    >
    >Kaşlarını yukarıya kaldırarak "hayır" manasına bir işaret yaptı.
    >Ama ben hala merak ediyorum. "Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı
    >nedir?" "Aldırma öylesine bir şey işte." dedi.
    >Ben yine ısrarla: "Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim
    >milletimin
    >bayrağı, benim bayrağım..." Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin
    >derin yüzüme baktı ve mırltı halinde sordu:
    >
    >"Siz Türk müsünüz?"
    >
    >-Evet
    >Türk''üm.
    >
    >İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı. Anlatmaya
    >başladı:
    >
    >"Yıl 1915.Çanakkale diye bir yer var Türkiye''de. Orada savaşmak
    >üzere
    >bütün
    >Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya
    >Anzaklarındandım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: "Barbar
    >Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp
    >yıkacaklar. Bütün dünya o
    >barbarlara karşı
    >cephe
    >açmış durumda. Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok
    >önemlidir."
    >
    >Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık.
    >Beynimizi
    >yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını
    >Çanakkale''ye sevk ediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısır''a
    >getirdiler, orada birkaç ay talim
    >gördük, sonra da bizi alıp
    >Çanakkale''ye getirdiler.
    >
    >Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen
    >gülleler
    >suları
    >metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler geceyi
    >gündüze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce
    >insan
    >hayatının
    >baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve
    >cesareti gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün
    >olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu
    >cesaret
    >ve kuvveti veren şey
    >neydi?
    >İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi
    >Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar: Meğer bu barbarlıktan
    >değil
    >yüreklerindeki
    >vatan sevgisinden
    >kaynaklanıyormuş.
    >
    >Biz karaya çıktık. Taarruz edeceğiz, bizi püskürtüyorlar. Tekrar
    >taarruz ediyoruz, bizi yine püskürtüyorlar. Tekrar taarruz
    >ediyoruz... Derken
    >böyle
    >bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden
    >geçmişim.
    >Gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum.
    >Nasıl korktuğumu anlatamam. İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi
    >kimseler
    >olarak
    >tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar,
    >yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında
    >bulunan yiyeceklerinden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki
    >onların yiyecekleri
    >çok
    >çok azdı. Bu
    >haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram
    >ediyorlardı. Şok oldum doğrusu. Dedim ki kendi
    >kendime: "Bu adamlar
    >isteseler beni şu anda öldürürler ama öldürmüyorlar, beni
    >doyuruyorlar. Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki
    >beni cephenin gerisine götürdüler."
    >
    >Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla ''Yazıklar
    >olsun bana'' dedim. Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum,
    >niye savaşmaya gelmişim? Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne
    >kadar Türk düşmanıymış''
    >diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu
    >iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce. Nihayet bizi
    >serbest bıraktılar.
    >
    >Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu
    >unutmamak
    >için
    >koluma bu Türk bayrağı dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu
    >işte."
    >
    >Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara
    >bakarken o devam etti: "Talihin
    >cilvesine
    >bakın ki o zaman ölmek üzereyken yaralarımı iyileştirerek sıhhate
    >kavuşmama
    >çaba sarfeden Türklerdi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar
    >sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk... Ne garip değil
    >mi? Avustralya''dan Amerika''ya gelirken bir Türkle böyle
    >karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim.
    >Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep
    >kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum."
    >
    >Bu sözlerin ardından nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz?"
    >dedi.
    >"Ömer" cevabını verdim. Merakla tekrar sordu: "Peki niçin Ömer
    >ismini vermişler sana?"
    >
    >-Babam Müslümanların ikinci
    >halifesinin isminden ilham alarak bana
    >Ömer adını vermiş.
    >-Senin adın Müslüman adı mı?
    >
    >Ben, "Evet, Müslüman adı." deyince yüzüme baktı, doğrulmak istedi.
    >Onun yatakta oturmasına yardım ettim.
    >Gözleri dolu doluydu. Yüzüme
    >bakarak dedi
    >ki: "Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Josef Miller''
    >şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun." "Olsun" dedim.
    >
    >-Peki hekim beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu?
    >
    >Şaşırdım, nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti? Meğer
    >o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için
    >gerçekleştirememiş.
    >"Tabii" dedim. "Müslüman olmak çok kolay." Sonra kendisine imanın
    >ve İslam''ın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şehadet
    >getiriyor, hem de ağlıyordu. Mırıldandı: "Siz Müslümanlar tesbih
    >çekersiniz, bana da bir tesbih bulsan da ben de yattığım yerden
    >tesbih çekerek Tanrı''yı ansam olur mu?"
    >
    >Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Tanrı''yı
    >zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Sonrasında bir tesbih bularak
    >kendisine getirdim. Hasta yatağında tesbih
    >çekiyor, biz de
    >tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün
    >yanına
    >gittiğimde samimi bir şekilde rica etti: "Beni yalnız bırakma olur
    >mu?"
    >
    >-Ne gibi Ömer amca?
    >-Ara sıra gel de bana İslam''ı anlat! Sen çok güzel şeylerden
    >bahsediyorsun.
    >O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.
    >
    >O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi
    >anlattım.
    >Fakat
    >günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam
    >hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum:
    >"Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gelin!"
    >
    >Hemen yukarı çıktım. Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm
    >manzara
    >aynen
    >şöyleydi: Sağ elinde tesbih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme
    >Türk bayrağı, göğsünde imanıyla koskoca Anzaklı Ömer son anlarını
    >yaşıyordu.
    >
    >Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şehadet söylettim, o
    >şekilde kucağımda ruhunu teslim etti...
    >Ne yalan söyleyeyim ağladım, ağladım...
    CiNDYCATE
    EFELER BiRLiĞi

    Mazlumlar Yunus olarak bilir bizi
    Zalimler Yavuz olarak tanır


    "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş-Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş."


  2. #2

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Anzakli Ömer

    çok güzelmiş
    teşekkürler
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  3. #3
    syhgndlf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2005
    Mesajlar
    1,628
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Anzakli Ömer

    sağolasın dost ama bu vardı diye hatrlıom forumda
    MEHMEDİM

    Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
    Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
    Hücum diye bir ses duydum ilk önce
    Sonra allah allah dedi mehmedim

    Ne ana ne sıla ne yar hayali
    Bir gör mehmetteki kükremiş hali
    Kırpmadı gözünü yağmur misali
    Mermi yedi havan yedi mehmedim
    Can askerim

    Öyle bir iman öyle ihlaski
    Secde eder cümle can ve bitki
    Bir temmuz akşamı allah şahitki
    Şaha kalkmış vatan idi mehmedim

    Bu akşam yıldızlar saramış gibi
    Tepeler titreşir hava kış gibi
    Bir dağın sırtında dağ varmış gibi
    Omuzlamış bir mehmedi mehmedim
    Can askerim



    Mesaj SAYIM =1903

  4. #4
    cindycate adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    3,273
    Karizma Gücü
    8

    Cevap: Anzakli Ömer

    dogrudur cünkü meshur bi hikaye ama ben rastlamadim
    eger varsa gerekeni yapsin mod,smod yada yönetici arkadaslar.
    CiNDYCATE
    EFELER BiRLiĞi

    Mazlumlar Yunus olarak bilir bizi
    Zalimler Yavuz olarak tanır


    "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş-Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş."


  5. #5
    syhgndlf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2005
    Mesajlar
    1,628
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Anzakli Ömer

    bu olay başka bölümde idi din bölümünde kalmasında bir sakınca olmayacaktır sanırsam...
    MEHMEDİM

    Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
    Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
    Hücum diye bir ses duydum ilk önce
    Sonra allah allah dedi mehmedim

    Ne ana ne sıla ne yar hayali
    Bir gör mehmetteki kükremiş hali
    Kırpmadı gözünü yağmur misali
    Mermi yedi havan yedi mehmedim
    Can askerim

    Öyle bir iman öyle ihlaski
    Secde eder cümle can ve bitki
    Bir temmuz akşamı allah şahitki
    Şaha kalkmış vatan idi mehmedim

    Bu akşam yıldızlar saramış gibi
    Tepeler titreşir hava kış gibi
    Bir dağın sırtında dağ varmış gibi
    Omuzlamış bir mehmedi mehmedim
    Can askerim



    Mesaj SAYIM =1903

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •