• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 8 12345678 SonSon
79 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: Fikret Bila

  1. #1
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Fikret Bila

    Erdoğan'ın kimlik yorumu Anayasa Mahkemesi içtihadıyla çelişiyor


    Şemdinli olaylarından sonra üst kimlik-alt kimlik tartışmaları alevlendi.
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasında, "üst kimlik, Türklük, Türk ulusu" kavramları üzerinden sert tartışmalar yaşandı.
    Tartışmanın özünü, Türkiye'de neyin üst kimlik sayılacağı oluşturuyor. Erdoğan, bu kimliğin vatandaşlık bağı olduğu görüşünde. Türk, Kürt, Laz, Çerkez diğer etnik kimlikleri eşit alt kimlikler olarak görüyor. Baykal ise etnik kimlikleri tanımakla birlikte, Türklüğün, Türk ulusunun üst kimlik sayılmasını, diğer etnik grupların ise Türk ulusunun parçası, onu meydana getiren unsurları olarak görülmesi gerektiğini savunuyor.
    Anayasa'nın, "Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk'tür" hükmünün yorumlanmasıyla ilgili tartışma sürüyor.

    'İnkâr anlamı taşımaz'
    Anayasa'yı, yorumlama konusunda en yetkin kurum kuşku yok ki, Anayasa Mahkemesi...
    Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın tartışılan 66. maddesini, HADEP davasında geniş biçimde yorumlamış durumda. Yüce mahkemenin HADEP'i kapatan 13.3.2003 tarihli gerekçeli kararında, vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk sayan 66. maddeye ilişkin yorumu şöyle:
    "Anayasamız, Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirgin niteliklerinden birini oluşturmaktadır.
    Bu bağlamda, anayasaya göre Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin hangi etnik gruptan olursa olsun Türk sayılması onun etnik kimliğini inkâr etmek anlamında değil, devletine, 'Türk Devleti', ulusuna, 'Türk Ulusu' ve ülkesine 'Türk Vatanı' denen ve toplum yapısında çeşitli etnik gruplar bulunan ülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğin sağlanması ve çoğunluk içinde bulunan etnik grupların azınlığa düşmesini önleme amacına yöneliktir. Bu nedenle, anayasamıza göre siyasal açıdan önemli olan soy değil ulusal topluluktan olmaktır."

    Ulusal birlik
    Anayasa Mahkemesi, aynı kararında "ulusal birlik" kavramına da açıklık getiriyor. Şöyle diyor:
    "Ulusal birlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir.
    Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi azınlık yaratılmamasını, bölgecilik ve ırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını da içerir."

    'Türk ulusu gerçeği'
    Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararında özel ve kamusal eşitliğe ve Türk ulusu olgusuna şöyle yaklaşıyor:
    "Türk Devleti'nin vatandaşları arasında özel ve kamusal alanda etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasal ve hukuksal bir ayrılık söz konusu değildir.
    Nitekim Türk Milleti içinde yer alan farklı kökenden vatandaşlar arasında Türkiye'nin her yerinde yaşama, eğitim ve medeni haklar yanında, seçme ve seçilme hakkından tam olarak yararlanma, istek ve başarılarına göre her işte çalışma, Türk dil ve kültüründen faydalanma ve katkıda bulunma gibi konularda tam eşitlik anlayışı içinde hiçbir ayırım gözetilmemektedir.
    Ülke ve milletin bölünmez bütünlüğüyle ilgili bu tarihsel oluşum tüm anayasalarımızda vazgeçilmez ve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihin çok uzun bir gelişme süreci içinde gerçekleşip, kaynaşma ve bütünleşmeye dayanan Türk Ulusu gerçeği ve olgusuna karşı ayrımcılığa, bölücülüğe, terör ve sonuçta yok olmaya yol açacak eylemler kabul göremez."
    Anayasa Mahkemesi'nin "Türk" ve "Türk Ulusu" yorumu, Atatürk'ün millet ve milliyetçilik anlayışına, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ve ilkelerine uygun bir yorumdur.

  2. #2
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    06/12/2005

    Irak seçiminde Türkmenler üç parça


    Irak'ta 15 Aralık'ta yapılacak seçimler mevcut yönetim dengelerini etkileyecek mi?
    Şii Araplar ve Kürtler, yönetimdeki ağırlıklarını korumak için önlemlerini aldılar. Sünni Araplar ise seçimleri büyük ölçüde protesto eden kesim. Bu kez Sünni Arapların da seçime katılmaları hem meşruiyet hem siyasal denge açısından ABD ve Türkiye tarafından teşvik ediliyor.
    Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün İstanbul'da ABD'nin Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad ile Sünni lider Tarık El Haşimi'yi bir araya getirmesinin temel amacı da buydu.
    Peki, seçim öncesinde Türkmenler ne durumda?
    Türkmenler, Ankara'nın ilgisinin yetersizliğinden şikâyetçi. Ayrıca, Barzani'ye verilen destekten de rahatsız görünüyorlar.

    Türkmenler üç parça
    Seçim öncesinde tabloya bakıldığında, Türkmenlerin üç parçaya ayrıldıkları görülüyor:
    1Türkiye yanlıları: Türkmenlerin ana gövdesini Irak Türkmen Cephesi (ITC) oluşturuyor. Irak Türkmen Cephesi'ne "ulusalcı cephe" adı da veriliyor. Irak Türkmen Cephesi mensupları, Türkiye yanlısı olarak biliniyor. İçlerinde hem Sünni hem Şii Türkmenler var.
    ITC, 6 ilde seçime giriyor: Musul, Kerkük, Bağdat, Diyala ve Selahaddin.
    Musul'da ITC, Irak İslami Partisi'nin listesinden seçime katılıyor. Sünni Araplarla işbirliğine gidiyor. ITC'nin Selahaddin (eski Tikrit) kentindeki adayı ise Şii Türkmen Ali Haşimi. ITC'nin Selahaddin'den seçime girmesinin nedeni ise daha önce Kerkük'e bağlı olan Tuzhurmatu ilçesinin, Kerkük'ten alınıp Selahaddin'e bağlanması.
    2Şii Arap yanlıları: Türkmenlerin ikinci grubunu Türkmen İslam Partisi oluşturuyor. Şii Türkmenlerin yer aldığı bu cephe, Şii Arapların oluşturduğu "Şii İtilaf Cephesi"yle birlikte seçime girecek. İslami Türkmen Partisi bu cepheden 3 ilde seçime girecek: Bağdat, Selahaddin, Musul. Şii Türkmenlerin işbirliğine yöneldikleri İtilaf Cephesi'nin liderliğini Abdülaziz Hakim yapıyor.
    3Kürt yanlıları: Türkmenlerin üçüncü gurubunu da Talabani-Barzani liderliğindeki Kürtleri destekleyenler oluşturuyor. Sünni Türkmenlerin yer aldığı bu grup, Erbil ve Kerkük'te KDP ve KYB'nin ortak listesinden seçime katılacaklar. Sünni Türkmenlerin ağırlıklı partisini, "Türkmen Kardaşlık Partisi" oluşturuyor. Seçime 4 adayla katılacaklar.

    Türkmenlerin gücü
    Bu tablo içinde seçime girecek olan Türkmenlerin, Irak parlamentosunda toplam 11 veya 12 milletvekiliyle temsil edilmeleri bekleniyor. ITC'nin 3 veya 4, Türkmen İslam Partisi'nin 4, Türkmen Kardaşlık Partisi'nin de 4 milletvekili çıkarabilecekleri tahmin ediliyor. Bu sayının Irak'taki toplam Türkmen nüfusuna oranla az olduğuna dikkat çekiliyor. Bu tablonun doğmasında, Türkmenlerin üç parça olarak seçime girmeleri ve aralarında yeterli ittifakın kurulamaması gösteriliyor.

    Sistem bozuk
    Türkmenlerin eleştirilerinin başında, Şii ve Kürtlerin, işbirliği yaparak illerin sandalye sayılarını belirlemiş olmaları geliyor. Bir nüfus sayımı yapılmadan sandalye sayısının belirlenmesinin, Şii ve Kürt hâkimiyetini kurmaya yönelik olduğu vurgulanıyor. En çarpıcı örnek olarak da Kerkük veriliyor. Kerkük kentinin Süleymaniye'nin iki katı nüfusa sahip olduğu; buna karşın Selahaddin kentine 13, Kerkük'e ise 9 milletvekili verildiği belirtiliyor. Irak'ın dördüncü büyük kenti olmasına karşın Kerkük'e daha az sandalye tahsis edilmesinin Türkmenlerin milletvekili sayısını düşürmeye yönelik olduğu vurgulanıyor. Aynı düşünceyle Şii ve Kürtlerin, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu ilçeleri başka kentlere bağlayarak idari yapılanmada oynadıklarına dikat çekiliyor.
    Seçimlerden sonra Barzani'nin Kürt Federe Bölgesi Başkanı sıfatının resmiyet kazanacağı ve sonraki süreçte Türkmenlere dönük baskının artacağına da işaret ediliyor.

  3. #3
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    08/12/2005

    Müslümanlık ve vatandaşlık 'Kürt sorunu'nu çözer mi?


    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söyledikleri birbirini tutmuyor. Çelişkili konuşuyor. Aynı konuda daha önce söylediklerinin tam tersini söyleyebiliyor.
    Örneğin, Kürt sorunu konusunda bunu yaptı...
    Bir Avrupa seyahatinde "Kürt sorunu sanaldır" demişti.
    Ankara'da "Kürt sorunu vardır, daha çok demokrasiyle çözülecektir" dedi.
    Diyarbakır'da bu konuda geçmişin hatalarından söz etti.
    Hem Kürt sorunundan söz etti hem de "tek vatan, tek devlet, tek millet" vurgusu yaptı. "Kürt sorunu"nun zaten "tek millet (Türk milleti)"e itirazdan çıktığını ve -son dönem söylemleri hariç- ayrılıkçı nitelik taşıdığını ya unuttu ya önemsemedi...
    Yeni Zelanda'da, bu kez "Bölücülük sorunu var" dedi...
    Başbakan, sorunun teşhisi açısından ya düşünce karışıklığı yaşıyor ya da teşhisi değil çözümü önemsiyor...

    Çözüm
    Erdoğan'ın teşhis konusunda çelişkili ifadeleri olsa da son konuşmalarında "çözüm" için ne düşündüğü giderek netleşmeye başladı.
    Erdoğan'ın konuşmalarında iki özellik öne çıkıyor:

    1 Türklüğü ve Türk ulusu olgusunu üst kimlik olarak görmüyor.

    2 Vatandaşlık bağı ve Müslümanlığı çözüm olarak görüyor.

    Türk, Kürt, Laz, Çerkez derken, bunların hepsinin etnik gruplar olduğunu ve birinin diğerine üstünlüğü bulunmadığını vurguluyor.
    Başbakan, vatandaşlık bağını üst kimlik olarak kabul ediyor. Bütün etnik grupların bu bağın altında alt kimlikler olduğu mesajı veriyor.
    Diğer yandan bütün etnik grupları birbirine bağlayan bağın da Müslümanlık olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle de Türkiye'nin Yugoslavya olamayacağını söylüyor.
    Müslüman ve vatandaş olmanın sorunu çözeceği fikrini işliyor.

    Yeterli mi?
    Müslümanlık ve vatandaşlık bu sorunu çözer mi?
    Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı ve Müslüman olmak yeterli olsaydı zaten böyle bir sorunun da doğmamış olması gerekirdi.
    Çünkü, Kürtler ne yeni vatandaş oldular ne de yeni Müslüman...
    Bu iki özelliği de zaten taşıyorlardı.
    Müslüman ve vatandaş olmalarına karşın ayrılıkçı bir tutum almazlardı.
    Müslümanlığı ve vatandaşlığı yeterli görürler, ayrı "millet" tezini gündeme getirmezlerdi. "Türkiye'de tek millet yok, Anayasa'ya Kürt de yazılsın" demezlerdi.
    Demek ki, Müslüman olmak sorunu çözmeye yetmemiş, yetmiyor...
    Vatandaş olmak da öyle...
    Vatandaşlık bağı, hakkı, hukuku, ödevleri açısından Türkiye'de hiçbir etnik grubun farkı yok. Etnik nedenle hakları kısıtlanmış, ödevleri artırılmış kişi de yok.
    Vatandaşlık bağı yeterli olsaydı, sorunun yine doğmamış olması gerekirdi.
    Demek ki, vatandaşlık bağı da yetmemiş, yetmiyor...
    Sorun etnopolitik bir nitelik taşıyor.
    PKK ve siyasi alanda aynı çizgiyi izleyen parti ve kuruluşların talepleri şimdilik şöyle:
    "Anayasa'nın vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk'tür hükmünü taşıyan 66. maddesi değiştirilsin. Hatta mümkünse yeni bir anayasa yazılsın. Kürtlerin varlığı Anayasal ve yasal güvenceye alınsın."
    Başbakan, "Vatandaşlık bağı üst kimliktir" diyor ama vatandaşlığı düzenleyen, Anayasa'nın 66. maddesinden, oradaki Türk tanımından, başlangıcında ve diğer maddelerinde yer alan "Türk ulusu" olgusundan hiç söz etmiyor...
    Erdoğan, 66. maddeyi değiştirmeyi düşünüyor mu, düşünmüyor mu?
    Bunu şimdilik bilmiyoruz.

  4. #4
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    10/12/2005

    CHP GENEL BAŞKANI, PROF. AŞKIN'LA GÖRÜŞMESİNİ ANLATTI:
    'Ben de ağlardım'

    CHP Genel Başkanı Baykal: Koşulları gerçekten çok ağır. Onu çok iyi anlıyorum. Göz göze gelince ikimiz de duygulandık. Hoca kendini tutmaya çalıştı. Sonunda boşaldı. Ben de olsam ağlardım


    CHP lideri Deniz Baykal, hastanede ziyaret ettiği Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın durumundan çok etkilenmiş görünüyor.
    Baykal, Van'da konakladığı önceki gece gözlemlerini aktarırken, Aşkın'ın bir onur mücadelesi verdiğini vurguladı. Baykal, Yücel Hoca'nın psikolojisini aktarırken, "Hoca'nın koşulları gerçekten çok ağır. Fiziki rahatsızlık bir tarafa, geçirdiği travma, küçümsenecek gibi değil. Onu çok iyi anlıyorum. Göz göze gelince ikimiz de duygulandık. Hoca kendini tutmaya çalıştı. Sonunda boşaldı, ağladı. Ben de olsam ağlardım" dedi.

    'İnce baskı var'
    CHP lideri, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi olayında başta Prof. Dr. Yücel Aşkın olmak üzere suçlanan kişilere ince bir baskı yapıldığını da vurguladı ve şöyle devam etti:
    "Her yönden baskı altına aldılar. Orada bir trajedi yaşanıyor. Bu baskı o kadar ileri götürüldü ki, biliyorsunuz Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı intihar etti. Bu bir onur patlamasıydı. Bu bir onur intiharıydı. Onur intiharına bu kadar sessiz kalınamaz. O ince baskılar o kadar yoğunlaştırıldı ki, adam kendini ipe götürdü. Sonra da O yaptı oluyor, O sorumlu tutuluyor. Bunlar kabul edilebilecek işler değil."
    Baykal, dün de Malatya'da ishal salgını ile ilgili olarak bilgi aldı. Devlet Hastanesi'nde hastaları ziyaret etti, vali ve belediye başkanıyla görüştü. Daha sonra Malatya İnönü Üniversitesi'ni ziyaret eden Baykal, Rektör Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu'nu dinledi.
    Baykal, Anadolu'daki üniversitelerin Cumhuriyet ilkeleri ve değerlerinin korunması açısından çok önemli bir işlev gördüklerini vurguladı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın da bu nedenle baskı altında tutulduğunu öne sürdü. Aşkın'ın mücadelesine herkesin destek vermesi gerektiğini kaydetti.

    Gerekiyorsa ölürüz
    Rektör, Prof. Dr. Hilmioğlu, Baykal'ı Aşkın'a verdiği destek nedeniyle kutladı ve teşekkür etti. Prof. Dr. Hilmioğlu da İnönü Üniversitesi'ne yöneltilen baskılardan çok şikâyetçi. Baykal'ın ziyareti öncesi yaptığımız sohbette, Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde olduğu gibi İnönü Üniversitesi'ne de ağır baskılar yapıldığını belirten Hilmioğlu, şöyle konuştu:
    "Eğer Cumhuriyet için 50 rektörün ölmesi gerekiyorsa ölürüz. Cumhuriyet üniversiteleri silinmeye çalışılıyor. İnönü Üniversitesi de bunlardan biri. Üniversiteyi baskılamak için sürekli denetimler yapılıyor ve raporlar AKP İl Başkanı tarafından açıklanıyor. Bu nasıl oluyor? Örneğin Sayıştay denetçileri üniversitede denetim yaptılar. Sorgular hazırladılar. Biz onların yanıtlarını verdik. Denetçiler, döndükten kısa bir süre sonra Malatya AKP İl Başkanı, bu sorguları mahalli televizyonda açıkladı. Bu nasıl oluyor? Memurlar devletin memurlarıdır, hükümetin değil. Ama bu sorgular, raporlar, AKP il başkanlarınca açıklanabiliyor.
    Kaba inşaatı tamamlanmış 40 lojmanımız, DPT programından çıkarıldı, çürümeye terk edildi. Kadro açısından sürekli hükümetin baskısı altındayız. Bu baskı, üniversiteleri boğuyor. Bunlar yetmedi, üniversitelerin araştırma fonlarını kestiler. Ve baktılar ki, üniversiteler hâlâ ayakta, bu kez teker teker üzerlerine gidiyorlar. Van örneğinde olduğu gibi."

    Müsteşardan belli
    Prof. Dr. Hilmioğlu, hükümetin 15 yeni üniversite açma girişimini de şöyle değerlendirdi:
    "Cumhuriyet üniversiteleri her şeye rağmen ayakta kalmayı başarınca, bu kez 15 yeni üniversite kararı aldılar. Eğer bu üniversitelerin kurucu rektörleri, YÖK tarafından atanacak olsaydı yeni üniversite açmazlardı. Kurucu rektörleri 2 yıllığına Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan atayacağı için açıyorlar. Kendi kafalarına uygun kadrolaşma yapabilecekleri üniversiteler olsun diye bunu yapıyorlar. Bu yaklaşımla kurulacak üniversiteler, yüksek lise bile sayılamazlar."
    Hilmioğlu, "Sizce hükümet, ne amaçla bunları yapıyor?" sorusuna da, şu yanıtı verdi:
    "Başbakanlık Müsteşarı'na bakarsanız, bu sorunun yanıtını da orada görürsünüz. Müsteşarın Cumhuriyet'le ilgili düşünceleri, kafa yapısı belli. İşte bu anlayış nedeniyle bunları yapıyorlar."

  5. #5
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    11/12/2005

    Baykal, Güneydoğu'ya 'Almanya modeli' düşünüyor


    CHP lideri Deniz Baykal'la, Güneydoğu'ya yaptığımız seyahat boyunca ve Ankara'ya döndükten sonra sorunun, sosyoekonomik boyutunu da konuştuk...
    Şemdinli'de, Yüksekova'da, Hakkâri'de, Van'da halkın sorunların çözümü konusunda soldan öncülük beklediği, yerel sözcülerle sık sık dile getirildi.
    Terör ve sonrasındaki siyasallaşma sürecinde siyasetin kimlik, aidiyet, dil, üniter yapı, federasyon gibi alanlarda gezdiği, halkın politize olduğu ancak sosyoekonomik sorunların geri plana itildiği ortak bir saptama olarak Baykal'a da iletildi.
    Acaba CHP işin bu yanıyla ilgili miydi?
    Ulusal bir ayrışmaya yol açmadan, herkesin kültürünü, etnik kimliğini yaşamasını, anadilini öğrenmesini ve kullanmasını savunuyordu. Atatürk'ün millet ve milletçilik anlayışı çerçevesinde bunu zenginlik saydığını vurguluyordu ama acaba Güneydoğu'nun kalkınması için bir plan geliştiriyor muydu?

    Almanya modeli
    Baykal, bu sorularıma "elbette" yanıtını verdi. Sorunun sosyoekonomik boyutuna sosyal demokrat anlayışın gerçekten çözüm bulabileceğini, bunu sorumluluk olarak gördüğünü belirttikten sonra Willy Brandt'ı anımsattı.
    "Willy Brandt'ın" dedi, "Sosyal demokrat dünyada hâlâ çok saygın bir isim olmasının nedenlerinden biri ünlü kuzey-güney diyaloğu düşüncesini geliştirmiş ve uygulamış olmasıdır. Aynı yaklaşım tarzının Sovyet bloku dağıldıktan sonra iktidara gelen diğer siyasi partiler tarafından doğu-batı diyaloğu (Batı Almanya-Doğu Almanya) olarak sürdürülmüş ve başarıya ulaştırılmış olmasıdır. Biz de CHP olarak Türkiye'de bir doğu-batı diyaloğu geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu düşünceyi somut projelerle geliştiriyoruz. Bu modelin özü, zengin bölgelerle fakir bölgelerin dayanışma, işbirliğine yönelmeleridir. Brandt, bunu ülkeler arasında düşünmüş ve geliştirmişti.
    Sonradan aynı yaklaşımı Almanya'nın içinde de yaşama geçirdi. Keza daha sonra iki Almanya birleşince, Batı Almanya'nın zengin eyaletleriyle Doğu Almanya'nın yoksul eyaletleri eşleştirildi. İşbirliği içinde kaynak aktarımı sağlandı. Bu sayede Doğu Almanya da zenginleşti; yaşam kalitesi, refahı arttı. Türkiye'de de bu niye yapılmasın?"

    Eşleştirme
    Baykal, Güneydoğu için diyalog yaklaşımını şöyle somutlaştırıyor:
    "Biz, CHP olarak somut projeler üzerinde çalışıyoruz. Bir uzmanlar kurulumuz projeleri geliştiriyor. Biz de batının olanaklarını, geniş illeriyle, Doğu ve Güneydoğu illerimizi eşleştirebiliriz. Örneğin gelişmiş illerimizin belediyeleri araç gereç ve fon havuzu kurabilirler. Zengin illerimiz, belediyeleri hangi partinin yönetiminde olursa olsun yine parti gözetmeksizin yoksul illerimizin belediyelerine kaynak, araç gereç aktarabilir.
    Dev özelleştirmeler yapılıyor. Milyarlarca dolarlık özelleştirmeler söz konusu. Bu kamu tesisleri, fabrikaları üzerinde her vatandaşın hakkı var.
    Bu özelleştirmelerden önce gönüllü olarak belki sonra belirli kurallar içinde Güneydoğu'ya yatırım için belli oranda kaynak aktarılabilir. Güneydoğu'ya sıfırdan yatırım yapacaklara, gerçekten yatırıma dönüşmesi koşuluyla kamu desteği sağlanabilir."
    CHP, Güneydoğu için "Almanya modeli" üzerinde çalışıyor.
    Baykal, ekonomik sorunların böyle bir modelle çözülmesinin doğu-batı arasında kaynaşmayı güçlendireceği gibi aşırı politize edilmiş kültürel sorunların da daha kolay çözüleceği kanısında...

  6. #6
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    15/12/2005

    Bahçeli tam yetki istiyor


    MHP lideri Devlet Bahçeli, geleneksel hale getirdiği kahvaltılı basın toplantılarının üçüncüsünü dün Ankara'da yaptı.
    Siyasi muhabirlerin yanı sıra gazete ve televizyonların Ankara temsilcilerinin, köşe yazarlarının ve televizyon yorumcularının davetli oldukları basın toplantısına ilgi büyüktü.
    Bahçeli'nin konuşmasına hâkim olan beş mesaj vardı:

    1 Türkiye ciddi bir bölünme sürecine sürükleniyor.
    2 AKP, bu senaryoyu uygulamakla sorumlu kılınmış görünüyor.
    3 Türkiye'yi kurtarmak için önce AKP'den kurtulmak zorunludur.
    4 Bu süreci durdurmak ve tahribatı onarmak için MHP'nin tek başına iktidar olması gerekir.
    5 Bunun için de millet, geçen seçimde AKP'ye verdiği milletvekillerini bu kez MHP'ye vermelidir.

    Bölünme riski
    MHP lideri, Türkiye'de ve özellikle Kuzey Irak'taki gelişmeleri, Türkiye'nin ciddi bir bölünme sürecine doğru sürüklendiğinin kanıtları olarak görüyor.
    Kuzey Irak'ta oluşturulan "Irak Federal Kürdistan Bölgesi"nin, "Bağımsız Kürdistan"a dönüştürüleceğini; bunun da Türkiye'nin Güneydoğu'sunda, benzeri bir girişi özendireceğini düşünüyor.
    Bahçeli'ye göre nihai hedef "Bağımsız Birleşik Büyük Kürdistan." Bu hedeften vazgeçilmiş değil. Bu yolda ilerleyen süreçte Kuzey Irak'ta kurulacak "devletçik" ilk adım. Bunun sonrasında Türkiye'den de toprak talebi içeren "Büyük Kürdistan" projesi aşamasına gelinecek.
    Bahçeli'ye göre AKP iktidarında, Türkiye'nin "kırmızı çizgileri" paspas haline geldi. AKP iktidarı, Kuzey Irak'taki "Federal Kürt Devleti"ni kabullendi, "Bağımsız Kürt Devleti"ni önleyecek ve hatta "itiraz" edecek gibi gözükmüyor.

    Tam yetki
    Bu analizi yapan Bahçeli'nin, "Türkiye'nin bekası" kaygısı taşıdığı ve seçimlere bu tezle hazırlandığı anlaşılıyor. Bu nedenle de, sağ-sol ayrımı yapmadan "üniter yapı, ulusal bütünlük, laiklik" değerlerine inanan herkesi MHP'ye çağırıyor. Bu anlayışla her kesimden şöyle oy istiyor:
    "Milletimin karşısına şöyle çıkacağım: AKP'ye verdiğiniz milletvekillerini bu kez aynen MHP'ye verin. Örneğin, Konya; 16 milletvekilinden 14'ünü AKP'ye mi verdiniz, bu seçimde bu 14 milletvekilini MHP'ye verin."
    Bahçeli'ye göre, Türkiye'yi bölünme sürecinden çevirmek, ulusal düzeydeki tahribatı onarmak için MHP'nin gerektiğinde Anayasa'yı değiştirecek bir çoğunlukla tek başına iktidar olması gerekiyor.

    Kandil Dağı
    Bahçeli, Başbakan'ın, Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulurken, içeride, Öcalan'ın "Demokratik Cumhuriyet" tezi doğrultusunda bir söylem tutturduğunu, bu tutumun Türkiye'nin parçalanması sürecini hızlandıracağını ifade ediyor. Uygulamaya konan senaryo gereğince Kuzey Irak'ta oluşan Kürdistan devletine itiraz edilmemesi yönündeki telkinlere boyun eğildiğini, ekonomik ilişki, ticari fayda gibi söylemlerle, Türkiye'nin varlığını tehdit edecek gelişmelerin kabul ettirildiğini öne sürüyor.
    Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını hedef alan tehlikelere karşı her türlü yanıtı verecek güçte bir devlet olduğunu anımsatarak, gerekirse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kandil Dağı'nda bir gece görünmesinde de fayda olabileceğini düşünüyor ve ifade ediyor.
    Bahçeli'nin seçim bildirgesini andıran konuşması, seçim kampanyasını bir "ulusal birlik" anlayışına oturtacağını gösteriyor.

  7. #7
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    25/12/2005

    Yargıçları etkilemek kolay mıdır?


    Bir süredir yargıyı, yargıçları etkilemeyi tartışıyoruz.
    Yargıçları etkilemek, etkilemeye çalışmak Türk Ceza Kanunu'na göre ciddi bir suç. Cezası da ağır. 4 yıla kadar hapis öngörülüyor.
    Yargı görevi yapanı etkileme başlığını taşıyan Türk Ceza Kanunu'nun 277. maddesindeki hüküm şöyle:
    "Bir davanın taraflarından birinin veya birkaçının veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh veya aleyhine, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza 6 aydan 2 yıla kadardır."
    Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, başlığını taşıyan 288. madde ise şöyle diyor:
    "Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
    3-4 yıla kadar hapis cezası öngören bu hükümler, hem çok geniş bir kaplama alanına sahip hem de yoruma çok açık...
    O kadar ki, bir dava kesin hükme bağlanıncaya kadar kimsenin ağzını açmaması gerekiyor. Bir söz, bir yazı yargıyı etkilemeye çalışmak olarak yorumlanabilir ve ceza alabilirsiniz.

    Kolay mı?
    Peki, yargıçları etkilemek kolay mı?
    Eğer kolaysa, yargı sistemi ve yargıçlarda çok ciddi sorun var demektir.
    Yargıçlık çok özel bir meslektir. Yargıçlar vicdanlarıyla yaşayan ve öyle kolay kolay etki altında kalmayan kişilerdir. Aksi halde bu mesleği zaten yapamazlar.
    Yasalara, içtihatlara ve vicdanlarına göre karar verirler.
    Yargıçların Anayasa ile güvence altına alınmalarının amacı da budur. Bu güvence nedeniyledir ki, yargıçlar vicdanlarına göre karar verebilirler.
    Bir yargıcı etkilemek, alacağı kararı yönlendirmek o kadar kolay bir iş değildir.
    Bir sözle, bir demeçle, bir yazıyla etkilenmezler.
    Kararlarına gölge düşmesin diye yaşam alanları, hal ve hareketleri, temas kuracakları kişiler, çevreleri sınırlıdır. Yaşamlarının hem yazılı hem de yazılı olmayan kuralları vardır. Vicdanları böylece koruma altına alınmıştır.
    Yargıcın çevresi geniş olmaz. Her tip insanla oturup kalkmaz, tanışmaz, dostluk kurmaz. Her yere gidemez. Her şeyle ilgilenemez. Dar bir çevrede, vicdanında yaşar.
    Çevre genişleten, genişletmeye çalışan yargıç meslekte muteber sayılmaz. Takdir toplamaz. Aksine kendini ve dolayısıyla vicdanını koruyan yargıç takdir edilir. Daha muteberdir.
    Bu nedenle herkes yargıç olamaz. Olsa bile bu kurallara uymayı başaramayanlar meslekte kalamaz.

    Nasıl etkilenir?
    Bir yargıç "ben etkilendim" demedikçe, etkilenip etkilenmediğini saptayamazsınız. Eğer etkilendiğini düşünüyorsa, zaten davadan çekilir.
    Zaten yargıçların davayla ilgi dereceleri o davaya bakıp bakamayacakları konusunda ölçüdür. Yargıç veya akrabaları davayla ilgiliyse, o yargıç o davaya bakamaz.
    Peki yargıç nasıl etkilenir?
    "Ben etkilendim" deyip davadan çekilmedikçe, yargıç yasal olmayan yollardan etkilenmiş demektir.
    Bu durumda, kendisinin veya ailesinin ciddi şekilde tehdit edilmesi, kendisine veya ailesine zarar verilmesi, bürokratik ödül veya ceza veya rüşvet akla gelir ki bu zaten yargıç açısından suç oluşturur.

  8. #8
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    31/12/2005

    Kıvrıkoğlu: "Sorun TSK değil, AB'nin çifte tutumu"


    Foreign Affairs dergisinde yer alan "Türk Ordusunun Avrupa Yürüyüşü" başlıklı makalede yer alan önemli saptamaları dün aktarmıştık.
    Ersin Aydınlı, Nihat Ali Özcan ve Doğan Akyaz imzasını taşıyan makale, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı olmadığını, bunun nedenlerini ve ileriye dönük beklentileri içeriyordu.
    Makale, AB'ye tam üyelik hedefinin, 1999'da aday ülke konumuna geçişte, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz tarafından canlandırıldığını ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından da bu tutum ve kararın paylaşılıp desteklendiğini vurguluyordu.
    Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ile dünkü görüşmemizde, TSK'nın AB'ye bakışı ve o dönemde bu süreçle ilgili olarak dikkat çektiği sorun ve kaygıları konuştuk.

    "TSK engel değil"
    Kıvrıkoğlu, TSK'nın ve Atatürkçülüğün AB üyeliğine engel olduğu biçimindeki tezin ve bu yöndeki yargının doğru olmadığını vurguladı.
    TSK'nın 150 yıldır Türkiye'nin modernleşmesi sürecine öncülük eden bir kurum olarak AB tam üyeliğini de bu sürecin bir halkası olarak gördüğünü; bu nedenle sorunun TSK değil, AB'nin çifte tutumu olduğunu söyledi.
    Kıvrıkoğlu şu değerlendirmeyi yaptı:
    "Biz, Türkiye'nin tam, düzgün, onurlu bir şekilde AB üyesi olmasını savunuyorduk. AB'ye tam üyelik hedefine TSK hiçbir zaman karşı olmadı. Bu nedenle engel gibi gösterilmesi yanlıştır. Ancak, bizim o zaman söylediğimiz, bu süreçte önemli olanın Türkiye'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünün zarar görmemesiydi. Bu konuda Avrupa'nın samimi olmasıydı. Ben bu konuya dikkat çekiyordum. AB'nin çifte standart uygulamaması gerekir. Bütün ülkelere eşit davranması gerekir. Onurlu üyelikten bunu kastediyordum. Bu nedenle bu süreçte sorun veya engel, TSK değil AB'nin tutumu olur. AB, başka ülkelere koşmadığı koşulları Türkiye'ye koşuyor, yanlışlık, sorun burada. Nitekim o zaman dikkat çektiğimiz bazı sorunlar, çifte standart yaklaşımları bu süreçte yaşandı. Sanki AB emrediyor ve bu yerine getiriliyor gibi bir izlenim var. AB ise Türkiye'ye karşı farklı tutum izliyor. Engeli, sorunu burada aramak lazım."

    "Yaşar Paşa izah etti"
    Kıvrıkoğlu, AB'nin çifte tutumunun Türkiye'yi Lozan'la Sevr arasında bir konuma yöneltmek istediği gibi bir izlenim doğurduğunu belirttikten sonra, bu durumun yarattığı sorunları da şöyle özetledi:
    "O dönemde Dışişleri Bakanı olan İsmail Cem, eğer koşullar işimize gelmezse pazarlık ederiz, diyordu. Ama sonraki süreç bir pazarlığın yapılmadığını gösterdi. Ne derlerse kabul ediliyor, Türkiye sürekli taviz veriyor, izlenimi var.
    Bugün TSK ve diğer güvenlik güçlerinin eli kolu bağlı gibi. Müdahil olamıyor. Mücadelesi etkileniyor. AB müdahale ediyor. Hatta yargıya bile müdahale ediyor. Davalarda taraf oluyor. Örneğin Orhan Pamuk davasında böyle tutum aldı. Ama Yücel Aşkın davasıyla ilgilenmedi. Çünkü ilgilenmesi için mutlaka Ermeni veya Kürt iddialarıyla ilgili bir dava olması gerekiyor. Bu doğru bir tutum değil.
    Sonra çok daha önemlisi, desteklediği Kürt milliyetçiliği. Bunu sürekli destekliyor. Sürekli Kürt ve Kürtçe diyor. Kürtçe eğitim diyor. Kürtçe eğitim dili olursa, üniter yapı, ulus bütünlüğü ne olur? Bu Türkiye'nin yapısını bozar. Bu konuyu Yaşar Paşa (Büyükanıt) çok iyi izah etti. Kürt milliyetçiliğinin böyle desteklenmesi, halka yayılması halinde neler olacağını, ne gibi sorunlarla karşılaşılacağını Yaşar Paşa çok iyi anlattı. Bunun Türkiye'nin başına ileride çok büyük bir bela, bir sorun olacağına dikkat çekti.
    Bu süreç çok iyi yönetilmelidir ve mutlaka dengeli olmalıdır. Her istenileni yapan bir Türkiye görüntüsü verilmemelidir. Çünkü bu isteklerin sonu gelmeyecektir. Bir adım atıldığında bir istek daha gelmektedir.
    Bugün kurucu olarak sadece Türkler değil Kürtler de var deniliyor ve Anayasa'ya iki kurucu ulus yazılsın isteniyor. Sonra muhtariyet, sonra federal sistem gibi talepler, arkasından gelecektir. Zaten Kuzey Irak'ta federal bir yapı kuruldu. Öcalan da konfederasyon demeye başladı. Bütün bunlar Türkiye'nin parçalanması demektir. İşte bizim bu süreçle ilgili olarak o dönemde de, şimdi de dikkat çektiğimiz sorunlar, kaygılar bunlardır. AB'nin tutumunu bu açıdan düşünmesi gerekir."

  9. #9
    FENERBAHCE GOL11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2005
    Mesajlar
    6,189
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Fikret Bila

    05/01/2006

    Dr. Özcan: Makalemiz tamamen akademik amaçlı


    Foreign Affairs dergisinde yer alan "Türk Ordusunun Avrupa Yürüyüşü" başlıklı makaleyle ilgili yorum ve tartışmalar sürüyor.
    Makale üç akademisyenin imzasını taşıyor: Bilkent Üniversitesi Öğretim üyelerinden, halen George Town Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi, emniyet kökenli Dr. Ersel Aydınlı, emekli Binbaşı Dr. Nihat Ali Özcan ve Binbaşı Dr. Doğan Akyaz.
    Makalede yer alan görüşleri özetle daha önceki yazılarımızda yansıtmıştık.
    Öz itibarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Avrupa Birliği'ne (AB) üyeliği en iyi strateji olarak gördüğünü belirten makale; Kürt sorunu, yükselen İslamcılık, Yunanistan'la kötüleşen ilişkiler, kronik ekonomik sorunlar, Irak'ta ABD politikaları konusundaki anlaşmazlıklar, Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (Avrupa Ordusu) dışında kalması olasılığı gibi sorunları bu yönelişin gerekçeleri olarak sayıyordu.
    Foreign Affairs'te yayımlanmaya değer görülen bu makaledeki görüşlerin Genelkurmay'ın görüşünü de yansıttığı yönünde yorumlar yapıldı.
    Bu tür yorumların yapılmasında, yazarlardan birinin halen görevdeki bir binbaşı, birinin emekli bir binbaşı, diğerinin de eski bir rütbeli polis olmasının etken olduğu söylenebilir.

    'Biz sözcü değiliz'
    Makale, gerçekten Genelkurmay'ın görüşlerini de yansıtıyor mu?
    Bu soruyu yönelttiğimiz makale yazarlarından Dr. Nihat Ali Özcan, şu yanıtı verdi:
    "Makale tümüyle akademik amaçla yazılmıştır. Sadece yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Biz Genelkurmay'ın sözcüsü veya Genelkurmay adına hareket eden kişiler değiliz. Böyle bir konum veya işlevimiz yok. Bu makale Genelkurmay adına yazılmış değil. Üçümüzün de akademik çalışmaları var. Biz akademik pencereden bakınca gördüğümüz fotoğrafı kaleme aldık. Biz böyle gördük. Bu çalışmanın, ileride akademik kariyerimize katkısı olacağını düşündük. Zaten akademik kariyerin yükselmesi için bu tür çalışmalar zorunlu. Makalemizdeki görüşlerimiz ve dayanaklarımız akademik açıdan takdir edilmiş olmalı ki, Foreign Affairs dergisi yayımlamaya değer gördü. Çalışma tümüyle akademik karakterli bir çalışmadır. Sadece yazarlarını bağlar. Görüşlerimize katılan olur, katılmayan olur."

    Binbaşı Akyaz
    Makalenin, Genelkurmay'la bağlantılı olduğu yorumlarına yol açmasının en önemli nedeni, yazarlardan Dr. Doğan Akyaz'ın halen TSK'da binbaşı olarak görev yapması...
    Binbaşı Akyaz, TSK'daki göreviyle birlikte akademik çalışmalarını da yürütmüş bir subay. Askeri Müdahalelerin Orduya Etkileri konulu tez çalışmasıyla 5 yıl önce doktora derecesi almış. Şimdi doçentlik için çalışıyor. Bu makaleyi hazırlamaktaki amacı doçentlik aşamasında aranan bilimsel yayın koşulunu yerine getirmek.
    Yazarlar, yorum yapılırken makalenin akademik amaçlı olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguluyorlar.

  10. #10
    Tandogan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-12-2005
    Mesajlar
    2,112
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Fikret Bila

    Fikret Bila cok degerli bir yazar.Kendisini de, yorumlarini da cok begeniyorum:A
    Her başarı ilk başta bir hayaldi. En büyük çınar bir dalda, en güzel kuş bir yumurtada saklıdır. Hayaller de gerçeklerin tohumu ve yumurtasıdır.
    D.Carnegie

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Usta gazeteci Hikmet Bila yaşamını yitirdi
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde Culinary tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 21.10.11, 12:58

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •