Beyin avcısı Patrick Broderick, iş teklifi sırasında adayların sorularına göre işe alım kararını veriyor. Eğer ilk soru ücretse aday kaybediyor, çünkü 'Ben parayla motive olan insanlarla çalışmam' diyor. 'Yerimde memnunum' diyen mutlu çalışanın ise peşine düşülüyor.
Üst düzey yönetici seçme ve yerleştirme yapan Antal International Network'ün İş Geliştirme Direktörü Patrick Broderick 13 yıllık bir beyin avcısı. Yılda ortalama 12 üst düzey işe yerleştirme yapan Broderick, yaptığı işin klasik işe yerleştirmeden farklı olduğunu; iş aramayan insanları, onlara ihtiyaç duyduğunu bilmeyen şirketlere yerleştirdiğini söylüyor.
Görüştüğü adaylar hakkında kararını daha işi teklif ettiği ilk telefon görüşmesinde veren Broderick görüştüğü kişinin sorduğu sorular sayesinde onların kafasında ne olduğunu anladığını belirterek, şöyle konuşuyor:
"Eğer bana ilk olarak maaşı soruyorsa telefonu kapatırım. Ben parayla motive olan insanlarla çalışamam.
Elbette ki para büyük önem taşıyor ama ilk sordukları buysa, bu beni düşündürüyor.
İlk soru 'Bu şirket kim' olursa, ben bu kişinin marka, kartvisit ile motive olduğunu ve bu yüzden de şirketin isminin önem taşıdığını düşünüyorum. Bana şirketin yerini soruyorlarsa, muhtemelen bu kişi evlidir ve çocukları vardır. Aslında beyin avcısı değil, dedektif olmalıydım."
Amaç çalışanları gülümsetmek
Görüştüğü kişiler arasında 'bulunduğum yerde mutluyum' diyenlerle ilgilendiğini söyleyen Broderick, "Çünkü bana bunu söylüyorsa, diğer işe yerliştirmecilere de aynısını söylüyordur. Bu kişinin böyle söylemesi için bulunduğu yerde mutlu olması gerekir. Mutlular çünkü iyi ücret alıyorlar, iyi bakılıyorlar ve yaptıkları işten keyif alıyorlar ve bunda iyiler. Peki neden mutsuz, bulunduğu şirkette amacına ulaşamamış birini işe alalım ki? Normal bir işe yerleştirme şirketinde mutsuzların arasındaki en iyi kişiyi alırsınız. Benim amacım mutlu birini işe yerleştirmek. Ben çok ve akıllıca çalışıyorum, bu nedenle biraz pahalıyım" diyor.
Yerlerinde mutlu insanları ikna ekmek içinse onları motive edecek yöntemi bulmaya çalıştığını söyleyen Broderick, hayatta kalmak için insanların pazartesi günleri işe gülümseyerek başlamalarını sağlayacak şeyi ortaya çıkardıklarını belirterek "Para ya da kurumsal kart halledilir. Sizi gülümseten şeyi bulmak da bizim hayatta kalmak için yaptığımız şey. İnsanları neyin motive ettiğini, bizim onları nasıl motive edebileceğimizi görmek için eğitimler düzenliyoruz.
Beş haftalık eğitimlerde onlara işi nasıl yaptığımızı anlatıyor, taktiklerimizi öğretiyoruz. Örneğin, tüm satış elemaları kağıt işleri yüzünden isteksizleşiyor. Ben onlara 'Satış yapabilmen için ihtiyacın olan herşeyi veriyorlar ve bunun yanında bu şirket senin muhasebe sorununla ilgilenecek bir sistem kullanıyor' dediğimde gözlerinde bir pırıldama beliriyor. Belki de ilgilenmedikleri bu iş onların dikkatini çekiyor" diye konuşuyor.
Uluslararası lokal yöneticiler önem kazanmaya başladı
Adaylarına beyin avcısından çok danışman gibi yaklaştığını söyleyen Broderick, onlara kariyerleri konusunda tavsiyeler verdiğini, işe yerleştirme sonucunda iyi bir kazanç elde edecek olsa bile doğru olduğuna inanmıyorsa, bunu gerçekleştirmediğini anlatıyor. Broderick, şirketlerin üst düzey yöneticilerden bekledikleri beş temel özelliği ise şöyle sıralıyor: Para kazanmak, bu parayı koruyup idareli kullanmak, zamanı idareli kullanmak, şirketin itibarını artırmak ve pazarda hayatta kalmak.
Eskiden doğudan batıya doğru yapılan işe yerleştirmelerin artık yatırımların doğuya kaymasıyla birlikte yön değiştirdiğine ve artık uluslararası deneyime sahip lokal yöneticilerin önem kazandığına değinen Broderick, Romanya, Letonya gibi ülkelerdeki şirketlerin yöneticilerini çekmek için geri çevrilmesi zor teklifler yaptıklarını söyleyerek şöyle konuşuyor:
Lokallerle büyünmüyor, yabancı alışamıyor
"Size sonsuza kadar kal demiyorlar. Sonuçta iki ya da üç yıllık sözleşmeler yapılıyor. Kanada, ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden buralarda çalışmaya gelenler oluyor. İşe yerleştirmelerde yaşanan bu değişimin nedeni bence, son 10 - 12 yılda özellikle Sovyet duvarlarının çökmesi gibi olaylardan sonra yatırımların batıdan doğuya kayması. Bununla birlikte yönetim sorunları baş gösterdi. Şirketler neden başarılı olamıyoruz diye düşündüler ve yabancı yöneticiler getirmeye karar verdiler. Ama bu insanlar gittikleri yerdeki kültürü bilmedikleri ve anlamadıkları için başarılı olamadılar. Bir süre sonra bunun işe yaramadığını anlayıp, lokal yöneticilerle çalışmaya başladılar. Bu çok güzel, doğru ve uygundu. Ama bu sefer de büyüyemediler, uluslararası pazarlarda yer alamadılar, para kazanamadılar. Şimdi ise uluslararası şirketlerde çalışmış lokal yöneticiler revaçta."
Özgür Gözler/ ogozler@milliyet.com.tr


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla

Hiç bir delinin akıllıya itaat ettiği görülmemiştir.Fakat,tarih,delilere itaat etmiş akıllıların dramlarıyla doludur!...
Yüksek maaş alması ve devamlı patron lehine karar vermeleri yada beyaz yakalı olmaları kesinlikle onları sınıflarının dışına çıkarmaz.Yine aynı sınıftadırlar ancak kendi istekleri ile bu illüzyonu kabul ederler.Örnek vermek gerekirse birçok banka müdürünün ve yöneticisinin 2001 krizinde kapı önüne konması ve bunların bazılarının güneydeki otellerde garsonluk yapmaları.Tarihsel olarak şöyle bir kural vardır.Ki bu bireylerden bağımsızdır: