Dil, bir halkın bağımsızlığının simgesidir. Toplumları bir arada tutan şey aralarındaki iletişimdir. Kendi içinde düzgün iletişim kuramayan toplumlar zamanla eriyip kaybolurlar. İnsanı insan yapan konuşarak iletişim kurması değimlidir. Eğer bir insan başka dilde düşünüyorsa ve konuşuyorsa kendi benliğimden ödün vermiş olmaz mı?
Artık yeryüzünde neredeyse hiç anılmayan topluluklardan Aborjinler nasıl yok olmuş olabilir? Zamanında sömürgecilik politikası güden devletler tarafından dil yapısı değişmeye başladı. Daha sonra ise tüm dilleri değişti. Şimdi onların anayurtları olan Avustralya’da İngilizce konuşuluyor. Dilini kaybeden bir millet benliğini kaybetmez mi? Başka bir dilde konuşmak o ülkenin üstünlüğünü kabul etmek değimlidir? İnsanlarda her zaman kendinden üstünü taklit etme dürtüsü vardır. Taklidin sonu, özenmenin sonu kendi benliğini, karakterini kaybetme değimlidir? Bir insan sürekli birini taklit ederse artık onun gibi olmaz mı?
Türk halkı böyle bir sürecin içine gömüleli çok oluyor. Öncelikle üniversitelerde başlayan yabancı dille eğitim liseden, ortaokuldan ilkokula kadar indi. Bu sürecin devamında artık anaokullarında, kreşlerde İngilizce eğitimi verilmesi korkunç bir olay olur. Bu iş sadece okullarda olsa gene iyi. Gençlerin tamamının müptelası olduğu bilgisayar, televizyon gibi iletişim unsurlarında da artık nerdeyse hiç Türkçe kullanımı kalmadı. Olan Türkçe’nin de artık içine yabancı kelimeler yerleştiriliyor. Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu bu dil konusuna nedense ülke yöneticileri ve halk gereken ilgiyi göstermiyor. Televizyonda haber bülteni sunan insanlar nedense Türkçe kelimelerin yerine İngilizce karşılıklarını kullanıyorlar. Gazetelerin manşetlerini artık yabancı kelimler süslüyor. Başka bir dili kullanmanın anlamsız gururunu taşıyorlar üzerlerinde…
Yabancı dil bilinmesi gereken bir şeydir. Ancak bu dil zamanla anadilin önüne geçiyor ise bunda yanlış bir şeyler vardır sanırım. Yeni nesillerin yavaş yavaş İngilizce’nin esiri olması, bu durumun önüne geçilmezse kaçınılmaz olacaktır. Çarşıya çıktığımızda mağazaların, eğlence merkezlerinin hemen hepsinin adı İngilizce. Hatta Türk halkına özgü dönerciler bile İngilizce isimler kullanmaya başladı. Sayın Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU bu konuda sürekli kitaplar yazıyor, konferanslar veriyor ama halkımız hala bu işin önüne geçmek için bir çaba sarf etmiyor. Zaten gençliğin büyük kısmı “Nasıl kısa yoldan zengin olurum, nasıl meşhur olurum?” düşüncelerinden bu tip şeyleri düşünecek zaman bulamıyor.
Çok önceleri işi bilmeyenler işe alınmıyordu. Bu yerini yavaş yavaş İngilizce bilmeyenlere bıraktı. Artık İngilizce bilmek bir zorunluluk oldu. Ancak İngilizce’nin yanında başka bir yabancı diliniz olmadı mı işe girmeniz çok zor. Önceleri sadece dille başlayan batı taklitçiliği artık yaşamın her yerini sardı. Ev kiraları, ayakkabılar, pantolonlar döviz üzerinden sunuluyor. Bir de Devletimiz kamu personeline maaşlarını dövizle dağıtırsa tam olacak.
Türk Dil Kurumunun bu işin önüne geçme süresi çoktan geldi de geçiyor. Televizyonda, gazetede, kitaplarda kullanılan ve kullanılmak istenen yabancı dil sarhoşluğundan kurtulunması gerekiyor. Türk halkının diline sahip çıkması gerekiyor. Yoksa biz de yavaş yavaş yok olma sürecinin ortasında bulacağız kendimizi…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla