Biz çok garip bir milletiz. Bizim düşmanımızın olmasına gerek yok. Dünyada kendi kendine çekişen ve hain yetiştiren tek ülke biziz sanırım.
Baksanıza; senelerden beri oynanan Türk – Kürt ayrımının azalması gerekirken, tam tersine, kardeş kardeşe daha bir kaşlarını çatar oldu. Kurtuluş Savaşı’ ndan beri bu konu, yabancı ülkelerin dikkatini çekti, ilgi odağı oldu. Mustafa Kemal’ in zamanında söylediği “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran millete ırk ve din ayırmaksızın Türk milleti denir.” sözü ne kadar ileri görüşlü olduğunun bir kanıtıdır. “Türk müyüm, Türkiyeli miyim?” gibi zihin bulandırıcı konuları ısıtıp ısıtıp karşımıza getirdiler.
Sonrada canları sıkıldı, dine dokunmaya başladılar. Avrupa Birliği sürecinde sanki onlara mahkummuşuz gibi gösterilip her dediklerini yapmaya çalıştık, çalışıyoruz. Sonra bu birlik, dinimizin mezheplerini azınlık gibi gösterip bölücülük yaptığı gibi, milletimizin manevi duygularını da siyasete alet etti, halen de devam ediyor.
Bunları tek başlarına yapamazlar tabi… Onlar sadece senaryoyu yazarlar. Başrollerde bu milletin yetiştirip bir yerlere getirdiği birtakım bürokratlar, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar… Sonra bunlara ortak isim vermişler. Tıpkı film artistlerinin meşhur olmadan önce kendi ismini daha karizmatik bir isimle değiştirmesi gibi… Bunların da adı olmuş aydın. Bunları destekleyen (ki zaten medya 2 – 3 kişinin elindedir) medya kuruluşları da bir nevi psikolojik baskı uygulayarak “Bakın aydınlar neler diyorlar?” başlıklarıyla manşetleri gözümüze soktular. Bu psikolojik baskı araştıran, güncel olayları takip edenler içindi.
Bir de bu karamsar haberlerden sıyrılıp çok fazla derine inmeyen, yüzeysel programlarla kendini oyalayan geniş bir kitle var. Aptalca paparazzi programlarıyla, baldır bacak gösteren video klipleriyle, ailevi ve kültürel değerlerimizi yok eden bu ucuz programlar da madalyonun öbür yüzüdür.
Ülkemiz jeopolitik olarak Asya ve Avrupa’ yı birbirine bağlıyor. Yani biz sadece Avrupa’ nın değil, aynı zamanda Asya’ nın ve Ortadoğu’ nun en önemli, en stratejik ülkesiyiz. Avrupa Birliğine girme mücadelesini; tüm bunları ele alarak, bağımsızlığımızdan ödün vermeden, ekonomimizi mahkum etmeden ve hiçbir ülke karşısında küçük düşmeden ele almalıyız.
Zamanında Milletler Cemiyeti’ ne katılması için yapılan öneri karşısında Mustafa Kemal şöyle dedi: “Başvuruyu düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılırız.” Topluluk başvurma zorunluluğundan ilk kez vazgeçti ve 43 üyenin oy birliğiyle, Türkiye’ nin topluluğa davet edilmesine karar verdi. Bu davet üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ ne katıldı. Yıl 1932 idi.
Bu ülkenin geleceği, hepimizin geleceği. Oynanan oyunlar gayet açık. Bize sadece parçaları birleştirmek kalıyor.
5 kişiyle değil, 10 kişiyle değil 70 milyonla hareket etmek gerekir. Ama bu 70 milyonun içinde çürüklerde olacaktır. Onları ayıklayıp, yolumuza kaldığımız yerden devam etmemiz gerekir. Bu ayıklama din, dil, ırk olarak değil bu ülkeyi söyledikleriyle, düşünceleriyle seven, vatanın bütünlüğünü, milletin bağımsızlığını gönlünün ve beyninin zirvesinde tutan ile sinsi planlar içinde barınan, buralarda ufak bir rolde oynamak için heves eden kişiler arasında olmalıdır.
Yine Mustafa Kemal’ in güzel ve özel bir sözüyle yazıma son veriyorum. “İstiklal ve hürriyet aşığı milletler için ıstırap anıları, o ıstırabın sebepleri, o ıstırabın amilleri, ibret alıp tetikte durmak için daima hatırlanmalıdır.”