• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    My InvisibleWay adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-10-2005
    Mesajlar
    13
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Aynadaki Gerçek-Sırtımdan mı bıçakladı arkadaşım yoksa bende aynı şeyi mi yapardım...

    AYNADA Kİ GERÇEK

    Siz hiç dönüp baktınız mı beyaza acaba siyah mı diye? Sordunuz mu kendinize beyaz ne kadar beyaz ya da ne kadar siyah? Ya da doğrular ne kadar yanlıştır, biliyor musunuz? Değil midir? Hiç sanmıyorum! Doğru nedir ki? Biliyor musunuz benim doğrumu? Bilemezsiniz, bende sizin kini bilemem. Hem hangisi gerçek doğru; benim ki mi, yoksa senin ki mi? Ben cevabını vereyim, hiçbiri; belki de hepsi… Ben beyazı hep aynı sanırdım, siyahı da, ta ki kendimle tanışıncaya kadar…


    Sayıklayarak uyandım kâbusumdan, daha doğrusu rüyamdan. Ne de olsa O’nu görmüştüm ve O’nun olduğu düş ancak bir rüya olabilirdi. O’nu kafamdan atmaya kararlı olarak kalktım yatağımdan. Nedense geceleri kalkıp su içme gibi bir alışkanlık edinmiştim. Her gece saat üç sularında kalkıyor ve yatmadan önce buzdolabına bıraktığım bir bardak suyu bir dikişte içiyordum. Bu, her gece gördüğüm ama bir türlü anlam veremediğim ve geriye bir tek O’nu hatırladığım rüyalar yüzünden oluşan hararetimi bir nebze olsun dindiriyor, içimi başka hiçbir şeyin yapamadığı kadar iyi ferahlatıyordu. Hatta her seferinde beni birazda hayallere sürüklüyor, beş ay önce ki mutlu ve huzurlu günlerime döndürüyordu. Sevmiştim, sevecektim ama anlatamamıştım sevgimi. Gözlerime bakınca anlar sanmıştım, sevildiğini. Sevildiğini anlayınca sever sanmıştım, en az benim ki gibi. Sevmemişti, sevmemişti sevgili olarak ama biz iyi arkadaştık. Fakat sevdiğimi söyleyince arkadaşlıkta bitmişti, yani bitmemişti de sözde kalmıştı ve başlarda konuşmasa da, tekrar selam veriyor hatta “N’aber” deyip, gülümsüyordu bile. “Gecenin bu saati nereden takıldı bunlar aklıma” diye mırıldanıp koridorun sonunda ki mutfak kapısına doğru yürürken tam holdeki büyük aynanın önünden geçtiğimde içim ürperdi. Sanki ben geçerken aynada ki görüntüm sabit kalmıştı. İçimde ki korkuyla olduğum yerde adeta çakılı kalmıştım ne ileri gidebiliyor ne de dönüp aynaya bakmaya cesaret edebiliyordum. Bir süre yalnızca yüreğimin gümbürtüsünü dinleyebildim, daha sonra yüreğimde kalan son cesaret kırıntılarını da toparlayıp geriye doğru birkaç adım atıp aynanın önüne gelebildim. Göğüs kafesimin içinde bir güvercin kanat çırpıyormuşçasına çarpıntısı artmıştı yüreğimin. Ben duvara yan dönmüşken, aynada ki görüntümün yüzü dönüktü duvara. Gözlerim daha çok içine çökmüş, etrafında mor halkalar oluşmuştu, yüzüm de çok solgun görülüyordu. Ayrıca avurtlarımda hiç olmadığı kadar içine çökmüştü. Aynadaki görüntümün göz kapakları oynamasa, ölü bir adamın yüzüne aynadan bakıyormuşum gibi gelirdi. Yavaş yavaş aynaya doğru döndüm ama görüntümde hareket yoktu, göz kapaklarım dışında. Oysa ben korkudan gözlerimi bile kapatamaz olmuştum. Gariptir ki içimi hafif bir huzur kaplamıştı, ölü gibi adam yüzüne bakarken. İlk başta anlamadığım ancak üçüncü tekrarda çözebildiğim sesler duydum.

    -“Hey… Hey… Hey sana sesleniyorum, ne bu halin ölü gibi…” dedi aynada ki görüntüm yalnızca dudaklarını hafifçe oynatarak…

    Şaşkınlığım bir kat daha artarken, huzurumda aynı şekilde artmış, içimdeki tüm korkuyu usulca silmişti, bu ses. Cevap verdim.

    -“Bana mı diyorsun? Sen hiç aynaya bakmıyorsun galiba asıl sen ölü gibis…” sözümü tamamlamama izin vermeden yıllarca aklımdan çıkmayacak sözlerini söyledi.

    -“Ben senim zaten, senin yüreğini yüzüme yansıttım, hepsi bu…”

    -“Bu da ne demek oluyor…” diyebildim sadece.

    -“Anlat bakalım nedir senin yüreğini bu kadar karartan ve dünyadan bu denli nefret etmene sebep olan…” dedi aynada ki görüntüm.

    Bir çırpıda O’nu ne kadar sevdiğimi ama önceleri bir türlü açılamadığımı, sürekli O’nu düşündüğümü ve hep yanında olmaya ve güler yüzünü görmeye çalıştığımı, bir gün cesaretimi toplayıp O’na açıldığımı, fakat O’nun beni yalnızca arkadaş olarak gördüğünü ve teklifimi reddettiğini, önceleri iyi ve samimi olan arkadaşlığımızın yerini nasıl bir soğukluğa ve kısa bir gülümsemeye bıraktığını anlatıverdim. Ama bir şeyleri yarım bıraktığımı anlamış olacak ki, “Eee…” dedi “Bu önce de başına geldi ama hiç böyle olmamıştın, başka bir şeylerde var ama sen bunu kendinden bile saklıyorsun… Hadi anlat.” dedi.

    İçimde sanki bir şeyler kopuyor, birileri yüreğime yüzlerce iğneyle bastırıyordu. Ancak derin bir nefes aldıktan sonra başlayabildim.

    -“Başlarda sevgim karşılıksız bile olsa çok mutluydum ve bunu tüm yakın arkadaşlarımla paylaştım, çünkü seviyordum ve sevdiğim kişilerinde sevdiğimi bilmesini istiyordum… Bir zaman sonra O’nunla konuştum…” hafifçe yutkunup, bir derin nefes daha aldıktan sonra devam ettim.

    -“…ve işte biliyorsun malum cevabı verdi. Aradan bir, iki ay geçmemişti ki, sevgimden bahsettiğim yakın arkadaşlarımdan birisi O’nunla çıkmaya başladı…” sesim tıslar gibiydi ama ses tonum gittikçe şiddetlendi ve artık bağırıyordum.

    -“…düşünebiliyor musun, en yakınlarımdan biri benim O’nu sevdiğimi bile bile, her gün benim gözlerimin içine bakarken, bana bunu nasıl yaptı ve beni sırtımdan bıçakladı.” Ses tonum öyle yükselmiş ve evde yankılanmıştı ki, sustuktan sonra, o karanlık ve sinsi sessizliği bozmaya cesaret edemedim. Yine gözlerim dolmuştu, son zamanlarda O’ndan her bahsettiğimde olduğu gibi. Usul usul, gözyaşlarımı yüreğimin derinliklerine dökerek birazda hıçkırarak ağlamaya başladım. Bu durum bazen bir iki dakika bazen de saatlerce sürebiliyordu.

    Benim yine yıllarca unutmayacağım, o an çok şaşkınlıkla karşıladığım ve gözyaşlarımın bile kesilmesine sebep olan sözlerini söyledi.

    -“Ne var bunda bu kadar kendini harap edecek…” dedi gonca gülü okşar gibi sevecen ve sakin bir sesle. “Arkadaşına kızmaya hiç hakkın yok.” diye de ekledi.

    O an dünya başıma yıkıldı sandım, beni ben bile anlamıyordum. Bu nasıl mümkün olabilirdi, bağırarak ona cevap verdim.

    -“Bu yanlış, çok yanlış bir şey… çünkü ben O’nu seviyorum…”

    Aynada ki görüntüm yine sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

    -“Sen O’nu seviyorsun değil mi?” diye sordu ve ben başımla onayladıktan sonra ekledi “Ve hiçbir şey seni sevmekten vazgeçiremez öyle değil mi?” ve bende kendimden emin “Hiçbir kuvvet vazgeçiremez.” dedim ve görüntüm “Öyleyse bu senin gerçeğin yani doğrun ve bunun adı beyaz olsun.” dedi ve devam etti “Peki, o zaman sorun kalmıyor çünkü arkadaşında O’nu senin gibi seviyor olabilir ve o zaman arkadaşını da hiçbir kuvvet bundan vazgeçiremez hatta kendisi bile…” söyleyecek bir söz bulamamıştım bu arada görüntüm devam etti “Bu da arkadaşının gerçeği yani doğrusu ve senin doğrunla aynı, bunun adı da siyah olsun…”

    -“Hayır… olamaz.” diye itiraz ettim. “Hem ikisi de aynı doğru diyorsun sonrada birinin adı beyaz diğerinin ki siyah olsun diyorsun. Bu nasıl iş…” dedim. Görüntüm bana biraz sevecen, biraz da anla artık der gibi baktı.

    -“Bende aynı şeyi söylüyorum…” dedi. “İkisi de aynı doğru ama sen yapınca seninki doğru arkadaşın yapınca onunki yanlış oluyor… O zaman birinin adı beyaz diğerinin ki siyah oluyor işte ve arkadaşının beyazı, masum sevgisi, sana siyahmış, ya da seni sırtından bıçaklamakmış gibi görünüyor… Başkalarının beyazı hiçbir zaman tam olarak beyaz görünmez sana ya da başka herhangi bir insana, ne kadar aynı olsa da. O yüzden aynı renkler, doğrular ve gerçekler hem her zaman aynıdır hem de her zaman birbirinden çok farklıdır. Bu aynadan kendine bakmaya benzer. Karşında ki görüntün tıpatıp sana benzer, ama görüntünün kalbi solda değil sağdadır, ya da sağ kaşının üstünde ki yara izi görüntünün sol kaşındadır. Hem aynıdır hem farklıdır, nereden baktığın çok önemli bunu sakın unutma…”

    Başım dönmüş ve gözlerimi kapamıştım. Yine yüreğimde depremler olmaya başlamıştı, tıpkı arkadaşımın sevdiğim kızla çıktığını duyduğumda olduğu gibi, ama bu sefer yanlışı arkadaşım yaptığı için değil kendim yaptığım için sarsılmıştım. Kimse ben O’nu seviyorum diye suçlamamıştı beni, bende hiç kimseyi suçlamamalıydım. Ayrıca üzülecek bir şey de yoktu ortada, belli ki birbirlerinden hoşlanmışlardı. “Tabi ya…” diye mırıldandım kendi kendime “Üzülecek bir şey yok…”. O an bir kuş kadar hafif hissediyordum yüreğimi ve aylardan sonra ilk defa mutlulukla çarpıyordu yüreğim.

    -“Şimdi ne yapmalıyım…” diye sordum sevinçle, gözlerimi açtıktan sonra. Garip bir şaşkınlık sarmıştı etrafımı çünkü karşımda gözleri içine çökmüş, etrafında mor halkalar oluşmuş, yüzü çok solgun avurtları çökmüş ve yalnızca gözkapakları oynayan ölü gibi bir adam yoktu. Yanakları pembeleşmiş, gözleri pırıl pırıl ve yüzü mutluluk saçan bir “Ben” vardı karşımda.

    Bir süre daha baktım aynaya, mutlu bir biçimde. Ama görüntüm ben ne yaparsam yalnız onu yapıyor ve konuşmuyordu. Artık az önce yaşadıklarımın rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu bile ayırt edemiyordum. Bundan sonra önemi de yoktu benim için, hem rüyalar ne kadar rüya ya da ne kadar gerçekti ki. Dünyada ki her şey birbirinden farklı olsa da aslında hepsinin tek bir şey olduğunu o zaman anladım, “Mutluluk” ve içimde ki zehri akıtarak bende dünyada ki tek şeye sahip olmuştum. Mutfağa, soğuk suyumu içmek için giderken, arkamdan göz kırpan görüntümünse mutluluğa ancak bana yol gösterdikten sonra ulaştığını ise gözlerimi açınca anlamıştım…
    Sen kafesinde hürken,ben yüreğime hapsoldum...

  2. #2
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Aynadaki Gerçek-Sırtımdan mı bıçakladı arkadaşım yoksa bende aynı şeyi mi yapardım...

    yüreğine sağlık...
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  3. #3
    ozgur_acar1903 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-03-2005
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Aynadaki Gerçek-Sırtımdan mı bıçakladı arkadaşım yoksa bende aynı şeyi mi yapardım...

    Hayat herzaman adil olmayabiliyor...Ama insanlar da her zaman olaylar karşısında adil yargılara varamaya biliyor...İç çalkantılarını güzel anlatan bir hikaye...Yüreğine sağlık...
    ;Z
    Yürüyorum ortada
    Ne gülebiliyorum sizler gibi
    Ne de somurtuyorum,kaybolanlar gibi
    Ne cenneti kucaklayabiliyorum
    Ne de cehenneme atılabiliyorum
    Yürüyorum ortada,tek başıma.
    ;Z

  4. #4
    Profesör paskalya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-07-2004
    Mesajlar
    3,189
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Aynadaki Gerçek-Sırtımdan mı bıçakladı arkadaşım yoksa bende aynı şeyi mi yapardım...

    yüreğinize sağlık.... cok güzeldi :A
    TFBeşiktAŞK


    İMZAM YOK PARMAK BASSAM OLURMU ?

    BENİ ESKİLER TANIR, YENİLER TANIMAYA ÇALIŞIR, TANIYANLAR ANLATIR...

    SuSKunLuĞuM aSaLeTiMDeNDiR ...
    HeR LaFa VeReCeK CeVaBım Var ...AmA... Bir LaFa BaKaRım LaF Mı DiYe...
    BiR De SöyLeyeNe BaKaRım aDaM Mı DiYe...

  5. #5
    Takezo Kensei adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2005
    Mesajlar
    8,308
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Aynadaki Gerçek-Sırtımdan mı bıçakladı arkadaşım yoksa bende aynı şeyi mi yapardım...

    çok güzel yürğine ve eline sağlık

  6. #6
    *I*lin* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-04-2005
    Mesajlar
    4,771
    Karizma Gücü
    8

    Cevap: Aynadaki Gerçek-Sırtımdan mı bıçakladı arkadaşım yoksa bende aynı şeyi mi yapardım...

    emeğine sağlık

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Madde Gerçek Mİ i Yoksa Hayal Mİ???
    2005 Konuları bölümünde mertOZGUR tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 11.06.05, 12:56

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •