• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor

Konu: kader nedir?

  1. #1

    Kayıt Tarihi
    09-12-2005
    Mesajlar
    25
    Karizma Gücü
    0

    kader nedir?

    sayın form uyelerı sıze bazı seyler danısmak ıstıyorum belkı de cogu muslumanın kafasını karıstıran kaza ve kadere degınmek ıstıyorum kader ınsanların yasadıklarının bılınmesı degılmıdıt? yanı her ınsanın yasıcagı hayat onceden Allah tarafından belırlenmısıtır pekı Allah bızı nıcın önceden bellı hayatı yasattırıyor tabi Allah ın hıkmetınden sual olunmaz ama kafamızdakı sorular aydınlansa lekesız bır ımana sahıp oluruz

    örnek olarakta Hz. Adem ile hz. Havva ılk olarak cennete konuldu daha sonra ısledıklerı suctan dunya ya surgun yollandı pekı Allah onların o sucu ıslıcenı bılıodu nıye dırek dunya ya koymadı onları
    cevaplarınızı beklıyorum kısa ve öz

    saygılarımla;

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    22-12-2004
    Mesajlar
    249
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: kader nedir?

    TürkForum.Net Dini Bölüm Kütüphanesine Bakmayı Unuttunuz Sanırım İlgi Sorular pek çeşidi bulunmaktadır. Lütfen Arşive kullanmaya gayret edelim.


    Alıntı Örnek Soru 1 tarafından gönderildi.

    “Madem Cenâb-ı Hak ezelî ilmiyle benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim ne kabahatim var?” sorusuna nasıl cevap vermeliyiz?

    Cevap:

    Bu soruyu soranlardan bazıları, hem samimi değil, hem de Türkçe bilmiyor... Bu iki hususu açıkladıktan sonra sorunun cevabına geçmek istiyorum.

    Soru sahibi niçin samimi değil? Önce onu açıklayayım: her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayrı hareket, iki ayrı fiil söz konusu. Bir kısmı ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya çıkıyor. Diğer kısmı ise ızdırarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi dışında cereyan ediyor.

    Meselâ; konuşması, susması, oturması, kalkması birinci gruba; kalbinin çarpması, boyunun uzaması, saçının ağarması da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allahtan. Yâni, biz cüzi irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-ı hak mutlak iradesiyle onu yaratıyor. İkinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakkı yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-ı Hak. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ırkımızdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz asırdan sorguya çekilmeyeceğiz.

    İşte soru sahibi bu iki fiili bir sayma gafleti içinde. Gelelim asıl büyük hataya: Adam, yaptığı bütün müspet işlere sahip çıkıyor, “ben yaptım, ben kazandım” diye göğsünü gere gere anlatıyor bunları... Ama, sıra işlediği günahlara, yaptığı hatalara, ettiği zulümlere gelince kadere yapışıyor: Kaderimde bu varmış, diye işin içinden çıkmaya çalışıyor. Evine giren hırsızı mahkemeye verirken kaderi unutuyor.

    Bu adam” diyor, “Benim evime girdi, şuyumu çaldı, buyumu gasp etti.” Hırsızın: “Ben masumum. Benim kaderimde soymak, bu zatın kaderinde de soyulmak varmış.” şeklindeki müdafaasına kızıyor, köpürüyor, çıldıracak hâle geliyor!.. Ama, sıra kendi işlediği günahlara gelince, utanmadan ve sıkılmadan o hırsızın müdafaasına sarılabiliyor!..

    Böyle birisiyle, kader konusunu ciddî mânâda konuşmak mümkün mü? Gerçek şu: Biz her türlü işimizde, fiilimizde kaderin mahkûmu değiliz. İhtiyarî fiillerde, yani kendi irademizle yaptığımız işlerde serbest bırakılmışız. Bunu vicdanen biliyoruz. Bu fiillerde isteyen biziz, yaratan ise Cenâb-ı hak...

    Zaten dünyaya imtihan için gönderilmiş olmamız da bunu gerektirmiyor mu? İmtihana giren bir aday dilediği salonda imtihan olamaz. İmtihanı istediği saatte başlatamaz ve sona erdiremez. Soruların puanlamasını kendi tayin edemez. Bütün bunlar, onu imtihan eden kimsenin tayini ve tespiti iledir. Fakat, imtihan başladıktan sonra, cevapları dilediği gibi verir. İmtihan süresince kendisine müdahale edilmez. Aksi hâlde buna imtihan denmez.

    Şimdi, şu sorunun cevabını arayalım: İnsanlar bu dünyada kendi amel defterlerini diledikleri gibi doldurmuyorlar mı? İlâhî emir ve yasaklara uyup uymama konusunda serbest değiller mi? O hâlde, bu adamlar neyin davasını görüyorlar?!.. Bir yandan, işledikleri günahların sorumluluğundan kurtulmak için iradelerini inkâra kalkışıyor; diğer yandan, meselâ, pencerelerini taşlayan ve Allahın sorumlu bile tutmadığı, küçük bir çocuğu dövmekten de geri durmuyorlar. Bu sahne onları sorumlu kılmaya ve utandırmaya yetmiyor mu?

    Bu soruyu soranlardan bazılarının Türkçe bilmediğinden söz etmiştik. Geliniz bu soruyu dilbilgisi yönünden inceleyelim: “Mâdem Cenâb-ı Hak, ezelî ilmiyle benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?”

    Bu cümlede iki tane fiil geçiyor: biri, “yapmak”, diğeri “bilmek”. Yapmak fiilinin öznesi: ben. Bilmek fiilinin öznesi: Cenâb-ı Hak. Yâni soru sahibi, “Ben yapıyorum, Allah da biliyor.” diyor. Ve sonra bize soruyor: Benim kabahatim ne? Ona nazikane şu cevabı veriyoruz: “Senin kabahatin o işi yapmak.”

    •••
    Bu konuda Nur Risalelerinden Sözler adlı eserde şu tespit yapılır: “Kader, ilim nevindendir. İlim, malûma tâbidir. Yani nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil.” İlim, “bilmek” ya da “bilgi” mânâsına geliyor. Malûm, “bilinen”, âlim ise “bilen”, yahut “bilgin”. Bu kaideyi bir misâl ile açıklamaya çalışalım. Meselâ, ben bir gencin fen fakültesinde okuduğunu bilmiş olayım. Bu bilgim ilimdir. Malûm ise, o gencin o fakültede öğrenci olduğu. İşte, benim ilmim bu malûma tâbidir. Yani o genç fen fakültesinde okuduğu için, ben de onu öylece bilirim.

    Misâller çoğaltılabilir.

    “Madem Cenâb-ı Hak benim ne yapacağımı biliyor,” denilmekle, Allahın âlim olduğu, soru sahibinin ise, o fiili yapacağı peşinen kabul edilmiştir. İşte o adamın, söz konusu fiili işlemesi malûm, Allahın, bunu ezelî ilmiyle bilmesi ise ilimdir. Ve bu ilim, malûma tâbidir.

    Yukarıda, Sözlerden naklettiğimiz cümlelerin devamında da şöyle buyurulur: “Yani ilim desâtiri; malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinat eder.”

    Bilindiği gibi, bir şeyi, bir hâdiseyi yahut bir fiili bilmek, onun fâili olmak için yeterli değildir. Bir misâl: Konuşmayı herkes bilir. Ama, bir insan bu işe teşebbüs etmedikçe ve konuşma fiilini işlemedikçe onun konuştuğundan söz edebilir miyiz?

    Bir başka misâl: Allah Resulü (a.s.m.) İstanbulun fethini müjdelemiştir. Ama, “fetih” fiilini sultan Mehmet işlediği için “fatih” unvanını o padişaha veririz. İstanbulu, peygamber Efendimizin(a.s.m.) fethettiği gibi bir iddiada bulunmayız.

    Demek ki, fâil olmak için fiili bilmek yetmiyor. Onu irade etmek, bizzat teşebbüs etmek ve işlemek gerekiyor. İşte Allah, insanın bütün amellerini, bütün fiillerini bilir. Ama, iradesini ve kuvvetini sarf ederek o işi yapan insandır ve her türlü sorumluluk da ona aittir.

    Daha önce de belirttiğimiz gibi; kul, kendi cüzi iradesini, -hayır olsun, şer olsun- hangi işe sarf ederse, Cenâb-ı Hak onu yaratır. İstemek kuldan, yaratmak Allahtandır. Fakat, bütün fiilleri Allahın yaratması, insanı sorumluluktan kurtarmaz... İnsana kuvvet ihsan eden, her türlü imkânı bağışlayan Allahtır. Kul bu imkânı, bu kuvveti onun rızasına aykırı olarak kullanırsa elbette sorumlu olur, suçlu olur.

    Şöyle bir düşünelim: Bir emniyet mensubu, yetkisini ve silâhını kötüye kullanarak birisini haksız yere vursa, devlete mi katil denilecektir, yoksa o görevliye mi? Şüphesiz, katil o görevlidir!.. Şimdi bu görevli, “Ben o suçu devletin imkânlarıyla işledim. Ne kendi silâhımı kullandım, ne de kendi mermimi.” şeklinde bir özür beyan edebilir mi?


    Alaâddin Başar (Prof. Dr.)



    Alıntı Örnek Soru 2 tarafından gönderildi.
    Bütün fiillerimizi Allah yarattığına göre, bizim suçumuz ne?

    Cevap:

    Bir apartmanın üst katının lütuflarla bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahsın bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz ediniz. Kendisine, apartmanın bu keyfiyeti daha önce anlatılmış bulunan bu zat, üst katın düğmesine bastığında lütfa mazhar olacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır.

    Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zatın kudret ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi iktidarıyla çıkmadığı gibi, alt kata da kendi iktidarıyla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahsın iradesine bırakılmıştır.

    İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin haram, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu insanlara bildirmiş bulunmaktadır. İnsan bedeni ise kendi iradesiyle, misaldeki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsait bir yapıdadır.

    Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve tercihine bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.
    Zafer Dergisi

    Alıntı Gelişmi Soru 3 tarafından gönderildi.

    Soru : İrade-i Külliyenin yalnız ve yalnız Allah’a ait olduğu Kur’an-ı Kerim’de beyan olmuştur. Bunun yanı sıra, cüz’i iradenin insana verildiği malumdur. Hal böyle olunca, günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa Cenab-ı Hakk’ın İrâde-i Külliyesi mi günah işletir?

    [B]Cevap:[/B]

    Meselenin kısaca ifâdesi şudur: İnsanın elinde irâde vardır. Biz buna ister cüzî irâde, ister meşieti beşeriye, isterse insanın kesb (kazanma) gücü diyelim. Cenabı Hakkın yaratmasına da, küllî irâde, halk etme kuvveti yani kudret, irâde ve tekvinin tasarrufu diyelim. (Bunlar Allahın sıfatlarıdır). Mesele, Cenab-ı Hakka ait yönü ile ele alındığında, âdeta, Cenabı Hak zorluyor da, olacak şeyler öyle oluyor, şeklinde anlaşılır ve bu suretle de, işin içine cebir giriyor. Mesele, insana ait yönüyle ele alındığı zaman ise,insan kendi işlerini kendi yapıyor, şeklinde anlaşılıyor ki, o zaman da işin içine "herkes kendi fiilinin hâlıkı" düşüncesinden ibâret olan mutezilî düşünce giriyor.

    Kâinatta olup biten her şeyi Allah yaratır. Bu soruda "küllî irade" diye geçen şey de işte budur. Hatta, "Vallâhü halakaküm vemâ tamelûn: Sizi de, işinizi de, Allah yarattı.. " Yani sizin de, sizden sâdır olan efâlin de Hâlıkı yalnız Allahtır.

    Meselâ: Siz bir taksi yapsanız, bir ev inşâ etseniz, bu işleri yaratan Allahtır. Siz ve efâliniz Allaha aitsiniz. Ama ortaya gelen bütün bu işlerde, size ait bir husus da vardır ki, o da kesb ve mübâşerettir. Bu ise âdî bir şart ve basit bir sebeptir. Tıpkı dünyaları aydınlatacak dev bir elektrik şebekesinin düğmesine dokunmak gibi... Bu durumda "Sizin hiçbir şeyiniz, hiçbir müdâhaleniz yok" denemeyeceği gibi, işin tamamen size ait olduğu da söylenemez. İş tamamıyla Allaha aittir. Fakat, Allah size ait bu işleri yaratırken, sizin cüzî müdâhalenizi de âdi şart olarak kabul buyurmuş ve yapacağı şeyleri onun üzerine bina etmiştir.

    Meselâ: Şu câminin içindeki elektrik mekanizmasını, Allah kurmuş; işler ve çalışır hâle getirmiştir. Yeniden bunu tenvir etme işi, ameliyesi de Allaha aittir. Elektron akımlarından bir ışık meydana getirme, câmiyi tenvir etme birer fiildir. Ve bunlar da "Nuran Nur, Münevvirun nur, Musavvirun Nur" olan Hz. Allaha (C.C) aittir. Ama bu câminin aydınlanması mevzuunda, sizin de bir mübâşeretiniz vardır; o da Allahın kurduğu bu mekanizmada, Allahın ayarladığı düğmeye sadece dokunmanızdır. Sizin irâde ve takatinizin çok fevkinde, o mekanizmanın, tenvir vazifesi yapması ise tamamen Allaha aittir.

    Bir nümûne daha arz edelim: Meselâ; hazırlanıp, işler, çalışır, yürür hâle getirilmiş bir makine düşünelim ki; sadece çalıştırmak için onun düğmesine dokunma vazifesi, size verilmiş. O makineyi harekete getirmek ise, onu kuran ve inşâ eden zata mahsustur. Binaenaleyh, beşere ait bu küçük mübâşerete, "kesb" veya "Cüzi irâde" diyoruz. Allaha ait olana ise "halk etme, yaratma" diyoruz. Ve böylece bir irâde inkısâmı karşımıza çıkıyor:
    A) Küllî irâde,
    B) Cüzî İrâde. İrâde dediğimiz ki; murat etme, dileme demektir, bu tamamen Allaha aittir. "Vemâ teşâûne illâ en yeşâ Allah = Allahın dilediğinden başkasını dileyemezsiniz. Bu husus, yanlış anlaşılmasın. Biz böyle düşünürken, kulun da "bir parmak dokundurma denecek kadar irâdesi vardır" diyerek, tamamen cebrî bir determinizmden uzaklaşmış bulunuyoruz. İşi meydana getiren Allah tır, derken de, mûtezile mezhebi ve rasyonalistler gibi düşünmediğimizi gösteriyoruz. Bu suretle de ne Ulûhiyetinde, ne de Rubûbiyetinde Allaha eş ve ortak koşmamış oluyoruz. Allah (C.C) nasıl ki, Zâtında birdir; icrâatında da birdir.. işini başkasına yaptırtmaz. Allah (C.C) her şeyi kendisi yaratmıştır. Fakat, teklif, imtihan gibi bir takım sırlar ve hikmetler için, beşerin mübâşeretini de şart-ı âdî olarak kabul buyurmuştur.

    Meseleyi daha fazla tenvir için, bir büyük zâtın bu mevzûda îrat ettiği bir misâli sunmak istiyorum. Diyor ki: "Sen bir çocuğun isteğiyle, onu kucağına alsan; sonra sana dese ki; beni falan yere götür; sen de onu oraya götürsen; o da orada üşüyüp hastalansa, sana: "Beni niye buraya getirdin" diye itirazda bulunabilir mi? tabii ki bulunamaz. Çünkü; kendisi istedi. Üstelik ona: "Sen istedin" diyerek iki de tokat vurursun. Şimdi bu hususta çocuğun iradesi inkâr edilebilir mi? Elbette edilemez. Zira; o talep etti ve istedi. Ama onu oraya götüren sensin... Hastalanmayı da, çocuk kendisi yapmadı. Belki ondan sadece bir talep sâdır oldu. Binâenaleyh, burada hastalığı verenle oraya götüren ve bu işi talep eden birbirinden ayrılmış olur. Biz kadere ve insanın irâdesine bu mânâ ve bu anlayışla bakarız. "

    İşin doğrusunu her şeyi takdir eden bilir.

    Fethullah Gülen

    Farklı Soru Başlıkları

    Kısmete razı olmak ne demektir ve bunun ölçüsü nedir?
    İnsanların dünya nimetlerinden aldıkları paylardaki farklılık, ilâhî adalet yönünden nasıl yorumlanabilir?
    Bir tabiî afette ölenlerin hepsinin eceli birden mi gelmiştir?
    Allah çok insanlara, araba, apartman, mal, mülk, şan, şöhret vermiş. Bazı insanlara da fakirlik, dert, musibet, elem, keder vermiş; sonraki insanlar çok mu kötü, yoksa Allah öbürlerini çok mu seviyor?
    Dünyanın ıssız bir köşesinde yaşayan ve İslâm dininden habersiz olan bir insan, âhirette nasıl sorumlu tutulabilir?
    İrade-i Külliyenin yalnız ve yalnız Allah’a ait olduğu Kur’an-ı Kerim’de beyan olmuştur. Bunun yanı sıra, cüz’i iradenin insana verildiği malumdur. Hal böyle olunca, günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa Cenab-ı Hakk’ın İrâde-i Külliyesi mi günah işletir?
    Bu dünyada uğranılan haksızlıklara; bu dünyada mı mücadele edilmeli ve nereye kadar mücadele edilmeli. Yoksa ahirette mi o insanlardan şikayetçi olup hakkını helal etmemeli?
    İslam’da tevekkülün sınırları nelerdir?
    “Fetret” ne demektir, İslam alimlerine göre dinden haberi olmayanların durumu ne olacaktır?
    “Hidayet Allah’tandır” sözü nasıl anlaşılmalıdır?
    Hidayet ve dalalet sadece inanç esaslarında mı olur?
    Bütün fiillerimizi Allah yarattığına göre, bizim suçumuz ne?
    Kader zulmeder mi?
    Özürlü olarak yaratılan insanların bir suçumu vardı ki öyle yaratıldılar?
    İnsan rüzgarın önünde bir yaprak gibi iradesiz bir varlık mıdır?
    Deprem gibi afetler bir tesadüf mü, yoksa kaderimiz midir?
    Haset etmek kadere itiraz etmek anlamına gelir mi?
    Dahada Fazlası İçin Tıklayınız : http://www.turkforum.net/showpost.ph...07&postcount=6

    Ayrıca Teknik Olarakta Olayı Detaylı Tarif eden Harun Yahyanın Kitabınıda İncelersen iyi olur : http://www.harunyahya.org/bilim/Zamansizlik/kader.html veya sesli anlatımını dinle daha hızlı olur ;

    Zamansızlık ve Kader Gerçeği - Bölüm 1

    Zamansızlık ve Kader Gerçeği - Bölüm 2

    Kolay Gelsin.

  3. #3
    spedy85 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    95
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: kader nedir?

    Ey benim ruh-u umdem kardeşim güzel ve çok derin bir konu açmışsın sana üstadımızın 26.söz kader risalesini atmak isterdim ama diyorsunki kısa olsun ozaman benim üstadımızın yazılarından aldığım dersin kısa bir özetini yazayım sana.

    Öncelikle Hz. Ali(RA) derki Kader dipsiz bir kuyudur içine girersen boğulursun!
    Bizde kenarından kenarından bir küçücük temsille bu konuya açıklık getirelim ki gönüller huzur bulsun!

    Gaybı sadece Allah bilir ama Allah ın yapacaklarımızı önceden bilmesi Allah ın sonsuz ilminden ileri gelmektedir nasıl biliyor konusuna giremezsiniz günahtır Allah herşeye kadirdir diyoruz..Konunun bizi ilgilendiren tarafı şurası Allah bu dünyada ne yapacağımızı biliyor kim cennetlik kim cehennemlik ama bunu biliyor diye bizi direk cennete yada cehenneme atmıyor çünkü Allah adili mutlaktır bunları bizimde görerek müşahade etmemizi istiyor.. Daha sonra kaderi tabiki Allah yazıyor ama bizim nasıl hareket edeceğimizi bildiği için hani haşa sümme haşa o yazıyor biz ona göre davranıyoruz kimisine alkolik olcağını yazıyor o da ondan dolayı alkolik oluyor değillll!!!! Bizim ne yapacağımızı önceden biliyor ama buna müdahalesi yok Allah bunu ilmiyle biliyor çünkü her zerreden haberdardır! Bunu konuyu dağıtmadan küçücük bir temsille anlatmak istiyorum bu hem çok geniş ve dağınık olan bu konuyu toplar hepde dürbün vazifesi görür;

    Nasılki biz şimdi kendi ilmimizle güneşin seneye nezaman tutulacağını ve nerden nasıl görüleceğini biliyoruz ama varmı güneşe bir etkimiz yok hadi isteyelimde bugün tutulsun olmaz yapamayız hadi isteyelim hiç tutulmasın bunu da yapamayız sadece ilmimizle bunun nerede nasıl ve nezaman olacağını biliyoruz!!

    Allah tabiki müdahale eder isteği şeyi değiştirir isterse hiç değiştirmez ama adl-i mutlak isminin cilvesiyle müdahale etmez ilmi ile bilir!!!

    Allah ın olacakları bilmesine Kader bunların gerçekleşmesine Kaza denir bugüne kadar din kültüründe bunu öğrendik fakat hep yanlış bir şeyi de kafalarımıza kazıdık Kader değişmez !! Hayır arkadaşım kader değişir Allah ın bir kuralı daha vardır buna Ata'a denir ve Allah bu kuralını işlettirerek istediğini değiştirebilir!!

    Örnek mi veriyim: Mesela kaderi ilahi ve adet-i ilahi ye göre zehirin içindeki bazı kimyasalların insanı öldüreceği bilimle sabittir ama Allah isterse bu adet-i ilahi yi o an için safdışı bırakır kötü niyetli kişiler tarafından zehirlenmeye çalışılanan salih bir kulunun bu zehirden dolayı ölmesine izin vermez sanki hiç zehir içmemiş gibi gayet sağlıklı gezdirir.

    Arkadaşlar ben bu derin mevzuyu kıyısından anlatmaya çalıştım fazla derinlere inmeyelim hiç bilmeyen arkadaşlarımızın kafası karışmasın hem onları hem kendimizi bu derin sularda boğmayalım saygılar selamün aleykum...
    "Hakiki zevk elemsiz lezzet yalnız imandadır ve iman dairesinde bulunur"

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    30-06-2004
    Mesajlar
    71
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: kader nedir?

    birgün Hz. Muhammed (s.a.v),sahabelerini aralarında çok hararetli tartışırken görür ve sorar: "Nedir bu tartışmanızın sebebi?"diye.sahabeler derlerki ya resulallah :"kaderle ilgili olarak tartışıyorduk..Peygamber efendimizde derki:"Kader,Allah'ın bir sırrıdır.Onu ancak Allah bilir.Hem ben bunun içinmi görevlendirildim.Birçok kavim bu tartışmalara girerek helak olmuşlardır.Sizde onlardan olmayınız"diyerek uyarmıştır.
    Bu yazıdan da anlaşılacagı gibi biz bu konuları tartışmak yerine bize verilen görevleri yerine getirmeye çalışmalıyız.Ahiret gününde bize kader nedir diye sorulmayacak..Zaten yüce rabbimde bizi kendi işlerini anlayacak şekilde yaratmadı..boşuna tartışmalara girmeyin..Kaderin gerçekten ne oldugunu sadece Alah bilir...

  5. #5
    spedy85 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    95
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: kader nedir?

    TürkForum.Net Dini Bölüm Kütüphanesine Bakmayı Unuttunuz Sanırım İlgi Sorular pek çeşidi bulunmaktadır. Lütfen Arşive kullanmaya gayret edelim.
    Sevgili kardeşim ilk önce alıntılar için Allah razı olsun...her nekadar arşivlerde olsada burada daha iyi bilen konuyu güzel bilen arkadaşlar bulunabilir arkadaşın bu konuyu açması gayet güzel arşivler çok uzun ve net yazmıyor okuyanın kafası karışıyor ben kısaca anlatmaya çalıştım umarım istifade ederler saygılar ....
    "Hakiki zevk elemsiz lezzet yalnız imandadır ve iman dairesinde bulunur"

  6. #6
    spedy85 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    95
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: kader nedir?

    birgün Hz. Muhammed (s.a.v),sahabelerini aralarında çok hararetli tartışırken görür ve sorar: "Nedir bu tartışmanızın sebebi?"diye.sahabeler derlerki ya resulallah :"kaderle ilgili olarak tartışıyorduk..Peygamber efendimizde derki:"Kader,Allah'ın bir sırrıdır.Onu ancak Allah bilir.Hem ben bunun içinmi görevlendirildim.Birçok kavim bu tartışmalara girerek helak olmuşlardır.Sizde onlardan olmayınız"diyerek uyarmıştır.
    Bu yazıdan da anlaşılacagı gibi biz bu konuları tartışmak yerine bize verilen görevleri yerine getirmeye çalışmalıyız.Ahiret gününde bize kader nedir diye sorulmayacak..Zaten yüce rabbimde bizi kendi işlerini anlayacak şekilde yaratmadı..boşuna tartışmalara girmeyin..Kaderin gerçekten ne oldugunu sadece Alah bilir...
    evet güzel kardeşim çok doğru söylemişsin helal olsun ama bazı kardeşlerimizin tevhid inançları zaif olabiliyor onlar için şöyle kısaca ucundan en azından ne olduğunu anlatmak lazımki sair imanlar kurtulsun... saygılarımla
    "Hakiki zevk elemsiz lezzet yalnız imandadır ve iman dairesinde bulunur"

  7. #7
    _Günahkar_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2005
    Mesajlar
    2,883
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: kader nedir?

    matozgur kardesımın acıklaması bence yetıyor gerısını acıklamaya gerek yoktur arkadaslar.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. bu ne kader!!
    2005 Konuları bölümünde reroute tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 23.04.05, 18:28

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •