• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    22-12-2004
    Mesajlar
    249
    Karizma Gücü
    0

    Din bir, anlayış çok. Neden?

    Çünkü,

    1-İhtilaf beşerin tabiatında vardır. Dolayısıyla insanın olduğu yerde ihtilaf kaçınılmazdır. İnsanın mahiyetinde yer alan şehvet, gadap ve akıl kuvvetleri ihtilafın temel umdeleridir. (1) Mesela, akıl herkeste aynı seviyede olmadığından, ister istemez akıllar arasında farklı görüşler çıkacak, yüksek idrak seviyesini yakalayamayanlar, bir takım gerçekleri inkara yöneleceklerdir.

    2-Hz. Ademden beri insanlar fırka fırkadır. Her bir fırkanın bir türlü mezhebi ve bir türlü meşrebi vardır..."Her hizip kendilerinde olanla ferahlanır"(2) muktezasınca, hepsi kendi mesleğini beğenip, onu başkalarının gittiği yola tercih eder. (3)

    3-"Biz sizin herbirinize bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı... "(4) ayeti, insanlık alemindeki ihtilaftaki İlahi tasarrufa dikkat çeker. Yani Allah dilese insanları melekler gibi ihtilafa kabiliyetsiz yaratırdı. Fakat O, insanlık aleminde renklilik, hareketlilik ve müsabaka istemiş ve insanları ihtilafa müsait bir fıtratta yaratmıştır.

    "Cenab-ı Hak insan nevini binler nevileri sünbül verecek ve hayvanların diğer binler nevileri kadar tabakalar gösterecek bir fıtratta yaratmıştır." (5) Bu insanın kuvvelerine, latifelerine, duygularına had konulmamış, serbest bırakılıp hadsiz makamlarda gezecek kabiliyet verilmiştir.

    İnsanlara ihtilafa sebebiyet veren kabiliyetler verilmeseydi, Hamdi Yazırın dediği gibi, "bütün insanlar diğer hayvan türlerinde olduğu gibi, muttarit, yeknesak, monoton bir hayat içinde geçer giderdi."

    4-İhtilaf düşünceyi donukluktan kurtarır ve onu dinamik bir yapıya kavuşturur. "İhtilafı reddetmek, insan fıtratını kabul etmemek ve düşünceyi donuklaştırmak demektir." (7) İhtilaf realitesini göz ardı ederek "bütün halk bir mezhepte, bir meşrepte olsun" istemek, muhali taleptir... beyhude zahmet çekmektir. (8)

    5-İslam aleminde görülen fırkalar, nassları kendi hevalarına göre yorumlayarak ortaya çıkmışlardır. Bunlar, İbn-i Teymiyenin dediği gibi, önce bir görüşe inanmışlar, sonra buna Kurandan delil bulmaya çalışmışlardır. (9) Ayrıca, mezheplerine muhalif ayetleri de Tevil cihetine gitmişlerdir. (10) Halbuki, Kuranda var olanı göstermekle, kendi fikrini Kurandanmış gibi göstermek çok farklı şeylerdir.

    6-Kuran, Yahudilerin Tevratı tahriflerini haber verir. (11) Tahrif iki türlüdür:
    1-Lafızda tahrif.
    2-Manada tahrif. (12)
    Birinci tür tahrif Kuranda asla söz konusu olmamıştır. Fakat ehl- i bida fırkalarınca zorlamalı fasit tevillerle ayetlere farklı manalar yüklenmiştir. İbn-i Kayyim Cevzinin ifadesiyle "ehl-i Kitabın iftiraki, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılması ancak Tevil iledir. Cemel, Sıffin, Harrede müslüman kanının akması, İbn-i Zübeyr fitnesi vb... hep teville meydana gelmiştir." (13)

    7-"Mezhep mizaçtan teşerrüp eder. Arı su içer bal akıtır, yılan su içer, zehir döker".(14) Yani, aynı hakikate yönelen iki insan, mizaçlarının etkisiyle farklı neticelere ulaşırlar. Su, içinde bulunduğu kaba göre şekillenip renk aldığı gibi, hakikatler dahi muhataplarının mizacına göre şekillenir, renklenirler. Aynı Kurana muhatap olan kişilerin farklı yorumlarda bulunmaları bu gerçeği ispat eder.

    8-Ehl-i sünnetten ayrılan 72 fırkaya "ehl-i bida ve ehva" tabiri kullanılır. (15) Böyle denilmesi, dinin özünde olmayan ve kendi hevalarından çıkan görüşleri dolayısıyla olmuştur.

    9-"Meslekler, mezhepler ne kadar batıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur. Eğer asarına (eserlerine) ve neticelerine hükmeden hak ve hakikat ise ve menfi cihetleri müsbet cihetlerine mağlup ise, o meslek haktır. Eğer içindeki hak ve hakikat neticelere hükmedemiyor ve menfi cihet müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek batıldır. Onun ehli, ehl-i bida ve dalalet olur...." (16)

    Mesela, Şiadaki ehl-i beyte muhabbet bir hakikat iken, İranlılar Hz. Ömer devrinde topraklarının fethedilmesiyle, zamanla milli intikam cihetinden bir garaz zuhuruyla, başta Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir olmak üzere bazı sahabeye buğzetme cihetine gitmişler. "Hz. Aliye sevgiden değil, Hz. Ömere buğzdan dolayı" ehl- i sünnetten ayrılmışlar.

    Vahhabiler ve Hariciler, halis tevhide aykırı ve putperestliği ima edecek her şeyi reddetmeyi bir esas kabul etmişler. (17) Hareket noktaları hak olmakla beraber, zamanla büyük zatların türbelerini harabeye çevirmek, Hz. Peygamberin kabrinin perdesini yenilememek, şefaati reddetmek...gibi aşırılıklarda bulunmuşlar.

    Misal olarak verilen bu iki fırkadan hareketle, Bediüzzaman şu neticeye varır: "Her batıl mesleğin her bir ciheti batıl olmak lazım değildir".(18)

    10-"Yahudilerden bir, Hıristiyanlardan bir, Müslümanlardan bir olmak üzere üç fırka-i naciye yoktur. Her zaman için bir fırka-i naciye vardır." (19) Yani, her üç semavî dinde pek çok fırkalar ortaya çıkacak, bunlardan biri gerçek manada hak yolda olacak ve kurtulacaktır. Bu kurtulan fırka, ister yahudi, ister hristiyan, isterse müslüman olsun, hep aynı özellikte bulunacaktır. Zira, "Allah katında din İslâmdır"(20) ayetinin hükmünce, bütün semavî dinler aynı esaslar üzerine bina edilmiştir.

    11-Usulud- dinde müttefik, füru-u dinde ihtilaf eden fıkhi mezhepler 73 fırkaya dahil değillerdir. (21)

    12-Ehl-i bida ehl-i kıbledir. Dolayısıyla tekfir olunmaz. (22) Şatıbinin dediği gibi, "bunlar her ne kadar dalalet ehli olsalar da dinden çıkmış değillerdir. Hz. Peygamberin 73 fırkadan bahseden hadisinde "ümmetim" demesi buna delalet eder. Çünkü bunlar bidalarıyla dinden çıkmış olsalardı Hz. Peygamber bunlara "ümmetim" demezdi." (23)

    Bununla beraber Hz. Aliyi ilah gören veya Cebrailin vahyi yanlışlıkla Peygambere getirdiğini iddia edenlerin ve benzerlerinin küfrü açıktır. (24)

    13-Her insanın mizacı söz ve eserlerine yansır... Mesela, sünnî birinin tefsirinde ehl-i sünnetin nurları parlar. Mutezilî birinin ifadelerinden itizal kokuları gelir. Şiî birinin tevillerinden teşeyyu rüzgarları hissedilir." (25)

    14- 73 fırkanın günümüzdeki görünümüyle ilgili olarak Bediüzzaman şöyle der: "Şu fırkalar eğer çendan bir hizib olarak görünmüyor, fakat efkarda tahallül ederek münteşiredir. Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelan bulunabilir." (26) Yani, gerçi bir grup olarak görünmese bile,73 fırkanın fikirleri halen mevcuttur. Sözgelimi, "ben kaderimi kendim çizerim!" diyen birisi, bilerek veya bilmeyerek Mutezilenin fikrini savunmaktadır. Keza, dalmış olduğu günahlar karşısında "ne yapayım, kaderim böyleymiş!" diyen birisi, ismini söylemese, bile Cebriye mezhebindendir. Keza, "iman olduktan sonra günah zarar vermez. Benim kalbim temiz!" diyen birisi, farkına varmadan Mürcienin görüşünü savunmaktadır. Gördüğü her günahkarı kafir zanneden birisi, Haricî zihniyetiyle meseleye yaklaşmaktadır.

    Kaynaklar:
    1-Kutub, Seyyid, Fi Zılalil-Kuran, Daruş-Şuruk, 1980, I, 215
    2-Müminun, 53 ve Rum 32
    3-Katib Çelebi, Katib, Mizanul- Hak fi İhtiyaril - Ehak, Marifet Yay. İst. 1990, s. 198
    4-Maide, 48
    5-Nursi, Lemalar, Sözler Yay. İst. 1990, s. 164
    6-Yazır, III, 1700
    7-Özler, s. 142
    8-Katip Çelebi, s. 198
    9-İbnu Teymiye, II, 225. Ayrıca bkz. Salih, Subhi, Mebahis fi Ulumil-Kuran, Darul-İlm, Beyrut, 1368 h., s. 294
    10-İbnu Teymiye, II, 223
    11-Bakara, 75; Nisa, 46; Maide, 13 ve 41
    12-Râzî, III, 134; İbnu Kesir, I, 164-165; Beydâvî, I, 70; Kutub, II, 859
    13-Cevzi, IV, 193
    14-Nursi, Asar-ı Bediiyye, s. 102
    15-Bkz. Yemeni, I, 10
    16-Nursi, Mektubat (osm.), s. 583
    17-Ebu Zehra, I, 235-236
    18-Nursi, Mektubat (osm.), s. 583- 584
    19-Yazır, III, 2110
    20-Al-i İmran, 19
    21-Bağdadi, s. 9-10
    22-Taftezani, Şerhul- Akaid, s. 191; Şatıbi, İtisam, s. 405
    23-Şatıbi, IV, 139
    24-İbnu Abidin, Reddül- Muhtar aled- Dürril - Muhtar, Daaru İhyait- Türasil- Arabi, ts., III, 309-310; Şatıbi, İtisam, s. 405
    25-Zerkani, Abdülazim, Menahilul-İrfan, Mısır, 1360 h, II, 96
    26-Nursi, Münazarat, s. 32


    Doç. Dr. Şadi EREN

  2. #2
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Din bir, anlayış çok. Neden?

    çok güzel yazı olmuş
    Bizler umutsuzlugun oldugu yerde,umudumuzu kaybetmeden yürüyenlerdeniz.Her yolda çakıllar,her durdugumuz yerde çakallar olsa ne yazar,ya ölümüne severiz yada tek kalemde sileriz.Tarihi biz yazdık tarihtende sileriz ...

  3. #3
    Misafir Balaban_Pasa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-11-2005
    Mesajlar
    2,824
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Din bir, anlayış çok. Neden?

    Güzel bir yazı olmuş.
    Birde her insanın ve devrin bakış açısı(paradigması) farklı farklı.
    Buda bir etken saırım.

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    25-11-2005
    Mesajlar
    92
    Karizma Gücü
    0

    Farklılık ve ilkesel farklılık

    Merhabalar,
    Farklılıklar konusuna göre meşru veya gayri meşru addedilebilir.

    a)Ayrıntılardaki insani farklılıklar
    b)Temel ilkesel farklılıklar

    Temel ilkelerdeki farklılıkların da yaşama hakkı vardır. Ne var ki ona hak veremeyiz. Örneğin temel haklar konusundaki farklı anlayışlar; örneğin cinayeti, çalmayı, uyuşturucuyu, fuhşu vd. meşru gören anlayışlar.

    Kur'an 'da, dinsel anlayış konusunda ilkesel farklılık için ihtilaf sözcüğü kullanılır. Bu açıdan ilkesel anlaşmazlık, rahmet değil belki bir felaket olarak nitelenebilir. Ayrıntılardaki farklılıklar ise, zenginleştiricidir.

    İLKESEL FARKLILIKLAR HAKKINDA:
    3Al-i İmran/105-Sakın kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılık çıkarıp anlaşmazlığa(ihtilaf) düşenler gibi olmayın! Onlara büyük bir azap vardır.

    İSLAM İHTİLAFLARI SONA ERDİRMEK İÇİN GELMİŞTİR:
    3Al-i İmran/19 Allah katında din İslam'dır/barış ve esenlik için Allah'a teslim olmaktır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık/denge noktasından sapma /yalancılık /zulüm /kibir yüzünden ihtilafa düştü. Kim Allah'ın ayetlerine nankörlük/Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, Allah, hesabı çabucak görecektir.

    PEYGAMBERLERİN KİTAPLA GÖNDERİLİŞ AMACI İHTİLAFLARI ÇÖZÜMLEMEKTİR:
    2Bakara/213-İnsanlar tek bir ümmet idi. Ayrılmaları üzerine Allah, nimetinin müjdecileri ve azabın habercileri olarak peygamberleri gönderdi ve onlarla birlikte insanlar arasındaki anlaşmazlıklarda(ihtilaflarda) hakem olması için hak ile kitap indirdi. Bunda da yalnızca kendilerine kitap verilenler, kendilerine bunca apaçık ayetler geldikten sonra tutup aralarındaki ihtiras yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları anlaşmazlığa düştükleri hakka doğrudan ulaştırdı. Allah dilediğini doğru yola çıkarır.

    İHTİLAFLARDA BAŞVURU KAYNAĞI, ALLAH 'IN KİTABIDIR
    42Şura/10 Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde onun hükmü Allah'a bırakılır. İşte budur Rabbim olan Allah! Yalnız O'na güvenip dayadım; yalnız O'na yönelirim ben.







    A)HARAMI HELAL, HELALI HARAM YAPMA, İLKESEL FARKLILIKLARDIR
    2Bakara/173-O, size, yalnız hayvan ölüsü, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni yasakladı. Ancak, kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zorunlu olan miktarı geçmemek şartıyla ona da günah yükletilmez. Çünkü Allah, çok bağışlayan ve merhamet edendir.
    2Bakara/174-Allah'ın indirdiği kitaptan birşeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar muhakkak ki, karınlarına ateşten başka bir şey yemezler ve kıyamet günü Allah onlarla ne konuşur, ne de onları temize çıkarır; onlara sadece pek elem veren bir azap vardır.
    2Bakara/175-İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, bağışlamayı bırakıp azabı satın alan kiselerdir. Bunlar ateşe ne kadar da dayanıklı şeyler!
    2Bakara/176-Zira bu azabın sebebi Allah'ın kitabı gerçekle indirmiş olmasındandır. Kitapta ayrılığa düşenler ise şüphesiz, haktan uzak bir ayrılık içindedirler.

    27Neml/76-Haberiniz olsun ki, bu Kur'an İsrail oğullarına, ihtilaf edip durdukları şeylerin pek çoğunu anlatır.



    B)İNSANLARI VEYA NESNELERİ PUTLAŞTIRMA, İLKESEL FARKLILIKTIR
    39Zümer/ 3-İyi bil ki halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. şüphe yok ki, Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyle hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.

    10Yunus/18-Allah'ı bırakıyorlar da kendilerine ne zarar, ne de fayda vermeyecek şeylere tapıyorlar ve: "Ha, onlar bizim Allah yanında şefaatçılarımız!" diyorlar. De ki: "Siz Allah'a göklerde ve yerde bilmediği birşey mi haber vereceksiniz?" Haşa! O, onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzeh, yüksek çok yüksektir.
    10Yunus/19-İnsanlar birtek ümmet idi, sonra ayrılığa düştüler, eğer Rabbinden daha önce geçmiş bir hüküm olmasaydı, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında şimdiye kadar aralarında hüküm verilmiş, bitmiş olurdu.



    C)AHİRETİ REDDETMEK, İLKESEL FARKLILIKTIR
    16Nahl/38-Onlar: " Allah, ölen kimseyi diriltmez." diye olanca yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, dirilecektir, bu O'nun taahüt ettiği gerçek bir va'ddir; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
    16Nahl/39-Allah, hakkında görüş ayrılığına düştükleri gerçeği kendilerine anlatması ve inkar edenlerin de kendilerinin yalancı olduklarım bilmeleri için, onları dirilecektir.



    D)DİN AYRILIĞI NİTELEMESİ, İLKESEL FARKLILIKTIR
    2Bakara/113-Yahudiler: "hıristiyanların dayandığı bir şey yoktur." Derken, hıristiyanlar da: "yahudilerin dayandığı bir şey yoktur." dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi diyorlar. Bu yüzden Allah ihtilaf ettikleri bu hususta kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.



    AYRINTILARDAKİ FARKLILIKLAR ZENGİNLEŞTİRİCİDİR
    Oysa ulusal renklerimiz, mutfağımız, kostumümüz, folklorumuz, dilimiz, yerel değerlerimiz, bütünüyle geliştirmemiz gereken, farklı ve zenginleştirici alanımızdır.
    30Rum/22 Göklerin ve yerin yaratılmasıyla dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun ayetlerindendir. Bunda, ilim sahipleri için elbette ibretler vardır.

    Esenlik dileğiyle,

  5. #5
    müslüman adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2005
    Mesajlar
    2
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Din bir, anlayış çok. Neden?

    Öncelikle yazmış olduğunuz metni okudum elinize sağlık güzel olmuş. Fakat biryerde nedense kötü bir örnek vermişsiniz.

    Mesela, Şiadaki ehl-i beyte muhabbet bir hakikat iken, İranlılar Hz. Ömer devrinde topraklarının fethedilmesiyle, zamanla milli intikam cihetinden bir garaz zuhuruyla, başta Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir olmak üzere bazı sahabeye buğzetme cihetine gitmişler. "Hz. Aliye sevgiden değil, Hz. Ömere buğzdan dolayı" ehl- i sünnetten ayrılmışlar.

    Bence bu güzel yazıya bu örnek hiç gitmedi ki bence siz önce bir şia ile tanışıp onların neden böyle düşündüğünü öğrenin ki gerçekten öyle düşünüyorlarmı ? Siz Ehl-i Beyt kimdir biliyormusunuz ve hiç araştırdınızmı ? Eğer ki bilmiyorsanız sizlere Hz.Peygamberimizin Ehl-i Beyt i neden sevmemiz gerektiğini anlatan bir yazı hazırladım inşallah beğenirsiniz

    Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:

    “Ben sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve öz akrabalarımdan olan Ehl-i Beytim. O ikisine sarıldığınız müddetçe, benden sonra asla (doğru yoldan) sapmazsınız. Gerçekten o ikisi (Kevser) havuzun(un) yanında tekrar bana gelinceye kadar birbirinden ayrılmazlar.”

    Ehl-i Beyt (a.s), İslam semasının parlak yıldızları ve ışık saçan güneşleridirler. Onlar, Resulullah (s.a.a)’a iktida eden (uyan) kâmil insanlık örnekleridirler. Onlar, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ilim kaynağından faydalanmış, risalet evinde büyümüş, onun yolunda hareket etmişlerdir. Onlar, ümmeti Allah’ın Kitabı’na ve Hz. Peygamber’in sünnetine sarılmaya davet ederek, kendi yaşantılarında da bunun en güzel örneğini sergilemişlerdir. Onlar, halkı hakka çağırmış, bir an bile haktan uzak kalmamışlardır. Onlar, yukarıdaki hadisin açıkladığı gibi, hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’den ayrılmamışlar, ayrılmazlar. Onlar, Kur’an-ı Kerim’de açıklanan bütün değerlerin ve yüce makamların en güzel örnekleridirler. Kur’an-ı Kerim onlar hakkında açıkça şöyle buyuruyor:

    “Allah, ancak siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pisliği ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister.” (Ahzab/33)

    Ehl-i Beyt’in üstün makamı ile ilgili olarak nazil olan ayetler ve rivayet edilen hadislerin çokluğundan dolayı Ehl-i Beyt (a.s), tarih boyunca bütün Müslümanların yöneldiği tek mihver durumuna gelmiş ve çeşitli kesimler, onların ilim ve marifet nurlarından faydalanmak için onların kapısına gelmişlerdir.

    Ehl-i Beyt’in tarihini ve onların ilmî siretini mütalaa edip araştıran kimse, Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s) önemli rolünü ve taşıdıkları sorumlulukları iyice anlayabilir. Onlar, mukaddes İslam şeriatını tahrif ve bidatlerden korumak, İslam akidesinin asaletini muhafaza etmek, İslam’ın yüce ilkelerini uygulamak ve ümmeti hidayete erdirmek uğruna cihat etmiş, canlarını bile bu yolda feda etmişlerdir.

    İslam ümmetinin birliğinin yegane mihveri olabilecek Ehl-i Beyt’in tarihinin, her geçen gün daha iyi anlaşılması ve insanların hidayet ve nura doğru yönelip saadete ulaşmalarında onlara yardımcı olması, oldukça sevindirici bir gelişmedir.

    Biz, Müslüman kardeşlerimizi Ehl-i Beyt’in makamlarını tanımaya davet ederken, aslında onları Ehl-i Beyt’in yolunu takip etmeye ve emperyalizm ile Siyonizm’e karşı verdikleri mücadelede, Müslümanları zaafa uğratmak, dağıtmak ve aralarına tefrika sokmak isteyen güçlerin karşısında bilinçli ve uyanık olmaya çağırıyoruz.

    Ey Muhammed (s.a.a) in ümmeti ve ey Ehl-i Beyt (a.s) dostları! Gelin Kur’an ve Ehl-i Beyt’te birleşelim! Çünkü izzet, keramet ve şerefimiz, İslam’a sarılıp, Allah’ın (c.c) Kitabı, Peygamber’in sünneti ve Ehl-i Beyt’in sireti üzere amel etmektedir...

    “De ki: Amel edin. Amellerinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir.” (Tevbe/105)

    “Ehl-i Beyt” kelimesi, Hz. Peygamber (s.a.a)’i seven, ona iman eden, yolundan giden herkes için sönmeyen nur ve sonsuz fazilet ve muhabbet kaynağının ifadesidir.

    Müslümanlar, ilahî vahyin bu mübarek ismi andığı zamandan beri bu şanlı isimle tanışmışlardır.

    “Allah, ancak siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister.” (Ahzab/33)

    Bu ayet-i kerimenin nazil olmasıyla İslam toplumunda hakka uzanan gerçek hareket yolu ve İslamî hedeflere doğru giden çizginin sınırı belirlenmiş oldu. Bu ayetle Ehl-i Beyt’in İslam ümmetinin hayatındaki rolü beyan edilerek, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah-u Teala’nın, her çeşit pislik ve kötülükten temizleme iradesinin sadece onlara mahsus kılındığı ifade edilmiştir.

    İslamî ilimler üzerinde araştırma yapan ve İslam ümmetinin siyasî hayat sahasında görüş sahibi olan kimselerin belirttiği üzere, bu ilahî beyan ve açıklama, İslam ümmetinin hayatı, İslam tarihinin oluşması ve İslam uygarlığının kurulmasında özel bir anlam taşımaktadır.

    Bu ayetler, Peygamber’den sonra İslam’ın anlayış ve mantığına uygun olarak tarihin akışının yön ve çerçevesini belirlemiştir. Allah-u Teala, Ehl-i Beyt’e, bütün günahlardan, kötülüklerden ve hatalardan pak ve temiz olma sıfatını verdikten sonra, “Sizin Allah katında en değerli ve üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” (Hucurat/13) hitabı gereğince, örnek olmak ve rehberlik etmek için liyakatin en yüce derecesinin onlarda olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber (s.a.a)’in sünnetinde araştırma yapan herkes görecek ki, hangi mezhepten olursa olsun, bu ümmetin fikir adamları, müfessirleri, muhaddisleri, siyer yazarları, tarihçileri, fakihleri, edipleri ve arifleri Ehl-i Beyt’in yüce makamından söz etmişlerdir.

    Çeşitli mezheplerden olan Müslümanların yazdıkları hadis, siyer, tarih, tefsir, edebiyat, şiir, vb. kitaplarda bu mübarek soyun azameti belirtilmiş ve genellikle bu konuya özel bir yer verilmiştir.

    Yine imanın, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ve onun Ehl-i Beyt’inin (a.s) sevgisiyle ölçülmesi inancına binaen, onların muhabbetini kalplere yerleştirmek için ümmetin adeta bir yarışa girmesi, onlara zulmeden ve düşmanlık besleyenlere karşı nefret ve tiksintilerini açığa vurmaları, sözümüzün bir başka kanıtıdır.

    Ehl-i Beyt (a.s), ilimde, takvada, ahlakta, şerefte, hak yolunda sebat göstermede, İslam’ı her şeylerini feda ederek korumada, zulüm ve tuğyana karşı çıkmada eşsiz insanlardırlar. Bu yüzdendir ki, bütün Müslümanlar Ehl-i Beyt’in sahip olduğu makamın, şerefin ve Allah’ın onlara tahsis ettiği faziletlerin, başka hiçbir kimsede olmadığında ittifak etmişlerdir.

    Evet, yalnızca bu mübarek aileyi, Allah (c.c), bütün kötülük ve günahlardan pak ve temiz kılmıştır...

    Yine yalnızca onları sevmeyi, Allah (c.c), bu ümmete farz kılmış ve onları sevmeyi, Peygamber (s.a.a)’in, ümmeti üzerinde bir hakkı olarak belirlemiş ve şöyle buyurmuştur:

    “(Ey Peygamber, Müslümanlara) De ki: Ben peygamberlik vazifesi (yolunda çektiğim zahmetlerin) karşısında, sizden hiçbir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak yakınlarıma (Ehl-i Beyt’ime) muhabbettir. Kim bir iyilik yaparsa, biz onun sevabını daha da artırırız.” (Şûra/23)

    Yine Allah (c.c), yalnızca onlara beş vakit namazda salat ve selam etmeyi ve Peygamber’in isminin yanında onların da isminin anılmasını farz kılmıştır. Allah-u Teala Kur’an’da şöyle buyuruyor:

    “Şüphesiz, Allah ve melekleri, Peygamber’e salat ve selam ediyorlar; ey iman edenler, (siz de) ona (Peygamber’e) teslimiyetle salat ve selam edin.” (Ahzab/56)

    Müslümanlar Peygamber’den, kendisine nasıl salat edeceklerini sorduklarında, salat etmenin şeklini onlara şöyle öğretti:

    “Deyin ki: Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in âline (Ehl-i Beyt’ine) salat et; nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in âline salat ettin. Şüphesiz ki sen beğenilmiş ve yüksek mertebelisin.”

    Bu ümmetin içinde Ehl-i Beyt’ten başka bu yüce sıfatları haiz olan hiç kimse yoktur. İşte buradan, Ehl-i Beyt’in (a.s) sevmenin farz oluşu, onlara tabi olup, gittikleri yoldan gitmenin bütün Müslümanlara gerekli olduğunun sırrı ortaya çıkmaktadır.

    Kur’an-ı Kerim’in, Ehl-i Beyt (a.s) üzerinde bu kadar ısrarla durmasından, onların azamet ve makamlarını açıklamasından maksat, Müslümanların Hz. Resulullah (s.a.a)’den sonra onları önder kabul etmeleri, onları sevmeleri ve onlara itaat etmeleridir.

    Kur’an-ı Kerim’in onları bu şekilde tanıtmasında itikadî ve mektebî amaçtan başka bir hedef güdülmemektedir. Bütün bunlar, Müslümanları tefekküre ve düşünmeye sevk edip, Kur’an’ın ve Peygamber’in ümmete imam ve önder olarak tanıttığı bu seçilmiş insanları daha iyi tanımaya çağırıyor.


    Ehl-i Beyti bukadar seven ve Kuran-ı Kerimde isimleri geçen kişileri gerçekten seven kişilere karşı (sizler sevmiyorsunuz demiyorum )söylemiş olduğunuz bu sözcükleri hatırlatır ve inşallah bu konuları araştırmanızı dilerim.Ve Allahtan dileğim müslümanlar arasında ihtilafların kalması, aynı peygambere aynı kitaba inanan ve aynı yöne secde eden bir din içindeki bu yanlışlıkların giderilmesi.Allah yardımcınız olsun.

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    3
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Din bir, anlayış çok. Neden?

    sevgili müslüman nikli kardeşim. sen yanlış anlamışsın. Senin ,eleştirdiğin cümlede ehli beyt sevgisi haktır diyor zaten. bu cümleyi yazan kişi de büyük bir ihtimal seninla aynı düşünüyor. senin anlamadığın şey şu. onlar ehli sünnetten ehli beyti sevdikleri için ayrı değil, onlar hz ömerden nefret ettikleri için ehli sünnetten ayrıdır denmek istiyor. şia da ömere nefret gibi kabul edemeyeceğim çok şey var. ehli beyti ben de severim ama sahebeleri de severim. ömeri de severim.

  7. #7
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    müslüman nickli arkadaşım byolcu arkadaşın dediği gibi yazıda ehl beyt hakkında olumsuz birşey yok , Ehl-i sünnetün ehli beyti sevmeme gibi bi durumu söz knosu değil , ehli sünnetin Şia dan farkı ehli beyt sevgisinde aşırı gitmemeleri ve beytten olanların günahsız , hatadan münezzeh olduklarını düşünmemeleridir , bizde ehli beyti seviyoruz ama ehli beytte insa ve ehli beyten olanlarda hata yapabilir , günah işleyebilir ( untmayın ki Peygambertimizin amcalarından biri de islam dinini seçmemişti )

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    29-09-2007
    Mesajlar
    10
    Karizma Gücü
    0
    Yazılan yazı ehlibeyt söylemi üzerinde durulacak bir konu değil.
    Burda ilk dikkati çeken İlkesel farklılıklar.
    biz haramı helal, helali haram yapan zihniyetle ilkesel bir farklılık içinde mi oluyoruz... Böyle kişiler var mı? Bunlar Allahla ilgili/ilgisiz kişiler mi?

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    25-11-2005
    Mesajlar
    92
    Karizma Gücü
    0

    İlkesel ayrışmalar, dinde bölücülüktür.

    Özgür insan olmanın gereği olarak pek çok konuda farklılıklarımız olabilir. Ancak din açısından ilkesel farklılıklar çok önemlidir. Kur'an'da bu konuda, "din konusunda veya Kitap konusunda ihtilaflar" biçiminde ifade edilmiştir. Din konusundaki ilkesel farklılıklar bizleri din ayrılığına götürmektedir. Kur'an'a aykırı ve her kafadan çıkan haram-helal türetişleri buna örnektir. Bu türetişler, insan hayatını kilitlemekte ve haksız yere onun özgürlüğünü kısıtlamaktadır.

    (3Al-i İmran/103)-"Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz."

    Ne yazık ki geleneksel dini anlayışta, din konusundaki ihtilaflar rahmet (KURTULUŞ) olarak görülmüştür. Oysa Allah kitabında, din konusundaki ihtilafların rahmet (KURTULUŞ) değil, azap (FELAKET) getirici olduğunu bildirmiştir.

    (3Al-i İmran/103)-"Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilâf edenler gibi olmayın. İşte onlar (evet) onlar için büyük bir azâb vardır."

  10. #10
    anti hümanist adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2007
    Mesajlar
    232
    Karizma Gücü
    0
    kafa sayısı kadar fikir var da o yüzden


    yazı çok güzel arkadaşım özellikle kaynak belirtmiş olman. emeğine sağlık




    ZEHİR!
    çocukken haftalar bana asırdı
    derken saat oldu,derken saniye...
    ilk düşünce,beni yokluk ısırdı
    SONUM YOKLUK OLSA BU VARLIK NİYE!!!!!!

    yokluk, sen de yoksun,bir var bir yoksun
    insanoğlu kendi VAR'ından YOKSUN!
    Gelsin beni yokluk akrebi soksun.
    bir zehir ki, hayat ÖZÜ Faniye...

    ÜSTÂD

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bu anlayış diktatör rejimlerin felsefesi
    2006 Konuları bölümünde Doucann tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 12.02.06, 08:56
  2. [17-26 Kasım 2005]Aşk ve Anlayış[İstanbul]
    2005 Konuları bölümünde XENOPHOBIA tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 17.11.05, 12:59

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •