İşçi Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Gazi Üniversitesi Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin düzenlediği “Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları” başlıklı Uluslararası Sempozyum’a 25 Kasım 2005 günü bir bildiri sundular. Bildirinin tam metni aşağıdadır.
Kaşgarlı Mahmut ve Karahanlı Devleti üzerine araştırmalarıyla bizi aydınlatan Oturum Başkanımız Sayın Prof. Dr. Reşat Genç,
Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Kadri Yamaç,
Sayın Bakanlarımız,
Değerli aydınlarımız ve değerli gençlerimiz,
Önce Sayın Rektörümüze bu çalışmaya önder olduğu için yürekten teşekkür ediyoruz, kutluyoruz. Düzenleyen komiteye ayrıca teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Sözlerime başlarken, büyük devlet adamı, İstiklal Savaşımızın 30 Ağustos zaferinin koşullarını yaratan Talat Paşa’yı, Birinci Cihan Savaşımızın kahramanlarını ve şehitlerini, İngiliz süngüleri gölgesinde kurulan uydurma divanlarda alınan kararlarla idam edilen Boğazlayan Kaymakamı Kemal beyleri saygıyla anıyorum.
I.STRATEJİ SİYASET VE PLAN
Atlantik’in AB Stratejisi
Konuşmamın başlığını Düzenleme Komitesi “İsviçre’nin Ermeni Sorunundaki Tutumu” diye belirlemiş, bana böyle bir görev vermişler. İsviçre’nin tutumunu, hiç kuşkusuz Türkiye hükümetinin tutumuyla birlikte inceliyerek anlayabiliriz.
CHP’nin dış politika sözcülerinden Sayın Büyükelçimiz Şükrü Elekdağ, biraz önce “Türkiye’nin stratejisi, siyaseti ve planı olmadığını” söyledi. Bence öyle değil. Türk devletinin ve devletin yürütme organı olan hükümetin siyaseti, stratejisi, siyaseti ve planı var. Stratejileri, Avrupa Birliği stratejisidir; millî devletin ortadan kaldırılmasıdır. O stratejinin unsurlarını biraz önce Sayın Dr. Ali Güler anlattılar. Bu strateji özet olarak, Türkiye’nin milli devletini, toprak bütünlüğünü ve Kemalist Devrim’in kalelerini ABD ve AB’ye teslim etme stratejisidir. Amerika önünde Avrupa önünde diz çökülmesinin nedeni budur.
Ve bu strateji resmî kayda geçmiştir. İşte Müzakere Çerçeve Belgesi, bu stratejinin tarihî tutanağıdır. Ben bir arkadaşınız olarak, bunlar böyle böyle yapıyorlar diye bir iddiada bulunuyor değilim. Bakınız kendileri ne yaptıklarını Müzakere Çerçeve Belgesi’ne de yazmışlardır. Aynı şekilde, AB Parlamentosu’nun Türkiye hakkındaki kararlarını, “Gümrük Birliği Anlaşması” diye anılan 1/95 sayılı AB Ortaklık Konseyi Kararı’nı, Aday Üyelik Protokolu’nu, Katılım Ortaklığı Belgesi’ni, ilerleme raporlarını vb kabul ederek de izleyecekleri stratejiyi kayda geçirtmişlerdir. Bu belgelerin toplamına baktığımız zaman, Türk milletinin devletsizleştirildiği, milletsizleştirildiği, vatansızlaştırıldığı, ordusuzlaştırıldığı ve devrimsizleştirildiği görülmektedir. AB kapısında uygulanan strateji budur.
AB stratejisi, Ermeni soykırımının kabul edilmesini zorunlu kılmaktadır. Çünkü AB Parlamentosu kararları ve ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu’nun 15 Eylül 2005 tarihli Ermeni soykırımı kararlarına göre, Ermeni soykırımını kabul etmek, AB’ye katılmanın ön koşullarından biridir.
Sayın Elekdağ, Ermeni soykırımının kabul mecburiyeti ile AB stratejisi arasındaki bağlantıyı kurmaktan kaçındığı için, strateji yok diyor. Oysa strateji vardır ve o strateji Türkiye’yi suçlu konumu kabule sürüklemektedir.
Yine Sayın Elekdağ, “Ermeniler nasıl oluyor da dünyayı parmağında oynatıyor” sorusunu ortaya attı. Oysa Ermeniler dünyayı parmağında oynatmıyor, dünya Ermenileri parmağında oynatıyor. Türkiye’yi bugünkü hallere düşürenler, bu süreçte ABD ve AB’nin karanlık rollerini gizlemek için aşırı bir gayret içinde olmuşlardır. Ancak mızrak çuvala sığmıyor.
Öncelikle belirlemek gerekir, Türk Devleti ve hükümetlerinin Ermeni politikası temelden ve kökten yanlıştır. Çünkü stratejileri yanlıştır. Politikalar, strateji temeli üzerinde üretilir. Türkiye’yi Atlantik kampına bağlayan strateji, her konuda olduğu gibi Ermeni sorununda da iflas etmiştir.
Ancak Sayın Elekdağ, bizi felâkete sürükleyen Atlantik stratejisinden vazgeçemediği için, Ermenilerin soykırım meselesini çıkartarak Türkiye’nin AB yolunu tıkadıklarını söylemektedir. Bu da, çok vahim bir yanlıştır. Ermeni soykırımı yalanının gündeme getirilmesi,Türkiye’nin AB sürecini engellemek için değildir; Türkiye’nin parçalanması ve Türk devletinin ortadan kaldırılması içindir. Bu tehdidin kaynağında da Ermeniler değil, ABD ve onunla suç ortaklığından henüz vazgeçmemiş olan AB bulunmaktadır. Ermenilik adına hareket ettiğini ileri süren bazı kuruluşlar, her zaman olduğu gibi yine büyük devletlerin belirlediği rollerle sahneye çıkmış bulunuyorlar.
Dikkat ederseniz Ermeni soykırımı yalanını dillendirenler, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bir dizi soykırımla kurulduğunu” öne sürüyorlar. ABD Temsilciler Meclisi’ndeki karar tasarısı bu anlayışla yazılmıştır. ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu’nun 15 Eylül 2005 günü Ermeni soykırımı yalanını kabul eden kararı da öyledir. Bu kararda, AB’nin Türkiye’ye yönelttiği bütün dayatmaların arkasında ABD’nin bulunduğu belgelenmiştir. Kararın tarihi dikkat çekici, Müzakere Çerçeve Belgesi’nin imzalanmasından 18 gün önce. ABD kararında, Avrupa Birliği müktesebatının tamamının Türkiye’ye zorla kabul ettirilmesi öngörülüyor. “Zorlama” sözcüğü metinde yer almaktadır.[i]
Evet şu soruların cevabını vermek gerekir: Ermeni soykırımını kabul kararlarını, niçin Avrasya ülkeleri almıyor da, ABD ve Avrupa ülkeleri alıyor?
Açıkçası Türkiye için idam fermanı vermişler. Bu idam fermanını çıkartanlar, Ermeniler falan değildir; ABD ve onun akılsız hempası AB’dir. Mehmet Akif’in deyişiyle, emperyalizmin o “hayasız akınını” durdurma göreviyle karşı karşıyayız.
Bu durumda AB’ye şerefli girmekten söz edilebilmesi, cidden şaşırtıcıdır. AB’ye katılmanın şartı, millî devletimizi ve ordumuzu kapının önünde bırakmaktır. AB’ye her şeyle girilebilir, fakat devletle ve orduyla girilemez. Orası yeni bir devlettir? Devletin içinde devlet olmaz. Bunlardan vazgeçmemiz gerektiğini kararlar alarak bildiriyorlar bize. Devletsiz halklar konumuna yuvarlanmanın ne kadar “şerefli” olduğuna lütfen siz karar veriniz. Nasıl bir hanımefendi geneleve onuruyla giremezse, Türkiye de AB ye onuruyla giremez.
Doğru Strateji: Millî Devlet Stratejisi
Evet bugünkü devlet stratejisi AB’ye teslimiyettir; Türk devletinin parçalanmasına boyun eğmektir.
Doğru strateji milli devlet stratejisidir. Ermeni soykırımı dayatmalarını göğüsleşebilmek için, öncelikle millî devletimizi devam ettirme kararı almamız gerekiyor. Eğer bu kararı almazsak, Ermeni soykırımını kabul etmek gerekir. O ki AB’ye katılacağız, AB’nin şartlarına uymak zorundayız. Hayret edecek bir şey yok, Tayyip Erdoğan iktidarının AB’ye girebilmek için, Ermeni soykırımını kabule hazırlanması, o stratejinin gereğidir.
Ancak onların dediği olmayacak. 21. yüzyılda Türk milletinin bir millî devleti olacak, bu kesindir. AB stratejisinin sonuna gelinmiştir.
II . DOĞRU SİYASETLER
1. Gerçeğe Dayanmak
1914-1923 Gerçeği
Türk devleti, yıllardan beri, “sorunu tarihçilere bırakalım” tezini savunmaktadır. Türk hükümetleri, Türk tarihini bilmeyen bir konuma düşmüşlerdir. Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakanlık makamını işgal eden Tayyip Erdoğan, Dışişleri bakanlığı vb, hepsi, “Ermeni sorununu tarihçilere bırakalım” diyorlar.[ii] Yani örtük olarak, kendisinin bir görüşü bulunmadığını kabul etmiş oluyorlar. Hatta Tayyip Erdoğan’ın önyargıyı bırakıp bu konuyu araştırmak gerektiği yönündeki açıklamaları basında yer aldı. Ders kitaplarında, tarafsızlık adına, soykırım görüşünün de işleneceğini yine gazetelerden hayretle okuduk.
2001 yılından bu yana Ermeni sorunu üzerine düzenlenmiş toplantılara katılıyorum. Bu sempozyumun ilk iki gününde de, benzer örnekler görülmüş. Türk devletinin ve hükümetlerinin yanlış strateji ve siyasetleri yüzünden, ne yazık ki, Ermeni soykırımı iddialarına, Türk-Ermeni çelişmesi zemininde cevap yetiştirmeye çabalıyoruz. Tamam bir yönü budur. Ancak olayı anlayabilmek için, ufkumuzu “Şark meselesi” boyutlarına kadar açmak zorundayız. Bu konu, emperyalizm ile Türkiye çelişmesi zemininde ortaya çıkmıştı ve bugün de o zeminde büyütülmektedir.
Birinci Dünya Savaşı, emperyalist devletler arasında paylaşım savaşıydı. Savaşın konusu, Osmanlı devletinin paylaşılmasıydı. Lenin, savaş sırasında yazdığı yazılarda ve ünlü Emperyalizm kitabında, bu olgulara dikat çektikten sonra, “Bakınız” der “bu savaşta yalnız Türkiye ve Arnavutluk vatan savunması yapıyor.” Yalnız Lenin değil, Birinci Dünya Savaşı üzerine sözü olan bütün ciddi tarihçiler bu saptamayı paylaşırlar. Bu gerçeği temele oturtmak ve siyasetlerimizi bu gerçek üzerinde geliştirmek başarının ilk şartıdır.
1914-23 yılları, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı tarihidir. Kurtuluş Savaşımız, Çanakkale’de başlamıştır ve İzmir’de 9 Eylül 1922 günü kesin zaferle sonuçlanmıştır. Türkiye, nasıl Çanakkale cephesinde emperyalist düşmana karşı vatanını savunduysa, Doğu cephesinde de aynı işi yapmıştır. Bu iki cephe farklı coğrafya konumlarındadır, ancak vatan savunması açısından aslında tek cephedir. Nitekim o zaman İttihat ve Terakki Hükümeti’nin aldığı Tehcir (Zorla göç ettirme) kararı, cepheler arasındaki bağlantıyı korumak, cepheleri birleştirmek içindir.
Avrupa tarihçileri ve iktisatçıları, örneğin Quadflieg ve Rohrbach gibi bilim adamları, savaşın arifesinde yazdıkları kitaplarda ve yazılarda, Çarlık Rusyası’nın Ermeni ajanlarını nasıl silahlandırdıklarını ve savaşta ateşe süreceklerini yazarlar. Lenin de Emperyalizm kitabının notları arasında bu tarihçilere göndermeler yapar.[iii] Daha önemlisi Ermeni ve Rus kaynakları, bu silahlanmanın binlerce kanıtıyla doludur.[iv] Nitekim savaşın hemen başında bu silahlı birlikler, Osmanlı ordularına karşı harekete geçirilmiştir. Bunlar Rus ordularının birlikleri olarak ve ayrıca çeteler halinde cephe gerisinde savaşmışlardır. Çoğunlukla Taşnak Partisi’nin örgütlediği bu birlikler, Osmanlı ülkesinin Doğu ve batı cephesi arasındaki bağlantıları, demiryollarını, haberleşme hatlarını kesmişler ve sabotajlar yapmışlardır. Ayrıca şehirlerde ayaklanmalar örgütlemiş, erkeklerinin çoğu cephelerde olan Türk ve Kürt köylerinde terör yapmış, Müslüman halkı katletmiş veya sürerek etnik temizliğe başlamışlardır. Bu koşullarda Talat Paşa’nın savaş cephelerinin geri hatlarındaki Ermeniler için Tehcir kararı alması, zorunlu bir savaş önlemidir. Denebilir ki, bu karar olmasaydı, Kurtuluş savaşımız zafere ulaşamazdı. Atatürk’ün 1919 yılında Erzurum ve Sivas kongrelerini yaparak, doğuda yaratılan dayanakla İzmir’i kurtarması, bu sayede mümkün olmuştur. Tehcir, vatan savunmasının gereğidir ve haklıdır.
Nitekim Ermenistan’ın ilk başbakanı kaçaznuni de bu saptamayı yapmaktadır. Kaçaznuni, Tehcir nedeniyle Türklerin gereğini yaptıklarını ve bugün pişman olmak için bir neden bulunmadığını belirtmektedir.[v] Çok doğru!
Türk-Ermeni çatışması, Türkiye’nin emperyalizme karşı verdiği savaşın bir cephesidir. Bu yönüyle devletler arası savaş kapsamı içindedir. Ancak iç cephede halkların arasında Ziya Gökalp’in deyişiyle “Mukatele”, yani boğazlaşmalar da yaşanmıştır.
Burada devlet geleneğinin büyük önemi var. Birçok Rus komutanın ve namuslu Ermeni tarihçilerinin saptadığı gibi, Türk orduları savaşmış, cephede düşman öldürmüş fakat halka karşı katliam yapmamıştır. Aynı uygulama, Rus orduları açısından da geçerlidir. Bunu da Türk kaynakları saptıyor. Çünkü Türk ve Ruslar devlet geleneği, hatta imparatorluk geleneği olan kavimlerdir. Devlet demek hukuk demektir. Devlet demek, üretimi yapacak kovanı korumak, arıları yok etmemek demektir. Ama devlet geleneği olmayan Ermeni birliklerinin katliamlar yaptıklarını, yine Rus ve Ermeni kaynakları ittifakla saptıyorlar. Ermenistan başbakanı Kaçaznuni, Erdmeni tarihçileri Lalayan, Krinyan ve Boryan birkaç örnektir. Bunların hepsi Kaynak tarafından yayınlanacak. Talat Paşa’nın Almancadan çevrilerek yayınlanmış hatıralarının Türkçe metni de bulunmuştur ve ilk kez Kaynak Yayınları tarafından yayınlanacaktır. Talat Paşa’nın hatıraları’nın ekinde verilen Rus komutanlarının raporları da aynı gerçeği ortaya koyuyor. Rus komutanlar, Erzurum’da kendi ordularındaki Ermeni birliklerinin katliamını durduramayınca Ermeni mahallelerini topa tutmak durumunda kalmışlardır.
Evet devletler arası savaş ve halklar arasında boğazlaşma. Ancak iki taraf eşit değil. Haklı var, haksız var. Emperyalizme karşı savaşanlar haklı savaş verdiler, emperyalizmin ordularında savaşanlar haksız savaş verdiler. Çağımızın haklı haksız ayrımı budur.
Bu nedenle yaşanan büyük felaketler ve kırımlardan sorumlu olanlar vardır; suçlular vardır. Onlar, emperyalistlerdir ve onların ateşe sürdükleri kuvvetlerdir. Bu nedenle Tehcir, vatan savunmasının zorunlu bir parçasıdır ve bütün insanlığı ilgilendirir. Çünkü Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı, Ekim devrimi’yle birlikte 20. yüzyıl tarihinin yönünü değiştirmiş; emperyalizmin geri çekilmesi dönemini açmıştır. Dünyaya söylenecek olan gerçekler bunlardır. Ve dünya, böyle anlatıldığı azaman, bizi anlayacak ve destekleyecektir.
Bugün Niçin?
Yalnız 1915-1923 gerçeğini saptamak için değil, bugünü ve yarını kurtarmak için de, olaya doğru tanı koymamız gerekiyor.
1915-23 olayları bugün niçin gündeme getirildi? Kurtuluş Savaşımızla ve Lozan’da hesabı görülmüş bayat suçlamalar, niçin pişirilip dünyanın önüne kondu? 1914-1923 tarihleri arasındaki Kurtuluş Savaşımız niçin suçlanıyor?
Çünkü Türk devleti o 1914-23 arasındaki büyük mücadele ile kurulmuştur. Onu yıkmak isteyenler, onun temelini yasadışı ilan etmek peşindedirler. Ermeni soykırımı suçlaması, önümüzdeki dönem, Büyük Ermenistan projesinin hayata geçirilmesi bağlamında değil, ABD’nin Kuzey Irak’ta kurduğu Barzani devletini Diyarbakır’ımıza doğru genişletme girişimiyle bağlantılı olarak gündeme getirilecektir. Silopi’deki manzaralar, bu girişimin ilk denemeleridir. Milletimizin bir parçasını, millî devlete karşı bir kalkışma içine yöneltmektedirler. Terörün, ABD güdümünde daha yaygın olarak kullanılması yönündeki hazırlıklar da ortadadır.
Türkiye, vatan savunması ve iç barış amacıyla kuvvet kullanma zorunda kalınca, Batı kamuoyunu “vay bunlar yine soykırım yapıyor” çığlıklarıyla ayaklandırmak ve Türkiye’ye müdahalenin gerekçesini yaratmak isteyeceklerdir. Bu amaçlarını Müzakere Çerçeve Belgesi’ne bile yazmışlardır. Orada, Tayyip Erdoğan yönetimi, “Türkiye’nin anlaşmazlık konusu olan sınır sorunlarının barışçı yoldan Uluslararası Adalet Divanı’nda çözülmesini” kabul etmiştir. Yani Türkiye’ye yeni sınırlar çiziliyor ve müjdeler olsun “barışçı yoldan”!...Türk ordusu Türkiye’nin sınırlarını kuvvet kullanarak koruduğu zaman, hesaba göre, imzalanan Müzakere Çerçeve Belgesi’ni ihlal etmiş olacak! Ermeni soykırımı üzerinden yöneltilen suçlama, böyece hükümetin imzaladığı bir uluslararası antlaşmayla desteklenmiş oluyor.
Ermeni soykırımı yalanı, bugün ABD’nin BOP veya yeni adıyla GOKAP projesi içinde anlam kazanıyor. Dünyaya bunu anlatabilsek, yeter.
2. Kurtuluş Savaşımızın Haklılığına Dayanmak
Türkiye’deki iktidar sahipleri ise, emperyalistlere “Ben vatanımı savundum, kurtuluş savaşı yaptım, gerekirse bir daha yaparım, kurtuluş savaşları haklıdır” diyememektedir. Çünkü 1914-1923 yılları arasında o savaşı, o emperyalistlere karşı vermiştik. O savaşı hatırlatmamız, ABD emperyalizmine isyan etmek anlamına gelir, bunu elbette herkes bilmektedir.
Avrupa Birliği’ne katılarak millî devletimizi yok etme tertipleri içinde rol üstlenenlerden vatan savunması beklenemeyeceği ortadadır.
Devlet ve hükümet yetkilileri, “Büyük müttefik” ABD’ye teslim oldukları için, konuyu emperyalizminin koyduğu çerçeve içinde ele alıyorlar. 1915-23 olayları ve bugünkü anlaşmazlıklar, öncelikle bir vatan savunması sorunu mudur; yoksa insan hakları sorunu mu? Vatan savunması dediğiniz zaman, gerçeğe dayanırsınız ve Türkiye haklı konuma yerleşir. “İnsan hakları” sorunu derseniz, kim kimi daha çok kesti gibi bir çıkmazın içine girersiniz. Kavgada yumruğun hesabı sorulmaz. Ermeni meselesinde tarafların ölülerini sayarak sonuca ulaşmanın hem olanağı yoktur; hem de bu yönteme katılarak tiyatro sahnesine çıkmış olursunuz. Bu oyunda, asıl büyük gerçeğin üzerine perde örtülmektedir.
Biz Çanakkale cephesinde Anzakları nasıl karşıladıysak, Doğu cephesinde de bizi arkadan vuranlara aynı muameleyi yaptık. Bu bir savaştır. Savaş raporlarını okuyalım, hangi komutan ölmekle övünüyor? Savaşlarda hiç kimse öldürülmekle övünmez, öldürmekle övünür. Çünkü savaş düşmanı imha ederek kazanılır. Düşmanı İzmir’de denize dökmekten utanıyor muyuz? Aynı tavır, Doğu cephesi için de geçerlidir. Biz batıda da Doğuda da vatan savunması yaptık.
Ermeni sorununda onyıllardır “onlar bizi daha çok öldürdü” propagandası yapılıyor. Oysa kimin haklı olduğunu tarafların ölü sayıları belirlemeyecek. Emperyalizm karşısında bu ezikliği bırakalım. Çabalarımızı Türklerin daha çok öldürüldüğünü kanıtlamak üzerinde değil, bizim o zaman haklı bir savaş verdiğimiz, kurtuluş savaşı yaptığımız üzerinde yoğunlaştıralım. Örneğin dün Cezayirliler, bugün Iraklılar, savaşlarının haklılığını ölü sayısıyla mı kanıtlıyorlar?
Sayın Elekdağ hatırlayacaktır, 13-14 Nisan 2001 günlerinde TBMM’de gerçekleşen “Tarih Boyunca Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu”nda, Sonuç Bildirisi’ni hazırlayan komisyondaydı. Bütün ısrarlarıma rağmen “biz Atatürk’ün önderliğinde vatanımızı savunduk” cümlesini koydurtmadım. Çünkü, Türk devletinin politikası Avrupa kapısında vatan savunmasını kabul etmiyor. Vatanımızı savunursak, AB süreci ilerlemez, ABD’nin BOP veya yeni adıyla GOKAP dediği proje gerçekleşemez.
Bugün Kurtuluş Savaşımızı, daha doğrusu bütün olarak Kemalist Devrim’i savunamadığımız için, insan hakları suçlusu durumuna düşüyoruz. Oysa en büyük insan hakkı, millet olarak bağımsız yaşama hakkıdır; vatan savunmasıdır. Millet esirse, birey de esirdir. Toplum köleyse, birey de köledir.
Biz, emperyalistlerin 1915 sonrasında bir savaş propagandası olarak yaydıkları Ermeni soykırımı yalanını devrimle geçersiz hale getirmiştik. O devrimden vazgeçince, boynumuza yine o yafta asılmıştır.
3. Tehdidin Kaynağını Doğru Saptamak
Ermeni soykırımı kararı alan ülkeleri sıralayınız, tehdidin kaynağını saptarsınız. ABD eyalet meclislerinden başlayıp ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu’nun 15 Eylül 2005 kararına kadar uzanan süreçte, Aralık 2003’te İsviçre Milli Meclisi ve Mart 2004’te Galler Meclisi bile bu kervana katılmışlardır. İş artık belediyeler düzeyine kadar düşürülmüştür. En son 2005 yılı Kasım ayında Edinburg Belediye Meclisi’ne bile, Ermeni soykırımı kararı aldırtılmıştır.
Yalnız soykırım kararları değil, emperyalist merkezlerde mermer tüketimi de pompalanmaktadır. Birbiri ardına dikilen Ermeni soykırımı anıtları, birer yalan abidesi olarak bu savaştaki yerlerine konuşlandırılıyorlar. Bu anıtlar öyle rastgele yerlere dikilmiyor. Örneğin Paris’teki Sevr Sarayı’nın önüne oturtularak, gerekli mesaj verilmektedir. Ancak blu mesajın merkezi de ABD’dir. 2000 yılından beri ABD Temsilciler Meclisi’nin gündeminde bekletilen soykırım kararı tasarısında, Sevr Antlaşması 20. yüzyılın en temel insan haklarnı metni olarak anılmaktadır.
Dikkat ediniz ABD kararları başta olmak üzere bütün kararlar, tek bir şablon halinde SüperNATO merkezlerinde hazırlanmıştır. Eğer ABD büyük müttefik ise, Ermeni soykırımı da büyük hakikat olur.
İki buçuk milyonluk Ermenistan’ın ve dışardaki diaspora denenlerin Türkiye’ye böyle bir gündemi dayatacak güçleri yoktur. Ermeniler, ABD’yi, Fransa’yı, Almanya’yı kulanamaz. Ama büyük devletler, ne yazık ki onları ateşe sürebiliyorlar. Bu ilişki, asli fail ile tetikçi arasındaki ilişkidir. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Taner Kışlalı gibi bir dizi aydınımız katledildiği zaman, biz tetikçilerin önümüze getirilmesiyle tatmin olmadık. Dedik ki, perdenin arkasında kim var, hangi kuvvet bu tetikçiyi kullandı? Bu tarihi olayda da aynı soru geçerlidir?
Tetikçi Ermeni de olur, Türk nüfus kağıtlı da, ama hepsi Amerikan ağzıyla konuşmaktadır. Eurolarla, dolarlarla kiraladıkları, oradan oraya taşıdıkları devşirmelere hep aynı tezleri söylettiriyorlar. Halil Berktay, Türkler Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’yi yeniden işgal etti diyor. Böyle bir tez, Erivan veya Atina üniversitelerinde bile öne sürülemez. Türkiye düşmanı bile olsa, hiçbir tarihçi bunu ciddiye almaz. Ama Türk nüfus kağıtlı tetikçiye bu yaptırılır. Bakınız emperyalizmin işportacılarının tezgâhlarında daha neler var: Cumhuriyet gazetesi yazarı Oral Çalışlar, Paris’te ABD güdümlü bir Ermeni örgütünün düzenlediği konferansta, kürsüye çıkıp, Türklerin “milli devletlerini etnik temizliklerle kurduklarını” söyleyebiliyor. Ragıp Zarakolu, Taner Akçam, hepsi öyle. Yine Berktay’a bir yabancı vakıf, 94 bin Avro (160 milyar Lira) tahsis ederek, İzmir’in kurtuluşunu “sosyo-psikolojik travma” başlığı altında yazdırtabiliyor.
Sorosgiller diye anılan bu tür siparişle tarih yazanların arkasında kim var, hepimiz biliyoruz. Birçoğu, eşeği değil semerini dövüyor. ABD ve AB emperyalizmi önünde boyunlar eğik olduğu için, emperyalizmin kiraladıklarını döver gibi yapıyorlar. Evet “döver gibi”, çünkü onlar nihayet ABD ve AB’nin resmî tarihçileridir. Mesele, onları kendi milletlerinin üzerine süren büyük devletleri saptamaktır.
4. Tehdide Karşı Tekmil Milleti Birleştirmek ve Seferber Etmek
Milletin Bütün Olanak ve Yeteneği Tehdit kapsamlıdır. Ermeni soykırımı yalanları, bir tarih sorununu çözmekle ilgili değildir. Millî devletimiz, millî birliğimiz, vatan bütünlüğümüz, ordumuz ve hepsinin temelinde bulunan Türk Devrimi tehdit altında. Hayatımıza kastedenlere karşı ancak milletin bütün olanak ve yeteneğini seferber ederek karşı koyabiliriz.
Aydınlatma Seferberliği
Milleti birleştirmek ve harekete geçirebilmek için, milleti aydınlatmak gerekir. Öyle bir beyin yıkama harekâtıyla karşı karşıya bulunuyoruz ki, bazı samimi insanlarımız bile, yoksa biz bu suçu işledik mi diye düşünür olmuşlardır. Geçende Bingöl’lü bir arkadaşım anlatıyordu. Bir yerdeşiyle (hemşehri) konuşuyormuş, diyor ki, “Suçlamalar doğru, benim büyük amcam komşusu olan Ermeni’yi öldürmüş.” Arkadaşım soruyar, “Niçin öldürmüş”. Cevaba bakınız: “Çünkü o ermeni daha önce Rus orduları geldiği zaman, benim büyük babamı öldürmüş.”
Bingöl’lü kardeşimize, kendi büyükbabasının düşman ordularıyla işbirliği yapanlar tarafından öldürülmesi unutturuluyor, büyük amcalarının intikam amacıyla yaptıkları cinayet ise psikolojik savaş propagandasıyla tek hakikat haline getiriliyor.
Milletimizin bilgilendirilmeye ihtiyacı var. Ama daha önemlisi psikolojik savaşa ve yalana karşı bilinçlendirilmesi gerekiyor. Özellikle niçin bugün sorusunun cevabı, beyinlere kazınmalıdır.
Dünkü vatan savunmamız, bugünkü vatan savunmamızın en önemli manevi temelidir.
Türk-Kürt Bütün Milletimizi Birleştirmek
Burada Kürt kökenli yurttaşlarımızın aydınlatılması hayati önemdedir. Çünkü bugün Ermeni soykırımı yalanı, Türkiye’yi bölme ve Kuzey Irak’ta kurulan İkinci İsrail devletini Diyarbakır’ımıza doğru genişletme planıyla bağlantılı olarak gündeme getirilmiş bulunmaktadır.
Bu durumda tertibi bozmak için, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimiyle bir millet oluşturan Türk ve Kürdümüzü, tekmil milletimizi sımsıkı birleştirmek göreviyle karşı karşıyayız.
Burada kuvvetli bir uyarıya ihtiyaç var. Bazı millicilerimiz, Ermeni katliamı uydurmaları karşısında, suçu Kürtlerin üzerine atarak “kurtulmak” gibi bir yol buldular. Bu da bir boyun eğme yöntemidir ve aynı zamanda tehdidin kaynağını görmezden gelmek için bulunan bir çaredir. Ne yazık ki, İlhan Selçuk gibi değerli bir yazarımız da bu ciddî yanlışa düşmüştür. Ekim ayı başlarında yazdığı bir yazıda, şu soruyu öne sürüyor:
“Avrupa’nın bugün haritalarında Kürdistan diye göstermekten hoşlandığı bölgelerden geçen Ermeniler daha çok kimler tarafından öldürüldüler?..
“Türkler mi?
“Kürtler mi?
“...Kürt aşiretleri de başına buyruk eski yerel yönetimlerinin otoriter düzenleri içinde yaşıyorlardı..
“Ermeni sorununda Kürtlerin payı ne orandaydı?.”[vi]
Biz Kürtleri hem milletimizin bir parçası olarak görüyoruz, ama işimize gelmediği zaman, onları başkası diye niteleyebiliyoruz. Bu büyük bir çelişmedir; tutarsızlıktır. Biz ve onlar diye koyarsak meseleyi, bölünmeyi kabul etmiş oluruz. Öte yandan o topraklarda yapılan uygulamalardan devletin sorumlu olduğunu kabul etmezsek, devletin bir anlamı ve işlevi kalmaz. Devlet, topraklarında yaşayan insanların güvenliğini sağlamakla yükümlüdür ve bu sorumluluğu herhangi bir topluluğun sırtına yükleyemez.
Bu yanlışlar bizi Türkiye’yi bölen senaryolar içinde rol almaya kadar götürür.
Büyük Proje 2006
Sayın Rektörümüze ve bu toplantıya katılan seçkinlerimize yazılı olarak da sunuyorum. Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırımı Yalanı’nı göstermek için büyük bir aydınlatma seferberliği ve eylem planı hazırlandı. Adı: Büyük Proje 2006. Özü, Türkiye’de 70 milyonluk milletimizi ve Avrupa’da 4 milyon Türk’ü ve ABD’de 1 milyon Türk’ü ayağa kaldıracağız. Lozan 2005 bu projenin işaret fişeğidir. Lozan2005’le bu işe başladık ve modeli kurduk.
Ermeni soykırımının uluslararası bir yalan olduğunu, Ermenistan başbakanının raporuyla, Ermeni komutan subaylarının cephe raporlarıyla, gerçeğe sadık Ermeni tarihçilerinin kitaplarıyla göstereceğiz. Kaynak Yayınları bu belgeleri yedi kitap halinde toplayıp yayınlıyor.
Milletimizi yalnız yurt içinde değil yurtdışında da seferber etmek gerekiyor. Ermeni ve Rus arşivlerindeki bilgi ve raporlar, yalnız Türkçe değil, Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça ve Ermenice basılıyor. Avrupa ve Amerika’da yaşayan yurttaşlarımız bu kitaplarla parlamentoların, üniversitelerin, strateji kuruluşlarının kapılarına dayanacaklar.
Boyun eğme dönemine son veriyoruz. Almanya Federal Meclisi, 16 Haziran 2005 günlü Ermeni katliamını tanıma kararı almadan önce, Almanya’daki Türk kuruluşları yürüyüşler yapmak istedi. Bunu Tayyip Erdoğan yönetimi ve Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı ve Almanya Büyükelçiliği önledi. Almanya Türk Dernekleri Koordinasyon Kurulu Başkanı Sayın Tahsin Bayer, Lozan Kurultayı’nda açıkladı. “Aman durun” demiş Berlin’deki Büyükelçilik, sözümona Alman Hükümeti’nden söz almışlar, karar kabul edilmeyecek diye.
Görüyorsunuz, bir oyun oynanıyor. Bu oyunu bozuyoruz. Avrupalılar kendi metropollerinde ayağa kalkan Türkten çok korkarlar. Bakın önümüzdeki dönem onlara Türkiye’nin büyük gücünü göstereceğiz. 15 Mart 2006 günü Talat Paşa’nın Berlin’de vurulduğu yerde toplanıp onbinlerle yürüyeceğiz. 24 Nisan’da Amerika’da onbinlerce insanımızla yürüyeceğiz.
5. Türkiye’nin İttifak Birikimini Değerlendirmek
Tarih Dersi
Rus ve Ermeni kaynaklarına dayanarak mücadele projesini, Ecevit-Bahçeli hükümeti zamanında, Türk devletinin önüne koyduk. Gelin Rus devletinin arşivinden Ermeni ve Kürt meseleleriyle ve Atatürk devrimiyle ilgili belgelerin fotokopilerini alalım dedik. Hem de fotokopi fiyatına. O zamanki Uluştarma Bakanı Sayın Enis Öksüz olayın hikayesini çok iyi bilir. Ecevit-Bahçeli hükümeti. projeyi reddetmiştir. Niçini çok ilginç. Efendim, bu belgelerle Lenin, Stalin propagandası gelirmiş. Kafaları paslanmış Komünizm düşmanlığında takılmış kalmıştır. Vatan, millet, devlet umurlarında değildir.
Bu Soğuk Savaş kalıntısı Komünizm düşmanlığı, Türkiye’nin ayağına bağlanmış müthiş prangadır. Burada da izlerini gördük. Ermeni yalanını çürüten belge, Sovyet Arşivi’nden mi, öyleyse aman elimizi sürmeyelim tavrı içinde olanlar var.
Oysa biz, Ermeni sorununu Kurtuluş Savaşı’nda ve Lozan’da Sovyetlerle birlikte çözdük. Lenin, 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Çarlığın İngiliz ve Fransız emperyalistleriyle yaptığı gizli paylaşma anlaşmalarını yırttı ve dünyaya ilan etti. Daha önemlisi, 1918 yılı Martında Osmanlı devleti ile Sovyet Rusya arasında imzalanan Breslitovsk antlaşmasıyla, Sovyetler Çarlık Rusyasının 40 yıl önce ele geçirdiği Kars, Ardahan ve Iğdır’ı Türkiye’ye geri verdi. Yenildiğimiz koşullarda vatan topraklarımızı Rusya’dan silahla geri alma şansımız var mıydı? Ama Lenin ve Stalin, buraları sizin topraklarınızdır dediler ve verdiler. Arkasından iki büyük devrim önderi Mustafa Kemal ile Lenin arasındaki ittifak kuruldu. Bu sayede İngilizlerin Kafkas Seddi yıkıldı. Anadolu’daki devrim hükümetinin ordusu ile Rus Kızıl Ordusu askerî işbirliği yaparak Ermeni sorununu çözdüler. Doğu cephesini güvence altına aldıktan sonra sıra Güney ve Batı cephelerine geldi. Atatürk’ün “Doğu’da bir dayanak yaratarak İzmir’i kurtarma” stratejisinin temel direklerinden biri sovyet dostluğu idi. Bu bir denklem, o zaman başka türlü olamazdı. Aslında bu ittifak, Kemalist Devrim boyunca devam etmiştir. 1930’ların devletçi ve planlı kalkınmasıyla yaratılan “Türk mucizesi”, Sovyet işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir. 1928 yılında İstanbul Taksim Meydanı’na dikilen anıta bakınız, orada Atatürk ve İsmet Paşa’nın arkasında Sovyet Devrimcisi Aralov vardır. Atatürk, bir dünya tahlili yaptığı için, iki devrim arasındaki kardeşliği anıtlaştırmıştır. Ölürken de Celal Bayar, Tevfik Rüştü Aras ve Kılıç Ali’ye ve ayrıca Ali Fuat Cebesoy Paşa’ya, “Size tek vasiyet bırakıyorum, Sovyet dostluğundan ayrılmayacaksınız" demiştir. Hepsi tanıktırlar ve yazmışlardır.
İttifakları tarih içinde doğru saptayanlar, bugün de doğru bir konumlanma içine girerler. İttifak için, öncelikle yakıcı ve büyük tehdidin kaynağının doğru saptanması gerekir. Birinci Dünya savaşı’nda tehdit, İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası’ndan geliyordu. Bugün ise tehdidin merkezinde ABD var.
Batı’dan gelen tehdide kimlerle karşı koyacağımız, bu tabloda verilidir. İkincisi özel olarak Ermeni sorununda, en önemli dayanağımız Sovyet ve Ermeni arşivleridir. Ermeni Arşivi’ni de Sovyetler koruduğu için bugün kullanabiliyoruz. Sovyet Ermenileri, emperyalizmin emrinde olmadıkları için gerçeklere bağlı kalmışlardır. Bir Ermeni aydınının gerçekçi ve Türk dostu olması için, o zaman sosyalist olması, Sovyet kurumlarında çalışması gerekiyormuş. Bu bir gerçek. Öyleyse eğer vatanımızı ve milli devletimizi düşünüyorsak, bu kaynakları değerlendirmek zorundayız.
Bölge İttifakı
Ermeni Soykırımı yalanına ve tehditlere karşı Türkiye, kendi ittifaklar sistemini kurarak karşı koyabilir. Bölge ülkeleri Suriye, İran, Azerbaycan ve Arap ülkeleri bu ittifakın birinci halkasını oluşturuyorlar. Direnen Irak halkı da bu ittifakın içindedir. ABD’nin Kuzey Irak’ta kurduğu İkinci İsrail diyebileceğimiz devlet, bölge için bir tehdit merkezidir. O Kukla Devleti çevreleyen Türkiye, İran, Suriye ve direnen Irak halkı ABD’nin fesat ocağını söndürmek için birlikte hareket etmek zorundalar.
Öte yandan Ortadoğu’da ABD’nin piyonu olmayı kabul eden güçlerin uyarılmasına da ihtiyaç var. ABD bugün var, yarın yok. ABD gittiği zaman, biz Ortadoğu’lular yine birlikte yaşayacağız. Uygarlıkların beşiği olan bu coğrafyada, kardeş halklara ve komşulara ihanet hiç kimseye yakışmaz. 1915-1923 arasında yaşananlar, bu açıdan derin ibret dersleriyle doludur. Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni’nin özeleştirisini, yalnız Ermeniler değil, Barzani, Talabani, Abdullah Öcalan ve PKK yetkilileri de okumalılar.
Kanımca Kaçaznuni’nin tecrübeden çıkardığı en önemli ve en çarpıcı gerçek şudur: devlet geleneği olmayan etnik gruplar, emperyalistlerin desteğiyle ellerine geçici olarak da olsa bir tohrak parçası geçirdikleri zaman, otorite kuramıyorlar. Kaçaznuni diyor ki: Devlet geleneğimiz yoktu, devlet yönetmeyi bilmiyorduk, devlet adamımız yoktu. Otorite kuramadık. Kurmak için Müslümanları katlettik. Yine otorite kuramadık. O hale gelmiştik ki, elimizdeki coğrafyayı yönetecek bir devlet aradık. Bolşevikler gelmese, biz onları çağıracaktık.
Bir kısım Ermenilerin de onca felaketten sonra Türkiye’yi çağırmak istediklerini yine Kaçaznuni anlatıyor.
Ama bir fatura var. Kaçaznuni’nin de belirttiği gibi, hem birlikte yaşadıkları halklara büyük acılar yaşatmışlardır hem de Ermeni halkının mahvına yol açmışlardır.[vii]
İşte büyük ders budur. Ortadoğu ülkeleri ve halklarının birliği için, bu dersin iyi anlaşılması gerekiyor.
Aynı acıları ABD emperyalizminin kirli çıkarları yüzünden yeniden yaşamaya gerek var mı?
Avrasya Cephesi
Bölge ittifakı, çok büyük bir cephe gerisine sahiptir. Rusya ve Orta Asya cumhuriyetlerinden Çin, Pakistan ve Hindistan’a kadar uzanan Avrasya devletleri, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin karşısında set oluşturmaktadırlar. Dikkatinizi çekerim, hiç Suriye, İran, Pakistan, Hindistan veya Çin Halk Cumhuriyeti Ermeni soykırımı kararları alıyorlar mı? Gazi Üniversitesi Sempozyumu’na katılan Suriye Millî Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Faysal Kaltum’un konuşmasını dinlediniz. Rusya Millî Meclisi İncelemeler Komisyonu Başkanı Dugin’i de dinlediniz. Birçoğumuz farkında olmadığı halde, bu Ermeni soykırımı suçlamasının bir süre sonra Kuzey Irak merkezli tehdidin yükseldiği koşullarda önümüze çıkarılacağını vurguladılar.
Ermeni sorunu, yalnız Türklerin sorunu değildir. Emperyalizmin saldırı ve müdahalesine uğrayan herkesin sorunudur. Bu açıdan Rusların da sorunudur. Azerbaycan kökenli tarihçi, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar’ın bir saptamasını hiç unutmam. Demişti ki, Sovyetler Birliği’nin parçalanması olayı Karabağ’da başladı. Azerbaycan’ın parçalanması orada kalamazdı; Yugoslavya’nın parçalanması ada orada kalamazdı; Irak’ın parçalanması da orada kalmıyor. Müthiş bir ders: Parçalananlar, kendilerini parçalayana karşı birleşirken, kullanılan etnik ve dinsel sorunları da dikkate almak zorundalar.
Parçalanma tehdidi altında olanlar ve parçalananlar, parçalayanlara karşı birleşecek. O zaman Ermeni sorununda ve benzer etnik sorunlarda da birleşecekler. İlericiler birlikten yanadır. Emperyalistler böler.
Nitekim Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya’da etnik ayrımcılığa, dinsel bağnazlığa ve uluslararası terörizme karşı mücadele programını ilan etmiştir ve bu amaçla askeri işbirliğini de örgütlemektedir. Türkiye de, bu oluşumun içinde yer almak zorundadır ve yer alacaktır.
ABD ve AB, bize Kemalist Devrim’i yıkıp bitireceksiniz dayatmasında bulunurken, Çin Halk Cumhuriyeti 8. sınıf ders kitabının kapağına Atatürk’ün fotoğrafını koyuyor. Fas, Tunus, Cezayir ve bütün Ezilen Dünya’da Atatürk büyük devrimcidir ve örnektir. Fidel Kastro, Küba’da cephesini emperyalizme dönen Atatürk’ün heykeli dikiyor. Bütün Latin Amerika ülkelerinde oraların Kemalizmi sayılan Bolivarcılık yükseliyor. İran radyosunun birkaç hafta önce benimle yaptığı Ermen soykırımı yalanlarını ele alan görüşmede, radyo sunucusunun ısrarla bu suçlamadan yalan diye söz etmesi, İran’ın tutumunu yansıtmaktadır.
Türkiye Atlantik’te boğulmaktadır. Oysa, Avrasya’da bağımsız ve öncü konumundaki bir Türk devletinin yeri hazırdır. Atlantik’te boğulmamak için Avrasya’da ayağa kalkacağımız bir tarihsel sürecin eşiğine gelmiş bulunuyoruz.
6. Avrupa’yı ABD’den Ayırmak
Avrupa ülkeleri, Ermeni soykırımı kararlarıyla aslında ABD emperyalizminin değirmene su taşıyorlar. Soykırım yalanı, ABD’nin BOP veya GOKAP diye anılan ünlü projesinin hizmetindedir. Avrupa, ABD’nin Ortadoğu ve Ortaasya’yı denetim altına almasında bir çıkar umuyorsa, ABD saldırganlığını desteklemeye devam etsin. Ama öyle değil. Bunu Avrupalılar da biliyor. Peki niçin ABD’nin Türkiye’yi bölme planlarında rol alıyorlar? Çünkü AB ülkeleri, Türkiye’nin bu saldırıdan kurtulamayacağı kanısındalar. Bir parça da belki kendi paylarına düşer beklentisiyle ABD planlarını destekliyorlar.
Ancak dikkat edilirse Avrupa, İran’a karşı müdahalelerinde ABD’nin yanında değildir; hatta engelleyici tavırlar almaktadır. Çünkü İran ABD’ye direniyor. Eğer Türkiye de direnirse, AB ülkelerini en azından daha tarafsız veya daha ikircikli konumlara çekebilir. Bu nedenle Ermeni soykırımı yalanıyla ABD emelleri arasındaki bağlantılar Avrupalılara anlatılmalıdır. Biz, İsviçrelilere bunu anlattık ve etkili oldu.
Avrupa, bu Ermeni soykırımı yalanlarıyla kendi iç hatlarına mayınlar döşediğinin şu anda farkında değil. Ama biz bunu görüyoruz ve göstermeliyiz. Bu Ermeni soykırımı yalanları, Avrupa ülkelerinde istikrarı bozacak bir dinamit özelliği taşıyor. Kısa görüşlü Avrupa liderleri bunu ergeç anlayacaklardır. Biz, anlatıyoruz. Ermeni soykırımı kararlarıyla kendi ülkelerinde ırkçılığı hortlattılar. Ermeni soykırımı kararları, yalnız Türkiye’ye değil, aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Türklere karşı bir aşağılama kampanyasına dönüşmüştür. Avrupa devletleri, kendi milletlerini Türklere karşı kışkırtmış oluyorlar. Ortaçağlardan gelen Türk düşmanlığı, şimdi bir de Ermeni soykırımı yalanlarıyla azgınlaştırılmaktadır. Türkler soykırım yapar, vururlar, kırarlar; öyleyse vurun Türklere, vurun Türkiye’ye. İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilere uygulanan ırkçı şiddet, bugün Türklere karşı yönlendiriliyor.
Almanya Federal Meclisi’nin 16 Haziran 2005 günü kabul ettiği Ermeni katliamını tanıma kararı sonucu, soykırım yalanı ders kitaplarına konmaktadır. Alman çocuğuna aynı sırada yan yana oturduğu Türk arkadaşına karşı kin aşılanıyor.
ABD’nin “Medeniyetler çatışması”nın Avrupa’da istikrarı tehlikeye sokmasından korkan Avrupa, o çatışmayı kendi eliyle ateşlemiş oluyor.[viii]
Asyalılara ve Afrikalılara karşı ırkçı bağnazlığın faturası yalnız biz Mazlum Milletlere çıkmıyor. Asıl fatura Avrupa’ya çıkacaktır.
2005 yılı sonbaharında Paris’in ateşler içinde yanması, Avrupa için şiddetli bir uyarıdır. Ermeni soykırımı kararlarıyla, yalan anıtları dikerek, yeni yangınların fitilini ateşlemişlerdir. O zaman Paris de yanar, Berlin de ve Londra’da.
Türkiye’de istikrar, Avrupa’da istikrardır. Biz Avrupa’nın karışmasını istemeyiz. Tersine biz, ABD’den bağımsız bir Avrupa’dan yanayız. AB’ye girmeyeceğiz. Ama AB’nin eşit koşullarda dostu olmaya hazırız. Ermeni soykırımı türünden düşmanca tutumlar, dostluk için zemin bırakmıyor. Avrupa devletleri ve kamuoyunu dostluğa çağırıyoruz ve onları uyarıyoruz.
7. Savunma Değil Taarruz
Ermeni soykırım yalanı, Batı devletlerine yalvararak çürütülemez. Bu ezik tutumun varacağı yer şimdiden bellidir. ABD ve AB’ye hoş görünmek isteyenler, Ermeni soykırımını kabul etme sözü vermişlerdir ve bunun için Türkiye kamuoyunu hazırlama tertipleri içindedirler.
Tavır önemlidir. Dik duracağız, Ermeni soykırımı kararlarını İsviçre’de yaptığımız gibi çiğneye çiğneye geçersiz hale getireceğiz. İsviçre örneği ilerde incelenecektir.
8. Millî Hükümet Hedefine Kitlenmek
Tayyip Erdoğan İktidarı Soykırım Yalanını Müzakere Çerçeve Belgesi’ni İmzalayarak Kabul Etti
Cumhuriyet’in başbakanlık makamını işgal eden Tayip Erdoğan, 15 Şubat 2004 akşamı, Teke Tek programında Kanal D ekranından ”Ben ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağım” dedi. Yani ABD projesinin görevlisi olduğunu ilan etti. Daha sonra 2005 yılı Haziran ayında Bush’un kapısında, “Büyük Ortadoğu Projesinde görev almaya hazırız” açıklamasında bulundu. Geçenlerde bu görev tanımını bir kez daha yineledi.
Bütün bunlardan sonra burada, bazı arkadaşlarımızın hükümete seslenerek, “Efendim bize para verin, imkan verin de biz araştırmalar yapalım, Ermeni soykırımı iddialarını çürütelim” talepleri nasıl değerlendirilebilir?
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün bu sempozyuma yolladığı mesajı okuyunuz, karar vermeniz için yeterli kanıt bulunmaktadır.
Gerçeği görmeliyiz: Tayyip Erdoğan hükümetinin politikası, Türkiye’ye Ermeni soykırımını kabul ettirmektir. ABD ile kafa kafaya vermişler, Türk milletine bunu hangi tertiplerle kabul ettirecekleri konusunda planlar yapmaktadırlar. Erivan’daki NATO Parlamenterler toplantısında Halil Berktay, bu tertibi açığa vurmuş oldu. Berktay, Tayyip Erdoğan iktidarına hayranlığını anlattıktan sonra, hükümetin Ermeni soykırımını kabul etmeye hazırlandığını belirtiyor. Ancak Türk milletinin direnişini kırmak için, NATO parlamenterlerinden zamanlama konusunda hoşgörü ve anlayış rica ediyor. Bir diplomat da bu tertibi doğrulamaktadır. Gerçek budur.
Kaldı ki, hükümet Ermeni soykırım yalanı’nı kabul etmiş bulunmaktadır. Müzakere Çerçeve Belgesi okunursa, bu gerçek görülür. Orada AB Parlamento’sunun Türkiye hakkında aldığı soykırımı kabul kararlarının hepsi tek tek sayılmaktadır. Ve bu kararların Türkiye tarafından kabulü için taahhüt altına girilmiştir.
Her Kurtuluş Savaşı Aynı Zamanda İç Savaştır
Değerli arkadaşlar, her kurtuluş savaşı aynı zamanda bir iç savaştır. Bakın Kurtuluş Savaşımıza Anzavur’u, Çapanoğlu’su, Gerede, Bolu, Düzce, Akyazı, İzmit, Konya, Koçgiri ve Yozgat’ta İngiliz altınlarıyla Atatürk’ün Millî Hükümeti’nin üzerine sürülen silahlı ve haçlı gericilik... Kurtuluş Savaşı, yalnız dış düşmanla değil, içteki düşmanla da savaşarak kazanıldı. Şu veya bu etnik gruptanmış, çoğu Türk kökenliydi, farketmez. Bizim vatanımızın bütünlüğüne karşı kimi üzerimize sürdülerse, onunla savaşarak kurtardık bu vatanı. Hepsinin arkasında İngiliz’le birlikte Padişah ve Damat Ferit hükümetleri vardı.
Müzakere Çerçeve Belge’sini kabul eden bir iktidarın oynadığı rol farklı mıdır? ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde Diyarbakır’ı merkez yapma görevi aldığını ilan edenlere hükümeti teslim etmişiz. Bu böyle devam ederse, başımıza neler geleceğini saptamak zor değildir.
Türkiye’nin Avrupa kapısına bağlanması, Amerika tarafından kontrol altına alınması, komşuları Irak, Suriye ve İran’ın üzerine sürülmesi, büyük felaketler getirir.
Bizi BOP gereği parçalanmaya, mahvolmaya sürükleyenleri tepemizde taşımayız. Bu hükümetten kurtulmazsak, millî birliğimizi, millî devletimizi, vatanımızı ve atatürk Devrimi’ni yitireceğiz.
Ermeni sorununu, Kurtuluş Savaşı döneminde Millî Hükümetle çözmüştük.
Bugün yine ve ancak Millî Hükümetle çözebiliriz.
Bütün millî gücümüzle Millî Hükümet hedefine kilitlenmek durumundayız.
IV. DOĞRU PRATİK: LOZAN ÖRNEĞİ
İsviçre’deki başarının nedenleri, doğru strateji, doğru siyaset, doğru plandır. Biz bu başarıyı Milli Devlet stratejisiyle kazandık.
21. yüzyılda Türk milletinin bir millî devleti olacak, bu kesindir. Bu kararı aldık mı, doğru siyaset ve uygulamaların hepsi gelir. Lozan2005 tecrübesi, bunu kanıtlamaktadır.
İsviçre Hukukunda Katliamı İnkâr Suçu
İsviçre Ceza Yasası’nda bir 261. madde 4. fıkra var. Orada şöyle bir suç tanımı yapılıyor: “Kamu önünde sözle, yazıyla veya resimle, küçük düşürmek veya aşağılamak nedenlerinden biriyle, insanlığa karşı halk katliamını inkar etmeye, kabaca suçsuz göstermeye veya haklı çıkarmaya kalkışmak.” Bu suça kısaca “halk katliamını inkar” suçu diyorlar.
Ancak 1915’te yaşanan olaylar, halk katliamı mı, değil mi? Bu soruya işgüzarlık yapıp tarih meselelerine burnunu sokarak, İsviçre Millî Meclisi (Nationalrat) bir cevap vermiş. 2003 yılı Aralık ayında oturmuş bir karar almış. İşte o karara göre, Osmanlı devleti 1915 yılında Ermenilere karşı bir halk katliamı gerçekleştirmiş. İsviçre, soykırım terimi 1948 yılında ortaya çıktığı için, halk katliamı kavramını kullanıyor.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İsviçre’de yapılan bir toplantıda Emeni soykırımını olmadığını belirtince, hakkında soruşturma açılıyor. Bu haber, ülkemiz basınında Türkiye halkını yıldıracak biçim ve havada verildi. Tam anlamıyla psikolojik savaş! Yani bütün dünyada Ermeni soykırımı kabul edildi, hatta bunu inkar etmek suç oluyor, artık çaremiz yok, en iyisi biz de suçumuzu itiraf edelim gitsin: Söylenen buydu.
Bu psikolojik savaşı bozguna uğratmak amacıyla hemen uçağa atlayıp İsviçre’ye gittim. 7 Mayıs 2005 günü Lozan görüşmelerinin yapıldığı binanın merdivenlerine çıkıp bir basın toplantısı yaptım. İsviçre ve Türkiye basınını temsilcileri oradaydı. Almanca yaptığım açıklamanın Türkçe çevirisi şöyle:
İŞÇİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI DOĞU PERİNÇEK
BERN’DEN VE LOZAN’DAN AVRUPA KAMUOYUNA SESLENİYOR: “ERMENİ KIRIMI” YALANLARI 1915’TEN BERİ EMPERYALİZMİN PSİKOLOJİK SAVAŞ MALZEMESİDİR”
Uluslararası Yalan
Avrupa kamuoyuna Bern ve Lozan’dan sesleniyorum:
“Ermeni soykırımı” iddiaları, uluslararası bir yalandır.
Uluslararası yalan olur mu?
Olur. Bir zamanlar Hitler bu yalanların üstadı idi, şimdilerde ABD ve AB emperyalistleri! Yalnız Türkiye arşivleri değil, Sovyet Arşivi’ndeki belgeler de, o uluslararası yalancıları çürütmektedir. Belgelere göre, Ermeni-Müslüman boğazlaşmasının sorumlusu, Batılı emperyalistler ve Çarlık Rusyası’dır. Osmanlı devletini paylaşmak isteyen büyük devletler, yüzyıllardır birlikte yaşadığımız bir kısım Ermenileri kışkırtmış ve şiddete sevketmişlerdir. Türkler ve Kürtler, bu saldırılara karşı vatanlarını savunmuşlardır.
Hitler’in de aynı yöntemlerle çeşitli etnik grupları ve toplulukları kullanarak, emperyalist amaçları için, ülkeleri böldüğü, halkları birbirine kırdığı unutulmamalıdır.
90. Yıl Kampanyası
“Ermeni kırımı” yalanları, ilkönce 1915 yılında, Cihan Savaşı’nda Osmanlı ülkesini paylaşmak için savaşan İngiliz, Fransız ve Çarlık Rusyası emperyalistleri tarafından imal edildi. Chamberline’nın da daha sonra itiraf ettiği gibi, bu bir savaş propagandası idi.
Bugünkü kampanyanın tetiğini ise, ABD emperyalizmi çekmiştir.
ABD, 1991 ve 2003 Körfez savaşlarıyla Irak’ı işgal edip parçalayarak Kuzeyde bir Kukla Devlet kurmuştur. Dahası Kerkük petrollerini de bu devlete katmıştır. Türkiye’ye bugün o Kukla Devlet’e bekçilik yapması dayatılıyor. Emperyalist kuşatma ile karşı karşıyayız. “Ermeni soykırımı” yalanları, Kıbrıs’tan ve Ege’den yöneltilen baskılar, hep birbiriyle bağlantılıdır ve bizi parçalamak ve esir etmek içindir.
Avrupa ABD’nin Oyununa Geliyor
Kurtuluş Savaşımızı bile, “insanlık suçu” sayan kararların birbiri peşisıra alınması, ABD ve AB’nin Ermeni sorununu, Ortadoğu ve Asya stratejisinin araçları arasına yerleştirdiklerini göstermektedir. Ancak burada AB, Atlantik’in ötesindeki büyük müttefikin aleti konumuna düşmektedir. Çünkü AB’nin silahlı gücü yoktur ve bu nedenle Kuzey Irak’ta olsun, Kıbrıs’ta olsun, alanı ABD ordusuna açmak dışında bir şey yapmıyor. Avrupa, en sonunda Avrupa’yı da vuracak olan politikalara hizmet etmektedir.
ABD ve AB’nin Devşirmeleri
ABD ve AB, “Ermeni soykırımı” yalanı kampanyasında Türkiye nüfus kağıtlı görevlileri harekete geçirmiştir. Özellikle ABD servisleri ve Alman istihbaratı tarafından devşirilen bir kısım satılık tarihçiler ve kiralık gazeteciler, konferanstan konferansa taşınmaktadır.
AKP merkezli tarikat ağı, holding gazete ve televizyonları, NGO denen Batı güdümlü “sivil toplum” kuruluşları, Helsinki Muhipler Cemiyeti, İnsan Hakları Cemiyeti, Sınırsız Gazeteciler türünden maaşlı beşinci kol takımları, işbirlikçi vakıflar vb örgütlenme ağı, Türkiye’ye karşı, ABD ve AB hesabına çalışmaktadırlar. Dolarlar, Euro’lar herkesin gözü önünde dağıtılmaktadır. “Projeler” yapılmakta, hıyanete fiyat biçilmekte ve ödemeler yürümektedir. Batı tarafından satın alınan NGO entelijansiyası, Yugoslavya ve Irak deneyiminde görüldüğü gibi, yeni model ABD darbesi ve işgalinin “sivil” mangalarına dönüştürülmüşlerdir. Batılı emperyalistler, bunlar aracılığıyla Türkiye’yi çökertme operasyonunun gerekçelerini imal etmekte ve yaymaktadır.
Satılık Tezler
Örnekler biliniyor.
Doç. Dr. Halil Berktay: “Türkler, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’yu yeniden işgal ettiler.”
Oral Çalışlar: “1915 Ermeni tehciriyle başlayan etnik temizleme süreci, aslında bir yönüyle ulus-devlete gidiş sürecidir.”
Ragıp Zarakolu: “Çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir coğrafyada, üniter bir ulusal devlet kurmanın bedeli, soykırım, etnik arındırma, zorla göç ve zorla asimilasyon oldu.”
Bu örnekler de gösteriyor ki, emperyalizmin amacı, Türkiye’nin bütün mazlumlar dünyasına örnek olan Kurtuluş Savaşı’nı mahkum etmek ve o savaşla kurulan Cumhuriyetimizi yıkmaktır.
Biz Vatanımızı Savunduk ve Yine Savunacağız.
Buradan bütün dünyaya ve Avrupa kamuoyuna sesleniyoruz:
Biz Birinci Cihan Savaşı’yla başlayan Kurtuluş Savaşımızda, 1914’ten 1922’ye kadar vatanımızı savunduk ve emperyalizmi yendik. Burada imzalanan Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığımızı ve haklılığımızı bütün dünyaya onaylattık.
Emperyalizmin ateşe sürdüğü güçlerin, bizi arkadan vurmalarına, vatanımızı bölmelerine izin veremezdik. İhanete, bugün ve yarın da asla vermeyeceğimizi bütün dünya ilan ediyoruz.
ABD Asya Kalesine Çarptı
ABD, Asya kalesine çarpmıştır; Irak’ta yeniliyor; Afganistan’da Kabil’e hapsolmuştur. Çin, Hindistan ve Rusya stratejik ortaklıklar kurdular. Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya’yı birleştiriyor.
ABD’nin dünyanın tek efendisi olma iddiası, Avrupa için de bir tehdittir. ABD’nin bu amaçla silahlı güç kullanması, etnik ayrılıkçılığı, Ortaçağ bağnazlığını ve terörü kullanarak ülkeleri bölmesi, darbeler tertiplemesi, bütün bunlar en büyük insanlık suçlarıdır.
Avrupa’nın demokratik devrimlerden gelen bağımsızlık ve özgürlük birikimi, ortak değerlerimizdir.
Biz Türk milleti, o değerler için savaştık ve bugün de o değerleri Asya ve Avrupa olarak birlikte savunmak için, sizlere başvuruyoruz.
Hitlervari “Ermeni soykırımı” yalanlarına inanmayın.
Galile gibi gerçeği arayın, gerçeği savunun.
Lozan2005
Yukardaki açıklamayı yaptıktan sonra gelen basın mensuplarına ayrıca “Die Grossmaechte und die Armenierfrage” (Büyük Devletler ve Ermeni sorunu) başlıklı Almanca kitapçığımı da dağıttım.[ix] Basın toplantısını ve gezimi İsviçre polisi birkaç ekiple izledi ve kameraya aldı. Aynı gün akşam aynı açıklamayı bu kez de İsviçre’nin başkenti Bern’de, 200 kişinin katıldığı bir akşam yemeğinde yineledim.
Ancak bu açıklamalarım, birkaç gazetenin Avrupa basımları dışında yayınlanmadı. Türkiye’ye dönüşümde Esenboğa Hava Alanı’nda ve arkasından İsviçre Büyükelçiliği önünde yaptığım basın toplantılarına da basın itibar etmedi. Çünkü İsviçre’de Ermeni soykırımı yalanını çiğnemiş ve elimi kolumu sallayarak yurda dönmüştüm. Bu bilinirse korku dağılır, büyü bozulurdu.
Bunun üzerine İşçi Partisi Uluslararası Strateji Merkezi (USTRAM), Atatürkçü Düşünce Derneği ve Ulusal Kanal, birlikte Lozan2005 eylemini düzenlediler. Lozan Antlaşması’nın 82. yıldönümünde, Lozan’ı Lozan’dan savunacaktık.
22-24 Temmuz 2005 tarihlerinde, başta KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere, 200 seçkin aydınımız, Winterthur ve Lozan şehirlerinde iki gün süren Lozan2005 kurultayını gerçekleştirdiler. “İstiklâl Savaşı’yla kazandık. Lozan’a Dokunulamaz” sloganıyla yürütülen bu çalışmanın başında, 22 Temmuz 2005 günü Zürich Hilton otelinde yapılan basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Gazi Üniversitesi Rektörü Kadri Yamaç, E Korg. Yaşar Müjdeci, ADD Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever’den sonra söz alarak, İsviçre basınına kendi dillerinden, Almanca bir açıklama yaptım. Amacım, İsviçre Millî Meclisi’nin Ermeni katliamı kararını bir kez daha çiğnemekti.
23 Temmuz 2005 akşamı, Lozan2005 Kurultayı’nın birinci günü Winterthur’da yapılan ilk oturumdan sonra İsviçre polisi tarafından Winterthur Savcılığına götürüldüm ve 3,5 saat ifadem alındı. Sorgulanan, İsviçre oldu, savcılık oldu. Karşımızda nasıl ezik olduklarını bütün milletimizin görmesini isterdim. Dedik ki cadı davası açıyorsunuz, engizisyon soruşturması yapıyorsunuz. Bizim bilimsel kanaatimizi açıklama özgürlüğümüzü ortadan kaldıramazsınız. İsviçre Meclisi, ABD emperyalizmin baskısıyla o yalanı karar haline getirmiştir. Parlamentoların yalanları gerçeğe dönüştürme gücü yoktur. Biz vatanımızı savunduk. Empryalist devletler, üzerimize yine birilerini sürecek olursa, yine vatanımızı savunacağız.
Ertesi gün Lozan’ın 82. yılında Lozan’da yürüyüş ve miting gerçekleşti. Türkiye’den gelen 200 seçkin aydın ile Almanya’da yaşayan 3 bin yurttaşımızın kucaklaştığı bu eyleme, İsviçre polisinin saptamasına göre 3 bin, Hürriyet gazetesine göre 5 bin insanımız katıldı. İsviçre basını günlerce, Türk-Kürt çatışması olacak diye yazdı. Aynı SüperNATO imalatı uydurma haber, Türkiye’de de Sabah gazetesinin başyazarı Erdal Şafak tarafından seslendirildi. “Kürt mitingi” dediklerine, çoğu Ermeni ve Rum kışkırtıcı örgütlerinden 70-80 kişi katıldı. Kürt kökenli yurttaşlarımız yoğun olarak Lozan yürüyüş ve mitingimizde vatan görevi başındaydı.
Yürüyüş ve mitingten sonra Lozan2005 Kurultayı’nın ikinci oturumu, Lozan Antlaşması’nın imzalandığı salonda gerçekleşti. 600 kişi hep bir ağızdan, şöyle bağırdı:
- Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır.
- Ermeni soykırımı tarihsel bir yalandır.
- Biz vatanımızı savunduk.
- Yalanlarınızı Lozan’dan yüzünüze çarpıyoruz.
İsviçre Millî Meclisi’nin aldığı Ermeni katliamını kabul kararı, Lozan’da toplanan binlerce Türkün ayakları altında kalmıştı.
7 Mayıs günü yaptığım basın toplantısı ve Lozan2005 eylemi nedeniyle, Winterthur Savcılığı’ndan sonra Lozan Sorgu Yargıçlığı da hakkımda soruşturma açtı. Bunun üzerine 18-19-20 Eylül’de, yeniden İsviçre’ye gittim. Önce 18 Eylül günü Bern’de Ermeni sorunu konusunda Almanca bir konferans verdim. Konferans öncesinde Bern Polis Müdürlüğü imzalı mühürlü bir tebligatta bulundu. Doğu Perinçek, bu konferansında Ermeni konusunda hiçbir şekilde ve kesinlikle konuşmayacak diye. Ben Türkiye’de hayatımın hiçbir döneminde polisten böyle bir tebligat almamıştım. Konferansın yapıldığı binanın üzerinde helikopterler uçuyor. Salonun önünde köpekli 50 polis kurt köpekleriyle bekliyor. Çevredeki cadde ve sokaklara yüzlerce polis yerleştirilmiş, polis kuşatması altındayız. Elbette bunlara aldırmadık ve kürsüye çıkıp, Ermeni sorununun uluslararası bir yalan olduğunu iki saat anlattık. Büyükelçiliğimizden sayın idare ve basın ataşelerimiz de dinleyiciler arasındaydı. Zürich’e doğru yola çıktığımız zaman, İsviçre radyoları Doğu Perinçek hakkında üçüncü bir soruşturma açıldığı haberini veriyordu.
Madem öyle, ertesi gün (19 Eylül 2005) bu kez Zürih’te basın toplantısı düzenledik. Salona girdim, arkadaşlarım bilgi verdi, polis şefi basın toplantısı masasının başına oturmuş. Bu davetsiz konuğa siz kimsiniz dedim, polis olduğunu belirtti. O zaman kalkın ve masanın en sonundaki iskemleye oturun dedim. Bunlar alışmışlar karşılarında AB ye girmek için el pençe divan duranlara, allak bullak oldu, kalktı ve masanın en sonuna oturdu. İsviçre’li gazeteciler bile güldü o haline.
Basın toplantısından birkaç saat sonra yine radyo ve televizyonlar, hakkımda dördüncü soruşturma-nın açıldığını flaş haber olarak bildiriyordu. Soruşturmaları çoğalta çoğalta gerçeğin kabul edilmesi-nin yolunu açıyorduk. İsviçre’nin yasadışı tutumunu çiğneye çiğneye başarıya ilerliyorduk.[x]
Başarı ve Nedenleri
Lozan akıncılarının büyük mücadelesiyle bizim de beklemediğimiz kadar kısa bir zaman içinde çok önemli sonuçlar aldık.
1. Lozan2005 eyleminden sekiz gün sonra 1 Ağustos 2005 günü İsviçre Federal Bayramı töreninde konuşan İsviçre Millî Meclisi’nde en çok sandalyeye sahip olan İsviçre Merkez Demokrat Birliği ve İsviçre Halk Partisi (SVP) Genel Başkanı Ueli Maurer, Ceza Yasası’ndaki halk katliamını inkâr suçunun kaldırılması gerektiğini savundu.
2. Lozan2005 eylemini gerçekleştireli, henüz iki hafta olmuştu, İsviçre Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Peter Briner, Ermeni katliamı tasarısını gündemden kaldırdıklarını açıkladı. Bu konunun Senato’yu ilgilendirmediği kanısına varan Komisyon, sorunun ilgili ülkeler olan Türkiye ile Ermenistan arasında görüşülmesi ve tarihçilere bırakılması görüşünü benimsemişti. Habere İsviçre basını yaygın olarak yer verdi.[xi] Türkiye basını, birkaç gazete dışında, bu büyük başarıyı Türkiye halkından gizledi.
3. Lozan Sorgu Yargıcı, 20 Eylül 2005 günü 7 Mayıs 2005 gününde Lozan’da yaptığım basın toplantısı nedeniyle ifademi aldıktan sonra, takipsizlik kararı verdi.[xii] Sorgu Yargıcı İsviçre devlet televizyonlarında yaptığı açıklamada, Doğu Perinçek’in suçlu bulunmadığını açıklıyordu. Böylece İsviçre’de ‘Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır’ görüşünü savunma özgürlüğü yargı kararıyla kabul ediliyordu. Daha önemlisi İsviçre Millî Meclisi’nin Ermeni katliamı kararı bir bakıma yargı tarafından da dikkate alınmıyordu. Böylece Meclis’in bu kararını çiğneye çiğneye geçersiz hale getirme kararımız kısa zamanda sonuç almıştı. Lozan sorgu yargıcı’nın açıklamasını İsviçre 1. kanalı SF 1, “İsviçre Doğu Perinçek’e boyun eğdi” altyazısı ve yorumuyla verdi. Başarı, kuşkusuz Lozan2005’in başarısıydı; ama en önemlisi doğru politikanın ve kararlı mücadelenin başarısıydı.
4. İsviçre kamuoyu, Ermeni katliamı konusunu aylardır tartıştı ve tartışmaya devam ediyor. İsviçre basını, bu konuya ne acıdır ki, bizim televizyon ve gazetelerimizden daha geniş yer verdi. Zaman zaman manşetlerden verilen haberler sayesinde, konu kahvelerde bile tartışılır oldu.
Yetkililere Çağrı Bazı serzenişlerim de var. Bazı CHP ve AKP milletvekilleri de Lozan’a gelmek için isimlerini yazdırmışlardı. Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal’ın müdahalesi üzerine katılmadılar.
Buradan bir çağrı yapıyorum. Aynı çağrıyı daha önce bizzat Sayın Tayyip Erdoğan ve Sayın Deniz Baykal okusunlar diye, Parlamento dergisinden de yaptım.
Şimdi bizim İsviçre’de bitirmemiz gereken bir iş var. İsviçre’nin attığı geri adımlarla yetinemeyiz, İsviçre Millî Meclisi’nden Aralık 2003’te aldığı Ermeni katliamını tanıma kararını kaldırmasını istiyoruz.
Bunu başaracağız. Başbakanlık koltuğunda oturan Tayip Erdoğan, gezi yapmayı çok seviyor, İsviçre’ye de gitmeli ve bir basın toplantısı yaparak, Ermeni katliamı ididalarının gerçek dışı olduğunu açıklamalıdır. Baykal ‘dan da bunu talep ediyorum. Tayip Erdoğan ve kurmayları Yeni Zelanda ve Avustralya yerine İsviçre’ye gitsinler, Sayın Baykal ve Sayın Elekdağ da gitsinler, dört beş İsviçre şehrinde Ermeni soykırımı yalanını anlatsınlar. Artık tehlikesi de yok. Lozan Sorgu Yargıcının kararına göre, serbestçe konuşabilirler. İsviçre Meclisi’nin kararını kaldırması sürecine önemli katkıları olur. Bunu kamuoyunun önünde kendilerinden istiyoruz.
[i] Bu kararın tam metninin Türkçe çevirisi için bkz. Aydınlık, sayı 950, 2 Ekim 2005, s. 10 vd.
[ii] Cumhuriyet, 25 Ocak 2004, s. 11.
[iii] Quadflieg, Russische Expansionspolitik zwischen 1774 und 1914, s. 96, 146-147; Rohrbach, “Münchner Neueste Nachrichten”, Nr. 280, 4 Nisan 1913. Lenin, Werke.
[iv] Bu konuda bkz. Mehmet Perinçek, “Taşnak ve Sovyet Ermenistanı kaynaklarında Taşnaksutyun Gerçeği”, Teori, sayı 191, Aralık 2005, s. 3 vd; Mehmet Perinçek, Sovyet Kaynaklarında Taşnaksutyun Gerçeği, Teori, sayı 183, Nisan 2005, s. 17 vd.
[v] Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, Kaynak Yayınları, İstanbul, Kasım 2005, s.
[vi] İlhan Selçuk, “Ermeni Kıyımında Sorular...” Cumhuriyet, 4 Ekim 2005.
[vii] Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, Kaynak Yayınları, İstanbul, Kasım 2005, s.
[viii] Avrupa’nın şeflerinden, Almanya eski Başbakanı Helmut Schmidt, son yazdığı “Die Maechte der Zukunft (Geleceğin Devletleri) adlı kitabında, ABD’nin Medeniyetler Çatışması’nın Avrupa’da iç istikrarı olumsuz etkilemesinden korkusunu dile getiriyor. Schmidt, İslam milletlerini hedef alan ABD saldırganlığının, Avrupa’da yaşayan Türk, Faslı, Tunuslu, Cezayirli ve diğer müslüman kitlelerin tepkisini harekete geçirmesinin yaratacağı olayları önlemek için alınacak önlemleri de tartışmaktadır.
[ix] Bu kitapçığın ilk basımı, Temmuz 2005’te Kaynak Yayınları tarafından İstanbul’da yayınlandı.
[x] Geniş bilgi için bkz. Aydınlık, sayı,949, 25 Eylül 2005.
[xi] Tages Anzeiger, 8.8.2005; Aydınlık, sayı 943, 14 Ağustos 2005, s. 14 vd.
[xii] Lozan Sorgu yargıçlığındaki ifademin tam metni için bkz. Aydınlık, sayı,949, 25 Eylül 2005, s. 6 vd.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
