• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    andante adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-11-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0

    yüzyılın sonu

    SONSUZ İLERLEME

    İnsan bilgisi ve yeteneği giderek ilerlemektedir; bu, durdurulamaz ve durdurulmamalıdır. 18. y.y.da bu süreç hızlanmaya başlamış, daha göze çarpar hale gelmiştir.Anne-Robert Turgot ona; “ilerleme” diye bir isim vermiş, bununla da ekonomik gelişmeye dayalı “ilerleme” nin, sonunda insan mizacını kesinlikle yumuşatacağını kastetmiştir.

    Bu kelime sonradan yorumlara tabi tutulmuş, evrensel ve gururlu bir hayat felsefesi haline gelmiştir: ilerliyoruz! Eğitimli insanlar inançlarını bu “ilerleme” kavramına çabucak ve tereddütsüz adamışlardır. Ama her nasılsa, hiç kimse akla gelmesi gereken soruyu sormamıştır: ilerleme, tamam ama hangi konuda? İlerlemenin hayatın tüm yönlerini ve tüm olarak da insanları içereceği, hevesle varsayılmıştır. Marx’ın da “tarih bizi Tanrı’nın yardımı olmaksızın adalete götürecektir.” Sonucuna varması, işte ilerleme konusundaki bu yoğun iyiymserliğin bir sonucudur.

    Zaman geçmiş, “ilerleme”nin gerçekten devam ettiği, hatta beklentileri bile şaşılacak biçimde aştığı görülmüştür ama bunu teknolojik uygarlık alanında gerçekleştirmektedir (özellikle de canlıların konforu ve askeri yenilikler alanında başarılıdır).

    İlerleme gerçekten de görkemli bir biçimde sürmektedir, ama bir önceki kuşağın asla öngöremeyeceği bir takım sonuçları beraberinde getirmiştir.


    Gözden kaçırdığımız ve ancak son zamanlarda farkına vardığımız bir ayrıntı, sınırsız “ilerleme” nin, bizim gezegenimizdeki sınırlı kaynaklarla olamayacağıdır: doğanın fethedilmekten çok, desteklenmeye ihtiyacı vardır. Biz ise bize tahsis edilen çevreyi başarıyla yiyip bitirmekten başka bir şey yapmıyoruz.

    İkinci yanılgımız da insan mizacının bize vaat edildiği gibi “ilerleme”yle yumuşayacağını sanmak olmuştur. Bizim tek unuttuğumuz, insan ruhudur.

    İsteklerimizin sınırsız büyümesine izin verdik, şimdi de onları nereye yönelteceğimşiz konusunda kararsızız. Ticari şirketlerin yardımıyla yeni ve daha yeni istekler de yaratılmakta, bunların bazıları da yapay şeyler olmaktadır; biz de kitle halinde onların peşinden koşmakta, fakat hiçbir tatmin bulamamaktayız. Asla da bulamayacağız.


    Çağdaş ulaşım, dünyayı batıda yaşayanların önüne açıvermiştir. Bu tam olmasa bile, neredeyse kendi benliğinin sınırlarından bir sıçrayışla çıkabilmenin eşiğine gelmiştir; teelvizyonun gözü sayesinde aynı anda gezegenin her yerinde olunabilmektedir. Ama görünüşe göre bu tekno merkezli “ilerleme”nin spazmlı temposu, okyanular dolusu gereksiz enformasyon ve ucuz gösteri, insanoğlunun ruhunu hiç büyütemekte, tersine onu daha sığ hale getirmektedir, manevi hayatımız daralmakta, küçülmektedir.

    Canlıların konforu, ortalam bir insan için bir insan için iyileşmeye devam ederken, ruhsal gelişme de durağanlaşmaktadır. Aşırı tıkınmak, yanı sıra yüreklere bir hüzün sokmakta, bunca zevkin hiç tatmin getirmediği anlaşılmaktadır, hatta çok geçmeden bunun bizi boğacağı sezilmektedir.

    Hayır,tüm umutların bilime, teknolojiye, ekonomik büyümeye bağlanması mümkün değildir. Teknolojik uygarlığın zaferi aynı zamanda içimize bir manevi güvencesizlik tohumu da ekmiştir. Onun armağanları bizi hem zenginleştirmekte hem de kendine köle etmektedir. Her şey çıkarla ilgilidir-çıkarlarımız ihmal edemeyiz-herşey maddesel varlıklar uğrunadır; ama içimizden bir ses de bize, saf,yüce, kırılgan bir şeyi kaybettiğimizi fısıldamaktadır. Amacı göremez olmuş durumdayız…

    Kabul edelim; yalnız kendimizin duyabileceği küçük bir fısıltıyla bile olsa, itiraf edelim: hayatı böyle çılgın bir hızla yaşarken ne uğruna yaşıyoruz biz?


    not:[I]şu aralar okuyorum "yüzyılın sonu" adlı kitabı ve bu bölümü okuyunca paylaşmadan edemedim. haddim olmayarak metinde bazı kısaltmalara gittim, akıcı olması açısından toparladım biraz.

    sevgiler..
    iyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır... Victor Hugo

  2. #2
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7

    Cevap: yüzyılın sonu

    'yaşamak' NASIL?

    Yürümeye başlamıştık. farkında değildik aldığımız yolların. ne zaman yorulduk, dinlenmeye koyulduk işte o zaman... işte o zaman farkettik; çoktan uzaklaşmıştık başlangıç noktasından. yoktu geriye dönüşü artık.
    d i n l e n m e l e r i m i z h e s a p l a ş m a l a r ı m ı z d ı !!!
    gözlerimiz açılmıştı. korku, hüzün, sevinç hepsi bir aradaydı. hepsi bir' di. yaşam an değil anlar toplamıydı. ve anıları toplamaktı yaşamak.

    dört işlemden yalnız biriydi. toplama. (+) aynı zamanda pozitifin, pozitifliğin simgesiydi. toplama hiç bitmeyecekti.

    yürüdük... yaşanan hiç birşeyi çıkartamıyorduk toplamdan. bölemiyorduk ve çarpıp çoğaltamıyorduk yaşamı. çoğalmalar yürek çarpıntılarında gizliydi.
    yaşam bir gizdi. çözmeye çalışıyor mutlak değerler arıyorduk.

    yürüdük... sabahın serinliğini, öğle sıcağını, akşam ayazını göze almıştık.

    yürüdük... pürüzsüz ve aydınlık değildi yollar. umudu kaybetmedik. dinlenmeye koyulduk. dürüst değildi insanları yolların. kalabalıktı sıkıldık.

    ANLADIK!
    sonuç yoktu. süreçti yaşam. sürüp gidecekti.
    BİZ,
    anları toplamaya devam edecektik.
    GÖRDÜK!
    görmezden gelemezdik.

    ÜŞÜDÜK....

  3. #3
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7
    YÜZYILIN SONU

    Bu bürümcük elbise
    onu dokuyanın güzelliğini kattı
    asma bir gül gibi
    balkon demirine yaslanan bedenine.

    Sana uzanınca
    çatıdan düşen mor bir çavlana bulandım
    begonvil yumağında uyuyup kaldım.

    Sayılar geçti sıra sıra
    Ülkeler yarıştılar kömürde, çelikte
    --Herkesin ne çok silahı!
    Hiç kimse yarışmadı
    Kimin daha çok gülü diye.
    Kim daha çok sever akasyaları
    Kim bekler portakalların çiçeklenmesini
    Yalnızca altında bir soluk için.

    Elim seni içeri çekmeye çalışıyordu
    --Tekstilde Avrupa'yı giydiriyoruz
    Onlarca elbise dikerim her gün
    Ne bir elbisem var, bir erkeği çekecek
    Ne asma güllü bir balkonum.

    Kameralar hızla dolaştı kentlerin sokaklarında
    Yapılardan başka bir şey göremedi
    Her şey alınıp satılıyordu
    Gül bahçeleri bulunamadı.
    Döneklikten döndü Kautsky
    "Demokrasiden neden korkalım" dedik
    Yüzyılın sonunda, yine başa döndük
    Yıllar sonra ilk sevgiliye döner gibi

    Duygularımız pek değişmedi ama
    Sevgilimiz Dünya, çok hırpalandı bu arada.

    Gözlerimi açtım
    Salonun ortasında koca bir çınardın
    Hayatım dallarının altında gölgeleniyordu
    Bir kedi yavrusunu sevmek için
    eğildin.





    Turgay FİŞEKÇİ

  4. #4
    andante adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-11-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    Bugün yaygın olan duygu, geleceğin bizim beklediğimiz gibi olamayacağı, tam tersine, Michel Foucault'un 'epistemk çöküş' dediği şeyle karşı karşıya olduğumuz yolundadır. Yani bilincimizde, akla gelmez sanılan şeyin akla geldiği ani bir imaj değişimi yer almıştır. Öreneğin Fransız ihtilaline kadar, bir kralın başının kesilebileceği asla akla gelmezdi. Derken birdenbire kralın başı kesildi, sıradan insanın toplumdaki rolü konusunda yepyeni bir imaj, çarpıcı biçimde ortaya çıktı. Toplum düzeni konusunda yepyeni bir imaj, çarpıcı biçimde ortaya çıktı. toplum düzeni konusunda yepyeni, daha önce akla hiç akla gelmeyecek kelimelerle dolu bir dil icat edildi.

    Aynı şekilde, nükleer bombaları silah olarak düşünmek de artık bizim için imkansız hale geldi; bu bombalar bugün, kendini yok etme araçları oalrak biliniyor. Eriyip giden ozon tabaaksı ve atmosferin ısınması, sanayideki büyümeyi bir ilerleme olarak görmemize imkan bırakmıyor; bunun insani koşullara bir saldırı olduğu kanısına varıyoruz. Belki ilk defa olarak, Samuel Beckett'ın bir zamanlar dediği gibi "bu gezegen boş kalabilir." diyoruz.

    Not: Yüzyılın Sonu adlı kitapta yer alan " Geleceğe yaptığımız atışalrın gölgesi" başlığı altında yazılmış Ivan İllıch söyleşisinden alıntıdır.(sf. 66) Bu bölümü de çok beğendim ve eklemek istedim. Aslında hem yukarıdaki yazıda hem bu kısacık alıntıda tartışılacak- düşünülecek çok şey gizli diye düşünüyorum. Endonezya dışında yorum yapan, fikir belirten olmadı ama yine de bunu eklemek ve paylaşmak istedim.

    sevgiler..
    iyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır... Victor Hugo

  5. #5
    andante adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-11-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    " Edebiyat, araştırma ve felsefe; kişinin kendini, dünyasını ve kendi kültürünü sürekli sınavdan geçirmesidir.

    İnsanın umudu, dünyadan ayrılırken, geldiğinde bulduğu fikirlerden farklı bir şeyler bırakabilmektir."

    V.S. NAİPAUL
    Yüzyılın sonu, sf. 114
    iyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır... Victor Hugo

  6. #6
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7
    Yakın geçmişte saf bir masalla eğlendirildik. Bu masal, "tarihin sonuna" mutlu varış, tam demokratik sevincin taşan zafer duygusuydu. Sözüm ona nihai küresel düzenlemeye artık ulaşılmıştı. Oysa çok daha farklı, çok yeni, belki de çok sert bir başka şeyin gelmekte olduğunu hepimiz görüyoruz ve seziyoruz. Hayır, gezegenimize huzur gelecek gibi değildir. Huzur bize bu kadar kolay ihsan edilmeyecektir.


    Aleksandr Solzhenitsyn

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •