ALINTI
Arkadaşlar bu yazı arşivimden uzun zaman önce alıp arşivlemişimbana ilginç bir bakış açısı geldi ...Ben astrolojinin somut örneklerini yaşasamda size yolluyorum Yıldızlara bağlı değilim ama astrolojinin bir çok örneğini yüzde yüz yaşam biçimi olarak görmesemde harita okuyanların isabetli örneklerini yaşadım YA SİZ ne dersiniz??
YILDIZLARIN KURBANI OLMAK ZORUNDA MISINIZ?
Astrolojinin daha zengin bir hayat için bir rehber olup olmadığını
gerçekten belirlemek istiyorsak, bazı temel sorularla yüzleşilmeli,
bu sorular analiz edilip yanıtlanmalıdır.
Gerçekten �özgür� irademiz, özgür �seçim� diye bir şeyimiz var mı?
Hayati kararların �özgür seçimlerin- dayandığı neyin değerli olduğuna
dair yargılarımıza veri sağlayan şey nedir? Bunun ötesinde daha derin
bir sorun vardır: Bir insan �Ben, bay falan falanca şu kararı
veriyorum� dediğinde, onu o seçime iten içindeki şey nedir?
Felsefeciler Freud ve derinlik psikolojisinden beri şu soruyla
ilgilenmek zorunda kalmıştır. �Ben� kimdir, nedir? Karar verme anında
seçimi yapan şey nedir? İnsanın bilinç ve bilinçaltına düzeylerinde
hareket ettiğini artık bildiğimizi göre, bu ben, bütün ben midir,
yoksa onun yalnızca bir parçası mı? Eğer gerçekten �özgür� �ya
da �özgün�- kararlar verilecekse, bu kararları kim verecek?
Güneş�in ve Ay�ın bizi doğum haritalarımıza göre belirli bir tarzda
eylemde bulunmaya ittiği ya da �zorladığını� söyleyen astrolojik
temeller, öyle görünüyor ki özgür iradeyi reddediyor. Fakat acaba
insanın yıldızların etkilerinin ve baskılarının üstesinden gelecek
gücü var mı?
16. asrın büyük okültçüsü Parselsus şöyle söylemiştir: �Yıldızların
yaptığı her şeyi kendi başımıza yapabiliriz. Çünkü tanrıdan
edindiğimiz bilgelik, göklerden güçlüdür ve yıldızları yönetir�
İnsanın ruhu yıldızlarla aynı elementten yapılmıştır; fakat nasıl
Mutlak�ın bilgeliği yıldızların hareketini yönetiyorsa, insanın aklı
da ruhta gezinen ve dolaşan etkileri yönetir.�
Kesin bir biçimde insan ve evren düalizmine dayanan geleneksel görüş,
bugün artık birçok kişi için kabul edilmezdir. Bilimsel kişilik
deneyleri �ruh halini değiştiren uyuşturucular, hipnoz kullanımı- ve
derinlik psikolojisinin bulguları, bize insanoğlunun çok farklı bir
resmini sunmaktadır.
Modern düşünce biçimiyle birlikte yeni bir astrolojik tutum
gelişmektedir, buna göre bireysel bir insan varlığı kendi doğum
haritası tarafından temsil edilir. Harita, tıpkı bir tohumun güçlü
bir meşeyi içinde barındırması gibi, kişinin bireyselliğinin tohum
modelini ve hayatının gidişatının temel yapısını gösterir. Acaba
meşe, gelmiş olduğu tohumun içinde saklı bulunana hakim olup onu
değiştirebilir mi?
Ne dereceye kadar olmadığımız kişi olabiliriz? Yapabilsek bile bunun
bir anlamı var mı? Batı düşünürlerini ve din adamlarının zihinlerini
hiç bırakmadan meşgul eden ve siyasi kurumlarımızı derin bir biçimde
etkilemiş olan o koca �özgür irade belirlenime karşı� sorununa,
kanımca yanlış bir şekilde yaklaşılmaktadır.
Batının bir insanın kendi doğum haritası, progresyonlar ve transitler
tarafından �belirlenmiş� olduğunu kabul etmenin karşısına koyduğu
durmadan karşımıza çıkan �karar özgürlüğü� meselesinin bireysel
evrimin tamamlanmamış bir resmine dayandığı kanıtlanabilir. Bir birey
gerçek özgürlüğe eriştiğinde, doğumunun zamanı ve yeri tarafından
koşullanmış olan kaderini kabul etme noktasına gelir. Sürekli
övündüğü özgür iradesi kaderi kabul eden irade haline gelir. Nasıl
bir kişi olduğuna kesin bir karar vermiştir. Eğer kendine sadık
kalacaksa, yalnızca kendisi için zorunlu olanı seçer. Bu durumda
özgürlük ve zorunluluk onda birleşmiştir.
Astrolojik açısından bireysel kişinin herhangi bir gezegenin
varsayılan etkisini aşmasının bir yolu vardır. Bununla birlikte kişi
yalnızca bu etkiyi kullanma, onu hayata bireysel yaklaşımının,
kaderinin amacına hizmet etmesini sağlayarak aşabilir.
Bunu ancak, eğer gerçekten �birey� haline gelmişse yapabilir. Bir
birey olmanın ne demek olduğunu basit bir örnekle gösterebiliriz.
Varsayalım ki işleri çok yoğun olan New Yorklu bir yöneticinin
karısı, ciddi bir bronşit hastalığı iyileşsin diye amazonlara
gönderilmiş olsun. Amazonlarda at sürmeyi öğrenirken, gün içinde uzun
saatler geçirdiği genç at ustasının cazibesine kapılıyor. Bu genç
adam bekardır ve kadın onun kendisiyle daha yakın bir ilişki kurmak
istediğini hissediyor. Bu haftalar içinde bir aşk ilişkisi yaşamak
güzel bir değişiklik olur ve kesinlikle kimsenin bundan haberi olmaz.
Kararı o verecektir? Peki karar vermede özgür müdür?
Ahlakçılar elbette özgürdür diyecektir. Fakat sadece bunu söylemek,
karmaşık bir duruma verilmiş naif ve basit bir cevaptır. Kadın basit,
şeffaf bir varlıktan ibaret değildir. Çeşitli düzeylerde var olan bir
şeydir o. Evvela belirli bir yaşta bir insandır. Buna göre o bütün
insanlarla aynı türsel sınıftadır; insanlar nefes alır, acıkır,
cinsel arzular duyar ve temel biyolojik uyaranlara tepki verir. Belli
bir Amerikan ailesinde doğmuş olduğundan, psikolojik varlığı aile,
sınıf tavırları ile gelenekler tarafından biçimlenmiş olan bir dizi
toplumsal ahlaki kurallarla belirlenmiştir ve Amerikan kültürünün
fikirleri ve idealleriyle doludur. Bu onun kültürel düzeyidir.
Sonra, onu aynı çevrede doğmuş olan kendi kız kardeşinden bile farklı
kılan bireysel özelliklere sahip yaşayan bir organizma olarak
kalıtsal ve kültürel güçlere, gündelik zorluklara kendine özgün
tavrıyla tepki vermenin yollarını arayarak, belirli bir tavırla yanıt
vermiştir. Her ne kadar bu varlık düzeyinde korkulara, komplekslere
ve duygusal sorunlara sahip olsa da, bu onun ego-bilinçliliğidir.
Bütün karmaşıklığıyla bu kadın bir kararla karşı karşıyadır: kendini
büyüleyici seyise verecek midir, vermeyecek midir? Kişiliğinin her
düzeyi meseleyi farklı bir şekilde ele alır. Cinsel doğası bağırır,
EVET! Terbiyesi haykırır, HAYIR! Babası ve erkek kardeşleri
tarafından koşullanmış olan kocasıyla ilişkisi, hamile kalma korkusu
ve birçok başka karmaşık unsur, onun ego-bilinç alanında
birbirleriyle çatışabilir.
Şimdi de olaya astrolojik açıdan bakalım. Varsayalım ki onun Venüs�ü,
seyisin Mars�ına kavuşum yapıyor. Progres Güneş�i, doğum haritasının
dördüncü evindeki Uranüs�e yaklaşıyor, bu sırada transit Mars, onun
İkizlerdeki Ay�ının (Bronşlar) üzerinden geçiyor. Bu nüfuz edici
gezegensel kombinasyon onun kalıtsal cinsel güdüsüne teslim olmasını
mı sağlayacak, yoksa egosunu tatminsiz bir evliliğin beslemiş olduğu
yalnızlık, kızgınlık ve kafa karışıklığının karmaşasına teslim olmaya
mı zorlayacak? Bütün bunlar söz konusuyken, kadının �özgürlüğü�
nerededir? O nedir?
Benim cevabıma göre O, kalıtsal/fiziksel yapısı artı kendi kültürünün
ürünü artı çocukluğunun sonucu artı ergenlik tecrübeleri artı at
binicimizin içinde olduğu Arizyona çölünün koşullarının toplamıdır.
Bütün mesele şudur: bütün bu toplam durum, onun �özgür karar�
almasını sağlayacak şekilde bütünleştirilmiş midir? O kendi
benliğinin kimliğinin farkında olan bilinçli bir bireysel kişi
midir?
Eğer böyle bir bütünlük sağlanmamışsa, kişiliğinde bir savaş
olacaktır. En güçlü �kuvvet� kazanacak, diğerlerini geçici olarak
önemsizleştirecektir. Gelin şimdi de bu bütünlüğü inceleyelim.
Her insan organizması kendine özgü bir doğum haritasına sahiptir. Her
insan onu bir bireye, belirli bir varoluş ritmine sahip bölünmez bir
bütüne dönüştürebilecek, diğerlerinden farklı kılan özellikler ve
potansiyeller ile doğar. Bir bebekte bunun bilinci olamaz, çünkü
henüz zihin-beyni gelişmemiştir.
Bu bilinci geliştirmek için, az çok tutarlı ve kalıcı insan grupları �
önce kabile, ardından krallıklar, uluslar vs.- kesin kültürel ve
dini tipler ile toplumsal-ahlaksal gelenekler inşa ederler. Her çocuk
kendi zihnini ve vicdanını ailenin, okulun ve toplumun önceden
belirlemiş olduğu modelleri takip edip dili kullanarak geliştirir.
Doğum öncesi düzeyde cenin, anne rahminin biçimlendirici matriksi
tarafından sarılmıştır. Çocuk doğduktan sonra zihninin ve egosunun
içinde büyüyüp yavaş yavaş olgunlaştığı psişik bir rahimle sarılı
kalır. Cenin rahmin içinde sağa sola tekme atma dışında hiçbir
özgürlüğe sahip değildir. Peki ailenin, kültürün, geleneğin ve okulun
psişik rahminde büyüyen ergen �özgür� müdür? O da etrafını epey bir
tekmeleyebilir, fakat hala bütünüyle fiziksel-kültürel- toplumsal
çevre tarafından belirlenmiştir.
Belirlenimciliğe inanan felsefeci bu gencin, ister çevresine isyan
etsin ister itaat, tümüyle belirlenmiş olduğunu söyler. Aynı şekilde,
şu ya da bu gezegenin �kadersel etkisi�ne inanan astrolog da, insan
varlığının haritasındaki şu ya da bu gezegenin pozisyonuna göre
hareket etmek mecburiyetinde olduğunu söyler.
Nasıl ana rahminden çıkan cenin giderek artan bir fiziksel kas
özgürlüğünü tecrübe ederse, belirli bir eğitimi tamamlamış olan çocuk
da ailesinin, kültürünün ve toplumsal geleneğinin psişik rahminden
çıkmaya ve bir �birey olarak yeniden doğma�ya muktedir olmalıdır.
Bugünün gençleri gerçekten de bu imkanın daha fazla farkındadır,
onların tutkulu ve telaşlı �kimlik� arayışları buna bir kanıttır.
Benim gördüğüm kadarıyla, ancak kendi kültürel ve toplumsal
koşullanmasının matriksinden çıkmış olan insanlar gerçekten �seçme
özgürlüğüne sahip� sayılabilir. Ancak böyle bir kişi otantik kararlar
verebilir. Toplumsal ve kültürel matriksten çıkış, �yeniden doğmuş�
bireyin bir yandan kendi gelişmesinin koşullanmış olduğunun farkına
varırken, kendi davranışının, olgunlaşma sürecinde üzerinde etki
etmiş bulunan baskılar veya itkilerin herhangi biri tarafından
belirlenmek zorunda olmadığını görmesi anlamına gelir.
Açken sindirim organlarınız bütün organizmanızı belirli bir davranış
tipine sürükler: yemeniz gerekir. Cinsel salgı bezlerinizin sizde
cinsel tatmine yönelik bir itki uyandırdığı zaman da aynı şey olur.
Bedeniniz üzerinde, genellikle birçok işlev/güdü arasından yalnızca
biri etkin olur davranışlarınızı hakimiyeti altına alır ve düşünceler
bedeni açlık çektiği şeyin tatminine yöneltir.
Böyle bir şey olduğunda özgür değilsinizdir; çünkü birey demek
varoluş düzeyindeki bütün işlevlerin toplamı demektir.
İşlevlerinizden biri kendi hedefini tatmin etmek için hakimiyeti ele
geçirip kasları, fiziksel enerjileri ve hayal gücünü kontrol
ettiğinde, artık gerçek �siz� (her şeyi kapsayan gerçek varlığınız)
olmaktan çıkarsınız.
Belirli bir baskı grubunun kendi iradesini bir yasama kuruluşuna
uyguladığında veya idarecinin ciddi bir biçimde etkilemeyi
başardığında, sivil hayatta olan da budur. Özgürlük böyle bir durumda
gerçeklik olmaktan çıkar. Bütün olmayıp kendi kimliği konusunda
özgüvene sahip olmayan kimse gerçekten özgür kararlar veremez.
Herhangi bir geleneksel fikrin veya kolektif tavrın bir ajanı olarak
hareket eder.
Bunun astroloji ve özgür irade meselesine nasıl uygulandığını,
herhangi bir gezegeni veya açıyı tek başına belirleyen etki olarak
ele alan astrolojik yaklaşımın ne kadar yetersiz olduğunu görmek
kolaydır. Her gezegen bağımsız olarak zorlayıcı bir güçtür; zihin-
beden organizmasını temsil ettiği hayat fonksiyonunun tatminine iter.
Fakat doğum haritasının bütünü insanın özgürlüğünün ve kaderinin
mührüdür; çünkü o bir bireyin taslak halidir.
Gökyüzünün bütünü gerçekten bireyselleşmiş olan bir kişiyi �ya da
ortaçağ filozoflarının söylediği gibi, evrensel makrokozmos ile aynı
titreşim içinde olan bir mikrokozmosu- gösterir. Astrolog bir krizi,
bir kazayı veya talih kuşunun dokunuşunu işaret eden tek bir gezegeni
veya açıyı diğerlerinden ayrı ele aldığında özgürlükten değil, bir
bağdan bahsediyordur. Doktor hastalıklı bir organı izole edip bütün
organizma ile ilgilenip onun kendi iyileştirici güçlerini harekete
geçirmek yerine hastalığı tedavi ederse, o kişiye, kaçınılmaz bir
şekilde hızlanarak çözülecek olan karmaşık bir mekanizma olarak
yaklaşıyordur.
Şimdi, bir aşk ilişkisine girip girmemeye karar vermeye çalışan
Arizyona�daki kadına geri dönelim. Eğer cinsel güdülerini takip
ederse eylemi önceden belirlenmiştir, seçim özgür bir seçim değildir.
Eğer almış olduğu ahlaki eğitiminden dolayı �namusunu� korursa, yine
özgür değildir. Bu durumda onu belirleyen şey müşterek-kültürel-
ahlaki kavramlardır. Ahlakı takmıyorsa, fakat bir ego sorunundan veya
tümüyle toplumsal bir sonuçla durdurulmuşsa, seçimi özgün değildir.
Özgürlük kadının genç adamla aşk yaşayıp yaşamamasında değil, aşk
ilişkisine girmenin veya girmemenin anlamında ve amacında
yatmaktadır.
Başka bir deyişle, gerçek anlamda özgür iradeyi kullanacak olan,
kadının durumu bütünsel bir birey olarak nasıl ele aldığı, ona
verdiği önem, evet ya da hayır demenin kalitesiyle ilgilidir. Gerçek
spritüel düzeyde kadını hiçbir şey mecbur bırakmaz ve bütün arzular,
eylemler ve düşünceler onun benliğine zenginlik, güzellik ve derinlik
verir.
Astrolojik açıdan Mars cinsel arzuyu uyandıracak, Uranüs onun
erkeklerle (kocası da dahil olmak üzere) yakın ilişkiler kurma
kapasitesini dönüştürme ve yenileme eğilimi verecek ve Mars�ın Ay�ı
üzerindeki transiti dişiliğini uyandıracaktır. Fakat eğer kadın bir
zamanlar onun için fizyolojik ve psikolojik gelişimi için muhtaç
olduğu türsel ve kültürel matrislerden çıkmışsa, bu etkiler onu
hiçbir şekilde mecbur bırakmaz.
Nihayetinde tek özgür irade kaderi isteyen iradedir ve gerçekten
özgür kararlar, sanki kendi kendilerine alınıyorlarmış gibi açık ve
zorunlu oldukları için �alınmış� olmayan kararlardır. Sahip olduğumuz
özgürlük özgülüğü ve özgür kalmayı seçmektir. Koca galaksinin ve
güneş sisteminin devasa ortamı içinde belirli, kesin bir zaman ve
mekanda doğduk. Doğum haritasının sembol veya mühür görevi gördüğü bu
zaman ve mekan denklemi, bir insan varlığının bütün olarak, kişi
olarak nasıl bir potansiyel olduğunu gösterir. Bu durumda kadere
karşı, olmadığımız bir şey olmak için savaşmak nasıl bir anlama sahip
olabilir.
Yazar: DANE RUDHYAR
Çevirmen: Murat Sağlam


LinkBack URL
About LinkBacks

bana ilginç bir bakış açısı geldi ...Ben astrolojinin somut örneklerini yaşasamda size yolluyorum Yıldızlara bağlı değilim ama astrolojinin bir çok örneğini yüzde yüz yaşam biçimi olarak görmesemde harita okuyanların isabetli örneklerini yaşadım YA SİZ ne dersiniz??
Alıntı Yaparak Cevapla