• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    İnsan ve Dil Üzerine

    Dil, bize armağan olarak verilmiştir. Varolma boyutunu düşünce boyutuyla birleştirerek bütün bunların bir anlam içerisinde dışavurumunu üstlenen dilin, insanın varlık dünyasının bir aynası olarak karşımıza çıktığı görülür. Kadim zamanlardan günümüze dek daima sürüp gelen tartışmaların odağında yer alan dil ve buna bağlı olarak anlamlandırma sorunu, hâlâ hayret uyandıran bir olay olmaya devam etmektedir. İnsan denen canlı ve düşünen varlık, tüm bu sürecin hem başlangıcında hem de nihayetinde yer almaktadır.

    Dil adı verilen kavramın insan sayesinde bir anlama sahip oluşu, insanın düşünen ve düşündükleri arasında bir bağ kurarak onları anlamlandıran biricik varlık oluşundan ileri gelir. Nesneler hakkında, onlar arasındaki ortak şeylerin ve uyumun kendisinde tamamlandığı araçtır dil. İnsan, dil yardımıyla, varlıklar arasında bulunan ve akıl yoluyla kavranabilen bağıntıları anlamlandırma yeteneğini kullanır.

    Akıl sahibi varlık olarak insanın anlam dünyasının, kendisinin nesnesi olan dış dünyaya dikte ettiği dilsel edimsellik sayesinde özne olmaya hak kazanmasının belli bir yönü olan anlamlandırma, insanı bu bakımdan fazlasıyla şerefli kılmaktadır. Her bir anlamlandırma girişimi, sonucunda yorumlar zincirini de beraberinde getiren bir metne doğru bizi sürükler. İnsan, işte bu metin karşısında kendi bilinci ve de sorumluluğuyla baş başa kalan özne olmasından dolayı, kendini tarih boyunca yenileyen ve kendisine yeni anlamlar yükleyip daha sonra bu anlamları farklı yorumlara bağlayan dilsel ve akıllı bir varlık olmayı sürdürmüştür.

    Herhangi bir düşünceyi belli bir düşünceyle dile getirme imkânı olsa bile, kuşkusuz hiçbir düşünce belli bir dile bağlı olarak ortaya çıkmaz. Bu nedenle dil ve düşünce, biri diğerinin yerine kullanılıp aynılaştırılan şeyler değil, aksine ayrık olan ve her biri bütünü tamamlayarak bu bütünün tanımlanmasını sağlayan, ancak birbirlerinden yoksun olmalarının ontik açıdan imkânsızlığı bilinen iki farklı yapıdır. Dolayısıyla, insanın düşüncesi dile gelme açısından, söylemleri de düşünme açısından birbirine bağlı olup her iki yapının birbirini tamamlamasıyla “logos” yani “kelâm” ortaya çıkar. Logos bir yandan düşünce ve aklı, diğer yandan da sözü ifade etme yeteneğini kendinde bulunduran bir kavramdır. Hem düşünce hem de söylem, logosta içerilmiş olarak bulunur.

    İnsanın kendini ifade etmesinin ilk şartı olarak kendini bilmesi ve tanıması, varlığının ayırdında olması gerekir. İnsanın kendi kendine ne olduğunu ve niçin var olduğunu sorma ve ardından bunu cevaplama şekli, kendini ifade etme tarzının açık bir göstergesidir. Descartes’ın yaptığı şey aynen budur: “ Öyleyse ben neyim? Düşünen bir şey. Düşünen bir şey nedir? Şüphe eden, anlayan, kavrayan, onaylayan, yadsıyan…” İnsanın tüm bu ifadeleri, netice olarak dile getirilebilir olmaktan başka bir şey değildir. Anlamlandırılmayan düşünce yoksa, ki olmadığını düşünüyoruz, onu anlamlı kılan şeyin dil olduğu görülür. İnsanın bir tür konuşması olarak nitelenen düşünce, tek tek nesneleri birbirine bağlayan aklın bir edimi olması yanında, kelâmın da bir edimi olmaktadır. Bu anlamda kelâm yani logos, ilâhî söz olmakla, dilin de kaynağı ve en temel unsuru sayılabilir. Her ifade kendini bir dilde açığa çıkarırken, her bir söz de kendini bir düşüncede içselleştirir. Böyle bir kurgunun merkez noktasında yer alan canlı olmasından ötürü insan, her türlü düşünce ve söylemin gerçekleştiği kutsal yapı hâlini alır. Çünkü insanın Tanrı ile ilişkisi, kelâmın anlamını düşünerek tanrısal aklın ifade edildiği soyut kavramları kendinde barındırmasıyla mümkündür.

    Dil, insana verilmiş yani hediye edilmiş olması bakımından, düşüncenin verilmişliğini de ortaya koyar. Esasen dil hakkındaki her tefekkür, her zaman dil içinde önceden yer almış durumdadır. Zira dil üzerinde düşünmek, düşünmenin yapıldığı araç olan dilin içinde bu düşünmenin içerildiğini belli ölçüde belirler. İnsan dilinin belli bir düşünceyi şekillendiren ana unsur olmasının yanında, kendisini dil yapan özsel unsurların ne olduğunu kavrayacak yapıya sahip olma yeteneği vardır. Söylenen sözlerin niteliği, onun belirli düşünce çevresinde şekillenmesine bağlı olarak, dilin mahiyeti hakkında da bilgi verir. Augustinus, dildeki tekil sözcüklerin nesneleri adlandırdıklarını söylerken, insan zihninin şekillenmesine de vurgu yapar. O burada yalnızca bu adlandırma sırasında zihnin nesneler karşısındaki durumunun bir resmini çizmekle kalmaz, aynı zamanda her bir sözcüğün kendi anlamıyla ilişkisini de serimler.

    İnsanın eylemleri, onun nesneleri adlandırma ve anlamlandırma süreçlerinde düşünmeyi kullanmasından doğar. Wittgenstein gibi söyleyecek olursak, dil ile dilin örüldüğü eylemlerden oluşan bütüne “dil oyunu” diyebiliriz. Her düşünce de belli bir dil oyunu içinde gerçekleştirilir ve aynı oyun içinde anlamlandırılır. Öyleyse insan, düşündüğü ve eylediği zaman dilden bağımsız hareket etmiş olmaz. Dil, semboller de dahil, hem düşüncenin hem de eylemlerin belirlenmesinde asıl durumda bulunan bir gerçeklik olarak kendini ortaya koyar. Dili olmayan insan, düşünmeden yoksun olarak kalan bir nesne durumudur.




    AUGUSTINUS, İtiraflar, çev. D. Pamir, Kaknüs Yayınları, İstanbul 1999.

    DESCARTES, R., Meditations on First Philosophy, İng. çev. E.S. Haldane- G.R.T. Ross, Key Philosophical Writings, Wordsworth Edition, Hertfordshire 1997.

    GADAMER, H.-G., Truth and Method, İng. çev. J. Weinsheimer- D.G. Marshall, Crossroad Publishing, New York 1995.

    PLATON, Kratylos, çev. C. Karakaya, Sosyal Yayınlar, İstanbul 2000.

    WITTGENSTEIN, L., Philosophical Investigations, İng. çev. G.E.M. Anscombe, Blackwell Publishing, Oxford 1996.

    WITTGENSTEIN, L., Yan Değiniler, çev. O. Aruoba, Altıkırkbeş Yayın, İstanbul 1999.
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7

    Cevap: İnsan ve Dil Üzerine

    Etimoloji, dil kökenbilim diye türkçeleştirebileceğimiz bir bilim dalıdır. Özetle, bir dilin köklerini, dildeki sözcüklerin, deyimlerin, dilbilgisi kurallarının, vb. kökenlerini ve bunun bir gereği olarak o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştırır.

    metelik: Sondaki -lik eki, türkçe sözcük çağrışımı yapıyor; "yemeklik yağ"daki gibi... Aslı ise batı dillerinden geliyor: İngilizce'de, metallic; yani metal para... Biz kullanırken baştaki bölümü de bir türk ismiyle (mete) değiştirip kullanagelmişiz.

    anahtar: Bu sözcüğün kökü, yunanca "anihto" (açmak) eylemidir. "Anihtiri" ise "açmaya yarayan" anlamındadır; yani "anahtar"... Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize Anadolu'da konuşulan ("konuşulmuş olan," demek daha doğru olur sanırım) Rumca'dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne çok benzese de, Rumca'daki birçok sözcük Yunanlar'ca bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe "Yunanca kökenli" demek yerine "Rumca kökenli" demeyi yeğleyeceğim. Bu durumda ise "Anadolu Rumları'nın dili" anlaşılmalıdır.

    kaldırım: Bunun "kaldırmak" ile bir ilgisi var gibi görünse de (otoyolun yükseğinde olması açısından), asıl kökeni Rumca'dır. Rumca'da "kali", "iyi" anlamındadır (kalimera: günaydın, iyi günler). "Dromos" (sondaki "s" genelde okunmaz) ise "yol" anlamını taşır. Yani kali-dromos: iyi-yol; yani yürümeye elverişli, taşsız, tozsuz, çamursuz yol...

    (İTU araştırmaları)

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Başarılı İnsan İle Başarısız İnsan Arasındaki Farklar
    2006 Konuları bölümünde _Marx_ tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 01.04.06, 13:32
  2. KUŞ GRİBİ'nin İnsan sağlığı üzerine etkisi
    2005 Konuları bölümünde Pasali TJ tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 14.10.05, 15:35

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •