TECELLİ VE İDRAK
İdraki olan her hayvan ve şey sahip olduğu idrak açısından her an yeni bir bilgi kabul eder. Bununla beraber, idrak eden söz konusu kişi bunun bilgi olduğu gerçeğine dikkat etmeyenler grubuna dahil olabilir; ama gerçekte bilgidir. Bunun içindir ki, eğer bir kimsenin bilgisinin azaldığı söz konusu edilirse bunun nedeni, idrakın, bu kimseyi, eğer bu engel idrak engeli olmasa idi idrak edeceği pek çok şeyden ayırabileceğidir. Bu kimse körlüğe, sağırlığa veya benzerine uğramış birine benzer.
İlimler bilgi nesnesine bağlı olarak yüksek veya alçak olduğu için ruhsal eğilimler (himmet) yüksek ve asil ilimlere bağlanırlar ki, bunlar, kişi bunlara arif olduğunda nefsi arındırır ve düzeyini yükseltir. En yüksek düzeye sahip ilim Marifetullah’tır (Allah bilgisidir) ve Marifetullah’a giden en yüksek yol tecelliler bilgisidir. Bunun altında nazarî bilgi yer alır. Nazarî bilginin altında başka bir bilgi yoktur. Halkın çoğunluğu ilimlere değil sadece itikatlara sahiptir.
Söz konusu ilimler Allah’ın peygamberine artmasını istemesi konusunda emrettiği ilimlerdir... Allah tecelli ilimlerini -- çünkü tecelliler ilimleri kazanmak için en asil (kerim) yoldur -- kastetmiştir ve bunlar zevk ilimleridir.
Allah her şeyin içine –ve insanın nefsi şeylerden biridir– bir zahir bir de batın boyut yerleştirmiştir. Zahir boyutla, insan, aynlar denen şeyleri ve batın boyutla “bilgi” denilen şeyleri idrak eder. Allah Zahir ve Batın’dır ve bunun için idrak O’nunla olur. Çünkü hiçbir şey kendisiyle idrak gücüne sahip değildir; o sadece Allah’ın onun içine koyduğuyla idrak edebilir.
Allah’ın tecellisi, her kime, alemlerden hangisinde tecelli ederse etsin, görünür alemde veya gayb aleminde olsun, O’nun Zahir ismindendir. “Batın” ismine gelince, bu ilişkinin hakikatı, ne bu alemde ne de ahirde, tecellinin bu isimde olmaması yönündendir. Çünkü, “tecelli”, O’nun tecelli ettiği kimseye o belirli tecelli mahallinde Tezahür’ünden ibarettir; ve dolayısı ile “Zahir” ismine tabidir. Nisbetlerin manası değişmez...
Allah, lütuf olarak veya bir isteğe cevap olarak tecelli ettiğinde, nefsin zahir boyutuna tecelli eder ve idrak, algılama yoluyla misallenme (hayal) berzahında bir surette meydana gelir. O zaman, tecelliyi idrak eden kimse Şeriat bilgisine sahipse Şeriatın hükümlerine ilişkin ilimlerinde bir artış olur. Eğer mantıkçı ise, artış, anlamlar terazisine ilişkin ilimlerde olur. Dilbilimciyse, kelam ölçülerine ilişkin ilimlerde artış olur. Böylece, kişi kevnî (dünyaya ait) ve kevnî olmayan şeylere ait ilimlerden hangisinde etkinse artış orada olur. İlgilendiği bilgi her ne ise artış o bilgi ile ilgili olarak ve kişinin kendi nefsinde olur.Bu yolun ehli kendilerine keşfolunanı inkar edemedikleri için bilirler ki artış bu gruplardaki kimselere ilahî tecelli dolayısı ile olur.
Fakat arifler dışındakiler artışı fark ederler ve bunu kendi düşünce süreçlerine atfederler. Bu iki grup dışındakiler ise artışı farketmelerine karşın, bunun her hangi bir şeyde artış istemiş olmamalarının bir sonucu olduğunu fark etmezler. Bunlar Allah’ın benzetmesinde olduğu gibidirler: “(Tevrat’ın yüklenmiş olduğu fakat onu taşımamış olanlar,) kitap taşıyan eşeklere benzerler. Şeytan Allah’ın ayetlerini yalanlayanlara benzer” (62:5); burada “ayetler”, sözü edilen artışlar ve onların esasıdır...
Tecelli, ayrıca, Zahir ismiyle nefsin batın boyutuna da olur. O zaman idrak, maddeden soyutlanmış hakikatler ve mânalar aleminde, basiretle (içgörü) olur. Bunlara “açık metinler” (nass) denir; çünkü “açık metinde aklı karıştıracak birşey yoktur, tartışma da olmaz. bu sadece mânalarda olur. Dolayısı ile mânalar ehli aklın yoruculuğundan ârîdir. Onun durumundaki tecellide, ilahî ilminde, sırlar ilimlerinde, batınî ilimlerinde ve ahirete bağlı her şeyde artış olur. Bu bizim yolumuzun ehline münhasırdır...
İnsan, miraç merdivenine tırmanmaya başlamasından itibaren kendi tırmanışına uygun ilahî tecellileri kabul eder. Ehlullahtan her bireyin kendine özel, başka hiçbir kimsenin tırmanmadığı bir merdiveni vardır. Bir kimse başkasının merdiveninden tırmanıyor olsaydı peygamberlik kazanılan (iktisab) birşey olurdu; çünkü her merdiven özü itibariyle ona tırmanana ayrılmış bir mertebe verir. Yoksa, böyle bir durumda arifler peygamberlerin merdivenlerinden çıkar ve tırmanışlarıyla peygamberliği kazanırlardı. Fakat durum böyle değildir. Böyle olsaydı, İlahî Genişlik (Tavassû) olayın (şen) tekrarıyla kaybolurdu. Fakat bize gösterilmiştir ki o cenabta tekrar yoktur.
Bununla beraber, peygamberler, dostlar, müminler ve resuller için manaların bütün basamakları aynıdır. Hiçbir merdivenin ötekinden fazla bir basamağı yoktur. İlk basamak islamdır ki bu teslimiyettir (inkıyad). Yukarı çıkışta (uruç) son adım fenâdır; inişte (dışarı çıkışta: huruç) bekâdır. İki adım arasında diğer basamaklar vardır: iman, ihsan, ilim, tesbih (Sübhan), tenzih, gına, fakr, zillet, ulun (alî), telvin (boyanma, değişme) ve telvin’de sebat. Sonra eğer ayrılıyorsan (merdivenden yukarıya) fena ve merdivene yukarıdan giriyorsan beka gelir.
[Futuhat]


selam ve dua ile