• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Tartışma Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    SORU 1. DOĞU ANADOLU ERMENİLERİN ANAYURDU MUDUR ?

    Bu sorunun yanıtını Anadolu tarihinde aramak gerekir. Ermeni tarihçileri kendi aralarında bile Ermenilerin kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildirler. Bu da anayurdun neresi olduğunu tartışmalı kılmaktadır. Bu konuda Ermeni tarihçilerin çatışan ve çelişen görüşlerini şöyle sıralayabiliriz:

    a) Ermenileri Nuh Peygambere dayandıran görüş: Bu düşünceye göre Ermeniler Nuh'un torununun torunu olan Hayk'tan gelmektedir. Nuh'un gemisi Ağrı Dağı'na oturduğundan Ermenilerin anayurdu Doğu Anadolu'dur. Üstelik Hayk 400 yıl yaşamış ve yurdunu Bâbil'e kadar genişletmiştir.

    Efsanelere dayanan ve bilimsellikle hiç bir ilgisi bulunmayan bu görüşün üzerinde durulamaz.

    Tarihçi Auguste Carriere de bu hususu vurgulamakta ve ' 'eski Ermeni arihçilerin verdikleri bilgilere güvenmenin büyük bir gaflet olacağını, çünkü erdikleri bilgilerin çoğunun uydurma olduğunu" kaydetmektedir.

    b)Ermenileri Urartulara dayandıran görüş: Doğu Anadolu kavimlerinden biri olan Urartuların M.Ö. 3 bin yılına kadar uzandıkları, M.Ö. 7 ve 6. yüzyıllarda
    önce İskitlerin, sonra Medlerin saldırısına uğrayarak ortadan kaldırıldıkları, yaşadıkları bölgenin Lydiahlarla Medler arasında mücadeleye sahne olduğu ve sonunda Medlerin nüfuzuna girdiği bilinmektedir.

    Bu dönemlerde Anadolu'da Ermeni adına hiç bir şekilde rastlanmadığı gibi, Urartu dili ile Ermeni dili de birbirlerine benzememektedir. Urartu dili bir Asya dilidir, Ural-Altay dilleri ile benzerlik göstermektedir. Urartu kültürü ile Ural-Altay kültürü arasında da aynı benzerlik vardır. Erzurum yöresindeki son arkeolojik bulgular bunu açıkça ortaya koymaktadır. Ermeni dilinin ise Hint-Avrupa dillerinin Sat em grubuna girdiği kabul edilmektedir.

    Öyle ise, Urartularla Ermeniler arasında bir özdeşlik bulunduğunu ileri sürmeye imkân yoktur. Bunu doğrulayacak hiç bir somut bulgu da mevcut değildir.

    c)Ermenileri Urartu bölgesini işgal eden bir Trak-Frig soyuna dayandıran
    görüş:
    Ermeni tarihçileri arasında en çok benimsenen bu teoriye göre, Ermeniler Balkan kökenli ve Trak-Frig soy undandırlar. İllyriahların baskısıyla M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göç ederek yerleşmişlerdir. Ermeni adına ilk kez M.Ö.521 yılında Med(Pers) İmparatoruDara’nın (Darius) Behistun yazıtında rastlanılması ve Dara’nın “Ermenileri yendim” demesinin bunu doğruladığı ileri sürülmektedir.

    Bu görüş, Nuh ve Urartu teorilerini de kendiliğinden çökertmektedir.


    d) Ermenileri Güney Kafkas ırkı olarak kabul eden görüş: Buna göre, Ermenilerin anayurdu Güney Kafkasya'dır. Kafkas boylarına yakınlıkları ve kültür
    akrabalıkları bu teoriye gerekçe olarak gösterilmektedir. Bir başka gerekçe de,
    Ermenilerden ilk kez söz eden Dara’nın “Ermenileri yendim” derken yer olarak Kafkasya’yı kasdetmesidir. Ne var ki Ermenilerin diğer Kafkas ırkları ile ilgisi yoktur.

    e) Ermenileri bir Tjfran ırkı olarak kabul eden görüş: Bu teori ise Ermenilerin bazı Türk ve Azeri boylarıyla kültür ve gelenek akrabalığına ve dildeki benzerliklere dayandırılmaktadır.

    Görüldüğü gibi, Ermenilerin kökeni ve anayurdu kendi aralarında bile tartışmalıdır.

    Böylesine çelişik görüşler karşısında, Ermenilerin Doğu Anadolu'da 3-4 bin yıldır mevcut oldukları herhalde söylenemeyecektir.

    Ermeni çevrelerinin bu iddialarının altında Doğu Anadolu'daki Ermeni varlığını mümkün olduğu kadar eskilere uzatmak, Doğu Anadolu'ya bir anayurt olarak sahip çıkabilmek ve üstelik bunu eski bir kültür varlığı olarak sunmak hevesi yatmaktadır. Böylece Haklerin Ermenilerin binlerce yıllık topraklarını işgal ettikleri de ileri sürülmek istenmektedir.

    Bu iddia gereksizdir. Tarih itibarıyla Ermenilerin Doğu Anadolu'nun otokton ahalisi olmayıp dışarıdan buralara yerleştikte?i ve bu bölgedeki varlıklarının ancak M.Ö. 521 yılına kadar gidebildiği anlaşılmaktadır. Halbuki Anadolu'nun en az 15 bin yıldır meskûn olduğu bilinmektedir. 15 bin yıldır meskûn olan Anadolu ise yerleşik ya da göçebe çok çeşitli kavimlere ve çok zengin uygarlıklara yurt olmuştur. Bölgeye başka yerlerden ve nispeten yeni gelmiş kavimlerden biri olan Ermenilerin Doğu Anadolu'ya tek başlarına ve yurt olarak sahip çıkmaları söz konusu olamaz.

    (1) CARRİERE, Auguste; Moise de Khoren et la Genealogie Patriarcale, Paris, 1896.

    SORU 2. TÜRKLER, SELÇUKLULAR VE OSMANLILAR İLE
    BAŞLAYARAK, ERMENİ TOPRAKLARINI ERMENİLERDEN ZORLAMI ALMIŞ VE İŞGAL ETMİŞLERDİR?


    Ermenilerin bir zamanlar toplu olarak oturdukları, bugünkü Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti ile ona mücavir Türkiye sınırları içinde kalan bölge tarihin kaydettiği dönemlerde M.Ö. 521'den 344'e kadar bir Pers vilâyeti, 334'den 215Je kadar Makedonya İmparatorluğunun bir parçası, 215'den 190'a kadar Selefkitlere tâbi bir vilâyet, 190'dan M.S. 220'lere kadar Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında sık sık el değiştiren bir mücadele alanı, 220'lerden V. yüzyıl başına kadar bir Sasani vilâyeti, V. yüzyıldan VII. yüzyıla kadar bir Bizans vilâyeti, VII. yüzyıldan başlayarak bu kez Arap egemenliğinde bir toprak parçası, X. yüzyılda yeniden Bizans vilâyeti olmuş ve XI. yüzyıldan başlayarak bölgeye Türkler gelmişlerdir.

    Bu denli çeşitli egemenlikler altında yaşayan Ermeniler, tarih boyunca, o dönemlerin olağan siyasî ve toplumsal düzeni olan derebeylik, yani belirli bölgelerde belirli ailelerin nüfuz sahibi olmaları sistemi dışında, hiçbir zaman bağımsız, birleşik ve sürekli bir devlete sahip olamamışlardır.

    Ermeni tarihçilerin Ermeni Krallıkları olarak niteledikleri Ermeni Beylikleri aslında her zaman bir 4'suzerain "e bağlı "vassal''lar olarak yaşamışlar, yabancı devletler arasında tampon bölgeler oluşturmuşlardır. Ermeni Beylikleri ya da Prensliklerinin bir çoğu da bölgeye hakim olan yabancı devletlerce kurdurulmuş, Ermenileri kendi saflarına çekmek ya da bir diğer güce karşı kullanmak isteyen hakim devletler kendilerine yakın buldukları Ermeni ailelerini bu beylik ya da prensliklerin başına getirmişlerdir. Örneğin, Bagrat ailesinden Aşot'u ve Ardruzunî ailesinden Haçik Gaik'i Arap halifeleri prens yapmışlardır. Prens ya da Bey unvanı verilen Ermeni ailelerinden bazılarının da Ermeni değil, Pers soylu olduklarını belirtmek gerekir.

    Bu husus Ermeni tarihçi Kevork Aslan'nın şu sözleriyle de doğrulanmaktadır:
    "Ermeniler derebeylikler halinde yaşamışlardır. Birbirlerine vatan histeriyle bağlı değildirler. Atalarında siyasî bağlar yoktur. Yalnızca yaşa- derebeyliklere bağlıdırlar.Vatanseverlikleri de bu nedenle böl- geseldir. Birbirleriyle bağlarını siyasi ilişkiler değil, gelenekleri, dilleri ve dinleri oluşturur.”(2)

    Tarihleri boyunca çeşitli büyük imparatorluk ve devletlerin nüfuzu altında yaşayan ve bunlar arasında mücadele alanı olan Ermeni Beyliklerinin bir takım ek avantajlar sağlamak amacıyla bu güçler arasında sık sık taraf değiştirmeleri, Ermeni halkının büyük acılara maruz kalmasına yol açmıştır. «Romalı tarihçi Tsacitus, "Annalium Liber" adlı eserinde "Ermenilerin Roma ve Pers İmparatorlukları karşısında tutum değiştirerek kâh Romalılarla, kâh Perslerle birlikte hareket ettiklerini" yazmakta ve bu nedenle Ermeni halkını "acayip bir halk" olarak nitelemektedir.

    Gerek bu davranışları, gerek büyük imparatorluklara tâbi olarak yaşamaları Ermenilerin sık sık tehcire uğramalarına ya da kendiliklerinden göç etmelerine neden olmuştur.

    Perslerden kaçıp İç Anadolu'da Kayseri yöresine yerleşmişler, Sasanîlerce İran içlerine, Araplarca Suriye ve Arabistan'a, Bizanslılarca İç Anadolu, İstanbul, Trakya, Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Transilvanya ve Kırım'a, Haçlı seferleri sırasında Kıbrıs, Girit ve İtalya'ya, Moğol istilasında Kazan ve Astra- han'a, Ruslarca Kırım ve Kafkasya'dan Rusya içlerine tehcir edilmişlerdir. Ermenilerin Sicilya'dan Hindistan'a, Kırım'dan Arabistan'a kadar uzanan çeşitli bölgelere dağılmaları bu tehcirlerin sonucudur. Bu da göstermektedir ki, 1915'de Osmanlılarca tehcir edilmeleri uğradıkları ilk tehcir olmadığı gibi, Ermeni diasporası denilen olgu da 1915 tehcirinin sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. Özellikle Sivas yörelerine getirilişleri Selçukluların Anadolu'ya gelişlerinden pek kısa bir süre önce olmuştur.

    Hıristiyanlığı kabul etmelerinden sonra 451 yılında Bizans kilisesinden ayrılmalar Türklerin Anadolu'yu iskânlarına kadar süren bir Bizans-Ermeni çatışmasına, Ermenilerin Bizans tarafından ezilmesine, eritilmeye çalışılmasına ve esasen Bizans'a tâbi olan Ermeni beyliklerinin yok edilmesine yol açmıştır. Bizans'ın Ermenileri çeşitli yerlere sürmesi ve diğer yabancı güçlere karşı piyon olarak kullanması da buradan kaynaklanmaktadır. Bizans'ın bu zulmü Ermeni tarihçilerince bütün ayrıntılarıyla dile getirilmiştir.

    Selçuklu Türkleri işte böyle bir ortamda XI. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'ya toplu şekilde gelmeye başlamışlardır. Selçukluların ele geçirmeye başladıkları Anadolu topraklarında bir başka devlete tâbi durumda dahi bir Ermeni Prensliği bulunmamaktadır ve Selçukluların karşısındaki güç Bizans'tır.

    Selçuklu Hakanı Alpaslan eski Ermeni Prensliği Ani'nin topraklarını 1064’de ele geçirmiştir ama, bu Prensliğin varlığına esasen 1045'de, yani Türklerin gelişinden. 19 yıl önce Bizans tarafından son verilmiştir. Dolayısıyla, Selçukluların ilerlediği topraklar, üzerinde diğer kavimlerin yanı sıra Ermenilerin de yaşadıkları Bizans topraklarıdır. Bu nedenle Selçukluların bir Ermeni devleti ya da prensliği işgal ve istila ettikleri yolunda ileri sürülebilecek herhangi bir iddianın tarih karşısında doğ- rulanmasına maddeten imkan yoktur.

    Üstelik, tarih bunun tersini kanıtlamakta ve Ermenilerin Bizans'ın yüzyıllardır süren zulmüne son verilmesi amacıyla Selçukluların Anadolu topraklarını ele geçirmelerine yardımcı olduklarını göstermektedir.

    Ermeni tarihçi Asoghik'in "Ermeniler Bizans'a atan düşmanlıkları nedeniyle Türklerin Anadolu'ya gelmesine sevinmişler, hatta Türklere yardım etmişlerdir" yolundaki sözleri bu olguyu belgelemektedir. Urfa'nm Türklerce fethinin de kent- teki Ermenilerce bir bayram havası içinde kutlandığı yine Ermeni tarihçi Urfalı Mateos tarafından kaydedilmiştir.

    Burada, Aanadolu Selçuklu Devleti ile çağdaş olan bir Ermeni Prensliğindenden de söz etmek gerekmektedir. Bu prenslik, Kilikya Ermeni Prensliği’dir. Kilikya’daki Ermeni varlığı ise Bizans’ın Ermenilere uyguladığı tehcir politikası sonucu olarak çıkmıştır. Doğu Anadolu'daki son Ermeni Prensliklerinin Bizans tarafından yıkılması üzerine Kilikya'ya yeni bir Ermeni göçü daha olmuş ve bu son göç 1080 yılında Kilikya Ermeni Prensliğinin kurulmasına vesile teşkil etmiştir. Haçlı Sefer- leri sırasında Haçlılara yaptığı yardımlar ve Bizans'ın giderek zayıflaması nedeniyle varlığını sürdürebilen, ancak yine de Bizans’a, daha sonra Haçlılara ve Moğollara ve nihayet katolıklere bağımlı durumda bulunan bu Prenslik Türklerle iyi ilişkiler içinde olmuş ve sonunda Kıbrıs’ta yerleşmiş Katolik Lusignan ailesinin egemenliğine girmiştir. Bu durum Gregoryen Ermenileri memnun etmeyecek ve bu memnuniyetsizlik prensliğin 1375 yılında Memlûkların eline geçmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

    Kilikya'ya bu son Ermeni göçünün burada Eçmiyazin'den ayrı bir Ermeni kilisesinin kurulmasına da yol açtığını ve bu ayrılığın bugün de sürdüğünü belirtmekte yarar vardır.

    Osmanlılar döneminde ise durum çok daha açıktır. Doğu Anadolu, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde Akkoyunlular ile Safavilerden, Güney Anadolu ise Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır Memlûklularından alınmıştır.

    Gerçek bu olduğuna göre, Osmanlıların bir Ermeni Devleti ya da Prenslik ve Beyliğine ait toprakları işgal ve istila ettikleri yolundaki iddia da tarih önünde yenik düşmektedir.

    (2) ASLAN, Kevork; L'Armenie et les Armeniens, İstanbul, 1914.

    SORU 3. TÜRKLER TARİH BOYUNCA HER ZAMAN ERMENİLERE BASKI VE ZULÜM MÜ YAPMIŞLARDIR?

    Ermeni propagandası '”Soykırım” iddiasını tarihî bir zemine oturtabilmek amacıyla, Türklerin tarih boyunca her zaman gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele ettiğini savunagelmektedir. Zira, bu iddiada bulunmadıkça "600 yıldır Ermenilerle birlikte yaşayan Türklerin, durup dururken, nasıl olup da bir günde Ermenileri topyekûn imha etmeye karar verdikleri" sorusunu yanıtlayamayacakları kanısındadırlar. Ermenileri bu iddiaya sarılmaya yönelten bir başka etken de meseleyi tahrif ederek bir "Hıristiyan-Müslüman mücadelesi" ne dönüştürmek ve böylece hristiyanlık dünyasının desteğini peşinen kazanabilmek arzusudur.

    Ermenilerin uğradıkları Bizans zulmü nedeniyle, Türklerin Anadolu’ya girmelerini bir bayram havası içinde karşıladıklarını kendi tarihçileri yazarlar. Nitekim,
    Selçuklular Bizans’ın ezmeye ve yok etmeye çalıştığı Ermeni kilisesini himaye etmeye başlamış, Ermeni kilisesi, manastırları ve ruhban sınıfına Bizans tarafından konulan ağır vergileri kaldırarak bunları vergiden muaf tutmuştur. Ermeni toplumunu ibadet, eğitim ve içişlerinde serbest bırakmış, içişlerine müdahale etmemiş ve Ermenileri Müslüman olmaya hiçbir zaman zorlamamışlardır. Ermeni ruhanî lideri Selçukluların bu tutumu karşısında Sultan Melikşah’ı ziyaret ederek şükranlarını bildirmiştir. Özetle, Ermeniler bu dönemde gerek toplum olarak varlıklarını, gerek din ve kiliselerini Türkler sayesinde koruyabilmişlerdir.

    Bu olgu, bizzat Ermeni tarihçilerince de iftiharla dile getirilmiştir. Ermeni tarihçi Urfalı Mateos 129 sayılı kroniğinde Selçuk Sultanı Melikşah’tan şöyle söz- etmiştir.
    "Melikşah'ın kalbi hıristiyanlara karşı şefkat ve iyilikle doluydu. İsa'nın evlatlarına çok iyi davrandı. Ermeni halkına refah, barış ve mutluluk getirdi. "(3)

    Mateos, Sultan Kıhç Aslan'ın ölümünden sonra ise şunları yazmıştır:
    "Kılıç Aslan'ın ölümü hıristiyanları yasa boğmuştur. Zira bu Sultan yüksek karakterli ve hayırsever bir insandı.''

    Selçuklu Türklerinin Ermenilere ne kadar iyi davrandıkları Taşirk ailesi gibi bazı Ermeni beylerinin kendiliklerinden müslümanlığı kabul etmelerinden ve Türklerle birlikte Bizans'a karşı çarpışmalarından da bellidir.

    Türklerin gayrimüslimlere iyi muamele etmeleri ifadesini Îslâm-Türk felsefe- sinde bulmaktadır. Bu felsefeyi şu şekilde özetlemek mümkündür:
    Türkler, müslüman olmayan kavimlerin yaşadıkları toprakları kendi ülkelerine kattıklarında bu bölgeler halkı ile zimma adı verilen bir anlaşma yapmaktadırlar. Müslüman olmayan halkın hak ve hukuku bu anlaşma ile güvence altına alınmakta ve bu halka "zımmı" denmektedir.. Böylece diğer dinlerden olan insanlara o zamana kadar tanık olunmamış bir hoşgörü ile davranılmaktadır.

    Bu dönemin Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi büyük düşünürlerinin "72 millete bir göz ile bakan" ve "ne olursan ol, yine gel" diyen insanlık ve hoşgörüye dayalı felsefeleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

    Hristiyanlar arasında mezhep kavgaları ve özellikle Bizans'ın Ermenilere yaptığı zulüm göz önünde tutulduğunda bunun ne denli insanca bir yaklaşım olduğu ortadadır.

    Osmanlı Devletinin kuruluşu, gelişmesi ve özellikle İstanbul’un fethi sonucu
    Bizans'ın yıkılmasıyla Ermeniler için tarihlerinin hiç bir döneminde yaşamadıkları yeni bir çağ açılmış, üzerlerindeki dinsel, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel her türlü baskı kalkmış ve barış, güven, huzur ve refah dönemi başlamıştır.

    Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti Türk kökenli, islâmî yapıya sahip ve çok uluslu
    bir devlettir. Bu çok uluslu yapı içinde Türkler kadar, diğer uluslara da yer vardır.

    Nitekim, ilk Osmanlı Padişahı Osman Bey Ermenilerin Bizans'ın zulmünden korun-
    maları için Anadolu'da ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerine izin vermiş ve Batı
    Anadolu'daki ilk Ermeni dini merkezi Kütahya’da kurulmuştur. Bursa'nın alınarak başkent yapılması üzerine bu dini merkez Kütahya’dan Bursa’ya taşınmış ve Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra Bursa'dâki Ermeni dinî lideri Howakim 1461'de İstanbul'a getirilmiş ve Fatih’in fermanı ile İstanbul’da bir Ermeni Pat- Patrikhanesi kurulmuştur.(4)

    Bunuizleyerekİran,Kafkasya,DoğuveveOrta Anadolu, BalKanlardan İstanbul'a Ermeni göçleri başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu Ermeniler için bir çekim merkezi haline gelmiştir. Görüldüğü gibi, Ermeni toplumu ve kilisesi Osmanlı Devletinin gelişmesine paralel olarak gelişmektedir.

    Osmanlı İmparatorluğu Gregoryen Ermenileri "millet" adı altında örgütlemiş ve kendi dinî liderlerinin yönetimine bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet Ermeni Patrikhanesini kuran fermanında, Patriğin imparatorlukta yaşayan bütün Ermenilerin hem ruhanî, hem cismanî lideri olduğunu hükme bağlamıştır.
    Ermeniler Müslümanlara verilen her türlü haktan yararlandıkları gibi, bazı ayrıcalıklara da sahip olmuşlar, örneğin askere alınmamışlardır. Askere alınmamaları ise Ermeni ailelerinin sürekliliğini ve dolayısıyla refaha kavuşmalarını sağlamıştır.

    Müslümanlarla gayrimüslimler arasındaki tek fark ifadesini bazı vergilerde bulmuştur. Gayrimüslimlerden haraç ve cizye vergileri alınmış, buna karşılık müslümanların tâbi oldukları zekât ve öşür vergilerinden muaf tutulmuşlardır. Haraç ve cizye vergilerinin Ermeni toplumuna nasıl dağıtılacağının tesbiti de dinî liderlere bırakılmıştır.

    Ermenilere, din, kültür, eğitim ve hayır işlerini yürütebilmeleri için gerekli malî olanaklara kavuşabilmeleri bakımından vakıf kurma imkânı da tanınmış, kendi malî güçlerinin yetişmemesi halinde Osmanlı yönetimi yardımda bulunmuş, Patrihhanenin açıklarını kapatmış, Ermeni kurumlarına malî destek sağlamıştır. Bu vakıf sistemi bugün de muhafaza edilmektedir.

    Burada şu noktaya da işaret etmek istiyoruz: Ortodoks Rumlar Ermenilerden önce örgütlendiklerinden, Ortodoks Rumlar dışında kalan tüm diğer hristiyan unsurlar Ermeni sayılmıştır. Bu unsurlar arasında Anadolu'daki Pavlakiler (Paulicien) ve Yakubiler ve Balkanlardaki Bogomiler gibi Ermenilikle hiç bir ilişkileri bulunmayan hıristiyanlar da yer almıştır. Bu olgunun özellikle Osmanlı İmparatorluğundaki Ermeni nüfusuna ilişkin tartışmalarda göz önünde tutulması gerekmektedir.

    Ermeni toplumu kendisine tanınan hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla gelişmiş ve refaha kavuşmuş, ayrıca Türk-Osmanlı kültür, yaşam tarzı ve yöne- tim biçimini de benimseyerek kısa zamanda Osmanlıların güvenine lâyık olmuş ve “millet-i sıdıka” üinvanına hak kazanmıştır. Osmanlı Ermenileri bu unvan saye- sinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir. Osmanlı tarihi Ermenilerden. 29 Pasa, 22_Bakan, 33 milletvekili , 7 Büyükkelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos, 11.Üniversite öğjretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermeni Bakanlar arasında Dışişleri, Maliye, Ticaret ve Posta Bakanları gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde bulunanlar olmuştur. (5)

    Ermeniler Osmanlı-Türk sanat, kültür ve müziğine önemli katkılar yapmışlar, ünlü sanatçılar yetiştirmişlerdir. Bu sanatçılar bugün de Türkiye Ermenileri ve Türkler için övünç kaynağı olarak anılmaktadır.

    Burada, dünyadaki ilk Ermeni matbaasının da XVI. yüzyılda İstanbul'da kurulduğunu belirtmek yerinde olur.

    Böylece, Ermeniler, Türkler başta olmak üzere, imparatorluğun tüm unsurla-
    rıyla XIX. yüzyıl sonlarına kadar barış ve güven içinde yaşamışlar, Osmanlı yönetimiyle ilgili hiç bir şikâyet ya da sorunları olmamıştır.

    Bununla birlikte, zaman zaman kendi aralarında iç çekişmelere düşmüşlerdir. İstanbul'un fethinden önce ve hemen sonra Anadolu ve Kırım'dan İstanbul'a gelen ve "Yerli" denilen Ermeniler ile İran ve Kafkasya'dan gelen ve "Doğulu" ya da “Taşralı” denilen Ermeniler Patrik seçimi nedeniyle mücadeleye girişmişler, birbirlerini Osmanlılara şikâyet etmişler ve yönetimin kendi lehlerine müdahalesini sağlamaya çalışmışlardır. Osmanlılar ise Ermeni grupları ve iç sorunları karşısında İsrarla tarafsız kalmışlardır. Bu mücadeleyi Doğuluların kazanması üzerine Patrikliğe ruhanî olmayan kişiler de getirilmeye başlanmış, mevki ve unvan çatışması zaman zaman kanlı kavgalara dönüşmüştür.

    Osmanlılar bu aşamada duruma müdahale etmişler ve Ermenilerin birbirlerini kırmasını önlemişlerdir.

    Mezhep kavgaları Ermenileri birbirlerine düşüren bir diğer etken olmuştur. Özellikle yabancı müdahaleler sonucu Ermeniler arasında katoliklik ve protestanlığın yayılması Gregoryen Ermenilerde büyük bir infial uyandırmış ve Gregoryen Ermeniler Osmanlı yönetimine başvurarak bu durumun önlenmesini istemişlerdir. Osmanlı yönetimi Ermenilerin iç sorunu saydığı bu gelişmeye müdahale etmeyince yine kanlı kavgalar görülmüş ve Protestanlığı kabul eden Ermeniler Çuhacıyan ve Tahtacıyan adlı Patrikler tarafından afaroz edilmişlerdir.

    Daha sonra katolikler arasında da Vatikan'a bağlı olup olmamak konusunda çatışmalar çıkmış, Papa Vatikan'a bağlı olmayan Ermenileri afaroz etmiş, Osmanlı yönetimi duruma müdahale ederek 1888’de bu iki Katolik grubu barıştırmıştır.

    Osmanlıların gayrimüslimlere gösterdiği bu engin hoşgörü İmparatorluğu, çöküş yıllarına kadar, dinî zulümden kaçan bütün insanlar için her zaman sığınılabilecek bir ülke haline getirmiştir. Bir mezhepteki hristiyanların zulmüne uğrayan diğer mezhepteki hristiyanlar ile katoliklerin ağır işkencelerine maruz kalan musevî- ler kurtuluşu Osmanlılara sığınmakta bulmuşlardır. Bunun en belirgin örneği, gerek XV. yüzyıl sonlarında İspanya'nın katoliklerce yeniden işgalini müteakip, gerek daha sonraki yüzyıllarda Fransa, Orta Avrupa ve Rusya'daki hristiyan baskısından kaçan musevîlerin Osmanlı İmparatorluğuna göç etmeleridir.

    Gerçekler böyle olduğuna göre, Türklerin gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele ettikleri, baskı yaptıkları ve ezdikleri gibi iddialar ileri sürmek için herhalde mantık, vicdan, sağduyu, hakkaniyet ve tarih bilgisinden yoksun bulunmak ya da önyargılı olmak gerekir, çünkü başka bir izah tarzı yoktur.
    Tarihin bu iddiayı yalanladığı çok sayıda yabancı tarihçi ya da yazarın eserlerinde de ortaya konulmuştur.

    Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine, Claude F^rrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Marshall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Gamier, Toynbee, Lewis, Price, Bombaci ve Shaw'a kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulamayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.

    Bunlardan bir kısmına atıflarda bulunarak ve neler söylediklerini görerek bu bahsi kapatmak istiyoruz.

    Voltaire:
    "Büyük Türk çeşitli dinlerden 20 milleti barış içinde yönetmektedir. Türkler hristiyanlara savaşta ılımlı, zaferde yumuşak olmayı öğretmişlerdir."

    Philip Marshall Brown:
    "Türkler kazandıkları büyük zafere rağmen fethettikleri yerlerin halkına, kendilerini kendi yasa ve gelenekleri uyarınca yönetme hakkını cömertçe bahsetmişlerdir."

    Venizelos Hükümetinin Dışişleri Bakanı Politis:
    "Türkiye'deki Rumların çıkarları Türklerden başka hiç bir güç tarafından bu kadar iyi korunamazdı.''

    J. W. Arnold:
    "Türk ordularının fethettikleri yerlerde din ve kültüre müdahale etmediği tarihin inkâr edemeyeceği bir gerçektir.''

    Alman Generali Bronsart:
    "Türkler, kendilerine dokunulmadığı takdirde, başka dinlerden olanlara karşı dünyanın en hoşgörülü insanlarıdır.' *

    Son olarak şu örneği verelim: Napolyon Bonapart, Akka yenilgisi üzerine Osmanlı İmparatorluğundaki katolik Ermenileri yönetime karşı ayaklandırmayı ve bir tür intikam almayı düşünür. Bunun mümkün olup olamayacağını istanbul'daki Büyükelçisi Sebastiani’'den sorar. Büyükelçinin yanıtı çok açık ve kesindir:
    "Ermeniler hayatlarından o kadar memnundurlar ki, buna imkân yoktur."

    (3) URFALIMATEOS, (Mathieu d'Edesse); Chronicles, No. 129.
    (4) URAS, Esat; Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, 2. Baskı, İstanbul, 1976, sayfa 149
    (5) Türk Ermenilerinden Gerçekler, Jamanak Yayını, İstanbul, 1980, safa 4 ve KOÇ AŞ, Sadi; Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, Ankara, 1967, sayfa 92-115.
    SCHEMSI, Kara, Turcs et Armeniens devant l'Histoire, Geneve, Imprimerie Nationale, 1919, sayfa 19

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  2. #2
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    SORU 4. TÜRKLER ERMENİLERİ 1890LARDAN İTİBAREN KATLETMEYE Mİ GİRİŞMİŞLERDİR?

    XIX. yüzyılın ikinci yarısında bir "Ermeni Sorunu"ndan sözedilmeye başlandığını görmekteyiz.

    “Ermeni Sorunu” için başlangıç noktası aramak gerekirse, bunu 1856 İslahat Fermanı ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ve bunu izleyen Ayastefanos Anlaşması ve Berlin Konferansında bulmak mümkündür. Ancak biz daha gerilere, 1820’ler kadar gitmenin meselenin anlaşılması bakımından daha yararlı olacağı kanısındayız.

    Çarlık Rusyası bu dönemde dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir
    devlet olarak ortaya çıkmaktadır. Bu emperyalist güç komşu olduğu Osmanlı Devleti topraklarını bir tür doğal gelişme alanı olarak kabul etmekte olup Osmanlıların sırtından güneye ve güneybatıya yayılmak peşindedir. Nitekim, Yunanistan'ın Osmanlılardan ayrılarak bağımsız olması büyük ölçüde Rusya'nın bu politikası sonucudur. Bu politikanın başta gelen unsurlarından biri de, Rusya'ya göre, Osmanlı hristiyanlarmın hamisi olmaktır. Bu ise, Rusları ortodoks Rumların yanı sıra Gregoryen Ermenilerle de ilgilenmeye sevketmektedir.

    Rusya, Batı'da Balkanlara nüfuz etmeye çalışırken, Doğu'da da Kafkasya'ya inmektedir. Bu gelişme Kafkasya'daki Eçmiyazin Ermeni kilisesini Rus tesiri altına sokmaya başlamıştır. Eçmiyazin ise Gregoryen Ermenileri büyük çoğunluğunun bağlı oldukları dinsel merkezdir."

    Eçmiyazin Kilisesi kısa sürede Rus nüfuzuna girmiş, hatta Katolikos Nerses Aratarakes 60 bin kişilik bir Ermeni kuvvetinin başında 1827-28 Rus-İran Savaşma Ruslar safında katılmıştır.

    Rusların Osmanlı Ermenilerine sızmaya çalışması da Eçmiyazin Kilisesi aracılığıyla olmuş ve 1844'den itibaren İstanbul Ermeni Patrikhanesindeki ayinlerde Eçmiyazin Katolikosunun adı anılmaya başlamıştır.

    Osmanlı hristiyanlarmın hamisi olmaya niyetlenen yalnızca Rusya değildir. İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini protestanlık ve katolikliğe kazanmak amacındadırlar. Bunda başarılı olmaları üzerine 1830'da istanbul'da Ermeni Katolik Kilisesi, 1847'de de Protestan Kilisesi kurulmuştur. Ancak ne bu gelişmeler olup biterken, ne de 1856'da Islahat Fermanı ilân edilirken bir "Ermeni Sorunu" söz konusu değildir.

    Toplumsal düzenin Batı modelinde yeniden örgütlenmesi anlamına gelen İslahat Fermanı Müslümanlarla gayrimüslimleri aynı statüye getiriyor ve gayrimüslimlere tanınmış bulunan ayrıcalık ve ruhanî muafiyetlere de bu nedenle son veriyordu.

    Bu Ferman üzerine Ermeni Patrikhanesince hazırlanan Ermeni Milleti Nizamnamesi Osmanlı Hükümetine sunulmuş ve 29 Mart 1862'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Nizamname ile Ermeni toplumunun içişlerini görüşmek üzere 140 üyeli bir meclis kurulmuş, bunun 20 üyesinin İstanbul kilisesi mensuplarından, 80 üyesinin İstanbul'daki kilise cemaatlerinden ve 40 üyesinin taşradan seçilmesi öngörülmüştü.

    İslahat Fermanı Rusya'nın yanı sıra, İngiltere ve Fransa'yı da Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevketmiş, bu ise Rusya'yı Ermenilerle ilgisini yoğunlaştırmaya yöneltmiştir.

    Bu ilginin altında bu devletlerin Ermenilere duydukları sempati değil, kendi emperyalist çıkarları yatmaktadır.

    Bunun neden böyle olduğunu görmek için dünyada o dönemde mevcut güç ilişkilerine ve nüfuz mücadelesine bakmak lâzımdır.

    Bu nüfuz ve çıkar mücadelesinin önemli alanlarından biri de Osmanlı Devletidir. İzlenen yeni politikanın temel taşlarından biri ise Osmanlı Devletindeki hristiyan unsurları ve özellikle Ermenileri Osmanlılara karşı kullanmak olmuş ve Ermenilere, gerçekleşmeyeceği kendilerince de bilinmesine rağmen, Doğu Anadolu'da hayalî bir Ermenistan vaadedilmiştir.

    “ Ermeni sorunu” 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ve Osmanlıların bu savaşı kaybetmeleri sonucu meydana gelen gelişmeler üzerine çıkması bunun belirgin kanıtıdır.

    Savaş sona ererken İstanbul Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan Eçmiyazin Katolikosluğu aracılığıyla Rus Çarı'ndan Rusya'nın Doğu Anadolu'da işgal ettiği toprakları Osmanlılara geri vermemesini istemiş, bununla da yetinmeyerek savaş sonunda Ayastefanos'daki Rus karargâhına gidip Grandük Nikola ile görüşmüş ve Doğu Anadolu'nun Ruslar tarafından ilhakını, bu olmazsa bölgeye Bulgaristan'a olduğu gibi özerklik verilmesini, bu da mümkün değilse bölgede Ermeniler lehine İslahat yapılmasını ve bu İslahat tamamlanana kadar Rus ordusunun geri çekilmemesini talep etmiştir. Patriğin son talebi Ruslarca kabul edilmiş ve Ayastefanos Anlaşmasına 16. madde olarak girmiştir.(7) Patrik Varjabedyan'ın Osmanlı vatandaşı olduğunu hatırlatmaya sanırız gerek yoktur.
    Doğu Anadolu'daki Rus işgali Rusya'ya Osmanlı Ermenileri üzerindeki etkisini arttırma olanağı sağlamış ve Rus ordusundaki Ermeni subaylar Osmanlı Ermenilerini devlet aleyhine kışkırtmaya çalışmış ve Ermenilere "Balkanlardaki hristi- yanlar gibi Osmanlılardan ayrılarak kendi muhtar devletlerini kurabileceklerini" telkin etmişlerdir.

    Rusların niyetini sezen İngiltere Ayastefanos Anlaşmasına karşı çıkmıştır. Zira, Doğu Anadolu'da Rusya himayesinde kurulacak bir Ermenistan İngiltere'nin

    Basra Körfezi ve Hindistan yolunun güvenliğini tehlikeye düşürecektir. Bunun üzerine İngiltere, Osmanlılardan Kıbrıs'ı kopararak bunun karşılığında Ayastefanos Anlaşmasının değiştirilmesini sağlamış ve Berlin Konferansında Rusya'nın Kars, Ardahan ve Batum dışında işgal ettiği topraklardan hemen geri çekilmesi ve Ermeni İslahatının bunun ardından yapılması kararlaştırılmış, üstelik İslahatın 5 büyük devletin denetiminde uygulanması öngörülmüştür. Bu tarihten itibaren İngiltere "Ermeni islahatı"nı kendi meselesi olarak görecektir.
    Berlin Konferansına İstanbul Ermeni Patrikhanesinden de bir heyet katılmış ve isteklerini kabul ettiremeyen bu heyet İstanbul'a "mücadele ve ayaklanmaya giri- şilmedikçe hiç bir şey elde edilemeyeceği" yargısıyla dönmüştür. (8)

    Ayastefanos Anlaşması ile eline geçirdiği büyük fırsatı Berlin Konferansı ile kaybeden, ayrıca Batı'da Yunanistan ve Bulgaristan'ı İngiliz nüfuzuna terketmek zorunda kalan Rusya Doğu Anadolu'yu doğrudan ilhak etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye başlamış, bu politikasında yine Ermenileri kullanmayı denemiştir.

    İngiltere ve Rusya'nın Ermeniler üzerindeki mücadelesi, Türk düşmanlığıyla ünlü Fransız yazar Rene Pinon'un şu sözleriyle açıkça görülmektedir:

    "Rus ve İngiliz nüfuzu Ermenilerin sırtından çarpışmıştır. Ermenistan İngiltere'nin elinde Rus yayılmacılığına karşı ileri bir karakol olmuştur."

    1880'de İngiltere'de Gladstone Hükümetinin iktidara gelmesi bu mücadeleyi daha da yoğunlaştırmıştır. İngiltere artık Rusya'ya karşı Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü korumak politikasını terketmiş ve Osmanlı İmparatorluğunu parçalayıp kendisine dost küçük devletler kurmayı ve bunları Rusya'ya karşı tampon olarak kullanmayı öngören bir politikayı benimsemiştir. İngiltere'ye göre bu tampon devletçiklerden biri de Ermenistan olacaktır.

    Bu yeni politikanın ilk sonuçları İngiliz basınında Doğu Anadolu'dan Ermenistan diye söz edilmesi, Doğu Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile İngiliz Konso- loslukları açılması, bölgedeki protestan misyonerlerin sayısının hızla artması ve Londra'da bir İngiliz-Ermeni Komitesinin kurulmasıyla görülmüştür.

    Rusya ve İngiltere'nin Ermenileri kendi emellerine nasıl alet ettikleri çok sayıda Ermeni ve yabancı kaynak tarafından da belgelenmiştir.

    Ermeni Patriği Horen Aşıkyan “Ermeni Tarihi” adlı eserinde şunları yazmıştır:
    "Türkiye'nin çeşitli yerlerine dağılmış çok sayıda protestan misyoner İngiltere lehine propaganda yapmakta, Ermenilerin İngiltere sayesinde muhtariyete kavuşacaklarını ileri sürmektedirler. Kurdukları okullar gizli tasarıların yuvasıdır."

    Ermeni din adamı Hrant Vartabed'e göre de "Osmanlı ülkesinde proteston topluluklar kurulması ve bunların İngiltere ve ABD tarafından himaye edilmesi uygarlık iddiasındaki Batılı güçlerin en kutsal duygu olan din duygusunu bile sömü- rmekten kaçınmadıklarını göstermektedir." Vartabed, Eçmiyazin Katolikos'u V. Kevork'u da Çarlık Rusyasına alet olmak ve Anadolu Ermenilerine ihanet etmekle suçlamıştır. (9)

    Bir başka teşhis İstanbul'daki Fransız Büyükelçisi Paul Cambon'a aittir. Cambon 1894'de Paris'e gönderdiği bir raporda şöyle demektedir.
    "Gladstone gayrîmemnun Ermenileri örgütlemiş, disiplin altına almış, onlara destek vaadinde bulunmuştur. Bundan sonra propaganda komitesi ilhamını aldığı Londra'ya yerleşmiştir."

    Jean-Paul Gamier şunları söylemektedir:
    "Millet-i Sadıka diye adlandırılan Ermeniler, Ruslar ve protestan misyonerlerce tahrik edilmiş ve Berlin Konferansına sanki zulüm görmüş bir halkmış gibi başvurmuşlardır. "

    Edgar Granville, "Rus tahrikinden önce Osmanlı ülkesinde hiç bir Ermeni hareketi olmadığını; Çar himayesinde bir Ermenistan gibi hayaller yüzünden masum insanların acı çektiklerini" kaydetmiş ve "asıl büyük canilerin Çarlar olduklarını", Ermeni hareketlerinin Doğu Anadulu’nun Rusya'ya ilhakını amaçladığını" vurgulamıştır.

    Ermeni yazar Kaprielian ”Ermeni Krizi ve Yeniden Doğuş" adlı kitabında "ihtilâl vaad ve telkinlerini Ruslara borçlu olduklarını" iftiharla belirtmiştir.

    Taşnak yayın organı Hairenik 28 Haziran 1918 tarihli sayısında şu itirafta bulunmaktadır;
    "Türkiye'deki Ermeniler arasında ihtilâlci ruhun uyanması Rus kışkırtmaları sonucudur. Rusya sınır halklarında her türlü merkezkaç eğilimi teşvik etmiştir."

    Bu gerçekler karşısında, Ermeni sorununun ardında emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğunu parçalama ve paylaşma politikalarının yattığını söylemek güç olmayacaktır.

    Bu politika çerçevesinde 1880'den itibaren Doğu Anadolu'da bazı Ermeni komiteleri kurulmaya başlamış, Van'da "Kara Haç" ve "Armenakan", Erzurum'da "Vatan Koruyucuları" adlı komiteler teşkil edilmiştir. Bu komiteler yerel düzeyde kalmış ve Osmanlı yönetiminden bir şikâyeti olmayan ve refah ve barış içinde yaşamaya devam eden Ermeni halkının büyük çoğunluğunun bu faaliyete rağbet etmemesi nedeniyle etkili olamamış ve zamanla varlıkları da sona ermiştir.

    Osmanlı Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete
    Geçirmek mümkün olmayınaca, bu kez bir başka yol denenmiş ve Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kururtulmuştur. Böylece 1887'de Cenevre'de Hınçak, 1890'da Tiflis’de Taşnak Komiteleriortaya çıkmıştır. Bu komitelere hedef olarak Anadolu toprakları ve amaç olarak Osmanlı Ermenilerini "kurtarmak" gösterilmiştir.

    Ermeni propagandasının bugünkü öncülerinden Louise Nalbandian Hınçak Komitesi için şöyle demektedir:
    “(Ermeni) Halkın(ın) duygularını harekete geçirmek için tahrik ve teröre ihtiyaç vardı. Halk, düşmanlarına karşı kışkırtılacak ve aynı düşmanın misilleme faaliyetinden yararlanılacaktı. Terör, halkı koru- mak ve Hınçak programına şüven duymasını sağlamak için bir yöntem olarak kullanılacaktı. Parti (komite), Osmanlı Hükümetini terorize etmeyi amaçlamıştı. Bu suretle rejimin prestiji azaltılacak ve tam anlamıyla dağılması için çaba harcanacaktı. Terörist taktiklerin tek odak noktası hükümet olmayacaktı. Hınçaklar, o sırada hükümet hesabına çalışan en tehlikeli Ermeni ve Türkleri öldürmek istiyor ve bütün casus ve muhbirleri yok etmeye çalışıyorlardı. Parti (komite), bütün bu terörist faaliyetlerde bulunabilmek üzere kendisine özgü bir kuruluş meydana getirecekti. "(10)

    K.S. Papazian ise Taşnak Komitesi hakkında şunları yazmaktadır:
    "Komitenin programı isyan yoluyla Türkiye Ermenistanı'na siyasî ve ekonomik özgürlük sağlamaktı... Komitenin 1892 yılında yapılan Genel Kurulunda kararlaştırılan programın 8. metodu Hükümet yöneticilerini ve hainleri terorize etmek, 11. metodu ise Hükümet kuruluşlarını tahrip etmek ve yağmalamaktı."(11)

    Taşnak kurucularından ve ideologlarından Dr. Jean Loris-Melikoff, "Komitenin çıkarlarının Ermeni toplumunun çıkarlarından önde geldiğini ve amaçların gerçekleşmesi uğruna zengin Ermenilerden terör yoluyla para toplandığını" kabul etmektedir.(12)

    Yine Taşnak ideologlarından Varandian, "History of the Dashnagtzoutune" (Paris, 1932) adlı kitabında aynı itiraflarda bulunmaktadır.

    Ermeni yazarların da açıkça kaydettikleri gibi amaç Anadolu'da isyanlar çıkarmak, yöntem ise terördür. Ermeni komiteleri bu programlarını uygulamaya koymak için zaman kaybetmemişler ve çeşitli ayaklanma girişimlerinde bulunmuşlardır.

    Ayaklanma teşebbüsleri önce Hınçaklardan gelmiş, daha sonra Taşnaklar da bu yolu izlemişlerdir. Bütün ayaklanma girişimlerinin ortak özelliği bunların Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitecilerle planlanmış ve gerçekleştirilmiş olmasıdır.

    İlk isyan 1890'daki Erzurum isyanıdır. Bunu yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'de Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'de Sasun isyanı, 1895'de Babıâli gösterisi ve Zeyfun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bannkasmın işgali, 1903'de 2. Saun isyanı, 1905'de Padişah Abdülhamid'e suikast teşebbüsü, 1909'da Adana isyanı takip etmiştir.

    Bütün bu isyan ve olaylar Ermeni komitelerince “Ermenilerin Türklerce katle- dilmesi” olarak tanıtılmış ve Batı ülkelerine, hiristiyan kamuoylarına bu şekilde yan- sıtılarak büyük bir gürültü koparılmıştır.. Bu amaçla hiç bir yalandan kaçınılmamış, olaylar tahrif edilmiştir. Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar dağılmış hristiyan misyonerler ile büyük devletlerin Konsoloslukları ve İstanbul'daki Büyükelçilikler bu progapandanın batı kamuoylarına iletilmesinde ve benimsenmesinde büyük bir rol oynamışlardır. Buna Batı basınının bu yoldaki yayınları da eklenince, hıristiyan kamuoyları Ermenilerin gerçeklerle hiç bir ilgisi bulunmayan mesajlarını benimsemeye başlamışlardır. Esasen, kendi devletlerinin politikaları da bu mesajların benimsenmesini gerektirmekteydi. Üstelik, Batı'ya göre bu "hristiyanlarla müslümanlar arasındaki bir çatışmaydı ve vahşi müslümanlar masum hristiyanları katletmekteydi." Öyle ise, yapılacak iş müslümanlara karşı hristiyan Ermenileri desteklemek ve himaye etmekti. Gerçekten de böyle yapılmıştır.

    Ancak meselenin aslının hiç de böyle olmadığı ve Ermeni komitelerinin bu propagandasının altında büyük devletleri Osmanlılara karşı silâhlı müdahaleye zorlamak amacının yattığı belgelerle sabittir.

    İstanbul'daki Ermeni Patriği daha 6 Aralık 1876'da İngiliz Büyükelçisi Elliot'a, "eğer Avrupa'nın bu işe müdahalesi ve dikkatinin çekilmesi için ihtilâl ve isyan çıkarmak lazımsa, bunu yapmanın hiç de zor bir şey olmadığını" söylemiştir.(13)

    İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi Currie 28 Mart 1894'de İngiliz Dışişlerine şu raporu göndermiştir:
    "Ermeni ihtilâlcilerin hedefi karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık vermesini temin etmek ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahale etmesini sağlamaktır. "(14)

    Erzurum'daki İngiliz Konsolosu Graves 28 Ocak 1895'de İstanbul'daki İngiliz Büyükelçiliğine yolladığı mesajda, "Komitelerin amaçlarının genel bir memnuniyetsizlik yaratarak Türk Hükümeti ve halkının kendilerine karşılık vermesini sağlamak ve yabancı güçlerin dikkatini Ermeni halkının hayalî acılarına, dolayısıyla durumu düzeltme gereğine çekmek" olduğunu bildirmiştir. (15)

    Yine Graves New York Herald Muhabiri Sydney Whitman'm "eğer bu memlekete hiç bir Ermeni komitecisi gelmemiş olsaydı ve Ermenileri isyana kışkırtmasay- dılar, bu çarpışmalar olur muydu ?" şeklindeki sorusuna şu yanıtı vermiştir:
    "Tabiî ki hayır, sanmam ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun. "(16)

    Van'daki İngiliz Muavin Konsolosu Williams 4 Mart 1896 tarihîi yazısında "Taşnak ve Hınçakların kendi vatandaşlarını terorize ettiklerini, aşırılık ve çılgınlıklarıyla müslüman halkı kışkırttıklarını, reformların uygulanması için girişilen tüm çabaları felce uğrattıklarını ve bütün Anadolu'da olup bitenlerden Ermeni komitelerinin cinayetlerinin sorumlu olduğunu" belirtmiştir. (17)

    Adana'daki İngiliz Başkonsolosu Doughty Wily 1909'daki bir raporunda "Ermenilerin yabancı müdahaleyi sağlamaya çalıştıklarını" yazmıştır.(18)

    Bitlis ve Van'da Rus Başkonsolosluğu yapan General Mayewski 1912 tarihli bir raporunda şunları kaydetmiştir:
    "1895 ve 1896 yıllarında Ermeni komiteleri Ermenilerle yerel halk arasında öyle bir kuşku yaydılar ki, bu bölgelerde herhangi bir reformun yürütülmesi imkânsız hale gelmişti. Ermeni din adamları hemen hemen hiç bir dinî eğitim gayreti içinde değillerdi. Buna karşılık, milliyetçilik fikirlerini yaymak için çok çalıştılar. Bu tür düşünceler esrarengiz manastırların duvarları içinde gelişti ve dinî görevlerin yerini hristiyanların müslümanlara olan düşmanlığı aldı. 1895 ve 1896 yıllarında Asya Türkiyesi'nin pek çok vilâyetinde çıkan ayaklanmaların sebebi ne Ermeni köylülerin büyük sefaleti, ne de maruz bulundukları baskı idi. Zira bu köylüler komşularından çok daha zengin ve mürehfehtiler. Ermenilerin ayaklanması şu üç sebepten ileri geliyordu:
    1. Bunların siyası konularda bilinen tekâmülleri,
    2. Ermeni kamuoyunda milliyetçilik, kurtuluş ve bağımsızlık fikirlerinin gelişmesi,
    3. Bu fikirlerin Batı hükümetlerince desteklenmesi ve Ermeni din adamlarının telkin ve çabalarıyla yayılması. "(19)

    Mayewski, Aralık 1912 tarihli bir başka raporunda, "Taşnak komitesinin Ermenilerle müslümanları birbirine düşürerek durumu karıştırmaya ve Rus müdahalesine zemin hazırlamaya çalıştığını" vurgulamıştır. (20)

    Nihayet, Taşnak ideologu Varandian "Avrupa'nın müdahalesini sağlamak istediklerini" itiraf etmiş(21) Papazian da "isyanların amacının Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletinin içişlerine karışmalarını sağlamak olduğunu" yazmıştır.(22)

    Ermeni komiteleri her isyanı, bu isyandan hemen sonra Avrupalıların müdahalede bulunacakları propagandasıyla çıkarmışlardır. Bu propagandaya komitecilerden bazıları da inanmış, Osmanlı Bankasının işgali olayında saatlerce İngiliz donanmasının gelişini gözleyen komiteci Armen Aknomi kaderine küserek intihar etmiştir.

    Gerek Ermeni yazar ve komitecilerin, gerek Ermenileri destekleyen İngiliz ve Rus diplomatlarının ifadelerinden de açıkça görüldüğü üzere, Ermeni ayaklanmasının nedeni ne sefalet, ne İslahat, ne de baskıya tâbi tutuldukları iddiasıdır. Ayaklanmanın nedeni Batılılar ile Rusya'nın Ermeni komiteleri ve kilisesi ile işbirliği halinde Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak istemeleridir.
    Osmanlılar ise bu isyanlar karşısında, her devletin yapacağını yapmışlar ve isyanları bastırmak için asilerin üzerine kuvvet göndermişlerdir. İsyanlar, Ermeni halkının çoğunluğunun komitelerin faaliyetini benimsememesi nedeniyle kısa sürede bastırılabilmiştir. Ancak, yukarıda da değinildiği gibi, her isyanın bastırılması yeni bir "katliam" olarak sunulmuştur.

    Yakalanan komiteci teröristler yine büyük devletlerin yardımıyla serbest bırakılmışlardır. Zeytun isyanının, Osmanlı Bankası işgalinin ve Padişah Abdülhamid'e yapılan suikast girişiminin elebaşları büyük devletlerin müdahaleleriyle ellerini kollarını sallayarak Osmanlı topraklarını terkedebilmişler, üstelik düzenlenen sahte pasaportlarla yeni cinayetler işlemek üzere tekrar geri dönebilmişlerdir.

    Ancak, gerek Ermeni komitelerinin, gerek büyük devletlerin gözden uzak tuttukları temel bir unsur vardır: Ermeniler adına talep edilen topraklarda yaşayan Ermeniler küçük bir azınlıktır.

    Ermenilerin üzerinde özerk bir Ermenistan kurulmasını istedikleri 6 doğu vilâyeti Erzurum, Bitlis, Van, Elaziz, Diyarbakır ve Sivas'tır. Ermeni toprak istekleri zamanla gelişecek ve Adana, Halep ve Trabzon'u da kapsayacaktır. Şimdi, Batı kaynakları içinde doğu illerinde Ermeni nüfusunu en yüksek gösteren Fransız Sarı Kitabını esas alarak bu vilâyetlerin nüfus yapıları ile Ermeni nüfusunun toplam nüfusa oranlarını görelim.

    Şehir adı -Toplam - Ermeni - Oranı %
    Erzurum - 645.702 / 134.967 / 20,90
    Bitlis - 398.625 / 131.390/ 32,96
    Van - 430.000 / 80.798 / 18,79
    Elaziz - 578.814 / 69.718 / 12,04
    Diyarbakır -471.462 / 79.129 / 16,78
    Sivas - 1.086.015 / 170.433 / 15,68
    Adana - 403.539 / 97.450 / 24,14
    Halep - 995.758 / 37.999 / 3,81
    Trabzon - 1.047.700 / 47.200 / 4,50

    Tablodan da anlaşılacağı üzere, Ermeniler bu vilâyetlerden hiç birinde nüfusun 1/3'ünü bile oluşturmamaktadırlar. Ermeni nüfusunun genel nüfusa oranı ise % 15'tir. Encyclopedia Britannica da 1910 baskısında bu oranı vermektedir!

    Burada, hayalî bir Ermenistan vaadiyle Ermenileri Osmanlı Devletine karşı kışkırtan Rusya'nın kendi ülkesinde Ermenilere nasıl muamele ettiğini ve asıl niyeti- nin ne olduğunu kısaca belirtmekte yarar görüyoruz.

    Rusya Kafkaslara indiğinde Kafkas Ermenîlerini Ruslaştırmayı ve ortodokslaştırmayı öngören bir politika izlemeye başlamıştır. Bu amaçla 1836'da Polijenia kanunu çıkarılmış, Eçmiyazin KatoliJcosluğunun yetkileri kısıtlanmış, Katolikos tayini Çarın görev alanına girmiştir. 1882'de Ermeni gazeteleri ile okulları kapatıl- mış, 1903'de ise bu kez Ermeni kilisesi, kurum ve okullarının mal varlığına el konul- muştur. Özetle, Rus Dışişleri Bakanı Lebonof Rostowski'nin ünlü deyimiyle "Ermenisiz bir Ermenistan" hedef alınmıştır. Bu deyimin, son yıllarda, bazı Ermeni yazarlarca Osmanlı Yönetimine atfedilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu husus da Ermeni propagandasının karakteri hakkında belirgin bir fikir verebilmektedir.

    Rusya'nın Ermenilere yaptığı baskı ve zulüm gerek Ermeni, gerek yabancı yazarlarca ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Biz şu iki örneği vermekle yetiniyoruz:
    Ermeni tarihçi Vartanyan "Ermeni Harekâtının Tarihi" adlı kitabında şunları yazmaktadır:
    "Osmanlı Ermenisi Çarlık Rusyası Ermenisine göre gelenek, din, edebiyat ve dil itibariyle tamamen serbestti"

    Edgar Granville de "Rus mezalimine karşı Ermenilerin tek sığınağının Osmanlı Devleti olduğunu '' kaydetmektedir.

    Rusya'nın asıl niyeti Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulmasını sağlamak değil, bu toprakları ilhak etmektir. I. Dünya Savaşı içinde yapılan Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılması anlaşmalarında Ermenilerin üzerinde muhtar bir devlet kurmayı hayal ettikleri topraklar Rusya ve Fransa arasında taksim edilmiştir. Rus Çarı da Eçmiyazin Katolikosuna "Rusya'da bir Ermeni meselesi olmadığını" söyleyerek Rus niyetini açıkça dile getirmiştir.

    Ermeni yazar Boryan bu hususu şu sözleriyle isabetle teşhis etmiştir:
    "Çarlık Rusyası hiç bir zaman Ermeni muhtariyetini sağlamak istememiştir. Bu nedenle Ermeni muhtariyeti için çalışan Ermeniler aslında Rusya'nın Doğu Anadolu'yu ele geçirmesi için Çarlık ajanı olarak faaliyet göstermişlerdir.''

    Öyle ise, Ruslar Ermenileri yıllarca aldatmışlar ve Ermeniler boş bir hayal peşinde koşmuşlardır.

    (8) URAS, Esat; a.g.e., sayfa 250 - 251.
    (9) SCHEMSI, Kara; a.g.e., sayfa 20 - 21.
    (10) NALBANDIAN, Louise; Armenian Revolutionary Movement, University of California Press,
    1963, sayfa 110-111.
    (11) PAPAZİAN, K.S.; Patriotism Perverted, Boston, Baikar Press, 1934, sayfa 14 -15.
    (12) LORIS-MELIKOFF, Dr. Jean; La Revolution Russe et les Nouvelles Republiques Transcaucasien-
    nes, Paris, 1920, sayfa 81.
    (13) İngiliz Dışişleri Arşivi, F.O. 424/46, sayfa 205 - 206, No. 336.
    (14) İngiliz Mavi Kitabı, No. 6 (1894), sayfa 57.
    (15) İngiliz Mavi Kitabı, No. 6 (1894), sayfa 222 - 223.
    (16) URAS, Esat; a.g.e., sayfa 426.
    (17) İngiliz Mavi Kitabı, No. 8 (1896), sayfa 108.
    (18) SCHEMSI, Kara; a.g.e., sayfa 11.
    (19) General MAYEWSKI; Statistique des Provinces de Van et de Bitlis» sayfa 11-13.
    (20) SCHEMSI, Kara; a.g.e., sayfa 11.
    (21) VARANDİAN, Mikayel; History of the Dashnagtzoutune, Paris, 1932, sayfa 302.
    (22) PAPAZİAN, K.S.; a.g.e., sayfa 19.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  3. #3
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    SORU 5. TÜRKLER ERMENİLERİ 1915'DE PLANLI VE SİSTEMLİ BİR SOYKIRIMA T&#194İ TUTMUŞLAR MIDIR?

    I. Dünya Savaşının başlaması ve Osmanlı Devletinin 1 Kasım 1914'de İtilâf Devletlerine karşı Almanların yanında savaşa girmesi Ermenilerce büyük bir fırsat olarak görülmüştür. Louse Nalbandian'ın belirttiği gibi, "Ermeni komiteleri için ivedi hedeflerini gerçekleştirecek topyekûn ayaklanmayı başlatmanın en uygun zamanı Osmanlıların savaş halinde olduğu zamandı. "(23)

    Komitelerin I. Dünya Savaşında faaliyete geçmesinden kuşkulanan Osmanlı Hükümeti, savaş öncesinde, 1914 Ağustosunda Erzurum'da Taşnak yöneticileriyle bir toplantı yapmıştır. Taşnaklar bu toplantıda Osmanlıların savaşa girmesi halinde sadık vatandaşlar olarak Osmanlı orduları safında görevlerini yerine getirecekleri vaadinde bulunmuşlardır. Bu vaadlerini tutmamışlardır, zira bu toplantıdan önce Haziran ayında yine Erzurum'da düzenlenen Taşnak Kongresinde Osmanlı Devletine karşı mücadelenin sürdürülmesi kararlaştırılmıştır(24).

    Rusya Ermenileri de Rus ordusuyla birlikte Osmanlı Devletine saldırma hazırlıklarına başlamışlar, Eçmiyazin Katolikosu ile Kafkas Genel Valisi Vranzof-Daşkof arasında "Rusya'nın Osmanlılara Ermeniler için yapılacak İslâhatı uygulattırması karşılığında, Rusya Ermenilerinin kayıtsız şartsız Rusya'yı desteklemeleri" yolunda mutabakata varılmış, (25) Katölikos daha sonra Tiflis'de Çar tarafından kabul edilmiş ve Çar'a "Anadolu'daki Ermenilerin kurtuluşunun ancak Türk egemenliğinden ayrılarak özerk bir Ermenistan teşkil etmeleri ve bu Ermenistan 'in Rusya'nın himayesiyle mümkün olabileceğini" bildirmiştir.(26) Rusya'nın niyeti ise Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu'yu ilhak etmektir.

    Rusya'nın Osmanlılara savaş ilân etmesi üzerine Taşnak Komitesi, yayın organı Horizon'da şu bildiriyi yayınlamıştır:
    "Ermeniler en küçük bir tereddüt göstermeden İtilâf Devletlerinin yanında yer almışlar, bütün güçlerini Rusya'nın emrine vermişler, ayrıca gönüllü alayları teşkil etmişlerdir”.(27)

    Taşnak Komitesi örgütüne de şu talimatı vermiştir:
    ''Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemesi halinde ise Ermeni askerler silâhlarıyla birlikte kıtalarını terkedecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir. "(28)

    Hınçak Komitesi de örgütüne gönderdiği talimatta, "komitenin bütün gücüyle mücadeleye katılarak İtilâf Devletlerinin ve özellikle Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Ermenistan, Kilikya, Kafkasya ve Azerbaycan'da zqferi temin için her türlü vasıta ile İtilâf Devletlerine yardım edeceğini" bildirmiştir. (29)

    Osmanlı Meclisinde Van mebusluğu yapan Papazyan ise bir bildiri yayınlaya- rak, "Kafkasya'da gönüllü Ermeni alaylarının hazır bulundurulmasını, bunların Rus ordularının öncüleri olarak Ermenilerin yaşadıkları bölgelerdeki kilit noktaları ele geçirmelerini ve Anadolu topraklarında ilerleyecek Ermeni alayları ile hemen birleşilmesini" istemiştir. (31)

    Bütün bu emirler fazlasıyla yerine getirilmiş, Rus kuvvetlerinin Osmanlı ve Rus Ermenilerinden kurulmuş gönüllü alayları öncülüğünde Doğu'dan Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte Osmanlı ordularındaki Ermeniler (burada II. Meşrutiyet döneminde çıkarılan .bir yasa ile Ermenilerin askere alınmalarının kabul edildiğini hatırlatalım) silâhlarıyla firar ederek Rus kuvvetlerine katılmışlar ya da çeteler kurmuşlar, yıllardır Ermeni ve misyoner okul ve kiliselerinde saklanan silâhlar ortaya çıkarılmış, askerlik şubeleri basılarak yeni silâhlar sağlanmıştır. Silâhlanan bu çeteler komitelerin "kurtulmak istiyorsan, önce komşunu öldür" talimatı üzerine, erkekler cephelerde olduğu için savunmasız kalan Türk şehir, kasaba ve köylerine saldırarak katliama girişmişler, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmuşlar, Osmanlı birliklerinin harekâtını engellemişler, ikmâl yollarını kesmişler, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmişler, şehirlerde ayaklanarak Rus işgalini kolaylaştırmışlardır.

    Rus kuvvetleri saflarındaki Ermeni gönüllü alaylarının yaptıkları zulüm o kadar ağır olmuştur ki, Rus komutanlığı bazı Ermeni birliklerini cepheden uzaklaştırarak geri hatlara sevketmek zorunluluğunu hissetmiştir. O dönemde Rus ordusunda görev yapan bazı subayların hatıratı bu zulme bütün açıklığıyla tanıklık etmektedir.(31)

    Ermeni katliamı yalnızca Türkleri hedef almamış, Trabzon dolaylarındaki Rumlar ve Hakkari dolaylarındaki Museviler de Ermeni çetelerince katledilmişlerdir. (32) Ermeni komitelerinin amacı bu topraklar üzerinde yaşayan Ermeniler dışındaki bütün unsurları yok etmek ya da göçe zorlamak ve böylece kurulması hayal edilen Ermeni Devletinde Ermenilerin çoğunlukta olmalarını sağlamaktır.

    Rus kuvvetleriyle birlikte sınırı ilk geçen Ermeni birliklerinin başında Armen Garo lakabıyla tanınan eski Osmanlı Mebusu Karekin Pastırmacıyan bulunmaktadır. Yine eski mebuslardan Murad lakabıyla bilinen Hamparsum Boyacıyan Ermeni çetelerinin başında cephe gerisinde Türk kasaba ve köylerine saldırmakta ve (fErmeni milleti için tehlike teşkil ettiklerinden Türk çocuklarının dahi öldürülmesini" emretmektedir. Bir diğer eski mebus Papazyan çeteleriyle Van, Bitlis ve Muş dolaylarını kasıp kavurmaktadır.

    Rus kuvvetlerinin 1915 Mart ayında bu kez Van yönünde harekâta geçmeleri üzerine 11 Nisan'da Van'da geniş çapta bir Ermeni isyanı başlamış, bu isyan sonucu Van Rusların eline düşmüştür. Rus Çarı II. Nikola Van'daki Ermeni komitesine 21 Nisan 1915'de bir telgraf göndererek, "Rusya'ya yaptığı hizmetler nedeniyle teşekkür etmiştir." ABD'de yayınlanan Ermeni gazetesi Goçnak 24 Mayıs 1915 tarihli sayısında "Van'dayalnızca 1.500 Türk'ün kaldığını" iftiharla bildirmiştir.

    Taşnak temsilcisinin 1915 Şubatında Tiflis'de toplanan Ermeni Milli Kongresinde yaptığı konuşmada, "Rusya'nın Osmanlı Ermenilerini silâhlandırmak, hazırlamak ve isyanlar çıkarmalarını sağlamak için savaştan önce 242.900 ruble verdiğini" söylemesi (33) Rus-Ermeni ittifakı ve Ermeni komitelerinin savaş öncesinde nasıl bir hazırlık içinde olduklarını bütün açıklığıyla gösterecek niteliktedir.
    Ermeniler, bu ayaklanmaları ve faaliyeti, Osmanlıların tehcir kararı üzerine girişilen bir meşru müdafaa olarak takdim etmek alışkanlığındadırlar. Oysa ortada henüz alınmış bir tehcir kararı yoktur ve isyanlar tehcirin değil, tehcir isyanların sonucudur.

    Bütün bunlar olup biterken İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazını zorlamakta, Osmanlı orduları Galiçya'dan Doğu Anadolu ve Irak'a kadar çeşitli cephelerde düşman kuvvetleriyle çarpışmaktadırlar.

    Osmanlı Hükümeti bu durum karşısında, önce, Ermeni Patriği, mebusları ve öndegelenlerini çağırarak Ermenilerin müslümanları katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını bildirmekle yetinmiş, bu sonuç vermeyince 24 Nisan 1915'de Ermeni komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklamıştır.

    Dışarıdaki Ermeni toplumlarının her yıl "katliam" yıldönümü diye andıkları 24 Nisan işte bu 235 kişinin tutuklandığı tarihtir.

    Osmanı Hükümeti maruz kaldığı bu büyük iç ve dış tehlikeler nedeniyle ben- zer tehlikelerle karşılaşan tüm ülkelerin almakta tereddüt göstermeyeceği bir önleme başvurarak, savaş bölgeleri yakınlarındaki Ermenileri daha güneydeki Osmanlı topraklarına, Suriye'ye tehcir etmiştir. Muvakkat Kanunun tarihi 27 Mayıs 1915'tir.

    Ermeni tarihçi Leo'nun da belirttiği gibi, Osmanlı Hükümeti "Rus kışkırtma- larına kapılarak ve Rus silâhlarına güvenerek karışıklık ve isyanlar çıkaran Ermeni komiteleri karşısında kendi varlığını korumak hakkını kullanmıştır.''

    Üstelik tehcir bir cezaî işlem değil, güvenlik nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesidir. Bir savaş halinde düşman ile işbirliği yaptığı sabit olmuş ve üstelik, bu işbirliğini bir iftihar vesilesi olarak gören toplulukların, zararlı faaliyetlerinin önlenmesi bakımından belirli bölgelerde mecburî ikamete tâbi tutulmaları itiraz edilecek bir husus da olmasa gerektir. Bu tedbir II. Dünya Savaşında bile bütün devletlerce uygulanmıştır.

    Kaldı ki, Osmanlı Hükümeti Ermenilerin tehcir sırasında zarar görmelerini önlemek için somut bir gayret de göstermiştir. Bu amaçla yayınlanan emirler bunun belirgin kanıtıdır:
    "Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerleşik ve nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canlan ve malları korunmalıdır; varışlarından yeni yurtlarına tamamiyle yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlardan karşılanmalıdır; bunlara daha önceki mali durumları ve halihazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır; ihtiyaç sahipleri için Hükümet evler yapmalı, çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum, alet, teçhizat temin etmelidir. "

    "Bu emrin tamamiyle Ermeni isyancı komitelerinin genişlemesine karşı bir önlem olması nedeniyle, Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişmelerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır. "

    Yeniden yerleştirilen Ermeni gruplarına refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapılacak, bunların yiyecek ve diğer ihtiyaçları sağlanacak, bu amaçla gerekecek harcamalar göçmenlere ayrılan hükümet tahsisatından karşılanacaktır. (36)

    "Göçmenlerin yoluculukları sırasında varış yerlerine kadar gerekli iaşeleri sağlanmalıdır... Yoksul göçmenlere yerleşebilmeleri için kredi verilmelidir. Yolculuk halindeki kişiler için kurulan kamplar muntazaman denetlenmelidir; bu kişilerin refahı için gerekli önlemler alınmalı, ayrıca asayiş ve güvenlikleri sağlanmalıdır. Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve sağlık durumları hergün doktor jarafından denetlenmelidir... Hasta, kadın ve çocuklar trenle, diğerleri ise dayanıklılıklarına göre katırla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmeli- dir. Her konvoya bir müfreze muhafız refakat etmeli, her konvoyun yiyecek malzemeleri varış yerine kadar korunmalıdır... Kamplarda veya yolculuk sırasında göçmenlere karşı bir saldırı vuku bulursa, bu saldırılar derhal püskürtülmelidir. "(37)

    Ermenilerin Doğu Anadolu'daki çarpışmalar ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur, esasen bunu kimse inkâr etmemektedir. Bir dünya savaşı, bir ayaklanma ve isyan ve bunun sonucu bir tehcir söz konusudur. Savaştan kaynakla- nan genel asayişsizlik ortamı ve şahsî kin ve intikam duyguları tehcir edilen kafilelerin bir takım saldırılara uğramasına neden olmuştur. Hükümet bu durumu elinden geldiğince önlemeye çalışmış ve sorumlu gördüğü kimseleri de cezalandırmıştır.

    Öte yandan, savaş günlerinin güç koşullarını, araç, yakıt, gıda, ilaç ve diğer imkânların yetersizliğini, ağır iklim şartlarını ve tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribatı da göz önünde tutmak gerekir. 90 bin kişilik bir Osmanlı kolordusunun Doğu cephesinde soğuk ve hastalıktan kırıldığı unutulmamalıdır.

    Cephelere uzak bölgelerde, hatta başkent İstanbul'da bile feci sıkıntılar çekilmiştir. Bu koşullar ve sıkıntılar yalnız Ermeniler için değil, bütün Osmanlılar için eşit şekilde geçerlidir ve uğranılan acılar herkes için ortak acılar olmuştur.

    Ermeni propaganda ve terör odaklarının bugün "XX. yüzyılın ilk soykırımı" diye ilân ettikleri olayın aslı işte bundan ibarettir.


    (23) NALBANDIAN, Louise; a.g.e., sayfa 111.
    (24) Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekât-ı Ihtilâliyesi, İstanbul, 1917, sayfa 144-146.
    (25) TCHALKOUCHIAN, Gr.; LeLivreRouge, Paris, 1919, sayfa 12.
    (26) TCHALKOUCHIAN, Gr.; a.g.e.
    (27) URAS, Esat; a.g.e., sayfa 594.
    (28) HOCAOĞLU, Mehmet; Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İstanbul, 1976, sayfa 570 - 571.
    (29) Ermeni Komitelerinin Amalve Harekât-ı îhtilâliyesi, sayfa 151-153.
    (30) URAS, Esat; a.g.e., sayfa 596 - 600.
    (31) örneğin "Journal de Guerre du Dewciime Re'giment d'Artillerie deForteresse d'Erziroum, 1919"
    (32) SCHEMSI, Kara; a.g.e., sayfa 41 - 49.
    (33) URAS, Esat; a.g.e., sayfa 604.
    (34) 1915 Mayıs tarihli Bakanlar Kurulu Talimatı, Başbakanlık Arşivi, İstanbul Meclis-i Vükelâ Mazba
    taları, Cilt 198, Karar No. 1331/163.
    (35) îngiliz Dışişleri Arşivi, F.O. 371/4241/170751.
    (36) İngiliz Dışişleri Arşivi, 371/9158/E 5523.
    (37) İngiliz Dışişleri Arşivi, 371/9158/5523.


    SORU 6. TALÂT PAŞA'NIN SOYKIRIMI EMREDEN GİZLİ TELGRAFI VAR MIDIR?

    "Soykırım" iddiasını bir Osmanlı politikasına bağlamaya heveslenen Ermeni propagandası, bir de bu yönde alınmış bir karar olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bunun için de bir formül bulunmuş ve Talât Paşa'ya atfedilen ve General Allenby komutasındaki kuvvetlerce Halep'de ele geçirildiği ileri sürülen bir takım telgraf örnekleri ortaya çıkarılmıştır. Bu telgrafların Nairn Bey adlı bir Osmanlı memurunda bulunduğu ve İngiliz işgalinin öngörülenden daha kısa sürede gerçekleşmesi nedeniyle Osmanlılarca imha edilemediği iddia olunmaktadır.

    Aram Andonian adlı bir Ermeni yazar bu telgrafların örneklerini 1920'de Paris'de yayınlamış, <38> ayrıca Tal&#226;t Paşa'yı Berlin'de katleden Tehlirian'ı yargılayan mahkemeye de vermiştir. Mahkemede bunlardan 5'i söz konusu edilmiş, ancak delil olarak kabul edilmedikleri gibi, otantik olup olmadıkları da herhangi bir karara bağlanmamıştır.

    Diğer Ermeni iddiaları gibi, bu iddianın da gerçekle bir ilgisi yoktur. Zira,
    a) Bu telgraflar 1922'de İngiltere'de Daily Telegraph gazetesinde yayınlan
    mıştır. (39) İngiliz Dışişleri Bakanlığı bunun &#252;zerine durumu işgal komutanlığından
    soruşturmuş ve sonunda bu belgelerin Allenby kuvvetlerince bulunmadığı, Paris'deki bir Ermeni grubunca icad edildiği anlaşılmıştır.
    b) Telgrafların kaleme alınış şekli ve yazıldıkları k&#226;ğıtlar Osmanlı belgeleri
    olmadıklarını açıkça göstermektedir.
    c) İngilizler ve Fransızlar İstanbul'un işgalinden sonra Ermenilere karşı girişilen "katliamın" sorumlularını cezalandırmak amacıyla tutuklamalara girişmişler, Osmanlı H&#252;rriyet ve İtil&#226;f H&#252;k&#252;meti, İttihat ve Terakki Partisi ve yöneticilerine olan d&#252;şmanlığı nedeniyle işgal kuvvetlerine bu hususta elinden gelen her t&#252;rl&#252; yardımı yapmıştır. Tutuklananlardan bir kısmı İstanbul'da yargılanmış, bir kısmı ise Malta'ya s&#252;r&#252;lm&#252;şt&#252;r.

    İstanbul'daki mahkeme İttihat ve Terakki'nin firardaki 4 yöneticisini gıyapla
    rında idama mahk&#251;m etmiş, ayrıca 3 kişiyi daha idam cezasına çarptırmıştır. Bu son idam cezalarının yalancı tanıkların ifadelerine dayanılarak verildiği daha sonra açığa çıkmıştır. İngilizler Malta'ya s&#252;rd&#252;kleri sanıklar aleyhine her yerde belge ve tanık aramaya girişmişler, Osmanlı H&#252;rriyet ve İtil&#226;f H&#252;k&#252;metinin de yardımlarına rağmen hiç bir belge bulunamamış, bunun &#252;zerine ABD arşivlerine m&#252;racaat edilmiştir. Bu arşivlerde de katliam iddialarını kanıtlayacak hiç bir belge bulunamamıştır.
    Vaşington'daki İngiliz B&#252;y&#252;kelçiliği bu konuda İngiliz Dışişlerine şu cevabı göndermiştir:
    "Malta*da tutuklu bulunan T&#252;rkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiç bir şey olmadığını bildirmekten &#252;z&#252;nt&#252; duyuyorum. Yeterli delil oluşturabilecek hiç bir somut vakıa mevcut değildir. Söz konusu raporlar, hiç bir surette, T&#252;rkler hakkında Majesteleri H&#252;k&#252;metinin halen elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva eder gör&#252;nmemektedir.'' ^
    İngiliz Dışişleri bu cevap karşısında ne yapılması gerekeceğini İngiliz Kraliyet Savcılığına sormuştur. Savcılığın yanıtı şöyledir:
    "Şimdiye kadar hiç bir şahitten, tutuklular hakkında yapılan suçlamaların doğruluğunu kanıtlayabilen bir ifade alınmış değildir. Esasen herhangi bir şahit bulunup bulunmayacağı da belli değildir... "(40)
    Sonuç olarak, Malta'daki tutuklular, kendilerine hiç bir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmaksızın 1921 sonlarında serbest bırakılmışlardır.
    İngilizler belge aramakla meşgul iken Andonian'dan kaynaklanan telgraflar bilinmektedir. İngilizlerin bu telgraflara rağbet etmemeleri bunların uydurma olduklarını bilmelerindendir.
    d) Tal&#226;t Paşa'nın Ermenilerin katledilmesini emrettiği ileri s&#252;r&#252;len telgrafıyla
    aynı tarihlerde gönderdiği başka gizli telgraflar da vardır. Bu telgraflar tehcir sıra-
    sında suç işleyecek görevlilerin cezalandırılmasına ilişkindir. Bir yandan Ermenilerin
    "katli" istenirken, diğer yandan da bu "katliamı" yapacak görevlilerin cezalandı-
    rılmaları talimatının verilmesinin izahı yoktur.
    e) Neareast Relief Society adlı Amerikan yardım kuruluşunun tehcir sırasında
    Ermenilere yardım etmek &#252;zere Anadolu'da görev yapmasına Osmanlı H&#252;k&#252;me-
    tince izin verilmiştir. ABD'nin İtil&#226;f Devletleri safında Osmanlılara karşı savaşa gir-
    mesinden sonra da bu kuruluşun Anadolu'da kalmasına m&#252;saade olunmuştur. Bu
    husus ABD B&#252;y&#252;kelçisi Elkus'un raporlarına da konu teşkil etmiştir.
    Bu durumda, eğer "katliam" erfıri verilmişse, Amerikan kuruluşunun faaliyet göstermesine ve "katliama" tanık olmasına nasıl m&#252;saade edilmiştir, yani, "biz Ermenileri katlediyoruz, siz de gelin seyredin" mi, denmiştir? Bunu herhalde mantıkla açıklamak imk&#226;nı bulunmamaktadır.

    f) İstanbul, Batı Anadolu ve Trakya'da oturan Ermeniler tehcir dışında bırakılmıştır. Hatta Orta Anadolu Ermenilerinden bile yerlerinde bırakılanlar olmuştur. Topyek&#251;n bir tehcir bile söz konusu olmadığına göre, "topyek&#251;n bir katliam" hiç iddia edilemeyecektir.

    Nihayet, eğer H&#252;k&#252;met Ermenileri topyek&#251;n imha etmek niyetinde olsaydı, herhalde bunu aylarca s&#252;ren bir tehcir yoluyla ve b&#252;t&#252;n devletlerin dikkatini &#252;zerine çekerek değil, Ermenilerin bulundukları yerlerde ve özellikle cephelere yakın bölgelerde çok kolay bir şekilde yapabilirdi.

    Gör&#252;ld&#252;ğ&#252; gibi, Ermenilerin sımsıkı sarıldıkları soykırım iddiası da yalandan başka bir şey değildir ve bir soykırım hiç bir zaman söz konusu olmamıştır.

    (38) ANDONİAN, Aram; Documents Offıciels concernant les Massacres arm&#251;nienş, Paris, 1920,
    Imprimerie Turabian.
    (39) Daily Telegraph, 29 Mayıs 1922.
    (40) Wasington'daki İngiliz B&#252;y&#252;kelçiliği, R.C. Craigie'den Lord Curzon'a, 13 Temmuz 1921, İngiliz
    Dışişleri Arşivi, 371/6504/8519.
    (41) 29 Temmuz 1921, İngiliz Dışişleri Arşivi, 371/6504/E 8745.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  4. #4
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    SORU 7. HAYATLARINI KAYBEDEN ERMENİLERİN SAYISI 1,5 MİLYON MUDUR?

    Ermeni propagandası bugün, soykırım diye tanımladığı olaylarda 1,5-2 milyon Ermeninin hayatını kaybettiğini iddia etmektedir.

    Ermeniler bu olaylarda önce 600 bin, sonra 800 bin Ermeninin öldüğünü ileri sürmüşler, bu sayı daha sonra sürekli olarak arttırılmış ve 1,5 milyona varılmıştır. Bu açık arttırmanın devam etmesine ve Ermeni çevrelerinin yarın, öbürgün ölü sayısını 2, hatta 3 milyona çıkarmalarına da şaşmamak gerekecektir. Nitekim, Ermeni kayıplarının 2 milyon olduğundan söz edilmeye başlanmıştır.

    Bu açık arttırmaya ne yazık ki ciddiyetleriyle tanınan bazı yayın organları da katılmaktadır. Örneğin Encyclopedia Britannica'nın 1918 baskısında ölen Ermenilerin sayısı 600 bin olarak kayıtlı iken, bu sayı 1968 baskısında 1,5 milyon olarak belirtilmiştir.

    Gerçek Ermeni kaybı nedir? Bunu kesin olarak tesbit etmeye elbette imkân yoktur. Ancak, ortada esas olarak alınabilecek temel bir veri vardır, bu da Osmanlı Devletinde o dönemdeki Ermeni nüfusudur.

    Osmanlı Devletindeki Ermeni nüfusu hakkında çeşitli rakamlar verilmektedir. Tahmin edilebileceği gibi, Ermeni kaynaklarınca açıklanan ya da bu kaynaklara dayanılarak ileri sürülen rakamlar daha yüksektir.

    Osmanlı Ermeni nüfusu hakkındaki bilgileri şöyle bi tablo halinde göstermek mümkündür:
    Ermeni Patrikhanesinin rakamlarını esas alan
    Ermeni asıllı Marcel Leart'a göre........................2.560.000
    Ermeni tarihçi Basmacıyan'a göre......................2.380.000
    Lozan Konferansına katılan Ermeni heyetine göre .2.250.000
    Ermeni tarihçi Kevork Aslan'a göre.....................1.800.000
    Fransız Sarı Kitabına göre................................1.555.000
    Encyclopedia Britannica'ya göre.......................1.500.000
    Ludovic de Constenson'a göre.........................1.400.000
    H.F.B.Lynch'egöre.........................................1.345.000
    Revue de Paris'ye göre...................................1.300.000
    Osmanlı istatistiklerine göre.............................1.295.000
    İngiliz Yıllığına göre........................................1.056.000

    Ermeni kaynaklı ve mübalağalı olduğu aşikar rakamları bir kenara bırakırsak, Batı kaynaklı rakamların 1.056.000 ile 1.555.000 arasında değiştiğini ve bunun ortalaması olan 1.300.000'in îiilî nüfus sayımına dayalı Osmanlı istatistikleriyle hemen hemen aynı olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle Osmanlı Ermeni nüfusunun 1.300.000 olduğunu söyleyebiliriz.

    Bu tablodan çıkarılacak ilk sonuç toplam Ermeni nüfusu 1.300.000 olduğuna göre, 1,5 milyon Ermeninin ölmüş olamayacağıdır. Demek ki, Ermeni propagandasının bu iddiasının da gerçekle bir ilgisi yoktur.

    Öyle ise gerçek Ermeni kaybı yaklaşık ne kadardır?

    Talât Paşa İttihat ve Terakki Partisinin son toplantısında Ermeni kaybının 300 bin olarak tahmin edildiğini söylemiştir.

    Fransız din adamı Monseigneur Touchet 1916 Şubatında Oeuvre d'Orient kurumunda verdiği bir konferansta 500 bin Ermeninin öldüğünün sanıldığını, ancak bunun abartılmış olabileceğini ifade etmiştir.

    Toynbee Ermeni kaybını 600 bin olarak göstermektedir. Encyclopedia Britan- nica'nın 1918 baskısında da aynı rakam vardır. Ermeniler de önce bu rakamı ileri sürmüşlerdir.

    Türkiye bakımından bu konudaki bir talihsizlik, mütareke sonrasında işbaşına gelen ve işgal kuvvetleriyle işbirliği yapan Osmanlı Hürriyet ve İtilâf Hükümetinin İttihat ve Terakki iktidarını mahkûm etmek amacıyla tehcirde 800 bin Ermeninin öldüğünü iddia etmesi olmuştur. İşgal kuvvetlerine yaranmak için uydurulan bu rakam Ermenilerin ölü sayısını yüksek göstermelerinde önemli bir rol oynamıştır.

    Bununla birlikte, gerçek Ermeni kaybı hakkındaki tahminler Talât Paşa'nın verdiği rakam civarındadır. Nitekim, İngiltere ve Fransa'nın da önce bu rakamı verdikleri bilinmektedir.

    Lozan Konferansına katılan Ermeni Heyeti Başkanı Bogos Nubar o sırada Türkiye'de hâlâ 280 bin Ermeni bulunduğunu, 700 bin Ermeninin ise başka ülkelere göç ettiğini söylemiştir. Bogos Nubar'ın bu hesabı doğru ise, toplam ermeni nüfusu 1.300.000 olduğuna göre, Ermeni kaybı yine 300 bin dolaylarındadır. Tehcire tâbi tutulmayan, savaş öncesi ve sırasında göç eden ve tehcirde menzillerine ulaşan Ermenilerin sayısı dikkate alındığında kayıp konusunda tekrar aynı sonuca varılmaktadır.
    i
    Ayrıca unutmamak gerekir ki, bu kayıp rakamına çete harekâtında veya düşman safında yer alarak ölenler de dahildir.

    Bu bahsi kapatırken, gerek Ermeni propagandasının, gerek Batı'daki bazı çevrelerin dikkate almayı ye değinmeyi düşünmedikleri bir konuyu, Türk kayıplarını hatırlatmak gerekir.

    Türk kayıpları Ermeni kayıplarından her halükârda çok daha yüksektir. Bogos Nubar'a inanmak gerekirse, Doğu Anadolu'daki müslüman nüfus açığı 1.400.000'dir.

    Görüldüğü gibi, ne sistemli bir soykırım, ne de 1,5 milyon Ermeninin ölmesi söz konusu değildir. Bunu iddia etmek tarihî gerçekleri saptırmaktan ve ölü istismarı yapmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

    SORU 8. SEVR ANLAŞMASI HÂLÂ GEÇERLİ MİDİR?

    Ermeni propagandası Sevr Anlaşmasının kendileri açısından hâlâ geçerli ve yürürlükte olduğunu iddia etmekte ve buna dayanarak Sevr'de öngörülen "Ermeni topraklarının" Ermenilere iadesi gerektiğini savunmaktadır.
    Bu anlaşmayı imzalayan devletlerin, anlaşmanın yürürlüğe giremeden ortadan kalktığını ve yerini Lozan Anlaşmasının aldığını imzalarıyla tasdik etmeleri muvacehesinde bu derece gülünç bir iddia nasıl mesmu olabilir, bilinemez. Ancak, bir de Ermenilerin devlet olarak kendi imzaladıkları anlaşmalar vardır.
    Bunların başında Batum Anlaşması gelir. Taşnaklar 28 Mayıs 1918'de Erivan'da bir Ermeni Cumhuriyeti ilân etmişler, Osmanlı Devleti Ermenilerle 4 Haziran 1918'de yaptığı Batum Anlaşması ile bu Cumhuriyeti tanımıştır.

    Ermeni Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hadisyan bu anlaşmadan sonra şunları söylemiştir:
    "Türkiye Ermenileri artık Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmayı düşünmüyorlar. Türkiye'deki Ermenilere ilişkin sorunlar Osmanlılar ile Ermeni Cumhuriyeti arasında görüşme konusu bile yapılamaz. Osmanlı İmparatorluğu ile Ermeni Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler mükemmeldir ve gelecekte de böyle olmalıdır. Bütün Ermeni siyasî partileri bu konuda aynı görüştedirler. Bu iyi komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesi Dışişleri Bakanı olduğum Ermeni Hükümetince izlenen programın başlıca noktalarından biridir. “ (42)

    Taşnak yayın organı Hairenik de 28 Haziran 1918 tarihli nüshasında şunları yazmıştır:
    "Rusya'nın Türkiye'ye karşı güttüğü düşmanca politika Kafkasya Ermenilerini de cesaretlendiriyordu. İki dost unsur arasındaki çatışmalara Kafkas Ermenileri neden oldu. Çok şükür ki, bu durum uzun sür- medi. Rus devrimi sonrasında Kafkasya Ermenileri selâmetlerinin yalnızca Türkiye'de olduğunu anladılar ve ellerini Türkiye'ye uzattılar. Türkiye de geçmişte olanları unutmak istedi ve uzatılan eli şövalye ruhuyla sıktı. Artık Ermeni sorununun çözümlenmiş ve tarihte kalmış olduğunu kabul ediyoruz. Yabancıların ajanı bir kaç maceraperestin eseri olan karşılıklı güvensizlik ve düşmanlık duyguları ortadan kalkmalıdır. (43)

    Bu ilginç beyanlardan şu sonuçları çıkarmamız mümkündür:
    a) Ermeni meselesi kapanmıştır.
    b) Olaylardan Türkler değil, Ruslar ve Ermeniler sorumludur.
    c) Bir haksızlık varsa, buna uğrayan Türklerdir.

    Görüldüğü gibi, bizim bugün söylediklerimizin doğru olduğu bundan 64 yıl önce, 1918'de Taşnaklar tarafından itiraf edilmiştir. Ancak bu açık itiraflara rağmen mesele Ermenilerce kapanmış sayılmayacak ve Ermeni çevreleri ilk fırsatta itiraflarım unutup eski hayallerinin peşinden gideceklerdir. Nitekim, Batum anlaşmasına rağmen Ermeni çete herakâtı devam etmiştir.

    Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşında yenilgiye uğraması ve 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesini imzalaması Ermenileri yeniden harekete geçirmiştir.
    Büyük hayaller peşinden koşan Taşnak denetimindeki Kafkas Ermeni Cumhuriyeti kuruluşunun 1. yıldönümü olan 28 Mayıs 1919'da "Türkiye Ermenistanı'nı ilhak ettiğini" açıklamıştır. Bu açıklama, İtilâf Devletleri dahil, hiç kimse tarafından ciddiye alınmamıştır.

    Sevr diktası ile sonuçlanan Paris Barış Konferansı Ermenistan'ın sınırları konusunu ABD Başkanı Wilson'un hakemliğine bırakmış, Wilson da General James G. Harbord başkanlığındaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1919 sonbaharında Türkiye'ye yollamıştır. 1919 Eylül ve Ekim aylarında Türkiye'de incelemeler yapın Harbord heyeti vardığı sonuçları bir rapor halinde ABD Kongresine sunmuştur. Gerçekleri yansıtan bu raporda, "Türkler ile Ermenilerin barış içinde yüzyıllarca yan yana yaşadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Türk köylerinin yakıldığı, savaşa giden Türk köylülerinden en çok % 20*sinin geri dönebildiği, I. Dünya Savaşının başlangıcında Ermenilerin Türkiye Ermenistanı denilen bölgelerde hiç bir zaman çoğunlukta olmadıkları, tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerleşim merkezinde dahi çoğunluğu oluşturamayacakları, geri dönen Ermenilerin tehlike içinde bulunmadıkları ve olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların doğru olmadığının tesbit edildiği" belirlenmiştir. (W ABD Kongresi bu rapor üzerine 1920 Nisanında Ermenistan'a mandater olunmasını reddetmiştir.

    10 Ağustos 1920'de Ermenileri bir.kez daha umutlandıran Sevr Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşma, Osmanlı Devletinin Ermenistan'ı özgür ve bağımsız bir devlet olarak tanımasını hükme bağlı>for, sınırın tesbitini ise Wilson'un hakemliğine bırakıyordu.

    Bilindiği üzere 10 Ağustos 1920'de Türkiye'de biri İstanbul'da Osmanlı Hükümeti, diğeri Ankara'da Meclis Hükümeti olmak üzere iki Hükümet bulunmaktadır.

    Sevr'i imzalayan Osmanlı Hükümetidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara Hükümeti "Ermeni Sorununu" kendi başına halledecektir.

    Mondros Mütarekesi sonrasında Fransızlar Adana vilâyetini, İngilizler de Urfa, Maraş ve Antep'i işgal etmişlerdi. Daha sonra İngilizler kendi işgal bölgelerini Fransızlara bırakmışlar ve Fransızların beraberlerinde getirerek Fransız üniforması giydirdikleri Ermeniler Türklere saldırmaya başlamışlardır. Bu zulüm Türklerin tepkisiyle karşılaşmış ve Fransız-Ermeni işgaline karşı Türk direnişi örgütlenmiştir. Bunun üzerine yine Türklerin Ermenileri katlettikleri propagandası başlamış, ancak başta Fransız komutanlığı olmak üzere bu kez Ermenilere kimse inanmamıştır.

    ABD Kongresinin Ermenistan için mandaterliği kabul etmemesinden sonra, Kafkas Ermeni Cumhuriyetine bağlı düzenli birlikler ve çeteler 1920 Haziranında Türkiye'ye karşı saldırıya geçmişler, Eylül'de bu kez Ankara Hükümeti karşı taarruz emretmiş ve Türk kuvvetleri Ermenileri ağır yenilgilere uğratarak Kars dahil bütün Türk topraklarını kurtarmışlar ve sınırı da aşarak Gümrü'ye girmişlerdir. Bu yenilgi karşısında Ermeni Hükümetinin barış istemesi üzerine 3 Aralık 1920'de Gümrü (Alexandropol) Anlaşması imzalanmıştır. Ermeniler bu anlaşma ile Sevr'in geçersiz olduğunu kabul etmişler ve Türkiye'ye yönelik toprak taleplerinden resmen vazgeçmişlerdir.

    Ancak bu anlaşma onaylanmadan Kızılordu Erivan'a girmiş ve Sovyet Ermeni Hükümeti kurulmuştur.

    Erivan'da yönetim Vratzian'ın 18 Şubat 1921'de giriştiği bir ayaklanma ile tekrar Taşnakların eline geçmiştir. Vratzian Hükümeti 18 Mart'ta Ankara'ya bir heyet göndererek Ankara Hükümetinden Bolşeviklere karşı yardım istemiştir. Tarihin ne garip cilvesidir ki, daha 2 yıl önce Doğu Anadolu topraklarını ilhak ettiğini açıklayan Taşnak Hükümeti bu kez varlığını devam ettirebilmek için Ankara'nın yardımını talep etmektedir.

    Bu Taşnak Hükümeti uzun ömürlü olamamış ve Soyvetler Erivan'da yeniden iktidarı ele geçirmişlerdir.

    Türkiye 16 Mart 1921'de Sovyetler Birliği ile Moskova Anlaşmasını imzalamış ve bugünkü Türk-Sovyet sınırı çizilmiştir. Bu anlaşmanın tamamlanması amacıyla bu kez 13 Ekim 1921'de Sovyet Ermenistanı ile Kars Anlaşması imzalanmıştır. Her iki anlaşmada da Sevr'in tanınmadığına ilişkin hükümler yer almaktadır. Böylece, Taşnak Hükümetinden sonra, Sovyet Ermeni Hükümeti de her türlü talep&n vazgeçmiş olmakta ve Sevr'in geçersizliği bir kez daha belgelenmektedir.

    Sovyet Ermenistanı Adalet ve İşçi Komiseri Şahverdof Kars Anlaşmasının imza töreninde yaptığı konuşmada, "bundan böyle bu iki milleti başkalarının çıkar- ları uğruna birbirlerinin üzerlerine saldırtmanın mümkün olamayacağını" vurgulamıştır.

    Doğu cephesinin bu şekilde tasfiye edilmesinden sonra, güney cephesi de 20 Ekim 1921'de Fransa ile imzalanan Ankara Anlaşması ile tasfiye edilmiş ve Fransız kuvvetleri beraberlerinde getirdikleri Ermeni lejyonunu ve mahallî komitecileri yanlarına alarak çekilmişler, mahallî Ermeni halkının büyük kısmını da adeta zorla beraber götürüp Lübnan'a yerleştirmişlerdir. Aynı olaya Hatay'ın anavatana katılmasında da şahit olunacaktır.

    Bogos Nubar başkanlığındaki Ermeni heyetini Lozan Konferansında da görüyoruz. Bu konferansta Türkiye'ye bu kez Ermeniler için "bir Türk genel vali yönetiminde bir bölge" teklif edilmiştir. Doğu cephesinin tasfiyesi ve Moskova ve Kars Anlaşmalarıyla Ermeni meselesini kapatan Türkiye tabiî ki bu öneriyi reddetmiştir.

    24 Temmuz 1923'de imzalanan ve Sevr'in yerini alan Lozan Anlaşmasında ise Ermeniler hakkında hiç bir hüküm bulunmamaktadır.

    Böylece mesele Lozan'da bütünüyle çözümlenmiş olmaktadır. Ermenilerin bugün Sevr'e dayalı olarak bir takım iddialarda bulunmaları da hiç bir anlam taşımamaktadır.

    Konuyu kapatırken, Sevr Anlaşmasının taraf ülkelerce onaylanmamış oldu- ğunu da hatırlatmak yerinde olur.


    (42) SCHEMSI, Kara; a.g.e., sayfa 31.
    (43) SCHEMSI, Kara; a.g.e., sayfa 31 - 32.
    (44) URAS, Esat; a.g.e., sayfa 682 - 683.


    SORU 9. TÜRKLER BUGÜN DE TÜRKİYE'DEKİ ERMENİLERİ BASKI ALTINDA MI TUTMAKTADIRLAR?

    Türkiye'deki Ermenilerin bugün de baskı altında tutuldukları iddiasıyla da sık sık karşılaşılmaktadır.

    Ermeni propaganda çevreleri bu iddiayı şu amaçlarla ileri sürmektedirler:
    a) "Ermeniye zulmeden Türk imajını" tarih içinde kesintisiz olarak sürdürerek bugüne kadar getirmek,
    b) Genç Ermeni kitlelerine uğrunda mücadele edilecek bir hedef göstermek,
    c) Propagandaya güncel bir nitelik kazandırmak,
    d) Yabancı ülkelere Türkiye'nin içişlerine müdahale imkânı sağlayabilmek.

    Bu iddia da, diğerleri gibi, hiç bir esasa dayanmamaktadır.

    Türkiye'deki 40-50 bin Ermeni vatandaşımız bugün hiç bir ayırıma tâbi tutulmadan, Türk vatandaşlarının sahip oldukları tüm hak ve özgürlüklerden eşit şekilde yararlanarak güven, huzur ve refah içinde yaşamaktadırlar.
    Kendi kiliselerinde özgürce ibadet etmekte, kendi okullarında kendi dilleriyle öğrenim görmekte, yine kendi dilleriyle yayın organları çıkarmakta, kendi derneklerinde sosyal ve kültürel faaliyetlerini sürdürmektedirler.

    Türkiye'deki Ermeni toplumu 30 okula, 17 hayır ve kültür derneğine, Jaipa-nak ve Marmara adlı 2 günlük gazeteye ve ayrıca bazı dergilere, Şişli ve Taksim adlı iki spor klübüne, çeşitli vakıflara ve sağlık kuruluşlarına sahip bulunmaktadır.

    Türkiye Ermenilerinin büyük çoğunluğu gregoryendir. Dini liderleri Şnork Kalustyan Türkiye Ermenileri Patriği unvanını taşımaktadır. Bu gregoryen çoğunluğun yanında katolik ve protestan Ermeniler de vardır, bunlar da kendi kiliselerine sahiptir.

    Ermeni vatandaşlarımızın çok büyük ekseriyeti İstanbul'da oturmaktadır. Bu nedenle kurumlarının büyük çoğunluğu da İstanbul'da bulunmaktadır.

    Hiç bir baskıya maruz kalmadıklarını, Türkiye'de yaşamaktan büyük bir memnunluk duyduklarını ve Türk vatandaşı olmakla iftihar ettiklerini her vesile ile dile getiren Ermeni vatandaşlarımız, yurtdışındaki Türk diplomatlarını hedef alan Ermeni terör örgütlerinin saldırılarını başta Patrik Kalustyan olmak üzere, her fırsatta şiddetle kınamakta, bu terörün yol açtığı acıları diğer Türklerle birlikte aynı ortak duygularla paylaşarak Ermeni propaganda ve terör odaklarına en etkili yanıtı bizzat vermektedirler.

    1 Kasım 1981 günü İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesinde şehit Türk diplomatlarının anısına düzenlenen ve Patrik Kalustyan tarafından yönetilen dinî ayin Türkiye Ermenilerinin Ermeni terörü karşısındaki kararlı tutumlarının açık bir örneğidir.

    Bu çerçevede, Patrik Kalustyan'm son olarak yaptığı iki beyana da değinmek istiyoruz. Patrik Kalustyan Avrupa Konseyinin Türkiye'deki azınlıklara baskı yapıldığı yolundaki son kararı üzerine 1982 Şubatında yayınladığı açıklamada, "Türkiye Ermenilerinin birer Türk vatandaşı olarak Türkiye'de huzur içinde yaşadıklarını ve her türlü inanç hürriyetinden yararlanarak dinî ayinlerini serbestçe yaptıklarını" vurgulamış, Los Angeles Başkonsolosumuz Kemal Arıkan'ın 28 Ocak 1982 günü Ermeni teröristlerce şehit edilmesi üzerine verdiği demeçte ise "Türk Ermenilerinin bu cinayeti her Türk vatandaşı gibi büyük bir üzüntüyle karşıladıklarını" ifade ile, "dışardaki Ermenileri bütün yasa dışı eylem ve cinayetlere karşı çıkmaya" çağırmıştır.

    Böylece, Ermeni propagandasının bu son iddiası hakettiği cevabı Türkiye Ermenilerinden almış olmaktadır.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  5. #5
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    SONSÖZ


    Ermeni propagandasının Türkiye'yi hedef alan temel iddialarım inceledikten sonra şu iki yargıya varmak mümkündür:
    1. Tarih süzgecinden geçirildiklerinde, bu iddiaların gerçek dışı oldukları ya
    da gerçeklerin saptırılmasına dayandırıldıkları açıkça ortaya çıkmaktadır.
    2. Ermeni propagandası bu zayıflığım bildiğinden, bu kez belgeler icad etmek
    yoluna gitmektedir.

    Bu iddiaların üzerine inşa edilen talepleri de kısaca görelim: Türkiye'nin sözde soykırımı tanıması, bu nedenle Ermenilere tazminat ödemesi ve sözde Ermeni toprakların Ermenilere iade etmesi.

    Bir "soykırım" olmadığına göre, Türkiye'nin mevcut olmayan bir şeyi kabul etmesi ve bu nedenle tazminat ödemesi nasıl beklenebilir? Üstelik, geçmiş olaylara mutlaka bir sorumlu aranacak ise, bu sorumlular önce Ermenileri kendi emellerine alet ederek boş vaadlerle kandıranlar, sonra bunlara kanarak Doğu Anadolu'yu kana boyayan Ermeni komiteleridir.

    Toprak taleplerine gelince, ne bu topraklar Ermeni toprağıdır, ne de Sevr geçerlidir. Türkiye'nin, İsmet Paşa'nın Lozan'da vurguladığı gibi, hiç kimseye toprak borcu yoktur. Ermeniler Doğu Anadolu'da Türklerle birlikte ve azınlık olarak yaşamışlardır. Bunu inkâr eden de yoktur. Ancak, belli bir tarih dilimi içinde belirli bir yerde yaşamış olmak hiç kimseye o topraklara sahip çıkma hakkım vermez. Her millet ya da topluluğun bir zamanlar yaşadığı topraklara dönmeye kalkışması ya da bunları talep etmesi halinde dünyanın nasıl bir manzara alacağı ortadadır. Kaldı ki, Ermenileri kovan da olmamıştır. Devlete karşı ayaklandıkları ve düşmanla işbirliği yaptıkları için ülke topraklarının bir yerinden diğer bir yerine sev- kedilmişlerdir. Ayrıca hepsi de bu işleme tâbi tutulmamıştır. Sevkedilenlerden geri dönenler de olmuştur. Bunlar için talihsizliği Fransızlar, İngilizler ya da Yunanlılar gibi işgalci güçlerin peşine takılarak gelmeleri teşkil etmiştir. Bir kısmı bu nedenle yine işgalcilerle birlikte Türkiye'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Bunun sorumlusu herhalde Türkler değildir.

    Propaganda ve terör odakları dışında kalan Ermenilere şunu hatırlatmakta yarar vardır: Ermeniler 100 yılı aşkm bir zamandır kendilerine yardım eder görünen herkes tarafından aldatılmaktadırlar. Kendilerine yardım eder görünüp çeşitli vaad- lerde bulunanların aslında özel çıkarları peşinde olduklarım ve Ermeni toplumunu ileri sürüp onları bu özel çıkarları uğruna telef ettirdiklerini hâlâ anlayamamışlarsa, cidden çok yazıktır.

    Türkiye toprakları üzerinde bir "Bağımsız Ermenistan" kurulması, makûl Ermeniler dahil, herkes tarafından bir hayâl olarak kabul edildiğine göre, bu hayâli Ermenistan adına işlenen cinayetler aslında bütünüyle bir dekordan ibaret değil midir? Ermeni toplumları daha ne kadar başkalarımn oyunlarına alet olacaklardır? Ermeni teröristler bu uğurda daha ne kadar kan dökeceklerdir? Bu soruların cevabım aramak da daha çok Ermeni toplumlarına düşmektedir, zira bu sözde dava kendi adlarına yürütülmektedir.

    Türkiye karşısındaki Ermeni propagandası ve terörünün hiç bir yere varması mümkün olmadığı gibi, gelecekte Ermeniler için geri tepen bir silâha dönüşmesi de olasıdır. Çünkü, genç Ermeni kuşaklarına aşılanan nefret, kin ve düşmanlık duygularının, günün birinde, heves ve emellerin boşluğunun bu gençlerce anlaşılması halinde, içe dönmesi tehlikesi vardır. Ermenilerin yakın geçmişi bu tür kanlı iç çatışmalarla doludur. Ermeni toplumlarının propaganda ve terör odaklarının dışında kalmaları, bu nedenle, her şeyden önce kendi yararlarına olacaktır.

    BİBLİYOGRAFYA


    Türk Kaynaklan
    CONGRES NATIONAL TURC, DOCUMENTS RELATIFS AUX ATROCITES COMMISES PAR LES ARMENIENS SUR LA POPULATION MUSULMANE, İstanbul, 1919.
    ERMENİ KOMİTELERİNİN AMAL VE HAREKÂT-IİHTİLÂLİYESİ, İstanbul, 1917. GÜRÜN, Kâmuran, ERMENİ DOSYASI, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1983.
    HOCAOĞLU, Mehmet, ARŞİV VESİKALARIYLA TARİHTE ERMENİ MEZALİMİ VE ERMENİLER, İstanbul, 1976.
    KARPAT, Kemal H., "Ottoman Population Records and the Census of 1881/82-1893", INTERNATIONAL JOURNAL OF MIDDLE EAST STUDIES, Vol. 9, sayfa 237 - 274.
    KOÇAŞ, Sadi, TARİH BOYUNCA ERMENİLER VE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ, Ankara, 1967.
    ÖZKAYA, İnayetullah Cemal, LE PEUPLE ARMENIEN ET LA TENTATIVE DE REDUIRE LE PEUPLE TURC EN SERVITUDE, İstanbul, 1971.
    RÜSTEM Bey, Ahmet, THE WORLD WAR AND THE TURCO-ARMENIAN QUESTION, Staempli and Co. Printing Office, Bern, 1918.
    SCHEMSI, Kara, TURCS ET ARMENIENS DEV ANT L'HISTOIRE, Imprimerie Nationale, Geneve, 1919.
    SONYEL, Salâhı R., "Yeni Belgelerin Işığı Altında Ermeni Tehcirleri", BELLETEN, Cilt 36, sayfa 31-69.
    SONYEL, Salâhi R., "Tehcir ve Kırımlar Konusunda Ermeni Propagandası Hristiyanlık Dünyasını Nasıl Aldattı ?", BELLETEN, Cilt 40, sayfa 137 -188.
    SONYEL, Salâhi R., DISPLACEMENT OF THE ARMENIANS, DOCUMENTS, Ankara, 1978. ŞİMŞİR, Bilâl N., MALTA SÜRGÜNLERİ, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1976.
    ŞİMŞİR, Bilâl N., BRITISH DOCUMENTS ON OTTOMAN ARMENIANS, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1982.
    THE NATIONAL CONGRESS OF TURKEY, THE TURCO-ARMENIAN QUESTION, A TURKISH POINT OF VIEW, İstanbul, 1919.
    TÜRK ERMENİLERİNDEN GERÇEKLER, Jamanak Yayını, İstanbul, 1980.
    URAS, Esat, TARİHTE ERMENİLER VE ERMENİ MESELESİ, Belge Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 1976.

    Ermeni Kaynaklan
    ANDONIAN, Aram, DOCUMENTS OFFICIELS CONCERNANT LES MASSACRES ARMENIENS, Paris, Delegation Nationale Armenienne, 1920.
    ANTRANIK SPEAKS, Paris, 1921.
    ASLAN, Kevork, L'ARMENIE ET LES ARMENIENS, Istanbul, 1914.
    BASMADJIAN, K.J., HISTOIRE MODERNE DES ARMENIENS, Paris, 1917.
    HOVANNISIAN, Richard, ARMENIA ON THE ROAD TO INDEPENDENCE, 1918, Los Angeles, 1967.
    HOVANNISIAN, Richard, THE REPUBLIC OF ARMENIA, 1918 -1919, Berkeley, Los Angeles, 1971.
    KACHAZNOUNI, Hov., ARMENIAN REVOLUTIONARY FEDERATION HAS NOTHING MORE TO DO, Vienna, 1923.
    KAPRIELIAN, LA CRISE ARMENIENNE ET LA RENAISSANCE, 1905.
    LEO, THE IDEOLOGY OF THE TURKISH ARMENIAN REVOLUTION, Paris, 1934 -1935.
    MATHIAS OF EDESSA, CHRONICLES
    MELIKOFF, Dr. Jean Loris, LA REVOLUTION RUSSE ET LES NOUVELLES REPUBLIQUES TRANSCAUCASIENNES, Librairie Felix Alcan, Paris, 1920.
    NALBANDIAN, Louise, ARMENIAN REVOLUTIONARY MOVEMENT, California University Press, 1963.
    PAPAZIAN, K.S., PATRIOTISM PERVERTED, Boston Baikar Press, 1934.
    SANJIAN, K. Avedis, THE ARMENIAN COMMUNITIES IN SYRIA UNDER OTTOMAN DOMINION, Cambridge, Mass., 1965.
    TCHALKOUCHIAN, GR., LE LIVRE ROUGE, Paris, 1919.
    VARANDIAN, Mikayel, HISTORY OF THE DASHNAGTZOUTUNE, Paris, 1932.

    Diğer Kaynaklar
    CARRIERS, Auguste, MOISE DE KHOREN ET LA GENEALOGIE PATRIARCALE, Paris,, 1896. DIXON-JOHNSON, <S.F., THE ARMENIANS, Northgate, Blackburn, 1916.
    GIBB, H.A.R. and BOWEN, Harold, ISLAMIC SOCIETY AND THE WEST, Oxford University Press, London and New York, 1951 -1957.
    GARNIER, Jean-Paul, LA FIN DE L'EMPIRE OTTOMAN, Paris, 1973.
    HARTILL, Leonard Ramsden, MEN ARE LIKE THAT, Bobbs Co., Indianapolis, 1928.
    HOWARD, Harry N., PARTITION OF TURKEY, New York, 1966.
    KAZEMZADEH, Feruz, STRUGGLE FOR TRANSCAUCASIA, Yale University Press, New Haven, Conn., 1951.
    LANGER, William L., THE DIPLOMACY OF IMPERIALISM, 2nd edition, Knopf, New York, 1956. GENERAL MAYEWSKI, LES MASSACRES D'ARMENIE, Petersburg, 1916.
    MCCARTHY, Justin, "Greek Statistics on the Ottoman Greek Population",
    INTERNATIONAL JOURNAL OF TURKISH STUDIES, Cilt I, 1980, s. 66 - 76.
    PRICE, Clair, THE REBIRTH OF TURKEY, New York, 1923.
    SHAW, Stanford J. and SHAW, Ezel K., HISTORY OF THE OTTOMAN EMPIRE AND MODERN TURKEY, Cambridge University Press, London, New York, 1976 -1977.
    SHAW, Stanford J., "The Ottoman Census System and Population", 1831 -1914,
    INTERNATIONAL JOURNAL OF MIDDLE EAST STUDIES, Cilt 9, (1978), s. 325 - 338.
    SYKES, Sir Mark, THE CALIPH'S LAST HERITAGE, 1915, London.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  6. #6
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Cevap: Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    Bu çalışma, Dış Politika Enstitüsü'nün 1983 yılındaki aynı isimli yayınından alınmıştır.

    Bu değerli kaynağı bizlerle paylaşan Sn. Serdar ATAKSOR'a teşekkür ve saygılarımla.

    EK BİLGİ: Sn. Serdar ATAKSOR, Çanakkale Savaşı gazisi Bnb. Halis ATAKSOR'un torunudur.
    Kişisel sitesi: www.ataksor.org
    Forumdaki konu başlığı: :Çanakkale Muharebelerinde Binbaşı Halis Bey

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  7. #7
    blackbuk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    642
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: Dokuz Soru ve Cevapta "Ermeni Sorunu"

    hocam klavyene sağlık. çok g&#252;zel bir paylaşım. ellerin dert görmesin.
    Devlet-i ebedi müddet!
    Sonsuza kadar ADALET!
    Sonsuza kadar DEVLET!
    Sonsuza kadar HÜRRİYET!
    Sonsuza kadar MİLLET!


 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •