• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    godart adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-11-2005
    Mesajlar
    3
    Karizma Gücü
    0

    SESSİZLİKTİ.. bir "an" a yazılan kısa bir öykü

    Sessizlikti

    Sessizdi… Çığlık çığlıktı… Yalnızlığı buruşuk çamaşırlar gibi hor görülmüştü. “Sende kendini yalnız mı sanıyorsun?” demişlerdi ona, gözlerini kara gözlüklerle örten adamlar. Üç kişiydiler. Kaç saattir oturuyordu burada, bu demirden bankta? Kaç martı geçmişti üstünden -akıp geçmişti-?.. Nereye koşturuyordu onca insan?.. Arkada, akvaryumların içinde kırmızı balık satıyorlardı. Simit ve ayran öylesine duruyordu ellerinde. Küçük bir ısırık aldı simitten, ayrandan bir yudum... O’nu düşledi... Neredeydi?.. Suyun kenarında uzun paltosu, daracık omuzları ve el örgüsü beresinin içine sıkışmış ve ayakta, o, şimdi neredeydi?
    Kalktı yürüdü… Demir köprüyü geçti, yokuşu tırmandı, meydana çıktı, sola döndü, dönemedi, büyük bir plazma gibi bekleşen insanlar karşıladı onu, yolunu tıkadı. Birisi yatıyordu yerde… Genç bir kadının kolu sarkıyordu… Kalabalık uğulduyordu… “Ölen kadın mı?.. Niye ölmüş?.. Vah vah pek de genç… Simitten de insan boğulurmuymuş canım!?. Sırtına vurun sırtına!.. Açılın ben doktorum!..”
    Kalabalıktan uzaklaştı, gözünün arka duvarında tanıdık gelen bir kolun ters görüntüsü… Bir alt sokaktan sola döndü… Sonra tekrar sola, küçük bir “U” çizdi… Güneş, bulutların arasında kaybedeceği bir savaşa başlamıştı… Café boştu… Camın kenarındaki kare masaya oturdu. Garson onu şöyle gözucuyla süzdü ama hemen yanına gelmedi, kahve makinasına su dolduruyordu…
    Gazetelerin durduğu raftan bir gazete aldı masasına döndü, dönerken garsona el hareketleriyle kahve istediğini işaret etti. Gazete dünün tarihini gösteriyordu. Olsun, zaten istediğiyde buydu. Kapak sayfasına bakmadan çevirdi, üçüncü sayfanın sol alt köşesinde aradığını buldu. “Yalnızlıklar Derneği basıldı. Dernek yöneticileri gözaltında…” Dernek başkanının siyah beyaz küçük bir fotoğrafı da basılmıştı… Kara gözlüklü adamların arasında sanki olanları bekliyormuşçasına alaylı bir tebessüm, uzun paltosu ve daracık omuzlarıyla o…
    Kahvesi gelmişti. Dışarda hafiften başlayan yağmur, soğuk havada çizik çizikti…
    “Seni yalnızlığıma alamam… Ona ihanet edemem.” demişti…
    Yalnızlığa nasıl ihanet edilebilirdi ki…
    Masada oturmuş karşısındaki boş sandalyeye bakıyor, onu düşlüyordu daracık omuzları ve uzun paltosuyla… Varmıydı aşkın mevsimleri… Ilık baharları ya da soğuk karakışları… Tekdüze bir mevsimmiydi aşk… Kıştan bir parça, yazdan bir parça, bahardan az, sonbahardan az daha… Elini uzattı sandalyenin sırtlığını okşadı belli belirsiz… Sigarasını yaktı. “Sigarayı bırakmalıyım” diye geçirdi içinden, sigarayı ve herşeyi… Gidip küçük bir sahil köyüne -kasabasına değil köyüne, kasaba ve kasabalılık ruhundan nefret ederdi- yerleşmeliydi… Bilgisayarını da götürürdü ve yazar dururdu, yazar dururdu işte… Olacağı buydu!.. Yazıp durmak… Ama ne için yazacaktı artık? Olmayan, olması da mümkün olmayan şeyler için mi?.. Neye yarayacaktı ki bu… Bu acıyı yazılanlar ve yazmak eylemi mi örtecekti kolayca?.. Boşuna bir kaçıştı bu biliyordu… Sustu, iç konuşmalarına ara verdi. Kahvesinden sıcak bir yudum içti. “Onunlada bu caféde tanışmıştık” diye düşündü. Yaz sonuydu, şimdi sandalyelerin ve taş barın üzerine muşambaların örtülü olduğu arka bahçede, yazın yemyeşil ve kocaman duran oysa şimdi yapraksız, kuru ve yapayalnız dallarıyla unutulmuş çağlardan kalmış gibi duran ağacın altındaki masada, kalabalıktan birlikte oturmak zorunda kalmışlardı. Nasılda tedirgin, nasılda hüzünlüydü… Hüzünlü insanların hep suskun oldukları düşünülürdü, oysa nasılda nasılda konuşkandı… Tedirginliğini, o narin kırılganlığını, o iç ezikliğini seslerde boğmak istercesine konuşuyordu… Ve birden kalkıp gitmişti…
    Gariptir, adını bile sormadığını o gittikten sonra farketmişti… O günden sonra hep bu caféye gelişi azıcıkta -hayır asıl sebebi- onu görmek isteği değilmiydi… O ayın sonuna kadar onu göremedi. Çok net anımsıyordu bir cuma günüydü, akşamüstü saat beş veya beş buçuktu, caféye yeni gelmiş oturacak yer arıyordu ki onu gördü… El sallıyordu… Düş olmalıydı ama düş devam ediyordu, sallanan elde… Masaya yaklaştı… “Merhaba. Seni bekliyordum.”… Sandalyeye, karşısına oturdu. Konuşamıyordu… Nice sonra, “Adın…Adın ne?” diye sorabildi. Onun gülümsediğini, sonra bu gülümsemenin kahkahaya dönüştüğünü gördü. Adını söyledi. Geçen zaman içinde bir ismin sahibine böylesine uyabileceğini görüp şaşıracaktı…
    Beş gün önceye kadar hergünleri birlikte geçmişti… Hep konuşmuşlardı… Neydi konuştukları?!. Şimdi bir türlü anımsayamadığı düşünceler, söylemler, tartıştıkları olaylar, garip durumlar, neydi? Neydi belleğinden yitip giden? Beş gün önceydi, yine cumaydı, “Seni Seviyorum” demişti ona ilk kez suyun kenarında bankta otururken, ellerinde simitleri ve ayranları… O hiç birşey dememişti önce… Ayağa kalkmış, suyun kenarına gitmiş, öylece durmuştu orada dakikalarca… Sonra rüzgâra karışıp yiten zayıf ama keskin bir fısıltıyla; “Yalnızlığıma ihanet edemem” demişti… Son sözleriydi onun, çekip gitmişti az sonra… Başka birşey söylemeden yürüyüp gitmişti… O ise, tüm gücü tükenmiş, bir evsiz, gidecek yeri olmayan ve kimsenin de onu istemediği bir sokak çocuğu gibi bankta otura kalmış, onu hiçbir yere götürmeyen ayakkabılarına bakakalmıştı… Ayran elinden düşmüş, simit kenarından ısırılmış olarak parmakuçlarında sıkışıp kalmıştı… İki gün sonra duymuştu sesini onun, ama bu kez televizyonda… İzinsiz olarak bir kütüphane basmış ve okuma salonunda sesli okuma eylemini gerçekleştirmişlerdi dernek üyeleriyle ve bu eylemin amacını anlatıyordu ona mikrofonu uzatmış muhabire. Dün de dernek merkezinin basıldığını duymuştu. Gözlerini gazetedeki resme dikti tekrar. Fotoğrafın altındaki yazıyı okudu parmakları harfleri okşarken; “Dernek Başkanı SADIK YALNIZ götürülürken…”. Gözleri diğer haberlere takıldı daha sonra. Onlara baktı boş boş… Sayfaları ardı sıra çevirdi bilinçsizce… Ölüm ilanlarının olduğu kısma geldi… Ölüm ilanları ışıklı reklam panoları gibi ışıldıyorlardı… Sol alt köşedeki çerçeveli ilana baktı. Önce anlamadı, tekrar baktı. İlanı yüksek sesle okudu :
    “Değerli yazarlarımızdan SEVGİ DÜZEN’i elim bir kaza sonucu kaybettik. Kederli dostlarının ve onu sevenlerin acısını paylaşıyoruz.
    “ SOL ANAHTARI YAYINEVİ ”
    İlanı bir kez daha okudu. Garson masaya gelmişti. Masadan fincanı alırken gözgöze geldiler… Garson boş gözlerle ona bakıyordu… O ise şaşkın “Ölmüşüm… Tam beş gün önce ölmüşüm… dedi… Garson hiçbir tepki vermedi…
    Fincanı aldı ve sırtını dönüp uzaklaştı… “Daha çok işim var” diye düşünüyordu… “Kahve makinasına su doldurmalıyım. Biraz sonra kapı açılır ve ilk müşteriler damlar… Hava çok güzel, güneşli bir bahar günü olacak… Evet evet! Kahve hazır olmalı!..” diye düşüncelerini eklemledi… “Kahve hep hazır olmalı!”…
    Ustaların açtığı yoldan
    Ustaların izinden
    Her ustanın kendi çırağı olduğu yerden

    [B]“dostlukla ve aşkla”[/B]

  2. #2
    Mathmaster adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-07-2005
    Mesajlar
    89
    Karizma Gücü
    0

    Cevap: SESSİZLİKTİ.. bir "an" a yazılan kısa bir öykü

    güzel, devam hocam...
    her gün biryerden göçmek ne iyi
    her gün bir yere konmak ne güzel
    bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
    dünle beraber gitti cancağızım
    ne kadar söz varsa düne ait
    şimdi yeni şeyler söylemek lazım...

    Mevlana

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. neyi merak ediyoruz"""forum üyeleri hakkında"""" (arak konu :M)
    TF Üyeleri-TF Olayları-TF Ekseni bölümünde SlamDunk tarafından açılmış
    Yanıt: 26
    Son Mesaj: 18.07.05, 13:50

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •